• Vazgeçtim.
    Sevmekten değil lâkin,
    Sevgimle toprağı çapalamaktan,
    Belki seversin diye çabalamaktan.
    Zaten...
    Seni sevmek, vazgeçilecek şey değil.
    Sensizlik yanıbaşımdaki düşmanken,
    Senden vazgeçmek bir intihar girişimi.
    Ben çabalamaktan vazgeçiyorum inan.
    Bu denizin dalgasından vazgeçmek gibi.
    Denizi halâ çok seviyorum lâkin,
    Artık dalgası yoruyor beni, seni.
    Kıyıya çekildim, seyrediyorum sevdiğim.
    Bekleyeceğim şimdilik,
    Dalganın seni bana getirmesini.
    Belki sonra beklemekten de vazgeçerim.
    Beklemek de yoruyor tabii.
    Fakat daima severim seni.
    Gönlüm bir bundan vazgeçmez bilirim.
    Sana olan sevgimi öyle iyi besledim ki,
    Beni bile güçlendirdi ve yüceltti sevdiğim.
    Yani seni sevmekle kendimi sevmek bir.
    Söylesene kendimi sevmekten nasıl vazgeçerim şimdi ?

    ☆~ Gizem Kurnaz ~☆
  • Parka gidecekmiş iki gözümün çiçeği
    Seni sensiz de severim sıkıntı TINNE....

    Bayır gülü 💙
  • Bu kadar yürekten çağırma beni!
    Bir gece ansızın gelebilirim.
    Beni bekliyorsan, uyumamışsan,
    Sevinçten kapında ölebilirim.

    Belki de hayata yeni başlarım,
    İçimde küllenen kor alevlenir,
    Bakarsın hiç gitmem kölen olurum,
    Belki de seversin beni kim bilir.

    Kal dersen, dağlarca severim seni,
    Bir deniz olurum ayaklarında,
    Aşk bu özleyiş bu, hiç belli olmaz,
    Kalbim duruverir dudaklarında.

    Ya da unuturum kim olduğumu,
    Hatırlamam belki adımı bile,
    Belki de çıldırır, deli olurum,
    Sana kavuşmanın heyacanıyla...

    Aşk bu, bilinir mi nereye varır,
    Ne durdurur özlemini, seveni...
    Bakarsın ansızın gelebilirim,
    Bu kadar yürekten çağırma beni.

    Ümit Yaşar Oğuzcan
  • ben seni beni sevmesen de severim
  • Geceyarısı, karanlık bir bozkırda 
    Işıklar içinde akan bir tren kadar yalnızım 
    içinde onca insan, içinde dünya... 
    Soluk soluğa, demirden bir ırmağa mahkum 
    Ve bilmeyen sonsuzluk nedir, 
    Haklı olan kim bu kargaşada? 
    Ateş ve su, yaşam ve ölüm, irin ve şiir 
    Ucu bucağı olmayan bu çığlıgın 
    Ortasında nasıl barışılabilir? 
    Anlamak isterim, hangi yasa 
    Bir beşikle bir darağacını 
    Aynı ağaçtan, ne adına varedebilir? 

    Sorular sormak için geldim şu dünyaya 
    Yasım acıların yasıdır 
    Boynumu üzgün bir çiçek gibi kırıp da 
    Yollara düştüğümde, başımda deniz köpüklerinden 
    Ya da sabah yellerinden bir taçla 
    Yürüdüğüme inanırdım - yanılırdım 
    Geceyi günle, acıyı sevinçle kardığım 
    Bu söylencenin bir yerinde durakladım 
    Ve anlatamadım, konuşamadım bir daha. 

    Acını ödünç ver bana, gözyaşlarını 
    Damarlarında uyuyan sevinci ödünç ver 
    Yitirdim çünkü onları da.. 
    İlenmiyorum, el çırpmıyorum artık 
    Ne aklımda yaşadıklarım üstüne düşünceler 
    Ne de geleceğime dair bir tasa. 
    Gelirken çan çalmıyor yalnızlık 
    Bir adam, bir sokak, bir ev 
    Yüzler, gülüşler, susuşlar boyunca 

    Soruların vardı senin, ne çok soruların 
    Gözlerin dünyayı eleyip dururdu boyuna 
    Bir fısıltı gibi başladı sevgim 
    Çığlık oldu, kağıtlarda çiçek açtı sonra 
    Sonrası...Mutlu bile olduk bazı 
    Artık sen yadsısan da ne kadar 
    Ya da ben bilmiyorum mutluluk nedir 
    Anlatsın yollar, yollar, yollar... 

