• CANLI YAYINPROGRAMLARHABERLERBLOG YAZARLARI

    BABA

    Ali Türkmen

    FRM TV'de Blog Yazarı

    BLOG YAZARLARI

    05.04.2018

    HİÇ YORUM YAPILMAMIŞ. İLK YORUMU SİZ YAPIN...

    A+

    A-

    Ali Türkmen’in 5 Nisan 2018 tarihli yazısı.

    Bir insanın babası hayatta oldu mu ne değişir ?
    Bir insanın babası hayatta oldu mu ne değişir ? Böyle bir hayatta babasız kalmak zordur..
    Ben yaşadığım kadarını söyleyeyim. Eğer benim babam yaşasaydı çaresizliğim ve hayata güvensizliğim olmazdı.
    Hayatı bir yerinden yakalamak için çocukluğumdan başlamazdım.Herkesin ( gözlemlediklerimden yola çıktım.) güzelce yaşadığı o güzel çocukluğu,ben hastanenin kuytu ve karanlık kimsenin göremediği köşelerinde idam etmezdim.

    Mesela ağlamak için sevdiğim insanlardan uzak kalmaya çalışmazdım, ya da ağlama sebeplerim babasızlık olmazdı.Eğer benim babam yaşasaydı,hayata bakış açım daha geniş olurdu, şimdi ise onun yokluğunu kabullenemeyip hala düz bakış açısında aramak olmazdı Biraz daha açalım konuları.

    Soru sormamız gerekirse; “Biraz kader,fazla acizlik” mi ye cevabınız ne olurdu ? Yokluğunun başlangıcı tam Beş yıl olmuştu.Daha şu dedikleri ergenlik dönemlerindeydi. İçimde mahkum olan çocukluğumu tel örgüler ardına sığındırıp mutluluğa hasret bırakmaktan başka bir şey yapmamışım.

    Bilirsiniz o dönemleri hepimiz yaşadık. Herkes sinirli biraz masumdu hayata.Tek dertleri biraz fazla jöle,daha çok özendi saçlarına.Yüzde oluşmuş sivilcelere duyulan öfkeleri saymasak tabi. Benim ise tek derdim doktorların iki dudak arasından nefes yardımıyla dışarı çıkacak duygusu belirsiz kelimeler topluluğundan oluşuyordu. İnsan için çok ama hayat için az bir dönem içinde yok olup gitmişti gençliğim,tabirinizle çocukluğum.Herkesin bir sınıf geçme derdi ve yazın neler yapabilecekleri vardı.

    Benim tek derdim; Okulun kapanması babamla daha çok vakit geçirmekti.Ne okul önemliydi benim için o an, ne de yaza eşlik edecek güzellikleri. Süreç acı vericiydi.Ne yazını görebildim güzellikle ne de umursamadığım şeyler engelledi beni. Yılın ikinci ayının ortalarına yakındı.O gün daha bir soğuktu hava.O zamana kadar havanın nasıl olduğunu bile fark etmiyordum.Dedim ya süreç acı vericiydi ve o acılarla kavrulan ruhuma sahip beden hissizdi. Bitmişti her şey!

    Cümle kurulmuştu.Sadece yüklemden oluşan tek bir cümle. “ÖLDÜ” Büyük cümledir aslında bu.Bir çok şeyi anlatır tek kalemde.Umut ettiğin her şeyi yıkar o an ümitlerin. Hüzün, Hayata tutunma çabası, Yaşamak.. Ve çocukluk.. Zordu çocukluğum.Gösteriş meraklısı oldum babamı kaybettikten sonra. En büyük acımı süsledim tebessümlerle.Oyun oynamayı sevdim.Acıyı yaşayan bir ben değildim kabul ediyorum ama acımı bir göstersem herkesi yıkan ben olabilirdim.

    Sevilendim her zaman. Ailemi her zaman çok sevdim,bağlıydım.Kilometreleri göz ardı edip aileme yakışır biri olmak için kendimi bozmaktan hep alıkoydum. Çünkü en küçükleri,en fırlaması,olgunu (onların gözünde) ve sayamadığım bir çok şey. Noktası bitmeyecek kadar çok yazabileceklerim. Babam olsaydı eğer daha farklı olurdu. Babam olsaydı eğer bugün derslerimi,çalışmak için zorunda olduğum için aksatmazdım. Babamın sesi olsaydı eğer telefonun diğer ucunda ders aralarını onsuz geçirmezdim.

    Çalışmak zorunda olan insanların bir konuyu anlamamış gibi tekrar tekrar sormalarına sakın kızmayın. Anlamadığı için değildir sürekli sorması,artık hayata güvenini kaybettiği için emin olamamasındandır. Hemen aklına çok sevdiği babasının sözleri gelir aklına,yutkunamaz gözleri yaşlanır. Neden Biliyor musunuz ? Baba der ki; -Sen oku arkandayım sonuna kadar.. -E baba hayatı öğrenmem lazım bir yandan çalışayım. -Okulunu bitir de ben ölmeden,bir de askere yollarım seni,gelince işini kurar bir de düğün yaptık mı tamamdır. -Sen şimdi torunda istersin. -isterim tabi ama onu göremem artık,ama evvela okul aman aksatma, derslerini kaçırma. vs vs bir çok şey. Hep inceledim.

    Geç kalmaması için çocuk okula.Baba kalkar oğlunu uyandırır.Anne beş kuruş veriyorsa baba hep on kuruş verir ve sessizce annene söyle sakın der.

    PEKİ NEREDE BABA, SÖZLERE NE OLDU. İşte o yüzden hep sorgulamalar bir den fazla olur.Bir insanın babası hayatta oldu mu her şey farklı olur. Baba hayatta olduğu zaman her insanda olan sorumluluk hep biraz ikinci planda tutulur. Değerli dostlar yaşadığım için çok rahat bir şekilde anlattım.Bugün okul durumumu soracak olursanız,biraz geç kalsam da iyi.Acım her gece uykumda sönüyor yeni bir günde yine başlıyor.

