Ne var ki Türkiye’de kurulan ve kendilerini “muhafazar” ya da “mukaddesatçı” sıfatlarıyla anan partiler, iktidara geldikten sonra veya ellerine geçen ilk fırsatta, muhafaza etmeleri gereken edebiyat, musikî, mimarî ve benzeri zengin tarihi ve kültürel değerlerle bezenmiş “üstün” ve “süzülmüş” bir hayat tarzı yerine, ithal Arap ve Acem kültüründen derleme kaba ve “arabesk” bir hayat tarzını kabul ettirmeyi ve yerleştirmeyi; gelişim ve değişim yerine cumhuriyet öncesi hayatı, yani rejimi dönüştürmeyi bir siyasi proje kıldılar, kılıyorlar.