• Ben seni sen olduğun için sevdim pek bir neden aramadım, kendime "neden seviyorsun" diye sormadım nasıl sevdim seni merak ediyorsun haklısın sen de, benim gibi biri nasıl sevdi bir adamı nasıl bu kadar güzel bağlandı...
    Tamam olarak bilmesemde çünkü Sebepsiz sevdim seni, çünkü nasıl sevdiğimi bilmiyorum belki deliler gibi sevdim belki sırılsıklam. Beni sen etkilerin kendine bağladın anlattın kendini daha sesini bile duymadan sevdim seni sesini duyduktan sonra zaten benim için bi neden kalmadı huzuru buldum sende güveni hissettim şu an ağlıyorum biliyormusun usul usul göz yaşlarım akıyor sesiz bir şekilde kalbim çok hızlı atıyor şu an ben seni seviyorum, sevmek sanırım böyle bişey yokluğunu merak etmek ihtiyacın olduğu zaman hissetmek fotoğraflara bakıp öpmek hasret gidermek saatlerce seni dinleyebilirim yemin ederim ki sesimi bile çıkarmam yeter ki sen konuş çok uzun oldu bu belki kimse okumucak ama senin okuman bile yeter sözlerim bu kadar değil tabikide devamı var.
    SENİ ÇOK SEVİYORUM BEN YEMİN EDERİM Kİ ❤
  • Böyle büyük sevdim seni...
    Kolay olan varlığını değil, zor olan yokluğunu sevdim
  • Bugün hiç gelmedin bana,
    Hiç uğramadan kalbime,
    Bir işin mi çıktı, geciktin?
    Daldim türlü türlü deryalara,
    Bir battım bir çıktım,
    Nefes alamıyorum, nerdesin ?
    Boğulur gibiyim, bilemezsin.
    El uzat, ses ver.
    Nasıl sevdim seni,
    Bak kalbim bile atmıyor.
    Yoklugunu bir ben degil.
    Anlasana
    ...
    K.TATAROĞLU
  • CANLI YAYINPROGRAMLARHABERLERBLOG YAZARLARI

    BABA

    Ali Türkmen

    FRM TV'de Blog Yazarı

    BLOG YAZARLARI

    05.04.2018

    HİÇ YORUM YAPILMAMIŞ. İLK YORUMU SİZ YAPIN...

    A+

    A-

    Ali Türkmen’in 5 Nisan 2018 tarihli yazısı.

    Bir insanın babası hayatta oldu mu ne değişir ?
    Bir insanın babası hayatta oldu mu ne değişir ? Böyle bir hayatta babasız kalmak zordur..
    Ben yaşadığım kadarını söyleyeyim. Eğer benim babam yaşasaydı çaresizliğim ve hayata güvensizliğim olmazdı.
    Hayatı bir yerinden yakalamak için çocukluğumdan başlamazdım.Herkesin ( gözlemlediklerimden yola çıktım.) güzelce yaşadığı o güzel çocukluğu,ben hastanenin kuytu ve karanlık kimsenin göremediği köşelerinde idam etmezdim.

    Mesela ağlamak için sevdiğim insanlardan uzak kalmaya çalışmazdım, ya da ağlama sebeplerim babasızlık olmazdı.Eğer benim babam yaşasaydı,hayata bakış açım daha geniş olurdu, şimdi ise onun yokluğunu kabullenemeyip hala düz bakış açısında aramak olmazdı Biraz daha açalım konuları.

    Soru sormamız gerekirse; “Biraz kader,fazla acizlik” mi ye cevabınız ne olurdu ? Yokluğunun başlangıcı tam Beş yıl olmuştu.Daha şu dedikleri ergenlik dönemlerindeydi. İçimde mahkum olan çocukluğumu tel örgüler ardına sığındırıp mutluluğa hasret bırakmaktan başka bir şey yapmamışım.

