• “Bir adını biliyorum, bir de yaşını… Yüzünü görmedim ya, sen yaşta kız kardeşim var. Mutlak ona benzersin. Başkaca düşünemem. Sen Cezayir’den bir can’sın, ben Türkiye’den. Ayrı suların, ayrı toprakların çocuklarıyız ama kardeşiz.

    Ben, bu kahrolası yazıya oturunca, senin idamın için hazırlıklar yapılıyordur. Karşında Lejyon’dan bir manga… Dünyamızı, hayatı, bir solucan kadar olsun anlamaktan, sevmekten korkanların mangası. Onlar, hep öyledirler. Silahı, insan avını zulmü severler. Kim bunlar? Kimlerin soyundan inip gelirler? Aklım duracak… Belli ki ömürlerinde bir sefer olsun, bir çocuk, bir çiçek, bir türkü sevmemişler. Namusla, yürekle, alın akıyla seven bir kadının koynuna girmemişler. Mertlik, can saygısı, dünya sevdası, bir lahza bile yüreklerine konuk olmamış.

    Ve hiç utanmadan da İncil-i Şerif’i kitab bilirler. Oysa yaptıklarının hiçbir kitapta yeri yok! Onlar ki her iki cihanda da yüzleri kara! Senin o Meryem’den bin daha aziz, bin daha bakir canının değerini ne bilecekler…

    Karşında bir manga. Ölüm mangası. Parayla, yalan dolanla, o murdar korkuyla aldatılmışlar. Bundan ötürü küstah, bundan ötürü zalim… incecik, tazecik çocuk kolların arkadan bağlı. Bilirim gözlerini bağlatmazsın sen. Namlular karşısında dimdik ve espa’sız duruşunu hayalliyorum. Kavgandan bir marş, bir mısra mı son sözün? Anana, kardeşlerine selam mı yoksa?

    On dokuz yaşındasın. Sakın, gençliğime doymadım, deme! Şimdiden ölümsüzsün. Niceleri var ki bin yıl yaşasa, sencileyin bir haysiyet katamaz yaşamaya. Yarının CEZAİR’inde, kurtarılmış CEZAİR’de, okullarda bebeler, önce senin adını belliyecekler. Sonra dünyayı!

    İnan, seninle birlik ya da senin yerine, kurşuna dizilmeyi çok isterdim. Ölümüne nispet, yaşamak silik ve anlamsız, CEMİLE
  • 248 syf.
    Anımsamıyor hiç kimse seni...

    Öncelikle inceleme içinde biraz yakınacağım okuyan kişi şimdiden mazur gör.
    Şu an sitede devam etmekte olan bir şiir etkinliği var. Herkes şiir okusun isteniyor -çok hoş- ama birbirimizin kopyası olmaktan öteye gidemiyoruz. Görmüşüz bir Nazım Hikmet’i, Cemal Süreya’yı, Attila İlhan’ı... izlerinden gidiyoruz sürekli. Sanıyoruz ki aşkı, yalnızlığı, umudu hatta umutsuzluğu, öfkeyi, kini, hüznü daha sayamadığım nice duyguları sanki sadece onlar anlattı, şiiri sadece onlar yazdı.
    Araştırmak ne demek hiç bilmiyoruz ve buna ben de dahilim.

    Mesela çok anlamsız bir şiir okuyoruz ama gerçekten de anlamsız.
    Şair tamamen estetiğe önem vermiş ve bir bütünlük yaratmaya çalışmış, fakat bir anlam yok ya da gerçekten herkesin anlayamayacağı kapalı bir anlatım var. O koskoca şiirin içinden bir cümle işaretliyoruz, “ben öyle yalnızım ki...”
    Sonra giriyoruz 1K alıntılar bölümüne;
    ..... şair ve ...... kitabı
    “Ben öyle yalnızdım ki...” hooop paylaş.
    Aşağıya gelen yorumlardan örnek vereyim hemen;
    “bu şair muhteşemmiş ya gerçekten ben de yalnızım hemen okumalıyım.”

    Sitede bir de şiir kitabına “kitap sayısı” gözüyle bakılıyor. 500 sayfalık bir romanı bir günde bitiremiyor ama 500 sayfalık bir şiir kitabını 2 saatte bitirebiliyor. Sonra bir de “huhu 1 günde kitap bitirdim artık bu şairin şiirlerine hakimim,” düşüncelerine kapılıyorlar herhalde. İnsanlığı sorguladım, genel olarak, kendimi de.


