Herkesin ama özellikle her kadının okuması gereken bir kitap. Yorumlara takılmadan öyle ya da böyle önyargılarınızı bir süreliğine rafa kaldırıp lütfen okuyun.
Ne zaman beğenmediğim bir kitap okusam ardından güvenli bir liman ararım. Zweig de en güvendiklerimden biridir. Hani karlar yağdırmasa da havalar biraz bozdu sanki.
Bilemiyorum Kerkaporta açık unutulmasaydı da Bizans düşerdi. Biz Türkler çok şeyi doğru yapamasak da birkaç yüzyılda bir döneminin en büyük devlet adamını çıkartmışızdır. Fatih bence Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli hükümdarı. Arka kapak Zweig’in objektif anlatısından bahsediyor fakat daha ilk sayfada şöyle bir cümle var; ‘Genç Mehmet, yönetimi devralınca ne kadar acımasız ve ne kadar kararlı bir lider olduğunu ispatlayacak ilk eylemini gerçekleştirir.’ Tabi bu cümle kardeş katli üzerine söylenmiş, ben de kardeş katlini savunacak değilim fakat gerçekten bazı şeyleri dönemsel ve kendi içinde değerlendirmek gerek. Osmanlı hükümdarının kardeşi senin benim kardeşim değil, kardeş katli olayı da tam olarak yeni hükümdarın inisiyatifi değil zaten.
3 gün 3 gece yağmalanma konusuna girmek dahi istemiyorum.
Neyse, bir sürü efsaneye konu olan fethi kısacık da olsa Zweig’den okumak ayrı bir keyifti deyip konuyu kapatayım.
Açık ara farkla okuduğum en iyi Azra Kohen kitabıydı. Bence kendisi farklı yollardan ama hep aynı şeyi anlatıyor. Geçmişte, günümüzde ya da başka bir gezegende. Hepsi kıymetliydi ama Gör Beni’nin yeri ayrı olacak bende. Hele ‘İlmiye’ karakteriyle Muazzez hocaya kendisi henüz aramızdayken böyle güzel bir selam vermesi çok kıymetli.
Ben okurken çok yerde tüylerim diken diken oldu, çok yerde gözyaşlarım sel oldu... Kitapta birkaç kez geçiyor, ‘Böyle giderse iki nesil sonra çok iyi yerlerde olacaklar.’ deniyor bizim için. Olamadık o ayrı ama bir kısmımız hala çabada. Zaferden değil seferden sorumluyuz diye avutuyor muyuz kendimizi bilmiyorum ama bazen içim umut doluyor. Şu an o umut dolduğum anlardan...
İlk insanlık belirtisi işte buydu; Kendimizden başka bir canın iyiliği için hayata yalvardığımızda doğuyordu insanlığımız. Belki de bu yüzden habire doğuruyorduk, kendimizden başkasını sevebilme kabiliyeti geliştirebilelim diye...(s.235.)
‘Türk’ün dağa çıkmışına Kürt diyorlar. K ile T’nin yerini değiştir de bak. Kökten bağlı bunlar birbirlerine! Hele Çanakkale’den sonra bağları iyice güçlendi.(s.341)
Özentilik kıyafette, görüntüde değil, çelinen akılların değerlere sahip çıkamayan güçsüzlüğündeydi. (s.93)
Savaşın kazanıldığı bir ülkede yaşamak belki de şanstı ama savaşın kazanıldığı bir ülkede savaş sürerken savaşı yaşamayanlar sanki ebediyete kadar zaferden de mahrumdular. (s.233)
Gör BeniAkilah Azra Kohen · Everest Yayınları · 202019,3bin okunma
“Hasta biriyim ben... Huysuz adamın tekiyim. Çirkinim. Sanırım, karaciğerim hasta. Gelgelelim, bu hastalığımla ilgili en küçük bir bilgim yok, neremin hasta olduğunu da bilmiyorum. Tıp bilimine, doktorlara büyük saygı duymama karşın, tedavi olmuyorum. Şimdiye dek de hiç tedavi olmadım.”
Bir giriş anca hem bu kadar kasvetli hem de bu kadar cezbedici olabilirdi. Kitap roman olarak geçiyor ama bence roman değil. Hatıra hatta otobiyografi bile sayılabilir bence zira sürgünden dönüşünde yazdığı eserde öyle psikolojik çözümlemeleri var ki insan bunu yaşamadan tasavvur edemezmiş gibi geliyor bana.
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 2025159,3bin okunma
Kitapla ilgili yorum bulunmadığı için özellikle düşüncelerimi yazmak istedim. Günümüz şartlarında çocuklarımızı teknolojiden uzak tutmak mümkün değil. Doğru da değil zaten. Çağ ayak uydurabilmek ve bunu doğru kullanabilmek için ebeveynlere rehber niteliğinde bir kitap.
İçeriğinde bazı uygulamalardan da bahsediyor, şimdilik benim ihtiyacım olmasa da not aldım, ilerleyen zamanlarda kitap güncelleştirip yeni uygulamalar da eklenir diye düşünüyorum. (Hem çocukları koruma uygulamaları hem de oyun tavsiyeleri var.)
Ebeveyn ve öğretmenlerin mutlaka okuyup özümsemesi gerek bir kitap olduğunu düşünüyorum.