    DEĞER BİLMEDİĞİNİZDEN DEĞİL AMA VARLIKLARINI GÖZARDI ETMEYİN...
  • Arkadaşlar, sitede en çok paylaşılan sahte alıntıları Kağan Bilge ile bu iletide topladık. Sitedeki bilgi kirliliğini temizlemek için bu alıntılara rastlarsanız lütfen şikayet ediniz. Ve lütfen okumadığınız, kitaplarda kendi gözlerinizle görmediğiniz alıntıları eklemeyiniz. Bu sözlerin mal edildiği kişilere ve sözlerin asıl sahiplerinin emeklerine saygı duyulması adına, her edebiyata,kitaplara değer veren okurun buna dikkat edeceğini umuyorum.Sizler de sitede ya da başka sayfalarda gördüğünüz sahte alıntıları bu ileti altına yazarsanız, iletiye eklerim.Böylece 3 alıntıları denetlerken sağlam bir arşivimiz olur. Şimdiden hassasiyetiniz için teşekkür ederim.

    Oğuz Atay ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Gözden ırak, gönülden de ırak olur mu efendimiz?
    -Hayır Olric. Yüreğinde bir yer açıp oraya oturttuğun her kimse, seninle birlikte gider her yere.

    *Saat kaç Olric?
    Onunla bir ömür olmaya az var efendimiz.

    *Biliyor musun Olric
    + Neyi efendimiz?
    – Onunla ne zaman lades oynasak hep o kazandı.
    + Neden efendimiz?
    – Kalbimdeyken nasıl aklımda derdim?

    *Geçer "mi Olric?
    Geç "miş aslında geçmez "miş Efendim;
    Hep bir köşede yerinden çıkmak için geceyi beklermiş.

    *Neden sadece bir hayal ürünüsün Olric?
    - Siz gerçeksiniz de ne oluyor efendimiz.

    *Ben vedaları sevmem albayım.
    Hiç gitmesin insanlar.
    Hele gelmemek üzere giderlerse, çok üzülürüm albayım, dayanamam.

    *Geldi mi peki beklediğin Olric?
    -Beklenenler hiç gelmez efendimiz.

    * Ne çok şey biliyor bu insanlar Olric?
    Herkes işine geleni biliyor Efendimiz.

    *Elimde değil Olric !
    - Ne efendimiz ?
    - Elleri Olric , elleri.

    *Ne zoruma gidiyor biliyor musun Olric? O’na yazdıklarımı o’ndan başka herkes okuyor.

    *Gönlüm geniş ama odalara yerleşecek insan yok!

    *Kim o Olric?
    - Kapıcı, efendimiz.
    - Ne istiyor Olric?
    - Çöp var mı diye soruyor efendimiz.
    -Bi'tap bedenimden ala çöp mü olur Olric? Söyle taşıyabiliyorsa beni alsın Olric.
    - Olur mu efendimiz,çileyle yoğrulmuş ömrün ederi bu olamaz efendimiz.
    - Ya ne Olric. Bunca şeyden sonra göğsümüze nişan takacak değiller ya.
    - Ama efendimiz…
    -Kapat kapıyı Olric üşüyorum.

    *Yaşar gibi yapmaktan, özlemez gibi yapmaktan, iyiymiş gibi yapmaktan, nefes alıp onu içimde tutmaktan, o nefeste boğulmaktan sıkıldım.

    *Yalnızlığı çok seversek, bir gün o da çekip gider mi?

    *Susalım mı Olric ?
    -Konuşsanız ne değişecek Efendim ..
    -Hiç birşey Olric ...
    -Susalım birkez daha Efendim

    *Bazılarımız şiirlere,şarkılara,filmlere,kitaplara tutunuyor.
    Sanırım artık insan,tutunamıyor insana.

    *Herkes geçer diyor. Geçer mi Efendim ?
    - Herkes ne bilir acımı Olric ? Her gün biraz daha acır sonra, biraz daha ve biraz daha. Ama en sonunda ne olur biliyor musun Olric? Geçmez evet geçmez. Geçti sanırsın ama, geçmez.

    *Sen acıyı biriktirmeyi seversin Olric. Sen biriktirmeyi seversin.Hadi devam et şimdi. kuru yaprakları,deniz taşlarını, gözyaşını,sorulamamış soruları,senden kalan sesleri. yaşanamamış paylaşılmışlıkları. birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü. ve özlemi biriktirmeye.

    *Çok şey vardı anlatılacak.

    "O yüzden sustum.

    Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.
    Sen duydun mu sustuklarımı?

    *Gözlerim onu arıyor Olric
    -Gözlerinizde zaten o var efendimiz
    -Ama elimi atıyorum ve bulamıyorum Olric
    -Yanaklarınıza doğru süzülmüştür efendimiz
    -Yanaklarıma Olric
    -Yanaklarınıza efendimiz

    *Sus Olric düşünüyorum."
    - Düşünmek ne haddinize efendim.
    - Descartes düşündükçe var oluyor.
    - O düşündükçe var olur, siz yok olursunuz Efendimiz.

    *Ben ölünce beni onun gamzesine gömün olric.
    -Siz öldükten sonra gülecekse, külleriniz okyanusa daha çok yakışır efendimiz.

    *Yağmur yağıyor Olric. Islanıyor etraf. Ağlasak kimse anlamaz değil mi?
    - Anlamaz Efendimiz...
    - Tut ki güneş açtı... Papatyalardan taç yapar mı saçlarımıza?
    - Bilinmez Efendimiz...
    - Yıldız kaydığında diler mi bizimle olmayı?
    - Sanmam Efendimiz...
    - Ben de sanmam...
    - Gidelim Olric...
    - Gidelim Efendimiz

    *Sevelim mi Olric?...
    - Sevmek nedir Efendimiz?
    - Sevmek vazgeçmektir Olric...
    - Vazgeçtiyseniz sevelim Efendimiz

    *Daha kaç kez ıskalayacağız hayatı Olric?
    - Oklarımız bitene kadar Efendimiz.

    *Keşke nedir olric?
    -Hatalarımız efendimiz.
    -Çok mu hata yaptık olric?
    -Keşke diyecek kadar efendimiz.

    *Hani yarınlar güzel olurmuş diyorlardı Olric, bu yaşadığımız gün de dünün yarını değil mi?
    - Kandırıyorlar efendim, kandırıyorlar.

    *İyi geçinmek, iki kişinin kusursuz olmasıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmesiyle olur.

    *İki kadına adamak istiyorum hayatımı. Biri “erkeğim” desin bana, diğeri sadece baba.


    Cemal Süreya ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR:

    *Sonra gülüşün geldi aklıma ve içimden dedim ki; yine gelsen yine severim seni.

    *Uğraşamam dünümle ve dünümdekilerle.
    Ben yarına bakarım yanımdakilerle.