    .................. ERROR ................


    Bu yakınmamın sebebi ise Sabri Altınel’i kimsenin tanımamış olması. Böyle bir değerin arka planda kalması ciddi manada bana hayatı sorgulattırıyor.

    Mehmet Fuat da kendisi hakkında demiş ki;
    “Sabri Altınel gibi bir şair geliyor, kitaplar yayımlıyor, bir toplu çıkışın içinde olmadığı, şaklabanlıklar etmediği için, bir köşede ilgilerden uzak yaşıyor, sonra bir gün ölüyor, yazdıklarının bir bölümü dergilerde kalıyor, kimsenin aldırdığı yok.” diyor.

    İnsanı, insana verdiği değeri, işçinin değerini, köylüyü, zengini, çocukları, yaşlıları, hayatı, umudu, güzellikleri, özgürlüğü, barışı, iyilikleri, kötülüğü, gerçekleri... hepsini öyle güzel işledi ki ruhuma gerçekten her şiirinde bir duraksama yaşadım.

    O mutsuzluktan, umutsuzluktan beslenmedi!
    İkinci dünya savaşı sonrası toplumun halini anlattı. Ama insanların içinde umut yeşertmeye çalıştı. Herkesi cesaretlendirmeye, güçlendirmeye, hayatın çok güzel bir yer olduğunu anlatmaya çalıştı.
    Bence başardı da!

    “Neden karanlığında kalbimizin,
    Bir acı bir sıkıntı var?
    Öylesine güzel ki dünya;
    Yaşarız şunun şurasında,
    Yaşayabildiğimiz kadar.”


    Kimseyi kendine örnek almadı, hiçbir yere konamadı, anılmadı, özgün oldu, şiirlerini özgünleştirdi. Estetik kaygılarına girmeden şiirlerinin anlamına önem verdi. Toplumcu oldu, insanını düşündü.

    Ama içinde hep biraz da olsa bir isyan da barındırdı;

    “Siz öyledir diyorsunuz ya yalan
    Sevgiler gözyaşları söyleşiler
    Yaza sıcak güze soğuk deyişiniz
    Taşa sert toprağa yumuşak
    Duruşunuz yürüyüşünüz yalan

    Yoksa iyiyi severdiniz kötüyü sevmezdiniz
    Güzel olurdu çirkin olmazdı
    Gerçek olurdu uydurma olmazdı
    Kırgınlık duymazdınız bezginlik duymazdınız
    Boyun eğmezdiniz

    Siz öyledir diyorsunuz ya yalan”

    Şiirlerinde ölüm gibi bir gerçeği de hiçbir zaman unutmadı;

    “Ölmek de var bu işin içinde,
    Karanlık duvarları üstüne düşerek İstanbul’un,
    Tenha bir akşam vakti, kimsesiz;
    Türkiye’ni, ah o canım Türkiye’ni,
    Her şeyi bırakıp geride,
    Ölmek de var.

    Ama yaşamak istiyorsun şöyle kendince, hür,
    Garip de olsa, kimsesiz de olsa yaşamak;
    Bir gün bakarsın için ezilir, bunalırsın,
    Bir gün sabahleyin, hiç yoktan,
    Sevinirsin.”



    “En güzel çiçekler dünyada açar
    Dünyada verir ağaçlar en güzel meyvelerini
    Dünyada doğar bir sevişmeden çocuk
    Güçlüğün karşısında çaba
    Ölümün karşısında dirilik
    Dün varolduysa bunlar bugün de varolacak

    ....

    Benim sevincime katılın
    Suçun karşısında suçsuzluğum ben
    Umutsuzluğun karşısında umut
    Ölümün karşısında ölmezlik”



    Mesleği de öğretmenliktir;



    .....
    Okul bahçelerinde ağaçlar, soğuyan yağmurlar,
    Zil sesleri boşlukta ve adadım yaşamımı,
    Öğrendiğim her şeyi öğrettim.”




    .....
    Suyunu içmek için öldürdüler seni,
    Ekmeğini yemek için.

    Anaların yasları kapıları çalıyordu,
    Çığlıklar geçiyordu sokakları baştan başa;
    Çekilmiş yürekleri içinden örtülmüş düşüncelerin,
    Gözsüz umutların toprağa düşen yıldızların
    Soğuk taşların içinden.