    Bilirsiniz o dönemleri hepimiz yaşadık. Herkes sinirli biraz masumdu hayata.Tek dertleri biraz fazla jöle,daha çok özendi saçlarına.Yüzde oluşmuş sivilcelere duyulan öfkeleri saymasak tabi. Benim ise tek derdim doktorların iki dudak arasından nefes yardımıyla dışarı çıkacak duygusu belirsiz kelimeler topluluğundan oluşuyordu. İnsan için çok ama hayat için az bir dönem içinde yok olup gitmişti gençliğim,tabirinizle çocukluğum.Herkesin bir sınıf geçme derdi ve yazın neler yapabilecekleri vardı.

    Benim tek derdim; Okulun kapanması babamla daha çok vakit geçirmekti.Ne okul önemliydi benim için o an, ne de yaza eşlik edecek güzellikleri. Süreç acı vericiydi.Ne yazını görebildim güzellikle ne de umursamadığım şeyler engelledi beni. Yılın ikinci ayının ortalarına yakındı.O gün daha bir soğuktu hava.O zamana kadar havanın nasıl olduğunu bile fark etmiyordum.Dedim ya süreç acı vericiydi ve o acılarla kavrulan ruhuma sahip beden hissizdi. Bitmişti her şey!

    Cümle kurulmuştu.Sadece yüklemden oluşan tek bir cümle. “ÖLDÜ” Büyük cümledir aslında bu.Bir çok şeyi anlatır tek kalemde.Umut ettiğin her şeyi yıkar o an ümitlerin. Hüzün, Hayata tutunma çabası, Yaşamak.. Ve çocukluk.. Zordu çocukluğum.Gösteriş meraklısı oldum babamı kaybettikten sonra. En büyük acımı süsledim tebessümlerle.Oyun oynamayı sevdim.Acıyı yaşayan bir ben değildim kabul ediyorum ama acımı bir göstersem herkesi yıkan ben olabilirdim.

    Sevilendim her zaman. Ailemi her zaman çok sevdim,bağlıydım.Kilometreleri göz ardı edip aileme yakışır biri olmak için kendimi bozmaktan hep alıkoydum. Çünkü en küçükleri,en fırlaması,olgunu (onların gözünde) ve sayamadığım bir çok şey. Noktası bitmeyecek kadar çok yazabileceklerim. Babam olsaydı eğer daha farklı olurdu. Babam olsaydı eğer bugün derslerimi,çalışmak için zorunda olduğum için aksatmazdım. Babamın sesi olsaydı eğer telefonun diğer ucunda ders aralarını onsuz geçirmezdim.

    Çalışmak zorunda olan insanların bir konuyu anlamamış gibi tekrar tekrar sormalarına sakın kızmayın. Anlamadığı için değildir sürekli sorması,artık hayata güvenini kaybettiği için emin olamamasındandır. Hemen aklına çok sevdiği babasının sözleri gelir aklına,yutkunamaz gözleri yaşlanır. Neden Biliyor musunuz ? Baba der ki; -Sen oku arkandayım sonuna kadar.. -E baba hayatı öğrenmem lazım bir yandan çalışayım. -Okulunu bitir de ben ölmeden,bir de askere yollarım seni,gelince işini kurar bir de düğün yaptık mı tamamdır. -Sen şimdi torunda istersin. -isterim tabi ama onu göremem artık,ama evvela okul aman aksatma, derslerini kaçırma. vs vs bir çok şey. Hep inceledim.

    Geç kalmaması için çocuk okula.Baba kalkar oğlunu uyandırır.Anne beş kuruş veriyorsa baba hep on kuruş verir ve sessizce annene söyle sakın der.

    PEKİ NEREDE BABA, SÖZLERE NE OLDU. İşte o yüzden hep sorgulamalar bir den fazla olur.Bir insanın babası hayatta oldu mu her şey farklı olur. Baba hayatta olduğu zaman her insanda olan sorumluluk hep biraz ikinci planda tutulur. Değerli dostlar yaşadığım için çok rahat bir şekilde anlattım.Bugün okul durumumu soracak olursanız,biraz geç kalsam da iyi.Acım her gece uykumda sönüyor yeni bir günde yine başlıyor.