    *Bir kadını ortadan ikiye böl. Yarısı annedir, yarısı çocuk. Yarısı sevgili, yarısı aşk.Duyanlar bunu bilmez, görenler anlamaz bunu! Yarısı rivayettir, yarısı gece.

    *Mutlu uyumak lazım azizim.. Madem uyku yarı ölüm halidir, O halde mutlu ölmek lazım; Her gece.

    *Cevap veriyorum "zamanla her şey geçer"diyen akıllara;"geçen tek şey zamandır."
    Anlayan,anlatsın anlamayanlara.

    *Güzel hayat isteyen,
    Güzel insanlar biriktirsin.

    *Elimde olsa bir yasa çıkartırdım;sevgiler ertelenmeden,geciktirilmeden söylenecektir

    *Senin çelme taktığın yerden başlıyorum hayata.
    Varsın yara içinde kalsın dizlerim,
    Yüreğim kadar

    Sabahattin Ali ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR:

    *Zaten yalnızlığımın sebebi, kitaplardaki kahramanları semtimde bulamayışım değil miydi?

    *Sana ihtiyacım yok ki benim! İnsan yalnız da mutsuz olabilir çünkü

    *Ve çok geçten daha kötüsü yoktur hayatta.

    *Benim annem türkü bilmez. Ayıp değil ki. Çığlık bilir, Ağıt bilir.

    *Seninle şöyle bir oturup konuşamadık. Birbirimizi görmeden yaşlanıyoruz farkında mısın? (İkinci cümle uydurmadır.)

    *Sonra çıkıyorsun dışarı, bakıyorsun güneş hala tepede… Yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun: “Napalım, kısmet değilmiş.

    *Bir kere avuç içini öptüğün insana bir daha düşman olamazsın. Oluyorsan o senin ayıbındır.

    *Hiçbir acı baki değildir. Üflersin geçer. Bazılarına daha çok üflemen gerekir, hepsi bu.

    *Şimdi özlediğim yerden uzanayım sana, sustuğum şiirden sarılayım boynuna. Tam da şimdi; unuttuğum şarkıdan öpeyim seni.

    *Bitmiyor, sadece bazen belki güneşli bir günde veya kalabalık bir gecede geçtiğini sanıyorsun ama geçmiyor esasında. Alışıyorsun zamanla. Asla bitmiyor.

    *Gözlerimden öptü, Ellerimden öptü, ellerimden. Avuç içlerimden öptü. Unutabilir misin şimdi? Ben ölsem, unutamam.

    Turgut Uyar ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Yalnızlığına iyi bak, sahip çık. Kaç kişinin emeği var onda kim bilir?

    *Kadınları mutlu etmenin 20 yolu diye bir gereksiz haber çıkıyor. Tek maddede açıklıyorum: Dürüst olun, yeter.

    *Keşke bir şiir okumuş,
    Bir kedi sevmiş olsaydınız!
    Belki bu kadar kirletmezdiniz birbirinizi.

    *Palyaço
    Bitmedi, yazacağım daha
    yazmazsam ağlayacağım çünkü
    alçakça olacak biraz
    hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
    her sokakta biraz daha eksilirdik
    bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
    bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
    "duyamadım", derdim, "tekrar et"
    sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
    sokaklar daha bir puslu
    palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
    ve ben daha bir alçak olurdum
    ağlardım biraz.

    Ah Muhsin Ünlü ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Kaç lisan bilirsen bil,
    terk edilmeyi yüreğine tercüme edemeyeceksin.

    Nazım Hikmet Ran ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Benim kelime hazinem çok geniştir, derdim. Senin bir kelimene yetemedim;
    Git, ne demekti sevgilim ?

    *Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
    Ne kötüdür an kadar yakın,
    bir asır kadar uzak olması.
    Ve bilir misin ?
    Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması...
    "Ben" deyip susması, "Sen" deyip ağlamaklı kalması.

    *Değmiyor bazen uğruna yorulduklarımız.

    *Yalnızlık insana çok şey öğretirmiş.
    Ama sen gitme, ben cahil kalayım.

    *Kaldı işte; Çayımız bardakta..
    Çocukluğumuz sokaklarda..
    Mutluluğumuz kursağımızda..
    Sevdiklerimiz uzaklarda..
    Gülüşlerimiz fotoğraflarda.

    *Şehrime gel sevgili.
    Yarın çık gel.
    Bırak her şeyi, bir bekleyenim var de gel.
    Gel ki bu şehir adımlarınla anlamlansın.
    Gel ki bu şehir nefretim olmaktan çıksın.
    Gel ki nefes alayım.
    Gel.

    *Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
    Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karşılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıkların la yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
    Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksın dır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
    Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....
    Sen yüreğinin sesini dinleyenlerden sin ve biliyorsun aslolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
    Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin.

    Necip Fazıl Kısakürek ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Ayağın taşa takıldığında "Allah kahretsin" bile deme, dua et ki; taşa takılan bir ayağın var.

    *Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer, perdesiz ev de ya satılıktır, ya kiralık.

    *Kurban olduğum Allaha bile günde beş vakit ulaşabiliyorken, kendini ulaşılmaz sananlara selam olsun!

    *Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur.

    *Herşeyin ilacı ZAMAN diyenler,birde bu kelimeyi tersten okumayı deneseler.

    *Benim ayağımın altı da müsait başımın üstü de.. Nerde duracağını kendin belirle.

    Özdemir Asaf ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Ben utangaç bir kalbi taşırım geceden.
    Ben sana âşık olduğumu,
    Ölsem söyleyemem.

    *Bana surat asma hayat
    Misafirim sonuçta,
    Kalkar giderim.

    *Ah sana bir sarılsam şimdi, kırılsa yalnızlığımın kemikleri.

    *Benimle ömür geçer mi ki' dedim. 'Senle geçirmeye ömür yeter mi?' dedi. İşte bu bana bir ömür yetti.

    *İnsanlar insanların içinde 'insan'lara hasret yaşarlar.

    *Ben sana hep üşüyordum
    Çünkü kıştım..
    İnkar etmiyorum da bunu
    Seni sevmek gibi
    Büyük işlere kalkıştım.

    *Baharda kışı,
    Kışın da baharı özler insan.
    Ne uzaksa onu özler...
    Kavuşmak şart mı? Boşver!
    Bazı şeyler yokken güzel.