    Özgürlük için savaştınız, yurtlarınız için,
    Esinlendi yaşam
    Yiğitçe ve hazin ölümünüzden;
    Onurlandırdınız çağınızı.”



    Sabri Altınel der ki;
    “İnsanoğlunun mutluluğunu düşledim hep.”
    “Yüreğim ve kafamla arıyorum yaşamın anlamını”


    En güzel şiiri ise en sona sakladım. Bu şiir beni her okuduğumda çok etkiliyor.

    İNSANIN DEĞERİ;

    Bir insan ne demektir bilmiyorsunuz
    Binlerce yıldan sonra
    Berrak bir su gibi ellerime dökülen
    Şu içinde yaşadığım an
    Kutsal dakika
    Kendimi sana bırakıyorum
    Sevinçlerimi gözyaşlarımı sana
    bırakıyorum

    Hani ballı ballı incirleri
    Hani buğulu üzümleri vardır dünyanın
    Hani çatlamış narları
    Başak başak buğdayı
    Suyu ateşi toprağı vardır hani
    Hani gecesi gündüzü vardır
    Yazı vardır güzü vardır
    İpeği bezi vardır
    Bir yanı başka yerdir
    Bir yanı başka yer
    Atan yüreği akan kanı
    İnsan gücü insan emeği vardır

    Alın teri vardır boncuk boncuk
    Yapılardaki alınteri
    Sevişmelerdeki alınteri
    Erdemlerdeki alınteri
    Beyaz siyah sarı
    Hani kederi mutluluğu yaşama sevinci vardır
    Düşüncesi bilimi şiiri vardır hani
    Hani öpülesi tapılası bir hali vardır dünyanın
    Bütün bunlar sensin
    Binlerce yıldan sonra
    Berrak bir su gibi
    Toprak gibi buğday gibi
    Avuçlarıma dolan
    Kutsal dakika
    Sen gene bunlardan başka bir şey değilsin
    İnsan da bunlardan başka bir şey değil
    Kendimi sana bırakıyorum
    Senin bu kadar kutlu
    Yaşanılası olduğunu biliyorum

    Körpe zeytin dalları havaya uzanır
    Bitkiler ballanır
    Bitkiler döllenir
    Erkekler başlarını dişilere eğer Güneşe çiçeğe aranıza
    Anne sevgileriyle kardeş sevgileriyle
    İnsanlar doğar
    Sen insanlarla varsın kutsal dakika
    Toprak da hava da insanla var
    Ateş de su da

    Elbette bir insan ne demektir bilmiyorsunuz
    Çünkü siz bir çiçeğin bir sabah nasıl açıverdiğini bilmiyorsunuz
    Suların nasıl hayat dolu akıp gittiğini bilmiyorsunuz
    Toprağın bereketini bilmiyorsunuz
    Aşklar nasıl kalplerden kalplere geçer bilmiyorsunuz
    Sevinci iyilikleri mutluluğu bilmiyorsunuz
    Nişanlılıkları düğünleri cümbüşleri

    Bu dünya bir hoş dünya
    Bu dünya sarhoş dünya
    İşte en sonuncusu
    Savaş alanlarında ölenler 32 milyon
    Hava bombardımanlarında ölenler 20 milyon
    Kamplarda ölenler 25 milyon
    Yaralananlar sakatlar 25 milyon
    Yoksulluğa düşenler 21 milyon
    İşte en sonuncusu
    Daha kolumda kafamda
    Yüreğimde acısı
    Yerle bir oldu bütün dünya
    Kişinin el emeği göz emeği
    Ev dükkân okul
    60 milyondan fazla
    Yer değiştirenler 80 milyon
    Doğduğu illerden başka illere göçenler 34 milyon
    12 milyon çocuk anasız babasız kaldı
    Çocukları kaybolan ana babalar 46 milyon
    bütün çocukları kaybolanların
    13 bini deli şimdi
    400 bini yarı deli
    Giden dünya varlığı milyarları aşıyor
    İşte en sonuncusu
    İkinci dünya savaşı
    Ölü sayısıyla iki Fransa devleti yeniden kurulabilir
    Yıkılan evle Avrupa kıtası baştanbaşa donanabilir
    Gül gibi geçinirdi bütün insanlar
    Giden dünya varlığıyla tam 60 yıl
    İşte bu en sonuncusu
    Ah yürekler acısı

