• KADIN DEDİĞİN PORTAKAL GİBİDİR, GÖRDÜĞÜN YERDE SOYACAKSIN.

    Bilgisayarıma hiç kimseye okutmayacağım, sansürsüz yazılar klasörü açmaya karar verdim. Özgürce, karşıma çıkan ''kalıplara sokmaya çalışan'' insanların olmadığı, dolayısıyla benim için manasız ''ama''ların da olmadığı, zihnime dolan zehirleri kalemimle akıtacağım bir klasör... Çünkü ben ilk önce defterime yazarım.

    Şairler, aydın kesimin bir parçasıdır. Onların zihnimize ve daha ziyade kalbimize paylaştıkları her fikir bizde bir iz bırakır, bizi değiştirir, bu az dahi olsa böyledir. Bu tür etsel şiirlere, zihin dünyamızın şekillenmeye daha açık ve müsait olduğu erken yaşlarda denk gelmek, iddia ediyorum kadın-erkek ilişkilerine bakışı değiştirip, bunu şekillendirecek kadar önemli ve korkunç. Kadını sevmeye bakış açısı... Kadının en çok etini, güzelliğini seven insan... Hani çok yerde, ''Cemal Süreya fiziksel aşkı en güzel anlatmış şairdir.'' denir ya, bir dakika, FİZİKSEL AŞK MI? Aşk kollara ayrılıyor muymuş? Hmm... Bunu duyduğum iyi oldu. Hiç kusasım yoktu, iyi geldi. Yüzüme çöreklenen ifadeyi görseniz, sanırım korkarsınız.

    Ciddiyet çoğu zaman saygı uyandırır, bedeli de uzaklıktır. Samimiyet çoğu zaman yakınlık uyandırır, bedeli ise olmadık insanların, sizin gülen yüzünüzden aldığı cesaretle, size haddini aşmasıdır. Şimdi ciddi olma vakti. O yüzden silkelenin. Konu: KADIN.

    Burada inceleme yazan arkadaşlara, kendisini bilirkişi ilan eden ve yorum yazanın kendi görüşlerini ifade edebilmesinin edebiyata kısıtlama değil, özgürlük getireceğini ve edebiyatın omuzlarda özgürlükle ve özgürlükte yükselebileceğini dilinin ucuyla kabul eden, ama iş eyleme gelince cellat kesilen arkadaşlar var. Hele bir soluklanın. Yorum hakkınızı, başkalarının hakkını da gözeterek kullanın. Mesela ben, neden bunları yazmak zorunda hissediyorum? Çünkü 1K tarlasında yeşerebilecek birçok çiçeği, varlığıyla sadece toprağı tutan nice ot darlıyor. Bazı arkadaşlar inceleme yapmıyor, bazıları incelemelerini gelen yorumlar doğrultusunda silebiliyor. Bunları görmek baskı olduğunun kanıtıdır. Ha benim umrumda değil kimse, olsa bu incelemeyi ve birazdan ejderha misali ağzımdan/ kalemimden çıkacakları yazmam. Gayem bir farkındalık oluşturmaya çalışmak. Kadın konusunu ele almak için bu tür kitaplar MÜKEMMEL. Herkesin bir şekilde kesiştiği, etkilendiği ama bir şeyler yapmak için ilk önce nazik, sonra idrakli olması gereken bir konu bu. Naziklikten kastım, arabasının kapısını açmak, sandalyeyi çekmek değil, BÜTÜN İNSANLARA KARŞI NAZİK OLMAKTAN bahsediyorum.

    KADIN, MEME DEĞİLDİR. KADIN, KIVIRAN POPO DEĞİLDİR. KADIN, ONUN BUNUN BEDENİ ZEVKLERİNİ OYALAMAK İÇİN KULLANACAĞI BİR ET DEĞİLDİR. AYRICA BU DÜNYADA, GENELEV DİYE BİR ŞEY VARSA, BU İNSANLIĞIN AYIBIDIR.

    İNSANA, İNSAN OLDUĞU BİLİNCİYLE YAKLAŞIN, kendinizi insan görüyorsanız tabi. Bu sözlerim çok mu sert oldu? Ben, hemcinslerimin bu kadar ELLENDİĞİ satırlar karşısında öfkeleniyorum.

    Bir ömre kaç aşk sığabilir? Lütfen, bu soruyu bir düşünün. Bir ömre kaç sevme sığabilir? Bir ömre kaç bedensel birliktelik sığabilir bilmem ama sevmek o kadar basit bir eylem değil. Aşk sözcüğünü atların ayaklarına serseydik daha az tepinirlerdi üstünde. Lakin bu sözcüğün üstünde insanoğlu tepindi, birbirinin üstünde tepindiği gibi. İnsanın ayağı, bir attan da, bir filden de, bir eşekten de iyi teper, daha ağırdır. Bu yüzden aşkın kolu kanadı kırık çağımızda. Öyle yaralı, öyle hırpalanmış ki. Güçlenip de bir türlü çıkamıyor karşımıza çoğu zaman. Üzdüler onu, anlamının, muhteviyatının içine ettiler.

