• “Tedirgin olacağım şimdi, evimin de rahatı kaçacak; akşamları da yalnız kalamayacağım demektir! N'olurdu, başka bir yerde olsaydım; birçok şeyin başka türlü olmasını isterdim zaten, hele işi hiç istemiyorum! Ama bu isteklerim yersiz... beni bugünlerden ayıracak bir şeyi nasıl isteyebilirim? Senin olan bugünlerin dışında?”
  • - Merhaba. franz kafka'nın milena'ya mektuplar var mı?
    + Kim?? (ilk defa duyan bir yüz ifadesi ile) 
    - Franz kafka
    + Fransız kafka mı? nasıl yazılıyor
    - F r a n z k a f k a 
    + Aa bir sürü kitabı varmış. ama senin aradığın yok.
    - Peki iyi günler

    Bir kütüphane görevlisi koskoca franz kafka'yı nasıl tanımaz? başlı başına istifa sebe...
  • "Uzun yıllardır görmediğim Madrid'deki amcam, yarın Paris'ten buraya geliyormuş. Sevmez değilim onu, ama bu gelişi hoşuma gitmedi, sabahtan akşama onunla olmam gerekecek, oysa ben bütün vaktimi, bütün vaktimden daha çoğunu, yeryüzünün bütün vakitlerini sana ayırmak istiyorum, seni düşünmek, seni yaşamak için. Tedirgin olacağım şimdi, evimin de rahatı kaçacak; akşamları da yalnız kalamayacağım demektir! N'olurdu, başka bir yerde olsaydım; birçok şeyin başka türlü olmasını isterdim zaten, hele işi hiç istemiyorum! Ama bu isteklerim yersiz... beni bugünlerden ayıracak bir şeyi nasıl isteyebilirim? Senin olan bugünlerin dışında? Yeryüzünün şu itişip kakışmasını hiçe sayarak, yalnız ikimizi ilgilendiren konulardan söz edebiliyorum sana. Bütün öteki olaylar ilgilendirmez oldu beni. Kötü, çok kötü! Ama ne gelebilir elden? Dilim dönmüyor, başımı göğsüne dayamış, kalmışım öylece."
  • Woww cok sert Küçük İskender,
    Türkiye

    allen ginsberg'e
    Oğlanlardan ve alkolden vaktim arttıkça seni düşünüyorum Türkiye, inan doğru bu kere yanılsamam ve ruhumun yavşak zıpırlığı, hiç değilse ayık dolaşamayacak kadar dürüstüm,
    Türkiye, Tarkan öleli çok oldu, artık onu unut; bunadı kurt. Playboy'a annemin çıplak resimlerini satarak Beyaz Saray'a sırnaşmayı düşlüyorum spermi biraz fazla kaçırdığımda,
    Beş parasız paraladığım sokaklarında embesillerini ve taşak kalpli aydınlarının sidik yarışlarını görüp bol bol osuruyorum, başbakanı dinlerken televizyon karşısında ekrana ekmek teknemi açmak ya da esrar içmek, geğirmek en büyük mutluluk bana verdiğin,
    Otuz bir çekmediğim gecelerde düşler kuruyorum senin hakkında, hür hülyalarımda sana zerre kadar yer vermiyorum ama, maalesef ayakta kalıyorsun.

    Sosyal demokrat idiotlarını, orospu tavukların uğrak yeri sanat galerilerini, festival sarkaçlarını, ölüsevici kültürünün uyanık tezgâhtarlarını ve tezgâhın altında neler döndüğünü farkedecek kadar sosyalistim.

    Hapsine düşmedim henüz, o yüzden tam solcu sayılmam köle pazarı piyasanda, kıçına cop girdiği için şair olanlardan da değilim; eli kulağındadır tımarhanelerinden birinde tescilli manyak olmamın ve koynuna girmediğimden dorukta sıçanların, o yüzden ibneliğimde test edilip onaylanmadı.

    Uyuşukluklarıyla iktidara peşkeş çekip çaktırmadan, sonnet'leriyle, balad'larıyla köçek-leşen, raconları kıyak geçme üzerine kurulu mason-ulema tayfanı da tanırım, sen de bilirsin ki havlayan it ısırmaz Türkiye.
    Bak, biz bizeyiz, çekinme, şu azınlıkları ne zaman kesip kızartacağız, çok acıktım Türkiye,
    Nâzım'ını severim, buna kızabilirsin, ama bazı-ne demekse naif şairlerinin, devlet sanatçısı olmasına ve adının iktidar şakşakçısı starlarla bir anılmasına dair çabalarına izin verdiğinden, sana korkunç müteşekkirim, intiharımı hızlandırıyorsun böylelikle, böylelikle artıyor kirim ve seninle kirimiz, ne gam?iyi akşamlar. Persil Supra.

    Mustafa Suphi, artık hamsi mi Türkiye, dikkat et,balıkları örgütlemesin,
    Allah'a inanmıyorum, Osmanlı'yım velhasıl, akın edip Avrupa'ya, toplayıp getiremesem de cillop gibi veletleri, n'apalım, buradaki lüm-pen teen-ager'larla idare ediyorum,
    Türkiye, ayıptır sorması ne zaman akıllanacağız;Türkiye, Kıbrıs'ın yakasını ne zaman bırakacağız ve ne zaman yaraşır olacağız binlerce devrim şehidimize,
    Türkiye, hiç terbiye edinemedim, yeteneğim bu kadar; çük kadarken okudum Sabahattin Ali'yi,Kafka'yı, Dostoyevski'yi, London'ı; Kapital'e başlayışım babamla aramızda çıkan küçük bir harçlık sorununa dayanır,
    IQ'larımızın düşük olduğunu sanmıyorum, peki bir eşek şakası mı bu; köy enstitüleri,halk eğitimler, halkevleri ne ayak; Behice Boran, iyi ki unutuldu; iyi oldu, eline sağlık Türkiye,
    Hasbelkader bir önerim var: CIA, Eurovision'u kazanmamızı, AB’ye girmemizi sağlayamaz mı acaba, şüphesiz, eh benimki de salaklık,haklısın Türkiye.

    Bizi milletçe sevmeyenlere ayar oluyorum; ağız-larını burunlarını kırarak onlara medeniyet öğretmek istiyorum Türkiye,
    Ben, sex-shop'ların, komünist partinin, müslüman demokrat partinin, rock partinin,çeşit çeşit gay barların açılmasını, askerliğin kaldırılmasını istiyorum Türkiye; bu top-raklarda Nobel, Oscar, LSD, özgürlük ve sikanıtları görmek istiyorum: kişi başına düşen milli gelirden bana ait payı iade ediyorum bütün bu harcalamalar adına sana; hapishaneler, hayvanat bahçeleri, kamplar, tımarhan-ler boşaltılsın derhal; ben bütün kentlerinden barışla, erdemle, insanlık haklarımla keyiften gebere gebere, ıslık çalarak dolaşan bir seyyah olmak istiyorum; Mandela kötü adam, döv onu Türkiye,
    `Uzak Asya'dan gelip Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket... sizin! afiyet olsun efendiler' demekten bıktım, bıktık,anlıyor musun, orada mısın Türkiye,
    Ama yine de memnun olmuyorsan bu tavırdan ve kızıyorsan ve sinirleniyorsan, olsun, biz yine geliriz; yine yazar, söyleriz; ölürüz;biz yine gideriz; sen, rahatını bozma o zaman, güzel bir çocuk gibi bu şık dünya yatağında, böyle masum böyle mazlum uyu Türkiye!

    Allen Ginsberg'in 'America'sına

    Küçük İskender
  • 164 syf.
    ·Beğendi
    KİTABI OKUDUM.MADONNA'NIN AŞK HAYATINI ANLATIYOR.

    "Kürk Mantolu Madonna"yı ilk başta bundan dört sene önce kırtasiyemizin en alt rafında Anna Karenina'nın yanında görmüştüm.O zamanlar yaşım on dört,Madonna'yı bilip bir kaç şarkısını seviyorum falan ama aklıma bir an olsun "Madonna'nın aşk hayatını anlatıyor..." gibi saçma ve ironik cümle gelmemişti ki;maalesef seneler sonra bu cümle bir büyüğümün ağzından çıkacaktı,üstelik milyonların gözü önünde (Gözünüzü seveyim biraz mantıklı olun,ben bir sohbette olsun bilmeden pot kırdığımda uzun süre yerin dibine girerim ki pot kırdığım şeyler cidden hakim olmadığım konulardır ve daha sonra eksiğimi kapatmışımdır.Sen bir sunucusun, program yapacaksın kaç milyonun önünde,aracınla stüdyoya giderken bir arattırsaydın keşke, biz de sizin yerinize bu kadar utanmamış ve memleketin hâline üzülmemiş olurduk.Düşündükçe üzülüyorum,yerin dibine geçiyorum,Allah'ım sen ıslah et...).

    Neyse işte Kürk Mantolu Madonna,daha sonra bu olayla patlayacaktı.Sıralarda edebiyat-sever arkadaşlarımın (!) bile bu kitabı okuduğunu görecektim.Ancak ben kitabı geciktirerek okuyacaktım ki,okurken yine memleketin hâline üzülmeyeyim diye.

    ▶▶Bu kadar ön bilgi yeter artık incelememe geçebilirim:
    Öncelikle ilk defa bir erkek karakterde kendimden derin izler bulundum.Evet,Raif Efendi idollerim arasına girdi.Bir kaç özelliğinden bahsetmek istiyorum,özellikle şu davranışını kendime örnek aldım:

    "İnsanlar zor yaratıklardır.Ne anlatırsan anlat 100 kişiye aynı şeyi anlatamazsın,ortada çekiştirilecek bir şey bulunmasın, her şey eksiksiz olsun ancak bil ki seni bu dünyada en fazla 99 kişi anlar,sen ne kadar açık olursan ol,o 100 insanın 100'ünden seni anlamasını beklemeyeceksin.İnsan böyle bir mâhlukattır.E hayatında hep o %99'luk kısım denk gelmeyecek; ki böyle bir ihtimalin bulunabilecek en yüksek ihtimal olduğunu söyledim,örnek diye yoksa; 'aslında öyle yüksek bir rakam da yok' en fazla iki yüzlülükte çığır açan insanların sen öteki yüzünü göremezsen dersin: 'Evet ben 100 insandan 99'uyla geçinirim,onlara laf anlatabilirim,'.

    Neyse sonuca gelelim,sen belki o 100 insan içinden 50'sine belki 90'ına laf anlatabileceksin orası senin düşüncene,tecrübene ve gözlemine kalmış bir şey ama benim diyeceğim o ki;hayatınızda sizi anlamaya çalışmayan insanlar olacak,hem de o 100 kişide bu tip insanların oranı daha yüksek görülecek,peki bu insanlara karşı davranışın nasıl olacak?

    Raif Efendi gibi yapacaksın,Kafka gibi olacaksın:

    Seni küçük görmelerine alışacaksın,seni sadece çıkarları için kullandıklarını bileceksin,seni aptal yerine koymalarına izin vereceksin,evet yeri gelecek damarınıza basacaklar,sizi konuşturmayacaklar,küçük balık olacaksınız,kolay lokma olacaksınız,hatta bazen zayıf halka olacaksınız;"istenmeyen bir böcek" olarak göreceksiniz kendinizi,evet bunların hepsine 'evet' demeyi öğrenmelisiniz ki,başka bir düşük ihtimal ama bir gün iyi insanlar sizi anladığında sizin yerinize üzülecek ve hayatınızı örnek alacak!

    Raif Efendi neden yalnızdı,Kafka niye yalnızdı?...

    Yalnız olmasalardı bugün bu kadar derin işleyecekler miydi kalbimize,o insanlara cevap verselerdi,haklıyım ben deselerdi (zaten sonuna kadar da öyleydiniz fakat bu dünya da,büyük balığın küçük balığı yediği bir dünya,n' yaparsın?!) bizi bu kadar etkilemezlerdi değil mi,yazmazlardı değil mi?

    Yazamazlardı...

    Benim bu kendi örneğimden,hayranı olduğum Kafka'dan ve bu kitaptan çıkardığım yargı şu:

    Bu tarz insanlara karşı nefesini tüketme,kafaya takma,o 100 insanın her biri seni anlamayacak,bunu bekleme;o kadar da pembe bakma hayata sandığın gibi toz pembe değil, ha istersen kendini kandır senin bileceğin iş bu.Ama şunu da unutma ki;bu dünyada iyi insanlar da var.Şu an sen nefes alırken veya son nefesini verdikten sonra iyi insanlar senin için üzülebiliyorsa,pişman olabiliyorlarsa bil ki görevini lâyıkıyla yerine getirmişsindir.

    Bir diğer ayrıntı,yazmak zorunda değilsin,yazamayabilirsin.Raif Efendi yazdı,Franz yazdı;üstelik fark ettin mi?Onlar tek başına yazdı,yazmaya başladıklarında 'Hadi ben bunu birine okutayım.'gibi bir amaçları yoktu,bunun tersine iç dünyalarını açığa çıkaran en ufak bir detaydan kaçınıyorlardı ve bu onların korkulu rüyalarıydı.
    Biliyorum onlar gibi kendini ifade etmek istiyor insan,yapamayabilirsin.Kurtuluş yazmak değil zaten,onlar neden yazdı,yetenek belki ama çoğunluk yetenek değil 'bu insanlar arasında kıvranıp durmaktan' bıktılar.Yazmak, bir gereksinim oldu,havasız bir ortamda oksijen tüpüne duyulan bir istek oldu onlarda.

    Ki şunu da kabul et,maalesef genç yaşta gözlerini kapadılar hayata ama şu bir gerçek ki "çok çektiler,çok,tahmininden daha çok,daha ağır...".

    Ve fark ettin mi,sen de bu durumları yaşıyorsan eğer,kim bilir belki de sen de bir gün yazacaksın!

    Ama yok ben debelensem de yazamam diyorsan,sabredeceksin.Bu tür seni rahatlatan,seni anlatan insanların eserlerine sığınacaksın.Oyunculuklarıyla seni bu hale getirenlere karşı "oyuncu" olacaksın.İki yüzlülüğü kast etmiyorum,demek istediğim:

    "Kendini iyi tanı,haklı olduğunu bil ama 'istenmeyen bir böcek'rolü de senin ikinci tenin olsun."

    Zor biliyorum, çok zor,ancak böyle yaparak kafan rahatlayabilir üzgünüm başka kurtulma yöntemi yok(Aslında var ama küçük çaplı şeyler...).Aksi takdirde üzülen yine sen olacaksın...

    Bakın başaranlar insanlar var:

    Başardın Raif Efendi,Başardın Kafka'mm,başardınız.Siz ve belki tanımadığım daha çok insan,yazar,içimizden birileri...

    Tabi bu kendi düşüncelerimdi,girişken biri değilimdir,haklı olduğum bir olayda daha çok ben çekilmişimdir.Kimine göre 'yenilgiyi kabul etmek' bu ama yukarda verdiğim örnekte bunu izah ettim,ben bu kişileri kendime yakın bulduğum için seviyorum.Siz,pek âlâ yakın bulup belki hayatta daha savunmacısınızdır,daha girişkensinizdir ama ben kendi huylarımı,kriterlerimi,mizacımı biliyorum ve olaylara bakış açım,verdiğim iki idolüm gibi olur genelde...

    Ben bu savunma mekanizmasını kullanıyorum,kimseyi takmam,boş insanlar için kendimi üzmem en azından.Ancak bazı zamanlar geliyor ki, kendimle çelişebiliyorum;üzülüyorum,takıyorum da.Zor,türlü türlü insan var,kimisi Hollywood'dan, kimisi Bollywood'dan... "

    ***

    İncelememin başında "birkaç şeyden bahsedeceğim" demişim ancak şu an beynim uyuştu bence doyurucu bir örnek de oldu (ne bileyim,incelememin başında aklımda bir kaç satır yazarım demiştim ama sonradan, "Aman aman,Raif Bey ve Kafka'nın ortak yönlerini bulmuşum,hiç boş durur muyum?.." durumu oldu herhalde.)

    ...

    Neyse;esenlikte kalın, SEVGİLİ KAFKA'NIN BÖCEKLERİ<3

    (Trake solunumu biraz zorluyor insanı yoksa diğer türlü tabiki de böcek olmak daha rahat.Hem daha fazla bacağa sahipsin,ayakların yere daha iyi basıyor,küçücüksün gözlerinin gördüğü dünya daha küçük ve bu insanken gördüğünün yanında biraz daha az,umut verici en azından.Ama gel gör ki;bu dünyada da kurtuluş yok,'Ağustos Böcekleri' misal.Neyse ben de bir gün yazarsam daha nitelikli bir yaratığa dönüştüreceğim kendimi.Ah Kafka Ah, ağustos böceklerini nasıl unuttun?Doğru gerçi; insanlar,kafanın içinde de seni rahat bırakmadı ki!Ancak sen acıya alışıksın,onlarla da çarpışırsın!..)

    Burda da son vermezsem, kitinli dış tabakam,ev sahibemin terliği altında kalacak.

    Bu sefer gidiyorum hadi,iyi metamorfozlaaarr:)

    (Kürk Mantolu Madonna'dan nerelere geldim Rabbim,bağışlayın...Korkarım ki Dönüşüm'ü incelediğimde antenlerin faydalarına kadar yardıracağım.;) )