    DEĞER BİLMEDİĞİNİZDEN DEĞİL AMA VARLIKLARINI GÖZARDI ETMEYİN...
  • Böyle büyük sevdim seni...
    Kolay olan varlığını değil, zor olan yokluğunu sevdim..
  • Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim. Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. Evet, bilmiyordum. Bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama, seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. Küçük bir ateş. Küçücük bir ateştin sen. Sönmekten ürken bir ateş. Bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. Aşkın mecali kalmamıştı. Sessizce sokuldum yanına. Acıyla irkildin. Gülümsedim. Gülümsememe anlam veremedin elbette. Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri. Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir beden, karşındaki. Usulca uzandım,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

    Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık. Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. Pişmansın. Pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘Neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. Korkma lütfen,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

    Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

    Olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. Başkalaşmaya çalışıyorum. Gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek, hiç de zor değil. Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dansedebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. Ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Artniyetsizim. İnan,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

    Bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. Soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. Aklıma yayıldın. Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: Ortadaydım işte! Bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. Hayır! Melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. Her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. Kusura bakma, kafam biraz dağınık,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

    İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! Gerçekten kırıyorsun beni,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

    Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

    Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “Rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. Bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. Hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. Kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Çikolata bile kurtlanabilir. Dondurma erir. Çiçek solar. Galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! Birer hatıraya dönüşseler bile! Kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.

    Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . Yüzüme öyle bakma nefretle,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

    Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. Kimbilir, doğrudur belki de! . Adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin esrarı büyüleyici! Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
    Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. Ynni, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. Özveri denebilir buna. Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . Sakın ha üstüne alınma,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

    Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! Beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? Seni kaybettim. Bunu biliyorum. Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. Ortadaydı. Bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. Hala da saygıyla ağlıyorum. Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

    Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! Dur, dur, bağırma,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

    Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. Eğer hissediyorsan,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

    Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. O rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. Dokunamadım sana. Parmakuçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
  • Gökhan ARSLAN – Bozuk Oda
    Kitap bitince kendime şu soruyu sordum ve bazı tanılar koydum, ‘’Okuduğum neydi? Şiir kitabı idi ama şiir kitabından daha derin, daha ayazda bir şeydi. Beni bu denli sarsan durum ne idi? Şiirde bu kadar derin sözleri okumak ben de nasıl bir etki bıraktı? Gökhan Arslan roman da yazmalı.’’
    Bozuk Oda iki bölümden oluşuyor. İlk kısım ‘’Rüya Kayıtları’’ adı altında, kadın ve kadına dair aşk, sevgi, huzur, bağlılık, empati gibi temalar anlatılır iken; ikinci kısım olan ‘’Bir Hastalık Olarak Metafor’’ da ise aile ve ailedeki sevgi teması işleniyor. Öyle yüzeysel değil, vura vura, çarpa çarpa.
    Satırları ince ince detaylar ile örülmüş. İtinayla yazılmış ve üstünde düşünülmüş cümleler ile bezeli.
    Kendimce çok doğru bir zamanda buluştum bu satırlar ile… Vurdu geçti çoğu yerde. Şahane bir yolculuk idi, Bozuk Oda… Bozulmuş odalarıma çok iyi geldi.

    ‘’Kısa kesilmiş aşkın bahçe kokan saçları
    Dünyanın nefesi donuvermiş yüzünde
    Sırtından başladım seni ezberlemeye
    Yokluğunu sesinden tanıdım
    İçimde gezinip durdu zamanın yabani adamları
    Hasret koydum
    Uzak denizlere baka baka doğurduğun çocuğun adını…’’

    Kalemini ve üslubunu çok sevdim ben Gökhan Arslan’ın…
    ‘’Belki ben diye biri yoktur belki dünyadaki bütün babalar dublör
    Kızlar sonbahara basar yaş gününde oğlanlar sefere çıkar
    …..
    Portakal kokmaz kıyılar insan yalnız sevince mi terlemez
    Kaç yıl oldu öğrenemedim gitti yaz günü sevişilmez..’’’

    Herkese şiir tadında, huzur dolu okumalar dilerim edebiyat sever güzel insanlar.