    *En sevdiğim mevsime geldik. Yapraklar sararacak gök gürültülü yağmurlar yağacak. Sonbahar hüzündür. Hüzün ise ben demektir.

    *Bunca vefasızlıktan sonra, bazılarının ederi kalmadı artık gönlümde; kaç'a deseler, hiç'e sayarım.

    *Ben kattım sana biraz
    öyle sevdim seni.Çünkü sen de bensiz o kadar güzel değilsin hani.

    *Yemin ederim kokundan anlamıştım, benim için herhangi biri olmayacağını.

    *Sende gördüğümü görecekler diye ödüm kopuyor.

    *Eskisi kadar özlemiyorum seni,
    Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlar da..
    Adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor..
    Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.
    Biraz yorgunum.
    Biraz kırgın.
    Biraz da kirletti sensizlik beni!
    Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama
    "İyiyimler" yamaladım dilime.
    Tedirginim aslında, seni unutuyor olmak,
    Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni.
    Gel diye beklemiyorum artık,
    Hatta istemiyorum gelmeni.Nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde.Arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum,
    Benim derdim yeter bana banane!
    Alıştım mı yokluğuna?
    Vaz mı geçiyorum, varlığından?
    Tedirginim aslında,
    Ya başkasını seversem?
    İnan o zaman seni hayatım boyunca affetmem.
  • ( Derin daktilonun başında yazmaktadır. Açelya’nın sesi fonda duyulur, Derin kahvesini içer. )