    Elbette bir insan ne demektir bilmiyorsunuz
    Bir sürü yalan dolan
    Milletler devletler
    Bir sürü ağlayan gülen
    Gilbert Du Fay Edison
    Elektriği buldularsa eğer
    Gecelerimiz aydın olsun diyedir
    Franklin yıldırımlığı bulduysa
    Yıldırımlar evimize düşmesin diyedir
    Radyoyu bulduysa Marconi
    Şarkılar söylensin diyedir
    Villon Dante Yunus şiirler yazdılarsa
    Güzellikleri iyilikleri
    Birbirimize söyleyelim diyedir
    Descartes Diderot Kant
    Sonrakiler düşündülerse
    İnsanoğlu tabiatı daha çok eline alsın diyedir
    Bir çiftçi uzakta tenha bir ovada
    Sabanını toprağın bereketine daldırdıysa
    Gecenin içinde bir anne
    Yavrusuna ninni söylediyse
    Bir nişanlı sokulduysa nişanlısının koluna
    Bir işçi işini aldıysa eline
    Bütün bunlar bizim içindir
    Bizim mutluluğumuz içindir

    Elbette bir insan ne demektir bilmiyorsunuz
    Karanlıkta gizli konuşuluyor
    Karanlıkta düşer kor
    Otlar yapraklar üstüne
    Halılar tahtalar üstüne
    Buğdaylar ipekler üstüne
    Madenler topraklar üstüne
    Karanlıkta düşer kor
    Hadi yeni baştan ateş
    Hadi yeni baştan dövüş
    Hadi yeni baştan kin
    Hadi yeni baştan kan

    II

    Zeytin dalları havaya uzanıyor
    Bitkiler ballanıyor
    Bitkiler dölleniyor
    Çekip gidiyor karanlık
    Köyler şehirler ışıyor
    Uzakta sütbeyaz bir horoz
    Ayağıyla toprağı eşiyor
    Bir umut bir mutluluk
    Göllerde sazan balıkları kasnalar
    Irmaklarda alabalıklar
    Havada kuşlar
    Evlerde eşler
    Yollarda laleler yabangülleri
    Beyazları pembeleri alları
    Yollarda üzümler
    Üzümlerde şarap
    Buğdaylar pamuklar tütünler
    Erkek çocukları kız çocukları gelinler
    Ekşi elmalar mürdümerikleri
    Dağların karlı dorukları
    Dağların kekikli etekleri
    Kendimi sana bırakıyorum kutsal dakika
    Sevinçlerimi gözyaşlarımı sana bırakıyorum
    Yaşamak sensin işte
    Ölmemek sensin işte

    İçerim aydınlanıyor
    Umutlanıyorum yeniden
    Umut zaman demektir
    Yaşamak demek
    Umut bir çocuğun öpen ağzı demektir
    İyi niyetli çalışkan yüreği bir adamın
    Bir kadının gülen yüzü demektir
    Çiçekler içinden
    Kutsal dakikayı yaşıyor onlar
    Güzeli yaşıyorlar doğruyu iyiyi
    İpek böceği gibi

    Umut bu türlü yaşamaktır
    Onlar çocukların önemini biliyor
    İçerim aydınlanıyor
  • ŞEYTAN

    Eğer ben olmasaydım ne kiliseler yapılır ne de kaleler ya da saraylar dikilirdi. Ben insanoğluna karar verdirten cesaretim. Ben, orijinal fikirlerin kaynağıyım. İnsanın ellerini kıpırtatan el, benim. Ölümsüz şeytan, benim. İnsanların hayatta kalmak uğruna savaştıkları Şeytan, benim. Benimle savaşmayı keserlerse, mükemmel efsanelerindeki cezai şartlar gibi beyinlerini, kalplerini ve ruhlarını miskinlik kaplar.

    Ben erkeklerin beyinlerini, kadınların da kalplerini fetheden sessiz ama çok güçlü bir fırtınayım. Benim korkumla beni def etmek için dua edecekleri yerlere giderler ya da benim çevremdekilerin de etkisiyle kötü yerlere giderek beni memnun ederler. Beni yatağından uzak tutmak için gece dua eden keşiş, aynı beni odasına davet eden bir orospu gibidir. "Ben ölümsüz sonsuza dek yaşayacak olan Şeytan'ım."

