• İnsanı asıl öldüren kılıcı yemek değil, "Sende mi Brutus" demek mecburiyetinde kalmaktır.

    - Sabahattin Ali
  • 240 syf.
    ·2 günde·9/10
    Ahh! İhsan Oktay Anar ah!.. Keşke seninle tanışma ve sohbet etme fırsatım olsa. Sen anlatsan ben dinlesem ne güzel olurdu.
    Kitaptan önce yazar hakkında bir iki kelam etmek istiyorum. Çok zeki ve hayal gücü çok yüksek, yazarlığın hakkını sonuna kadar veren bir yazar. Onun yazdığı gibi yazabilmekte her babayiğidin harcı değil kanımca. O kadar ince göndermeler yapıyor ki hayranlığım bir kat daha artıyor. Kitabı okurken yüzünüzden tebessüm hiç eksik olmuyor. İsimler üzerinden verdiği mesajlar ayrı, tarihi olaylara yaptığı göndermeler apayrı. İsimler demişken daha önce yazarın eserlerini okuyanlar Uzun İhsan’ı mutlaka bilirler. Amat ve Suskunlar’da Uzun İhsan’ı göremeyince şaşırmıştım lakin bu kitabında yine bir İhsan’la karşı karşıyayız. Bu seferki İhsan Sait yani Âli İhsan.
    Kitabımız üç bölümden oluşuyor: Baba, oğul ve hayalet.
    İlk bölüm Ulu Hakanımızın bir sivrisineği kovalamasıyla başlıyor ve tahmin edileceği gibi İhsan hocamın o ince zekası ve üslubuyla devam ediyor.

    Oğul kısmında ise savaş ve savaş anında yaşananlar gözler önüne seriliyor tabiki hikayeden kopmadan. Başta bağımsız gibi görünsede aslında kitap sona doğru bir hazırlık ve bütünlük içerisinde.

    Hayalet kısmı ise tek kelime ile mükemmeldi. Nelere değinmemiş ve neleri eleştirmemiş ki? Ne Napolyon kalmış ne Hitler. Bir bakıyorsunuz Sezar, sende mi Brütüs deyivermiş :)
    Bu arada hocamın anlatımına ve diline aşina olanlar hemen fark edecektir bu kitapta argoya biraz fazlaca yer verilmiş. Anlaşılması açısından en hafif kısmından bir alıntı paylaşmak istiyorum ki rahatsız olacaklarını düşünenler hiç bu kitaba bulaşmasın :) Okumayı düşünenlere de keyifli okumalar diliyorum..

    “Burada rafadanları, rafine zazonları sevmeyiz,” dedi. “Ne o! Sinyale mi çıktınız?” İhsan Sait, “Hayır,” dedi. “Dolaşıyoruz sadece.” Kopuk ise, “ Bana sıkıp üfleme,” dedi. “Bunu kıçının hangi lobundan uydurdun!” İhsan Sait, “Gelmişken birini göreceğiz,” deyince, kopuk, “Aç karın, yüksek nalın, salın husyelerim salın!” dedi.. (s.97)
  • '' Sende mi ey! ..” demeyecek artık kimse
    Sezar sevinecek Brütüs şapka çıkaracak!






    Mustafa İslamoğlu
  • Öğretmenin tırnağı ile işaret ettiği yerden fazlasını öğrenmek, bir şeyler
    sormak, Oblomov'un aklından bile geçmezdi. Sınıfta tuttuğu notları şöyle bir
    okur geçer, iyice anlamadığı yerleri anlamak merakına düşmezdi. İstatistik, tarih
    ya da iktisat adını taşıyan kitaplardan bazı parçaları harfi harfine ezberlediği
    zaman pek keyiflenirdi. Ama Ştoltz onu derslerin dışında bir kitap okumaya
    zorlayınca içini çekerek, "Sende mi Brutus?" derdi.
    Bu kadar kitap okumak ona tabiata aykırı bir işkence geliyordu. "Bunca kâğıt,
    vakit, mürekkep harcanarak doldurulan bu yapraklar ne işe yarayacak? Bütün bu
    ders kitaplarından ne çıkacak? Ne diye altı yedi yıl bir yere kapanıp programlar,
    azarlar, dersler içinde ölesiye didinmek? Ne diye koşmaktan, oynamaktan,
    eğlenmekten zorla kendini yoksun etmeli? Bunun sonu yok ki...
    Ne zaman yaşayacağım ben? Bunlardan çoğu hayatta hiçbir işe yaramayacak.
    Çiftlikte iktisadın, cebirin, geometrinin bana ne yararı olacak?"
    Tarih ona yalnızca insanlığın ne kadar zavallı olduğunu öğretmişti: Bir
    dönemde insanlık felaketlere uğruyor, mutluluğunu yitiriyordu; sonra bütün
    gücüyle çalışıp çabalamaya koyuluyor, iyi günlere kavuşmak için türlü cefalara
    katlanıyordu. Nihayet tarihin bir döneminde insanlık rahata kavuşacak gibi oluyor; artık tarihin kendisi de rahat edecek, diyorsunuz. Nerede? Tekrar işler
    bozuluyor; her şeyin altı üstüne geliyor; insanoğlu yeniden çalışıp çabalamaya
    başlıyordu... Güzel günler bir türlü sürmüyor; hayat değişiyor, her şey durmadan bitip yeniden başlıyordu.
    İvan Gonçarov
    Sayfa 74 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları XXII. Basım
  • Ama günün birinde Sezar nâm bir paşa, ordusuyla alkışlar arasında Roma’ya girdi. Herkes onun iktidarı alıp ona buna çatarak
    zorbalık yapmak istediğini zannetmişti. Ama onun amacı iktidarı değil, çocukluğundan kalma Gülgoncası’nı almaktı. Fakat nerede ve kimde olduğunu bilmiyordu. Asker olmasına rağmen sormaya da cesareti yoktu, sadece
    senatoda moruklar onu bıçaklarken evlâtlığı Brütüs’e, ‘Sende mi Brütüs?’ diye sorabilmişti.
    İhsan Oktay Anar
    Sayfa 193 - İletişim Yayınları
  • 408 syf.
    BİR SEN VAR SENDE, SENDEN İÇERİ, SENİ SEN YAPAN...