    AÇELYA – Ne yazıyorsun aşkım?.
    DERİN – Seni…
    AÇELYA – Ama ben buradayım, arkanda…
    DERİN – Evet biliyorum, hissediyorum.
    AÇELYA – Yazma, dön bana…
    ( Derin arkasına döner, göremeyince daktilonun başına döner… )
    DERİN – Bak yoksun işte, susuyorsun, konuşmuyorsun, var olmuyorsun tam tersi yok
    oluyorsun…
    AÇELYA – Sen öyle düşünüyorsun hayatım… Aslında ben konuşuyorum ama sen beni o zaman
    duymuyorsun, görmüyorsun.
    DERİN – Peki neden?.
    AÇELYA – Bende bilmiyorum… Omuzlarında parmaklarım, hissediyor musun?
    DERİN – Evet…
    AÇELYA – Hissedebiliyorsan, var olduğumun kanıtı değil mi?.
    DERİN – Ama baktığımda yoksan… Bu da yokluğunun bir kanıtı değil mi?.
    AÇELYA – Beni konuşturduğunu düşünme…
    DERİN – O zaman konuşamazsın…
    AÇELYA – Tabu koyuyorsun…
    DERİN – Ben aptalın tekiyim… ( Daktilonun başından kalkar. ) Ne yapıyorsun sen ya? Of… (
    Yavaş yavaş tekrar daktilonun başına oturur Derin… )
    AÇELYA – Neden geldin?.
    DERİN – Bilmiyorum…
    AÇELYA – Çünkü beni daha çok merak ediyorsun, görmek istiyorsun, hissetmek istiyorsun…
    DERİN – Hayır sorunun cevabını buldum. Yalnızlık…
    AÇELYA – Yalnızlık değil bunun cevabı, kolaya kaçma, sen yalnız değilsin…
    DERİN – Tamam delilik o zaman…
    AÇELYA – Kime göre, neye göre?.
    DERİN – İnsanlara göre…
    AÇELYA – Sen insan değil misin?.
    DERİN – Hayır ben deliyim…
    AÇELYA – Bende bir deliye aşığım o halde…
    DERİN – Evet deli dana aşkı yaşıyoruz aşkım…
    AÇELYA – ( Gülümser. ) Mutlu değil misin peki?.
    DERİN – Mutluyum…
    AÇELYA – Peki, sorun ne?.
    DERİN – Sorun deli mutluluğu!. İnsan mutluluğu daha iyi değil mi?.
    AÇELYA – İyi olabilir, kötü mutluluk, kötü de olsa iyi değil mi?.
    DERİN – Ama çok saçma…
    AÇELYA – Bu nasıl bir şey biliyor musun?
    DERİN – Nasıl?.
    AÇELYA – Beni görmek, duymak veya hissetmek için yazman gerekiyormuş gibi
    düşünüyorsun.
    DERİN – Peki ( Daktilonun başından kalkar. Odanın içinde gezinir. ) Nerdesin hani
    göremiyorum, konuşuyor musun?. Ooooff! ( Daktilonun başına döner. ) Gördün mü bak
    göremiyorum?. Sen konuştun mu peki?.
    AÇELYA – Evet konuştum…
    DERİN – Neden duyamıyorum?.
    AÇELYA – Şimdi nasıl duyuyorsun?.
    DERİN – Duymuyorum, kulaklarımın içindesin sadece… Yani dışından girmiyorsun… Off…
    dediğim yere geliyor konu, sen olursan şizofreni bir aşk olursun…
    AÇELYA – Ya gerçeksem? Ya hiç kimse göremiyorsa? Ya herkes yanılıyorsa? Olamaz mı?.
    DERİN – Herkes yanılıyor olamaz!.
    AÇELYA – Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, kimse bir şey düşünmüyor demektir…
    DERİN – Walter Lippman
    AÇELYA – Evet... Onun dediğine göre sende düşünmüyor olursun…
    DERİN – Ama bu saçma düşünce…
    AÇELYA – Farklı sadece…
    DERİN – Çok farklı…
    AÇELYA – Ama farklı… Ben onların olmadığını iddia etmiyorum sana, dikkat ediyorsan?.
    DERİN – Nasıl yani?.
    AÇELYA – Ya onları bilmeden var edebilmişsen ve sadece şu an ben sana hayal ürünü gibi
    geliyorsam?.
    DERİN – Peki bir saniye… Sadece dinleyeceğim ve ben yazana dek sadece sen konuşacaksın.
    Hissettiğim kelimelerini, hemen yazacağım. Sende doğru mu, değil mi cevap vereceksin,
    anlaştık mı?.
    AÇELYA – Tamam anlaştık…( Derin yazmayı bırakır. ) Konuşuyorum…
    DERİN – Konuşuyorum mu dedin?.
    AÇELYA – Evet…
    DERİN – Ya hadi git!.
    AÇELYA – İnanmak istemiyorsun işte…
    DERİN – Aptal olduğuma mı? Evet, haklısın!.
    AÇELYA – Başa dönüyoruz desene…
    DERİN – Ne bekliyorsun benden?
    AÇELYA – Gerçek olduğumu düşünmeni değil, gerçek olduğumu bilmeni istiyorum…
    DERİN – İşte sen benim, deli olmamı istiyorsun?.
    AÇELYA – Tamam ne yaparsan yap…
    DERİN – Neden gittin yanımdan?.
    AÇELYA – Yakınında olmam için bir neden göremiyorum…
    DERİN – Seninle konuşuyorum farkındaysan?.
    AÇELYA – Ben diye bir şey yok burada, sen delisin hayatım, kendi kendine konuşuyorsun…
    DERİN – Gelir misin yanıma?.
    AÇELYA – Gelmiyorum…
    DERİN – Üüf! Alttan alır mısın biraz?.
    AÇELYA – Beni çok yoruyorsun…
    DERİN – Biliyorum, özür dilerim, affettin mi beni?. ( Açelya cevap vermez. ) Lütfen…
    AÇELYA – Peki ama söz vereceksin bu sefer…
    DERİN – Ne için?.
    AÇELYA – Pes etmek yok…
    DERİN – Beni seviyor musun gerçekten?.
    AÇELYA – Sevmesem seninle neden uğraşayım?.
    DERİN – Sevmediğinden olabilir mi?.
    AÇELYA – Kırıyorsun beni…
    DERİN – Özür dilerim…
    AÇELYA – Hep diliyorsun...
    DERİN – Sende hep kabul ediyorsun…
    AÇELYA – Etmeyince üzülüyorsun…
    DERİN – Üzülmemi istemiyor musun?.
    AÇELYA – İstesem senle konuşmazdım.
    DERİN – Kararsızım…
    AÇELYA – Darbeler yüzünden değil mi?.
    DERİN – Evet zihnim delik deşik, şimdilik ölümsüzüm ama aslında ölmüş gibiyim…
    AÇELYA – Şu an?.
    DERİN – Gerçeği söylemek gerekirse, diri hissediyorum kendimi.
    AÇELYA – Neden?.
    DERİN – Garip ama mutluyum… Hoş geldin hayatım…
    AÇELYA – ( Gülümser. ) Hoş buldum sizi bayım… Söz mü peki?.
    DERİN – Söz ulen!.
    ( Işıklar söner. Derin odadan içeriye girer hemen arkasından Açelya. )
    DERİN – Bak aşkım birazdan gelir Kamil, nerdesin önümde misin?.
    AÇELYA – Evet tatlım.