    Korku duygusu ile kiliseleri ve manastırları yaptıran benim. Haz duygusunu yenmek için şaraphaneleri ve kötü evleri yaptıran da benim. Eğer benim yaşamım sona ererse, dünyadan korku ve eğlence de yok olur. Onlar yok olunca da insan kalbindeki istek ve umutlar da yok olur. Yaşam, telleri kopmuş bir arp gibi boş ve soğuk olur. "Ben, ölümsüz Şeytan'ım"

    Ben, yalan, iftira, ihanet aldatma ve alayın ilham perisiyim. Eğer bunlar bu dünyadan alınırsa, insan toplumu sadece dikenlerin sarılı olduğu bir çöle döner. Ben ölümsüz Şeytan'ım.

    Ben, günahın hem annesi hem de babasıyım. Eğer günah yok olursa, günah savaşcıları da onunla birlikte yok olur. Tabii ki aileleri ve ellerindeki her şey ile birlikte.

    Ben, tüm kötülüklerin kalbiyim. Benim kalbimin durmasıyla birlikte insan hareketinin de durmasını ister misin? Sebeb benim! Bu ıssız vahşi ortamda ölmeme izin verecek misin? Aramızdaki bağı kesmek istiyor musun? Bana cevap ver Peder.

    Peder'in sesi titredi konuşmaya çalıştı. Artık bir saat önce bilmediğim şeyleri biliyorum. Bilgisizliğim için beni affet. Senin bu dünyada varlığın günaha girmeyi yaratıyor. Ve bu da Tanrı'nın insan ruhlarının değerini ölçme birimi. Eğer ölürsen, günahta ölecek. Günah ölünce de ölüm insanı uyaran ve yükselten ideal gücü yok edecek.

    Sen yaşamalısın. Eğer ölürsen ve insanlar bunu öğrenirse, cehennem korkusu yok olur ve ibadet etmeyi bırakırlar. Bu da günaha yol açar. Yaşamalısın. Çünkü senin hayatın insanlığı kötülükten ve günahtan kurtarıyor. Bana gelince, sana karşı olan nefretimi insan sevgimin karşısında kurban ediyorum.

    Şeytan yeri titreten bir kahkaha attı. "Sen ne kadar zeki bir adamsın Peder! Ve Teolojik gerçekler konusundaki bilgin de şaheser! Bilginin gücü doğrultusunda benim varlığım için bir sebep buldun. Ben bunu hiç düşünmemiştim.

    Peder Şeytanı sırtına aldı yola koyuldu. Onu taşımaya gayret ediyordu ve Şeytan'ın yaşaması için ettiği dualar ile dudakları hareket ediyordu.

    Halil CİBRAN
    (Şeytan)
  • Hoşça kal! Değerin çok yüksek, tutamam seni,
    Biliyorum kendine ne paha biçtiğini;
    Özgürlüğe kavuştun alıp değer belgeni,
    İptal ettik sendeki hakkımın senedini.
    Nasıl tutarım seni, sağlamadan iznini,
    Neyim var hak edecek senin zenginliğini,
    Bu eşsiz armağana kim layık görür beni?
    Bana verilmiş berat, donup buldu vereni.
    Sen vermiştin kendini, bilmeden değerini
    Ya da bana vermekle hata işlediğini,
    Bir yanlış anlamanın sonucu hediyeni;
    Ama, o yine buldu hatayı düzelteni

    Sen benimdin: rüyanın görkemleriyle doldum.
    Ben uykuda sultandım, uyanınca hiç oldum
    William Shakespeare
    Sayfa 87 - kültür yayınları
  • ÖMRÜM SONUNA DEK SANA EMANETİM

    Gunesim oldun usuyen yüreğimi isittin şu basit iki kelimeye sen anlam kazandirdin’seni seviyorum’ günden güne değerini yitiren cevheri aldin sevginle isledin yeniden her gün yeni bir beni keşfettim sayende içime umutsuzluk düştüğünde mutsuz olduğumda sen güldurdun yüzümü ne zaman sinirlensem ne zaman icim de fırtınalar kopsa sigindigim liman hep sen oldun her sabah sesinle uyanmayi seviyorum ben ya da nefes alış verisini hissederek uyumayı aslında her gün yeni bir masal yaşıyorum seninle ama mutlu sonla biten ya da mutlu sonsuz mu demeli ben aslında aldığım her nefes kadar muhtacım sana soludugum her hava kadar. Korkularimi endiselerimi seninle yendim ben içimde ki boşluğu seninle doldurdum hayatım seninle anlam kazandı.Ben ilk defa bi insanı kaybetmekten korkuyorum çünkü nasıl desem insan gunesini nasıl kaybetsinki eğer kaybederse hep gece olur hep karanlık yani.Bazı gecelerde gökyüzüne bakıyorum oyle o gökyüzü benim hayal perdem oluyor seninle yaşayacağım hayaller beliriyor gözümün önünde .Ben hayatta hiç risk almadım biliyo musun bitanem hep korkularim her seyin önüne geçiyordu ta ki seni taniyana kadar hayatıma oyle bir girdin ki seninle yeniden doğmuş gibi oldum beni baştan yarattin.Sanki böyle bazı şarkılar bizim için yazılmış gibi bazıları ise bizi anlatıyor işte. Hani böyle gülmem için elinden gelen her seyi yapıyorsun ya bu beni o kadar mutlu ediyor ki.Bazen sanki bir ruyaymis gibi geliyor bütün bu yaşadıklarım ama ruyaysa bile kimse uyandirmasin beni sonsuza kadar sürsün bu rüya. Senin şimdi hangi yönünü anlatiyimi ki anlat anlat bitiremem ki seni.Seni seviyorum çünkü sen hep benimlesin gözümü kapatmam yeterli görmem için ne zaman seni hayal etsem içimde kelebekler ucusuyo böyle karnimda çok değişik bi sıcaklık hissediyorum böyle nasıl desem anlatamıyorum ki keske kalbimin dili olsa da seninle konusabilse gerçi sadece gozlerime bile baksan seni ne kadar çok sevdiğimi anlarsın ki ben bir tek senin yanında kendimi tamamlanmış ve özgür hissediyorum ben bir tek senin yanında çok mutluyum ya da seni yanımda hissetiğimde boyle bi adaya gidelim seninle icinde yanlız ikimiz olalım kendi dünyamızı kuralım orda ben korkmam biliyo musun çünkü sen yanimdasin bir tek seninleyken kendimi tam güven de hissederim ben çünkü başıma bir sey gelmesine asla izin vermezsin biliyorum.Şimdi gelip bana kalbini ver desen veremem çünkü o sende ki zaten bundan sonra sana ait ona iyi bak olur mu sevdiğim.iyi bakacagindan adım gibi eminim. Hani ben hayal kurmayı ve o hayallerin gerçekleşeceğini seninle öğrendim. Bilmediğim seyleri sorduğumda anlamasam bile tekrar tekrar anlattin senden öğrenecek çok şeyim var ki benim ömrümün sonuna kadar sesini dinleyebilirim. Sana BEYİM diycem böyle KOCACIĞIM dicem her istediğim de boynundan öpebilcem aslında hiç durmadan da öpebilirim. yaşayacağım ney varsa seninle yaşamak istiyorum ben bir ömür ellerinden tutup hiç birakmamak istiyorum. o kadar çok baglandim ki sana hayatım her saniye acaba su an napiyor diye düşünüyorum oysaki ben sadece nefesini nefesimde hissetmek istiyorum kimseyi sevemem diyen ben deli divane aşık oldum sana. Her anım da seni istiyorum yanımda iyi gunumde kötü gunumde hep sen ol istiyorum her an hayatımın her yerinde ol bana hep oyle güzel guzel bak sesini her duyduğumda kalbimin ritmi değişiyor bir gün yanımda gelince zaten duyarsin kalp ritmimi. Sadece ismini duyunca bile kendimden geçiyorum mesela. Evet seni aşırı kiskaniyorum benden başka kimse sevmesin istiyorum seni paylasamiyorum iste seni kimselerle sadece ben seviyim sadece benimle gül. Iyi ki der ya insan hani sen de benim iyikimsin iyi ki gelmissin be valla o gün iyi ki cevap vermişim sana iyi ki benim sevdiğimsin seni çok seviyorum ben ve ömrümün sonuna kadar da çok sevicem kalbimin tek sahibi ♥
  • Ölmek Üzere Olan 24 Yaşındaki Bu Gencin Son Mektubunu İyi Okuyun



    Sonunuzun yaklaştığını bilseydiniz, ne yapardınız?



    Birçoğumuz hayatı otomatiğe bağlamış gibi yaşıyoruz. Aslında yaşamıyoruz sadece var oluyoruz. Dışarıdan her ne kadar dolu görünsekte, aslında içimizde bomboşuz. Geceleri aslında hiçbir önemi olmayan şeyler için uykularımızı kaçırıyoruz.
    Neden bunu kendimize yapıyoruz?
    Hepimiz aynı gemideyiz.  Hayatta yaptığımız seçimler aslında bizim karakterimizi ve varoluş çabamızı göstermekten öteye gidemiyor. Bunlara ek olarak tecrübelerimiz ve seçimlerimiz, iç dünyamızı keşfetmek yerine, paranın ve yüksek bir mevkinin peşinden koşma yönünde oluyor.
    Hepimiz eve döneceğimiz saat için geri sayım yapıyoruz. Eve geliyoruz dinleniyoruz ve aynı şeyi tekrarlıyoruz.. Her gün yeni bir şeyi yakalamak için uyanıyoruz fakat yakalamaya çalıştığımız şeyin bize gerçekten mutluluk getirip getirmeyeceğini sormuyoruz bile. Her gün yaptıklarınız hakkında böylesine detaylıca düşünmek size şuan önemli gelmeyebilir. Fakat belki de, ölmek üzerine olan 24 yaşındaki bir gencin tavsiyelerine ayıracak üç beş dakikanız vardır;
    “Henüz 24 yaşındayım fakat giyeceğim son kravatı seçtim bile… Bu kravatı birkaç ay sonra cenazem de giyeceğim. Takımımla pek uyumlu olmasa da, ortam için fazlasıyla uygun.
    Kanser teşhisi o kadar geç konuldu ki yaşamak için küçükte olsa bir umut beslemeyedim. Ancak bence en önemlisi dünyayı az da olsa ona bir katkı sağlayarak terk ettiğinizden emin olmanızdır. Hayatımı nasıl yaşadığımın hiçbir önemi yok çünkü ben bu dünyayı anlamlı bir şekilde yaşayabilen şanslılardan biri yani sizlerden biri! olamadım…
    Ne kadar az vaktimin kaldığını öğrenmeden öncesinde öylesine boş şeylerle, kişilere saatlerimi, günlerimi ve hatta yıllarımı harcamışım ki, “keşke 6 ayım daha olsaydı!” diye sitem ederken, eski aptal halime hayret ediyorum… Şu anda benim için nelerin önemli olduğunu artık biliyorum. Ancak sorun şu ki, aynı zamanda da ölüyorum… Bu yüzden bencil bir şekilde yazıyorum. Fark ettiklerimi yazarak hayatıma, belki de, bu satırları okuyacak birileri olursa onların hayatına anlam katmak istiyorum;
    – Sevmediğiniz bir iş için vakit harcamayı bırakın artık… Sevmediğiniz bir işte başarılı olmanız imkansızdır. Ancak sevdiğiniz işi yaparsanız tutkulu, kararlı ve sabırlı olabilirsiniz.
    – İnsanların fikirlerini önemsemeyi bırakın! Güçsüzlükten ve sizi durduran meselelerden korkun. Eğer kendinizi kaptırırsanız elinizdeki her şeyi kaybedersiniz ve kendinizi kabuğunuzun içinde bulursunuz. İç sesinizi dinleyin. Bugüne kadar “efsane” olarak nitelendirilen tüm insanların ısrarla bunu söylemesinin bir sebebi var. Ne yazık ki onları ölüm döşeğindeyken anlayabiliyorum…
    – Etrafınızda sizi koşulsuz seven insanların kıymetini bilin. Aileniz size sonsuz güç verecektir ve sizi hiçbir koşul gözetmeden sevecek insanlar onlardır. Bu yüzden onları önemseyin.
    Bu basit tespitlerin bana neler ifade ettiklerini anlatmam mümkün değildir. Fakat umarım zamanın değerini anlayan birisinin tespitlerini dikkate alırsınız.Ailenizi ve “gerçek” arkadaşlarınızı ihmal etmeyin. Onlarla geçireceğiniz zaman çok değerli.
    Kalan son zamanımı bir odada kapalı şekilde geçirdiğim için mutsuz değilim… Sadece dışarıda ki birçok güzel şeyi tekrar göremeyeceğim için üzgünüm.
    Ölümün farkına varmadan önce vücudumuza ve sağlığımıza inanılmaz önem veriyoruz. Ancak aslında baktığımız zaman vücudumuz duygularımızı, karakterimizi, düşüncelerimizi ve iç dünyamızı taşıyan basit bir kutudan ibaret. Önemli olan şey bu basit kutudan fark yaratabilecek ya da diğer insanların hayatına dokunabilecek bir şeyler çıkarabilmek.
    Hepimizin potansiyeli var fakat bunu keşfetmek için nedense hiçbir zaman yeterli zamanımız olmadığında şikayet edip duruyoruz. Gerçek şu ki, benim gerçekten zamanım yok… Üzgünüm ama bu böyle. Peki ama, sizin bahaneniz ne?
    Yeteri kadar yiyeceği sağladığınız güvenli işinize gidip gelerek bu dünyadaki yaşamınızı sürdürebilirsiniz. Diğer bir seçenek olarak ise inandığınız şeyler için mücadele verip hayatınıza anlam katabilirsiniz! İnanın hayat sadece ama sadece seçimlerden ibaret… Umarım doğru bir seçim yaparsınız…
    Bu dünyaya bir imza bırak. Senin için anlamlı bir hayat nasıl olacaksa o şekilde yaşa. Şuan farkındayım ki, terk etmek üzere olduğum bu dünya her şeyin mümkün olduğu bir oyun alanı… Fakat biz sonsuza kadar bu alanda yer almayacağız. Hayatımız bu dünyada yer alan kısa bir parıltı sadece. Bu parıltı hızlıca bizim bilmediğimiz bir dünyaya uçup gidecek. Burdaki zamanınızı tutkuyla geçirin. Bu zamanı ilginç kılın. Anlamlı kılın! “
  • Aşağıda, 1958 yılında, yatılı okulda okurken, Susan isimli bir kıza âşık olduğunu söyleyen büyük oğlu Thom’un mektubuna verdiği cevap var.

    New York

    10 Kasım 1958

    Sevgili Thom,

    Bu sabah mektubunu aldık. Mektubuna kendi bakış açımdan cevap vereceğim, Elaine de kendi bakış açısından.

    İlk olarak, eğer âşıksan bu iyi bir şeydir, hatta bir insanın başına gelecek en iyi şeydir. Sakın bunu küçümsemelerine izin verme.

    İkincisi, aşkın çok çeşidi vardır. Biri bencil, cimri, açgözlü, egoist ve aşkı kendini beğenmek için kullanır. Bu aşkın, çirkin ve “kötü” çeşididir. Diğeri, senin içindeki iyi olan her şeyi dışa vurmanı sağlar. İyilik, itibar ve saygı. Sadece toplumsal saygı meselesi değil, bir başkasını eşsiz ve değerli görebilmeni sağlayan o daha yüce saygıyı da.

    İlk çeşidi, seni hasta, küçük ve zayıf yapabilir, ikincisi seni güçlendirir, sahip olduğunu bilmediğin cesareti, iyiliği ve bilgeliği ortaya çıkarmanı sağlayabilir.

    Bunun gelip geçici bir gençlik aşkı olmadığını söylüyorsun. Eğer bu kadar yoğun duygular hissediyorsan elbette gençlik aşkı değildir.

    Fakat benden sana neler hissettiğini söylememi istemiyorsun diye düşünüyorum. Hissettiklerini, sen herkesten daha iyi biliyorsun. Sana bu konuda ne yapman gerektiğiyle ilgili yardımcı olmamı istiyorsun; bunu yapabilirim.

    Öncelikle sonuna kadar hissettiklerinin tadını çıkar, müteşekkir ol ve şükran duy.

    Aşkın amacı, en iyi ve en güzel amaçtır. Ona ulaşmaya çalış.

    Eğer birine âşıksan o kişiye açılmakta bir tehlike yoktur; yalnızca bazı insanların çok çekingen olabileceğini unutmamalısın, bazen ilan-ı aşk ederken bu çekingenliği göz önünde bulundurmak gerekir.

    Kızlar senin ne hissettiğini bilmek gibi bir özelliğe sahiplerdir ama yine de hissettiklerini duymak isterler.

    Bazen hislerine bazı sebepler dolayısıyla karşılık alamazsın; ama bu hissettiklerinin değerini ya da güzelliğini azaltmaz.

    Son olarak, senin ne hissettiğini biliyorum, çünkü ben de aynı şeyleri hissediyorum; sen de böyle hissettiğin için memnunum.

    Susan’la tanışmayı çok isteriz. Bu görüşmenin planlarını Elaine yapacak, çünkü bu onun uzmanlık alanı; çok da memnun olacaktır. O da aşkı biliyor, belki sana benden daha fazla yardımcı bile olabilir.

    Ve sakın kaybetmekten korkma. Eğer doğruysa devam edecektir. Acele etme yeter. İyi şeyler asla elden kaçmaz.

    Sevgiler,

    Baban