    Şimdi gece, soluğumu verdim içime 
    Az önce kağıtlara gül kuruları serptim 
    Dolaplardan kekik, nane kokuları çıkardım 
    Öylece serptim, seni yazacağım diye 
    Sen ki, deniz görmemiş bir deniz kızısın 
    Aklımın almadığı bir yerde, öylesin 
    Şimdi gece, iki kişilik bu yalnızlık 
    Bize artık yeter de artar bile... 

    Dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağın 
    En yakın dostlarımın birer birer 
    Vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların 
    Ölümünü gördüm, ama kimse 
    İnandıramaz beni öldüğüne sevgilerin! 
    Yaşam ki bir kum saatidir usulca akan 
    Dolan sevgilerimizdir biz boşaldıkca 
    Yaşımız biraz da sevgilerimizin akranıdır 
    Vereceğimiz tek şey budur dünyaya. 

    Şu dağılgan yüreğimi, şu köpüklere imrenen 
    Yüreğimi bir gün yollara atarsam 
    Bir gün bir nehir yataklarına dolarsam, korkarım 
    Suyumun çoğu senden yana akacak 
    Bütün sözcüklere adını ekleyeceğim 
    Güldeniz, Gülekmek, Gülyağmur, Gülşarap 
    Gülaşk, Gülşiir, Gülahmet, Gülerhan 
    Ey gül yaşamım, yitip giden düşlerim! 

    Gecelerdi, solgun - sessiz tüterdi yüzün 
    Yatağımda bir kımıltıydın, dilimde türkü 
    Uykusunda konuşurken sesini öptüğüm 
    Varmak için beyninin kıvrak dağ yollarına 
    Kokundu, bedenimi saran o ince buğu 
    Esintisinde usul usul yürüdüğüm 
    Ki değişmem yaseminlerle, portakal ağaçlarıyla.. 

    Sanki bir kız yürürdü yollarda 
    Evimin sokağına girer, paspasa ayaklarını silerdi 
    Kapımı açardı gümüş bir anahtarla 
    Sanki hep gelirdi, sevişirdik bazı, konuşurduk 
    Tozlu kitapların yığıldığı odalarda 
    Kalırdı duvarlarda gülüşünden bir tını 
    Yatağımda bedeninden bir oyuk. 

    Benimse ellerim titrerdi, alnının aklığından 
    Saçlarına saçlarına doğru titrerdi 
    Şimdi kağıtların üstünde gidip gelen ellerim 
    Titremiyor artık , yolunu biliyor şimdi 
    Geceyarılarını çoktan geçti. 
    Bu şiir bitmeyince varolmayacak ellerim 
    Ellerim uykusuz, ellerim geberesiye yalnız 
    Süzülüp alçalıyor karanlığa doğru. 

    Bütün yaşamım seninle geçiyor belleğimden 
    Seninle var ve seninle sürüp gidecek artık 
    Bir akdeniz kentinde limon koklayan 
    Ve hep ufkun ardına bakan çocuk 
    Acıyı buldu sonunda, kanayan bir gülden 
    Çaldı yüzünü bir yaşamlık 
    Geçer şimdi dumanlı bir kentin sokaklarından 
    Şaire çıkar adı - az buçuk kaçık. 

    Yeryüzünden silinmiş ırkların sonuncusuyum ben 
    Oturup da şimdi aşk şiiri yazmam bundan 
    Gülsün köpek sürüsü, lime lime edip 
    Bu dizeleri, satsınlar haraç-mezat 
    Doğru, benden sonra da tufan kopmayacak 
    Ama haykıracağim laflarını tuzla kesip 
    Yitip giden bu aşkı, nefesim tükenene dek. 

    Beynime bir sarkaç gibi vuruyor sorular


    Neresinde yanıldık biz bu yaşamın? 
    Hangi el bozdu büyüyü, hangi yazı 
    Acılara hüküm verdi, soldan sağa taşarak? 
    Kalbimde yıllardır kabuk bağladı yaralar 
    Ödüm kopuyor, bir gün hepsi birden kanamaya başlayacak diye 
    Yenilmeyeceğim, boyun eğmeyeceğim hiçbir şeye 
    Hep direnen bir yanım kalacak 
    Adımın soluk izi, acının seyir defterinde. 

    şimdi gece, bindokuzyuzseksenikiyle 
    Üçyüzaltmışbeşi çarp - oradayım işte 
    Yorgun değilim, umarsızım yalnızca 
    Geçmişle geleceğin öpüştüğü yerde bir nokta 
    Gibiyim ve çoktan dürüldü defterim 
    Uçurumlar üstünde uçuşur dizelerim 
    Onlara köprü olacak bir beden yoksa da.. 

    Bu benim yalnızlığım, dalsızlığım benim 
    Kana kana içtiğim çeşmelerden susayarak ayrılmak 
    Titreyen bir ışık karanlıklarda 
    Onu kim görebilir, kim tanıyabilir? 
    Sonuda hep bir soruyla karşı karşıya kalmak 
    Boynumun borcu bu, ödenmedi yıllardır. 