    DERİN - Beni iyi dinle şimdi hayatım. Kamil ile konuşurken araya çok girme, şimdi ben
    karıştırırım, pot kırarım falan aman ha…
    AÇELYA – Tamam… ( Derin’in telefonu çalar. ) Kim?.
    DERİN – Kamil… ( Açar telefonu… ) Alo? Geldiniz mi? Tamam açıyorum kapıyı… ( Kapatır
    telefonu, otomata basıp, kapıyı açar. ) Gelmişler.
    AÇELYA – Kahveleri hazırlayım mı?.
    DERİN – Aşkım?.
    AÇELYA – Efendim?.
    DERİN – Sen görünmezsin biliyorsun değil mi?.
    AÇELYA – Evet beni görünmez yapanda sensin, onu da sen biliyorsun değil mi?.
    DERİN – Ama ne konuşmuştuk, alıştıra alıştıra delirmek istiyorum. Daha sesini zor var ettik
    tey tey tey…
    AÇELYA – Tamam hayatım. ( Kapıdan Kamil ve sevgilisi Aslı girer. )
    DERİN – Vay vay vay hoş geldiniz…
    KAMİL – Nasılsın kardeşim?.
    AÇELYA – O kıyafetin altına, o gitmiş mi şimdi?.
    DERİN – İyi diyelim iyi olsun…
    KAMİL – Aslı, nişanlım. Aslı bu da her daim bahsettiğim çocukluk arkadaşım Derin.
    DERİN – Çok memnun olduğum tanıştığıma, çok şıksınız bu arada.
    AÇELYA – Sulanma kıza!
    ASLI – Teşekkür ederim, bende çok memnun oldum.
    DERİN – Alayım ben onları ( Üstlerini alır asar. ) Geçin siz keyfinize bakın, kendinizi evinizde
    gibi hissedin lütfen. Ne içersiniz?
    KAMİL – Fark etmez kardeşim.
    DERİN – Sıcak suyum hazır isterseniz kahve, alkol veya meşrubat?
    KAMİL – Kahve olabilir.
    AÇELYA – Olabilir ne demek?.
    ASLI – Kahve alayım bende.
    AÇELYA – Bak netlik budur.
    DERİN – Tamamdır. ( Derin içeriye geçer, Aslı koltuğa oturur, Kamil masanın başına gelip,
    yazıları inceler. )
    AÇELYA – Süslü hatun oturuyor, Kamil de yazılarını inceliyor hayatım.
    ( Aslı kalkar, Kamil’in yanına gelir, birlikte incelerler. )
    AÇELYA – Süslü de merak etti, yanına geçti şimdi… ( Kamil etrafı gezmeye devam eder. Aslı
    masanın üstünden bir kağıt alır ve okur. )
    ASLI – Gizli dünyamın başkenti mi olacaksın be kadın… Yoksa, Açelya sen misin?. Yüreğimin
    bataklığında açan kadın, ilk sırrım… Bakma bana öyle, senden bahsediyorum, kelimelerimin
    sahibi… Emrinde yirmi dokuz harf ve milyonlarca kelime mühendisi. Hepsi sana gitmek için
    yazılacaktır. Seni ölümsüzleştirmek için ama kimsin sen?. Söyle Açelya, sen misin?. Kim ki bu
    Açelya?.
    KAMİL – Yeni bir hikayeye başlamış sanırım.
    DERİN – Kahveler de geldi…
    KAMİL – Sağol kardeşim…
    ASLI – Teşekkür ederim.
    AÇELYA – Aşk olsun hani bana?.
    DERİN – Afiyet olsun. ( Otururlar. )
    ASLI – Açelya kim?.
    AÇELYA – Ne güzel beni merak ediyor demek…
    KAMİL – Yeni kitap mı?.
    DERİN – Evet… Açelya şey…
    AÇELYA – Gerçeği söyle tatlım.
    DERİN – Bir karakter… Şey gibi aslında…
    AÇELYA – Gerçeği söyle dilinin ucunda zaten…
    DERİN – Ana düşünce, aslında dünya bir kitap …
    AÇELYA – Her zamanki gibi süsle tabi… Biliyorsun, asıl çıplaklık yeterince net gelmez tabi…
    KAMİL – Evet?.
    DERİN – Hepimiz bu kitabın içerisinde bir karakteriz ama ben kitabın içindeki karakter
    olduğumu öğreniyorum..
    KAMİL – İlginç…
    DERİN –Biri sayesinde gerçeği öğreniyorum, gibi bir şey…
    AÇELYA – Sübliminal mesaj.
    ASLI – Sübliminal mesaj var diyorsunuz yani…
    AÇELYA – Zekiymiş süslü.
    DERİN – Her şeyin bir sübliminal mesajı vardır.
    ASLI – Açelya’yı ne kadar çok sevdiğiniz belli ama…
    AÇELYA – Sevdim ben bu kızı.
    DERİN – Beni benden daha iyi tanıyor olmasına bağlıyorum onu da… yani aslında o beni
    benden daha çok seviyor.
    ASLI – Siz kendinizi sevmiyor musunuz?.
    DERİN – Olması gerektiği kadar…
    KAMİL – Her şeyin fazlası zarar tabi… ee onun dışında ne yapıyorsun Derin?. ( Aslı’nın
    telefonu çalar. )
    DERİN – Beni boş ver, siz nereye gidiyorsunuz?.
    ASLI – Geldin mi canım?.
    KAMİL – Yemeğe sende gel diyeceğim çıkmayacaksın.
    AÇELYA – Hadi gidelim aşkım?.
    DERİN – Yok aşkım aman kardeşim, biliyorsun sevmiyorum dışarıyı.
    ASLI - ( Kamil’e uzatır telefonu ) Selin
    AÇELYA – Selin nerden çıktı şimdi?.
    KAMİL – Söyle canım… Yeni geldik bizde, çık istersen 2 dakika yukarı, soluklanırsın biraz,
    Derin’le tanışırsın sonra hep birlikte çıkarız. ( Kalkar kapıya doğru ilerler. ) Tamam açıyorum
    şimdi.
    ASLI – Nasıl yazıyorsunuz?.
    DERİN – Nasıl yazdığımı öğrenemedim daha, bilmeden yazıyorum.
    KAMİL – Sana bir şey söyleyeyim mi kardeşim?. Sen adınla bir bütünlük sağlamışsın. (
    Kapıdan bakar. ) Hoş geldin. ( Selin kapıdan girer. )
    SELİN – Hoş bulduk.
    ASLI – Hoş geldin canım.
    AÇELYA – Hiç hoş gelmedin bence!.
    KAMİL – ( Selin’e Derin’i gösterir. ) Derin benim çocukluk arkadaşım, Selin de Aslının
    çocukluk arkadaşı.
    DERİN – Öyle mi çok memnun oldum tanıştığıma.
    SELİN – Bende çok memnun oldum…
    KAMİL – Çocukluk arkadaşları toplandık, körebe mi oynasak? ( Gülüşürler. )
    SELİN – Ondan önce ben bi lavabonuzu kullanabilir miyim?.
    DERİN – Elbette hemen şurada.
    SELİN – Aslı bakar mısın canım.
    ASLI – Geldim. ( Sahneden çıkarlar. )
    KAMİL – Nasıl ama çok güzel değil mi?
    AÇELYA – Amacı ne bunun?.
    DERİN – Bilmem.
    KAMİL – Nasıl bilmem?.
    DERİN – Güzelmiş gerçekten.
    AÇELYA – Seni parçalarım.
    DERİN – Hatta baya baya güzelmiş.
    AÇELYA – Benimle oynama Derin!.
    KAMİL – Bak benden duymuş olma, sana zaten sırılsıklam aşık bu kız.
    AÇELYA – Nasıl yani?.
    DERİN – Nasıl yani?.
    KAMİL – Aslı okuması için senin kitaplarından vermiş Selin’e
    DERİN – eee?.
    AÇELYA – eee?. ( Aslı’yla Selin girer. )
    ASLI – Biz hazırız çıkalım mı?.
    AÇELYA – Hayır konu kapanmadan çıkmak yok!.
    SELİN – Sizde geliyorsunuz değil mi?.
    DERİN – Yok… Ben dışarıya çıkmayı pek sevmiyorum.
    SELİN – Gelseydiniz iyi olurdu. ( Gülümser.) Sizde bana eşlik ederdiniz.
    AÇELYA – Sürtüğe bak sen…
    KAMİL – Başka zaman artık, olursa tabi… Derin’im kendine iyi bak kardeşim, yine uğrarım
    ben. Bir isteğin var mı?.
    DERİN – Yok, teşekkür ederim kardeşim. Sizde kendinize iyi bakın.
    SELİN – Tanıştığıma çok memnun oldum tekrar.
    DERİN – Bende çok memnun oldum.
    ASLI – Teşekkürler her şey için, görüşürüz. ( Çıkarlar. )
    DERİN – Oh be, sonunda gittiler!. Aşkım?. Açelya?. OoooOo küstün mü?. Çocuk musun sen
    ya, of!?. ( Kapı çalar, kapıyı açar. )
    SELİN – Şey ben lavaboda çantamı unutmuşum.
    DERİN – Tabi getiriyim, buyurun siz içerde bekleyin isterseniz.
    SELİN – Teşekkürler, zahmet olacak.
    DERİN – Aa daha neler. ( İçeriye göz atar, tekrar geri gelir. ) Emin misiniz burada
    unuttuğunuza? İçeride bulamadım da. ( Kapı çalınır. ) Kim ki?. ( Kapıyı açar. ) Siz kimsiniz?.
    YAZAR – Yazar.
    DERİN – Hangi yazar?.
    SELİN – Kim?.
    DERİN – Yazarmış.
    SELİN – Ne yazıyormuş?.
    DERİN – Ne yazıyorsunuz?.
    YAZAR – Sizi…
    DERİN – Hasiktir.
    SELİN – Aynısından.
    YAZAR – Aa küfür yok, çocuklar izliyor olabilir. İçeri geçebilir miyim?.
    DERİN – Ne demek ev sizin.
    YAZAR – Eyvallah. Oturun keyfinize bakın, biraz odayı inceleyip düşünmem gerek…
    DERİN – Siz gerçek misiniz?.
    YAZAR – Evet hatta durun Kamil ve Aslı’yı da alalım böyle. ( Kamil ve Aslı kapıdan girerler. )
    KAMİL – Selamın Aleyküm.
    DERİN – Aleyküm Selam
    ASLI – Salak “Çantamı unutmuşum” mu denir?. Daha farklı bir kur taktiği bulsaydın
    takılmazdık.
    SELİN – Çok bülüyorsan Aslı, sen olsaydın Selin.
    ASLI – Bülüyorsan diye bir kelime mi var?
    SELİN – Ben gayet güzel konuşuyorum tamam mı?. Yazar yanlış yazdı...
    ASLI – At hemen suçu yazara. İyi olunca sen, kötü olunca yazar mı?.
    SELİN – İşin yönetmen boyutu da var canım. ( Kamil, Aslı’yı teselli eder. )
    KAMİL – Tamam aşkım, sakin ol…
    ASLI – Sende iyi sevdin karakteri “aşkım, maşkım” uzak dur benden! Bi kere sen benim tipim
    değilsin, tamam mı?.
    KAMİL – Tamam. Yazar bey?.
    YAZAR – Efendim.
    KAMİL – Bunun içindeki şeytan fırladı.
    YAZAR – Lütfen, bana biraz izin verin… Oyunun gidişatı hakkında düşünüyorum. ( Kapı
    zorlanır. İki hırsız girer içeri, gayet normal sessiz bir şekilde evi soymaya çalışırlar. )
    ASLI – Aşkım hırsız!.
    KAMİL – Ne oldu tırsınca hemen aşkıma bağladın, çakal seni ama merak etme korurum ben seni.
    DERİN – Hop ne oluyor?
    YAZAR – Sakin olun sizi duymazlar, görmezler.
    KAMİL – Hasiktir.
    HEPSİ – Aynısından.
    YAZAR – Şşşşşt!.
    DERİN – Ama efendim evimi soyuyorlar.
    YAZAR – Yenisini yaparız.
    SELİN – Şey… Acaba bana da bir tane fino köpeği alabilir misiniz?. ( Kapıdan Yazar’ın annesi
    girer. )
    ANNE – Oğluuuuuuuşum…
    YAZAR – Anne buraya da mı geldin ya?.
    ANNE – Ben her yere girerim, anneyim ben… Benim Annelik pasaportum var bak ( Gösterir. )
    , giremeyeceğim yer yok. ( Kapıdan Yazar’ın babası girer. )
    BABA – ( Kartını gösterir. ) Merhabalar, merhabalar. Bende babası oluyorum. Güzel evmiş
    ama…
    YAZAR – Helal size… Tamam izin verin şimdi, çok değişik bir senaryonun içindeyiz, sizlik bir
    mevzu yok ortada, ofofofof. ( Oturur. )
    KAMİL – Merhaba Efendim. Ben oğlunuzun yazdığı bir karakterim adım Kamil.
    BABA – Öyle mi çok memnun oldum, benim adım Baba.
    SELİN – Teyzecim isterseniz siz böyle geçin.
    ANNE – Ay sağol kızım.
    BABA – Ne oluyor şimdi burada?.
    KAMİL – Şimdi konu takıldı. Ben size anlatayım, şizofren hastası Derin ( Gösterir. ) Benim
    çocukluk arkadaşım.
    ANNE – Vah vah vah… Geçmiş olsun çocuğum.
    DERİN – Sağol teyze.
    KAMİL – Selin’de, Derin’e hasta…
    SELİN – Benim o.
    ANNE – Güzel kızmış, kıymetini bil.
    SELİN – Teşekkür ederim efendim.
    DERİN – Olur.
    KAMİL – Ve Aslı da benim sevgilim.
    BABA – Memnun oldum kızım…
    ASLI – Rol icabı amca…
    ANNE – Kamil oğlum, sen bu kızla evlenme.
    KAMİL – Öyle düşünüyorum zaten teyze.
    DERİN – Yazar bey bir şey soracağım?.
    YAZAR – Evet?.
    DERİN – Sizde benim gibi şizofren misiniz?.
    YAZAR – Bu dünya da evet, gerçek dünyamda hayır.
    DERİN – Peki, benim hangi dünyam gerçek?.
    YAZAR – Burası senin gerçek dünyan.
    DERİN – Anladım… Peki neden ben?.
    YAZAR – Ondan önemli işler var bir saniye… ( Hırsız diğer karakterlerin farkına varır,
    arkadaşını dürter. Arkadaşı dönüp bakar. )
    HIRSIZ – Hasiktir… ( Hırsız2 arkadaşının ağzını kapatır. )
    HIRSIZ 2 – Selamın Aleyküm.
    BABA – Ve Aleyküm Selam. Bunlar kim çocuğum?.
    KAMİL – Hırsız bunlar.
    BABA – Bak sen, böyle kolay mı çalıyorlar?.
    DERİN – Vallahi biz 5 dakikadır soygun anını izliyoruz bey babacım.