    Ülkemizin aydın dediğimiz insanları da, kadına bu şekilde bakıyorsa, bu edebiyatta başka soruları da doğuruyor: Aydın kimdir? Aydın, kimlere denmelidir? Aydın, gerçekten aydınlanmış ve ışık veren kimselerse, bu insanların ellerinden, kalemlerinden çıkan ışık nerede? Yahut bunlar feneri nereleriyle tutuyorlar?

    Birçok gözü açılmış kadının ve insan olmanın bilincinde olan erkeğin umut ettiği dünya ile gerçek dünya arasındaki farka bakıldığında, bizim umut ettiklerimizin bir hayalden öte gidemeyeceği apaçık ortadır. İnsan elbette her türlü şeyi yaşar. Mevzu bu değil, çarpıtan olursa. Aşkı bedene hapsedenlere, her yatıp kalktığını aşk diye bize anlatanlaradır bu tepki. Bizler de insanız. Ne zaman farkına varıcaksınız bilmiyorum ama bizler İNSANIZ! Kadını bu kadar etselleştiren, onu döven, onu severken dahi değersizleştiren herkese +18'lik beddular gönderiyorum. Burada dahi profil fotoğrafı koymadığımız için özgüvensiz diye yaftalayan gerizekalılar var. Bırakın da bari burada etimizle, suretimizle değil, zihnimiz ve kalbimizle yer alalım. Ama siz ne anlarsınız?

    Bu kitapta ''Seni kucağıma alıyorum, tarifsiz uzuyor bacakların'' var. ''Dörtnala sevişmek lazım.'' Misal atlar gibi. Hep kadının elleri var, gözleri var, dudakları var. Utancını duvara asana ve sabaha kadar- neyse. ''Bak çocuğum kolların işte çıplak işte'' Giyinik mi olacaktı bir de? Kadın dediğin portakal gibidir, gördün mü soyacaksın. ''Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün/ Gözlerin sabahın sekizinde bana açık/ Ne günah işlediysek yarı yarıya'' Neden, siz mi evliydiniz, kadın mı? Yoksa ikiniz de mi? ''Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların'' , ''Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde/ Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra/ Sonrası iyilik güzellik'' Şair, son satırda yeşilçamdaki bazı filmlerde kamera ''o sahne''ye gelince yukarı kaydırılır ya onu yapmış. İyi ki yapmış. Bütün şiirlerde zaten biz gerçek bir aşk gördük.

    ''Sizin Hiç Babanız Öldü Mü?'' şiiri gerçekten güzel bir şiirdir. ''Aşk'' isimli şiirin yer yer bazı cümlelerini gerçekten beğendim. ''Kanto'' adlı şiiri yine ''garson bira getir, rakı getir satırları olmasa güzel bir şiir. ''Gözleri yüzünün tenha bir köşesine çekilmiş'' mısrasını seviyorum. Ama Cemal Süreya'nın benim gözümdeki yeri malumunuzdur. ''Bir sürü çiçek ama saydırmaya kalkma/ Ayrı ayrı kadınlardan koparılmış/ Kadınlardan ya hem de bilsen nerelerinden'' Valla bilmek istemiyorum.

    ***EKLEME: Bu incelemede iki konu var. İlki: Aşk, dokunmayı da içine alan kutsal bir demdir. Sadece dokunmak, aşk değildir. İkincisi, kadını bu kadar etselleştirirsek, kadın daha çoook horlanır.