    Her aşktan böyle bir şiir kaldı bende 
    Yaşamımın bir dilimini özetleyen 
    Unutuşun çiçekleri bunun için hiç açmıyor 
    Donuyor bir gülüş tek bir dizede 
    Yaşanmış yüzlerce anı, buruk bir özlem 
    Çivileniyor beynimin bir yerlerine 
    Geride -hayır- acılar filan da kalmıyor 
    Bir boşluk yalnızca, uçurumlara özenen. 

    Nefret ediyorum ve seviyorum seni 
    Girdiğin bütün kapıları açık bırak 
    Birazdan git diyebilirim çünkü.. 
    Çağım yalnız bırakmıyor beni, ellerini 
    Tutuşumda, usulca öpüşümde dudağını 
    Çağım aramızda çekilen kanlı bir bayrak 
    Uzayan, akan bir irin yolu gibi. 

    Sözcükleri güden çobanları var kalbimin 
    Beynimin yaşamı saran kıskaçları 
    Bitsin dediğim yerde bunun için başlıyorum 
    Yitirdiğim her şeye dönüp de bakmam bundan 
    Sensin yalnızlığa uzanan yolların düğüm yeri 
    Ama şu anda içimde öyle çoğulsun ki 
    Böyle irkilmezdim dünyayı kucaklasam. 

    Çapraz yalnızlıklar astım göğsüme 
    Yollarda bir savaşçı gibi yürüdüğüm doğrudur 
    Gözlerle, dillerle kuşatılmış bir ülke 
    kalbimdir ona tek sınır 
    Susmayı bunun için severim bir çığlık gibi 
    Donup kalır sesim kendi göğünde 
    Onu ne anlayan, ne de duyan bulunur. 

    Yaşamım sonsuz bir hac yolculuğuna dönüşüyor burada 
    Kendi içimde ya da uzak yollarda 
    Bulduğum ve yitirdiğim bütün varlıklar 
    Bir mozayiğe biçim veriyorlar sessizce.. 
    Bende dünyanın acısıyla sevinci öpüşüyor 
    Irmakların birleştiği o nokta benim 
    İtilip tekmelendiğim bütün kapılarda 
    Bana atılan her taş şimdi çiçek açıyor. 

    Bir gün anlarsın beni neden suskunum 
    Dünya içimde konuşurken böyle 
    Bedenimi aşıyor yorgunluğum 
    Karşında oturduğum masalardan dökülüp saçılıyor 
    Bu öyle bir çığlık ki, susuşlar kalıyor geride 
    Ondan öte her söz bir saçmalığı büyütüyor. 

    Adını çoktan unuttum yüzün aklımda 
    Ve bu şiiri neden sana adadığımı bilmiyorum 
    Ama her güzellik nasılsa kendi adını bulur 
    Bunun için ben Gül dedim sana.. 
    Yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa 
    Kökleri toprağı saramaz olur 
    Üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan 

    Söylenecek bir tek sözüm kalmazsa 
    Çizerim yüzünü kuşların kanatlarına 
    Her çırpınışta gökyüzüne dağılır 
    Yüzün, hücrelerine varana dek uçuşur. 

    Kağıtların aklığına aşkın tortusu çöküyor 
    Parklar, sokaklar, söylenmiş ya da söylenmemiş sözler 

    Yazdıkça biraz daha unutuyorum seni 
    Ve her yerde düş tacirleri, şiirseviciler 
    Bir şeyleri yorumlayıp duruyorlar aptalca 
    Büyüteçlerle inceliyorlar şu yitik ömrümüzü 
    Ben aşkın son hasatçısı, son peygamber 
    Gülünç, soyu tükenmiş bir varlığı oynuyorum boyuna. 

    Sana artık bir sığınak olsun bu şiir 
    Noterlere ver onaylasınlar - her hakkı saklıdır 
    Düşün, kalemimi sen tuttun yazarken 
    Yeni okula başlayan bir çocuğa yardım eder gibi 
    Öyle acemilikler yaptım ki ben 
    Hiç kalır bu şiir onların yanında ve 
    Nasıl ayaktayım diye şaşıyorum bazen. 

    Görüp göreceği son şey bu şiirdir dünyanın 
    Çığlığımdan arta kalan bunlar olacak 
    Aklımın son kırıntılarını da burada harcıyorum 
    Bundan böyle ibreler hep eskiye vuracak 
    Yakınmıyorum, yerinmiyorum hiçbir şeyle 
    Kalırsa odalarda unutulmuş birkaç şiir 
    Bir yeniyetmenin altını çizeceği dizeler benden 
    Senin adın nasılsa bir gün hepsini tamamlayacak.
    Ahmet Erhan
  • Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil.