• Geçen sabah senin üzüntülü olduğunu söylediler Dokunsalar ağlayacakmışsın. Dokunmamışlar. Yine de ağlamışsın; dostun gözünden akan bir damla yaşın yeryüzündeki bütün gölleri tuz gölü yaptığını bilmez gibi. Gül ki, acılaşmasın göller. Göl ki, orada demirli kayığımız.
  • Geçen sabah senin üzüntülü olduğunu söylediler. Dokunsalar ağlayacakmışsın. Dokunmamışlar. Yine de ağlamışsın; dostun gözünden akan bir damla yaşın yeryüzündeki bütün gölleri tuz gölü yaptığını bilmez gibi. Gül ki, acılaşmasın göller.
  • Bu bir ilk, bunun için epey bekledim. Keyifli okumalar.

    Seminar, 1998 yılında Varşova'nın Zalipie köyünde dünyaya geldi. Dönemin siyasi olaylarından dolayı köylerde sıkıntılar yaşayan Seminar, ailesiyle birlikte 4 yaşındayken Varşova kent merkezine taşındı. 5-6 yaşındayken dili akıcı konuşamayan ve fazla sosyal biri olmayan Seminar, 7 yaşına geldiğinde okula başladı. Okul dönemi boyunca çok sessiz olan Seminar, sınıf öğretmeni olan Marzu Tarakkuş adlı öğretmenini çok severdi. Varşova'da Türkiye'de olduğu gibi başarılı öğrencilere okuma düzeyine erişen çocuklara 'kurdele' takılırdı. Ancak Seminar, hemcinsleri gibi değildi ve sınıfta bulunan 20 öğrenciden 19'u kurdelesini alırken, Seminar bu ödülden muaf tutuldu. Bir gün öğretmeni bütün öğrencileri açık havada kitap okumak için dışarı çıkarmaya karar verdi, Seminar ürkek, utangaç ve başı öne eğik bir vaziyette en arkadan öne doğru ilerlerken, öğretmeni Seminar'a kalmasını diğerlerinin çıkmasını söyledi. Seminar bu tepki üzerine daha çok utanmış, kızarmış ve başını daha da öne eğmiştir. Öğretmeni Seminar'ı yanına alıp ona:'' Sana neden kurdele'yi takmadığımı düşünüyorsun. Sorun senin okuma sıkıntı çekmende değil, sorun senin o sıradan şeyi alamayacak kadar önemli biri olman. Bunu asla unutma, sıradan insanların alacağı şeyler, sıradan insanlara göredir. Yüzüme bak! Seni çok sevdiğimi bilmeni istiyorum, Tanrı'dan dilerdim ki senin gibi bir çocuğum olsaydı. Sen bir dahisin. Umarım hep öyle kalırsın.'' Seminar bu sözler üzerine tek bir kelime bile etmemiş ürkek başını yavaşça kaldırıp, öğretmenine hayranlıkla, gözlerinin içine bakarken, 'bende seni unutmayacağım' demiştir. Ama Seminar, o sözler üzerine bile tek bir kelime dahi etmeden dışarı çıkmıştır. Gel zaman git zaman, birkaç hafta sonra en çok sevdiği öğretmeni bir sabah sınıfa girip, 'çocuklar, birkaç dakikalığına vedalaşmak için geldim. Tayinip çıktığı için Krakow'a gitmek zorundayım, hepinizi seviyorum.' bu sözler için tam kapıdan dışarı çıkarken, birkaç saniyeliğine durup en arka sıradaki şaşkın Seminar'ın gözlerine bakmış, gözünden bir damla yaş süzülsede oradan uzaklaşmış. Bu durum üzerine Seminar ilk ve son kez orada ağlamış ve az olan aktiflik durumu eriyip gitmiş. Yeni gelen öğretmeni de onu çok sevmiş ama Seminar'da sevmiş ama eski öğretmenini unutamıyormuş, yinede yeni öğretmeni onu hatırlatıyormuş. İlerleyen zamanlarda Seminar 13 yaşına gelmiştir. Aşırı içe kapanık ve asosyallik ailesini tedirgin etmeye başlamış, ama ona bir şey diyemeyecek kadar saygı duyuyorlarmış. Seminar'ın en çok tutkusu bir yerde oturup insanları gözlemlemekmiş, bilim ve klasik müzikten çok hoşlanırmış. Polonya'nın önde gelen bestecisi Chopin'i çok severmiş. Geceleri saatlerce onu dinleyip uyurmuş. Gece başını yastığa koyarken, dünyada olup bitenleri, acıları, sevinçleri, zevkleri hissedermiş. Ama onun tek ilgilendiği acılarmış, uzun uzun düşünürmüş... 14 yaşına gelince ailesinin zorlaması ile kendisinden 6-7 yaş büyük bir futbol takımının elemlerine girmiş. Elemeler sonrası sadece iki kişi seçilmiş. Biri 21 yaşındaki Samuel, diğeri de Seminarmış. Seminar'a durumu anlatmışlar ancak Seminar bu olağan teklifi reddetmiş. Seminar Lisede...

    Devamı gelecektir.
  • Ağlama

    Ağlama, gözleri kızarmış çocuk!
    Tek damla yaşın düşmesin yere.
    Bak, tek güzelliğimiz yokluk,
    Sana bir öğüt; ağlama boş yere.

    Ne olursa olsun hiçbir şey değmez,
    Senin bir damla gözyaşına.
    Ağlayana kimse boyun eğmez.
    Kimse bakmaz kimsenin yaşına.

    Ne kadar kötülük, pislik varsa;
    Sen herşeyi tertemiz öğren.
    Eğer yüzüne gözyaşı yağarsa;
    Seni garip sanır her gören.

    Ağlama sakın çocuk, ağlama!
    Korkmayana zarar gelmez, bunu bil.
    Sevgini hep söyle, sakın saklama.
    Aklından korkuyu, gözünden yaşı sil.

    Ahmet Hamdi TANPINAR
  • Gönül peymanesine alev kor öldürürsün
    Küpünde payımıza hüzün mü var be hancı
    Yandım dedikçe daha gam,tasa doldurursun
    Bulduğum son neşede gözün mü var be hancı

    Gökten düştüm bu akşam,bin parçayım hüzünden
    Göz göz oldu ciğerim bir vefasız yüzünden
    Kaynar bu koca cihan o fitnenin gözünden
    Senin de peymanede közün mü var be hancı

    Yıldızlar yağsın bugün,dertlendikçe göğe bak
    Doldurdukça şanıma sen İskender diye bak
    Şu cur'adan ölürsem ne güzel hediye bak
    Ab-ı hayat içmeğe izin mi var be hancı

    Dehler yürek atını,yol alırım engine
    Şahnameler dayanmaz içerimin cengine
    Boyanır kandan cihan hicabımın rengine
    Bu ahvale diyecek sözün mü var be hancı

    Yolum gamla örülmüş,ufkumda ateş dağı
    Bin başlı ejderhadan firkat amansız yağı
    Derdi dinmez gamzesi hançeremde bıçağı
    Senin de böyle bitmez sızın mı var be hancı

    Garip Önder kandıkça muhabbetin tasına
    Söyler hicap telinden, eren yok manasına
    Gamhanede ölenin kimse gelmez yasına
    Doldursana öleyim nazın mı var be hancı

    Önder Eryılmaz