    ANNE – Eşşek kadar adamsınız oğlum, çalışsanıza.
    HIRSIZ – Orası öyle tabi teyzecim ama bizim kötü niyetimiz yok. Sessizce girdik ev halkı
    tedirgin olmasın diye.
    DERİN – İyi de oğlum bunlar benim.
    HIRSIZ 2 – Bizim felsefemizde, senin benim yok abi.
    KAMİL – Sokarım sizin felsefenize, öyle felsefe mi olur?. Soyunun o zaman her şeyinizi verin,
    hiçbir şeyiniz olmasın… Sonra didinin edinin, kazandıklarınızı biz alalım. Nasıl güzel fikir değil
    mi?. Ama sonra darılmaca yok! Bizim felsefemiz böyle, senin benim yok yani. ( İki polis girer
    içeri )
    POLİS – Hayırlı günler.
    ANNE – Buyur çocuğum.
    DERİN – Teyzecim ev benim. Buyurun?.
    POLİS – Biz Polisiz.
    DERİN – O kadar kolay yani?. Gösterin rozetleri? ( Gösterir. ) Vay canına.
    KAMİL – Yazar kıyak geçiyor.
    ANNE – Geçer benim aslanım.
    POLİS 2 – Hırsız ihbarı aldık, doğru mu adres?.
    SELİN – Evet, bu ikisi memur bey
    POLİS – Al kardeşim bu ikisini.
    POLİS 2 – Senin havan kime oğlum?. Komiser misin?.
    POLİS – Sivillerin yanında kavga etmeyelim Hüsam.
    POLİS 2 – İyi o zaman, al şu ikisini de karakola gidelim Kamil.
    KAMİL – Kamil benim.
    POLİS 2 – Memnun oldum, bende Polis Kamil.
    POLİS – Tamam sen sağdakini al Kamil.
    POLİS 2 – Tamam bende soldakini alırım.
    POLİS – Bir karizmamız vardı, onunda içine ettin yani. ( Yazar oturduğu koltuktan yığılır. )
    DERİN – Hasiktir yazar öldü?.
    POLİS 2 – Kim öldürdü?.
    POLİS – Tutukla hemen Kamil. ( Anne, Baba panikle Yazar’ın yanına koşar. )
    POLİS 2 – Oğlum senin havan kime?.
    ANNE – Oğluşum…
    POLİS – Tamam sakin… Merkezden takviye birlik isteyelim.
    BABA – Ambulans çağrın…
    KAMİL – Nasıl ya Yazar öldü mü cidden?.
    POLİS – Ambulans gönderir misiniz buraya?.
    POLİS 2 – ( Selin’in yanına gider ve rapor tutmaya başlar. ) Olay saatinde tam olarak
    nerdeydiniz?.
    SELİN – Burada duruyordum.
    HIRSIZ – Yazar kim hacı?.
    HIRSIZ 2 – Ne biliyim yerdeki öldüğüne göre, Yazar o?.
    ASLI – Eee bizi kim yazıyor o zaman?. ( Herkes aynı anda dönüp, onaylar Aslı’yı )
    HIRSIZ – Adam bizi mi yazıyormuş?.
    HIRSIZ 2 – Ne biliyim oğlum ben? Her şeyi bana soruyorsun, ben mi yazıyorum sanıyorsun?.
    DERİN – Aslı haklı uyuyordur.
    KAMİL – Kim yazıyor o zaman kardeşim?.
    DERİN – Senaryonun başına başka biri geçmiş olmasın. ( İki Poliste silahlarını doğrultur
    içerdekilere. )
    POLİS – Herkes sakin olsun.
    KAMİL – Höyt! Ne oluyor?.
    POLİS 2 – Elimden sıkmak geçmiyor ama adaşımı vurmak istiyor canım.
    KAMİL – Vurma kardeşim bana, gerek yok. Bak konuşarak hallederiz, ne kusurumu gördün
    ki?.
    POLİS – Çocuk haklı Kamil
    POLİS 2 – Hüsam sen niye doğrulttun silahını o zaman?.
    POLİS – Ne biliyim oğlum bir anlık gaza geldim.
    DERİN – Lan kim var senaryonun başında?
    POLİS 2 – Sakin ol şampiyon…
    SELİN – Lütfen, herkes bir sakin olabilir mi?.
    ASLI – Selin haklı, lütfen teyzecim, amcacım siz şöyle geçin. Sevgili Polis memurları sizde
    kapıyı tutarsanız, bu arkadaşlar kaçamaz.
    HIRSIZ – Kadın haklı.
    HIRSIZ 2 – Kibar ol biraz, bayan de.
    HIRSIZ – Bayan haklı.
    HIRSIZ 2 – Oğlum hırsızız ama birinci kalite, lütfen bozma bizi. ( Ambulans görevlileri girer. )
    A.GÖREVLİSİ – Evet problem nedir?.
    ASLI – Şey Yazar Bey şurada oturuyordu. Bir anda yere düştü…
    SELİN – Öldüğünden şüpheleniyoruz ama ölmüş olsaydı biz konuşamazdık.
    KAMİL - O yüzden senaryonun başında başka biri var diye düşünüyoruz?.
    A.GÖREVLİSİ 2 – Bence bunların hepsi deli.
    A.GÖREVLİSİ – Sen nesin?.
    A.GÖREVLİSİ 2 – Ambulans görevlisi.
    HEPSİ – Memnun olduk.
    A.GÖREVLİSİ 2 – Bende.
    A.GÖREVLİSİ – Bu mu Yazar?
    ASLI – Evet.
    A.GÖREVLİSİ – Tipsizin tekiymiş.
    ASLI – Aşk olsun.
    A.GÖREVLİSİ – Aşık tipsizin teki.
    ASLI – Oldu.
    A.GÖREVLİSİ 2 – Nabız normal.
    ANNE – Oh! Çok şükür.
    A.GÖREVLİSİ – Hastaneye götürelim. ( A.Görevlileri Yazar’ın ellerinden ayaklarından tutup
    götürürler. )
    BABA – Yürü hanım gidelim.
    ANNE – Görüşürüz çocuklar. ( Rabarba oluşur “Geçmiş olsun.” ) Dedim o kadar yazma
    çocuğum senaryo menaryo, biz senaryoyuz zaten, hiç dinlemedi beni hiç ck ck ck ck.
    BABA – Pes hanım pes, bir şeyi yok çocuğun. İki dakika da yazdın yine oynadın hemen. (
    Çıkarlar. )
    HIRSIZ – Ee yazar olmadığına göre serbest mi olduk yani biz.
    HIRSIZ 2 – Çocuk haklı.
    HIRSIZ – Kibar ol! Çocuk muyum ben?.
    HIRSIZ 2 – Adam haklı amirim.
    POLİS – Şimdi benim üstümde Polis rozeti var. Sizin üstünüzde hırsızlık delileri mevcut, buna
    göre yani ölmediğimize göre, göreve devam. Tutuklayalım kardeşim.
    POLİS 2 – Böyle de canımı ye, sen zahmet etme ben ikisini de alırım kardeşim.
    POLİS – Helal sana…
    POLİS 2 – Yürüyün len. ( Hırsızlar, Polislerle birlikte çıkarlar. İçeriye biri girer. ) Merhabalar.
    KAMİL – Buyurun?.
    PSİKOLOG – Derin hanginiz?.
    DERİN – Benim.
    PSİKOLOG – Merhaba… Ben psikolog Sevtap Şeker, şöyle uzanın isterseniz, biraz rahatlayın?.
    SELİN – Önemli bir şey yok değil mi?.
    PSİKOLOG – Sadece biraz aşırı durumdasınız o kadar. 10’dakika şöyle uzanıp kendinize gelin…
    DERİN – Tamam.
    ASLI – 10 dakika, zaman tut aşkım…
    KAMİL – Tamam.