    Güzel kitaplara, güzel günler eşliğinde denk gelmeniz dileğiyle...
  • Evet seni. Bu gece seni düşünüyorum. Aslında sen, herkesin sen sandığı sen değilsin. Sen, kimsenin düşünmediği, benim bildiğimsin. Senin bile bilmediğin sensin. Benim bile neden düşündüğümü anlamaya çalıştığım sensin. Ne yarım kalan bir şarabın uktesi, ne de senle paylaşabildiğim bir kanyağın sızısı midemde.
    Ben bu gece seni düşünüyorum.
    Neden düşündüğümü bilmiyorum. Düşünüyorum öyle. Aslında meraklısındır. En çok da bu huyunu seviyorum belki. Ya da öyle olduğunu sanıyorumdur. Niyeleri niçinleri de boşverdim bu gece. Kendimi kasmadan, kimseyi yormadan seni düşünüyorum. Herkesin başkası sandığı seni düşünüyorum. Senin sen olduğunu bilmediğin seni düşünüyorum.
    Ben bu gece seni düşünüyorum.
    Aslında seni hep kahkahalar içinde elinde bir piyale şarap ile gözlerimin önüne getirdiğim zamanlar var bilmezsin. Sana bir kez olsun haykıramadığım sözcüklerimi, yüreğimi tuz buz eden aldanışlardan esirgemediğim gecelerim var anlamazsın. Bu sarhoş akşamın uyuşmuşluğunda ben, kadehimin parlak yansımasında sen ve içimde bir yerlerde bana fısıldayan ahlarımla seni düşünüyorum.
    Ben bu gece seni düşünüyorum.
    Belki de ilk defa seni düşündüğümü kendime söylüyorum. Kendime bile ilk defa söylediğim için seni düşündüğümden hiç haberin olmadı. Aslında sadece kendime söylüyorum. Şimdi karşımda duran hayalin, bu sarhoş gecede "ona da söylesene" diyor, kendisini düşündüğümden haberi olmadan. Gülümsüyorum. Sen de öyle.
    Ben bu gece seni düşünüyorum.
    Ve her zamankinden farklı belki de. Günah çıkarmak sayılmaz bu. Biliyorum kendimi çok kastım. İçimde biriktirdiğim şeyler beni tüketiyor. Bir zehir gibi nefes almamı engelliyor. Ve her yere ukte olmuş hayallerle gitmek canımı yakıyor. Aşk diye peşinden koştuğum şeyleri haykırmak daha kolaysa, o zaman sen nesin? Ben neyim? Neresindeyiz bu hikayenin? Ve neden bu masal hiç yaşanmadı? Neden sadece içimde hissedildiler ve herkesten saklandılar? Neden benimle birlikte bir gün hiç yaşanmamış gibi toprağın altına gidecekler?
    Ben bu gece seni düşünüyorum.
    Asi tarafımın törpüsü kırıldı belki bu gece. Şaraptan mıdır bilmem. Ya da sıkıldım birçok şeyden. Ama haykırmak isterken ruhum, hala kendime itiraf edebilmekle yetinmem gerektiğine kendimi ikna etmeye yeminli kaskılar bulmam da niçin? Engeller mi? Pehhh! İnan ki hiçbir şey umrumda değil! Ben bile..! Ya da inanma. Her zamanki gibi sözcüklerimi daha fazla duyabilmek için saçma bahaneler türet. Her saçmalığımı görmezden gelip her saçmalığıma gül. Gül ki buğusu dağılsın bu sarhoş gecenin. Varlığını duyabileyim bir yerlerde.
    Ben bu gece seni düşünüyorum.
    Bu sefer kesik kesik değil, hayatımı eksik yaşarken arka fonda seni düşünmek gibi de değil. Ben bu gece sadece seni düşünüyorum. Umrumda değil hayatın kendisi de, iş de, spor da, para da, pul da... Sen bile önemli değilsin. Ben bile önemli değilim. Ben bu gece sadece seni düşünüyorum. Hayaller kurup da beni nasıl mutlu ettiğini görmek değil ihtiyacım olan, senin teninde yüzüp de nasıl zevk aldığımı hissetmek değil ihtiyacım olan. Ben sadece seni düşünüyorum. Beni ne hale soktuğunu umursamadan, ne hale geldiğini umursamadan... Dünyada senden ziyade bir şey bırakmadan, ben bu gece sadece seni düşünüyorum.
    Aslında şimdi anladım. Belki de en başından beri bu sebeple hep uzaktım sana. Aramıza koyduğum mesafelerin sebebi buydu belki de. Bana her yaklaşmak istediğinde kaçışım bu yüzdendi belki de. Ben sadece seni düşündüm belki en başından beri. Bozmaktan, bozulmaktan korktum belki de. Sen yaşamak isteyeceğimden daha değerliydin belki de. Tıpkı bir şarap gibi. Hep saklanan ama içilmeyen. Varlığı ile mutlu eden... Bir yerlerde varlığı hep bilinen. Yalnızlığında benden uzaklaşırken başka ellere uzanışına bu sebeple dayanabildim belki de. Yarım kalan bir şarap gibi hep arzulanır kalışın ve hiç açılmamış oluşun bundandı belki de.
    Yarım kalan şarapların içimdeki uktesini şimdi anladım. Bunun korkaklık olmadığını da. "Tatmadığı şeyi özlemez insan". Ama "en çok, tatmadığı şeyi arzular". Yarım kalan kısmı buydu cümlenin. Özlememek için tatmadım belki de. Yükün, kaldırabileceğimden ağırdı ya da. Yarım kalıp diğerlerine benzemenden, benzememden kaçınmışım. Belki de bu yüzden hiç olmamışım. Ama hep varmışsın. Sen sanmışlar başkalarını. Ben yapamamışsın başkalarını.
    Başka bir kalbe yorulurken kalbin, başka bir tene susarken ruhun, ben bu gece seni düşünüyorum. Yalnız seni.alinti