    Öncelikle yolculuk uzun sürdü. Sıkıcı mıydı? Bazen sıkıldım, yalan yok. Sürekli bir bilgi bombardımanına tutulmak her zaman ilgi çekici gelmeyebilir. Ben de bu durumdan muzdarip oldum. Bazen aynı şeyleri tekrar tekrar okuyormuşum hissine kapıldım, bazen de aynı şeyleri gerçekten de tekrar tekrar okudum. Bu nedenle de bu muhteşem kitabın muhteşem puanını biraz kırmak durumunda kaldım. 2017 Wellcome Kitap Ödülü finalisti bu kitap. Birinciyi merak ediyorsanız işte burada: https://wellcomebookprize.org/past-prizes/2017
    Bu kitapla aynı yayınevinden, Yaşayanı Onarmak adıyla yayınlanmış. Diğer kitabı okumadım, diğer adayları da okumadım ama bazen okurken öyle bir ruh haline büründüm ki, "ulan şu kitap dururken birinciliği nasıl olur da başka kitaba verirsiniz?" demekten kendimi alamadım.

    Kapaktan, bazı okuyucuları irrite edecek bir detayla başlayalım: New York Times Bestseller. Biliyorum, bazı bestseller'lar reklam becerisiyle, başarılı tanıtımlarla ya da ünlü yazarların, yayıncıların, gazetelerin köpürtmeleriyle bir yerlere gelen kitaplardan oluşmakta ama bu durum, bilimle alakalı kitaplarda biraz daha geri planda kalıyor diye düşünüyorum. Kurgu kitaplarda yine işkillenmeye devam edebilirsiniz, hak veririm. Kapak resmi ise, işin iç yüzüne dair hafiften bir fragman sunmakta. İnsan bedeni ve her yeri siyah noktalarla bezeli. Yoksa bu insan evladı, her yerini saran bir hastalıkla mı pençeleşmekte? Hayır hayır. Sakin olalım. Kitap, mikrobiyotamızdan, bizi yataklara düşüren, organlarımızı veya uzuvlarımızı yitirmemize sebebiyet veren, hatta bizi öldüren mikroplardan ziyade, bizi biz yapan mikroplardan bahsetmekte. Ve böylece kafamızdaki mikrop algısını da yerle yeksan etmekte. "Devrim niteliğinde bir kitap" deyimi kullanılacak olsa, bu kitap için seve seve kullanırdım.

    Kitap, içerik olarak bilime meraklı okuyucuları cezbedecek düzeyde. Ama bazen bilimin içinden gelmeyen bir okuyucuda "ne okudum ben şimdi?" sorusunu da sorduracak düzeyde teknik bilgiye sahip. Ben okurken özellikle kurşun kalemimi yanımdan hiç eksik etmedim ve sayfa sayfa altını çizdiğim, alıntıladığım, yıldızladığım ve de birçok bitki, hayvan, virüs ve bakteri adı işaretlediğim bir okuma deneyimi yaşadım. Herhalde bu da benim gibi, kitaplarını çizmekten dahi imtina eden bir okur için apayrı bir deneyim oldu. Ama verimli olması adına, eğer bu kitabı okursanız size de bunu yapmanızı tavsiye ederim.

    Bilim kitaplarında spoiler gibi bir durumun olmayacağının rahatlığında olarak ve de kitabı okumamış olan okurların ağzına da birer parmak bal çalmak adına, kitaptaki birkaç ilgi çekici kısımdan bahsetmek gerektiğine inanıyorum. Mesela, insanlarda hastalık etkeni olan bakteri türlerinin sayısı 100'ü geçmez. Fakat bedenimiz trilyonlarca bakteriye ev sahipliği yapar. Bağışıklık sistemi, vücudumuz patojenler tarafından saldırıya uğradığında devreye giren bir askeri birlik değil, vücudumuzdaki mikropların uyum içinde olmalarını sağlayan uzlaştırıcı rolündedir. Bizim için yararlı olan bakteriler, işler değiştiğinde bizi sırtımızdan vuracak Brütüs'lere dönüşebilirler. Hatta işler sarpa sardığında, tüm mikrobiyotamız bize karşı cephe alabilir (disbiyoz). Mikropların davranışlarımızı, ruh halimizi, vücut yapımızı vs. nasıl şekillendirdiğini ise hiç anlatmıyorum. Ve dahası, burada sadece insan vücudundan bahseden başlıklardan bahsettik. Doğada mikroplar ile alakalı daha neler var neler...

    İçeriği dopdolu bir kitaba içeriği dopdolu bir de inceleme yazmak, bana kalırsa kitaptan rol çalmaya yeltenmek olur. İyisi mi ben incelemeyi burada sonlandırayım, siz de mikroplarınızı sevin ;) Bu arada, kitabın ilgi çekici sloganı olan "Bu kitabı okuduktan sonra muhtemelen bir 'favori mikrop'unuz olacak" kısmının hakkını verecek olursak, benim favori mikrobum olabilecekken, hemcinslerime savaş açışı sebebiyle favoriliği kıl payı kaçıran ama ilgimi de fazlasıyla çeken Wolbachia'yı seçiyorum.