"Komutanım," dedi Şerif araya girerek. "Bir ölüydü."
"Derken?" dedi Bilge, canlı kanlı Melih'e bir bakış atıp.
"Yoktu yani," dedi Şerif sesli bir nefes vererek. "Canlı gitti ama bedeni
gelemedi. Yenge de," diyerek başıyla beni işaret etti. "Neredeyse her
hafta sonu kalkıp sınıra geldi. Sonra bir gün cinnet geçirdi tellerin önünde." Bakışlarına eklediği gururla bana döndü yüzünü. Acı kahve tonundaki gözlerinde o günü hatırlayışının izleri vardı. Ve ben o günleri hatırladığımda, bugün yanımda nefes alabildiği için Melih'in elini ayağını öpesim geliyordu. "Ben asıl o bağırışını ölsem unutamam," dedi acı bir şekilde gülümseyerek. "Siktir edin kime köpek çekmiş, kime nasıl bakmış. Eğer biri bir şeyi kıskanacaksa sınır tellerini tekmeleyerek, 'Bari ölüsünü verini' diye yeri göğü inletişini kıskansın."
"Neden her hafta sonu geldin?" dedi Melih yutkunarak.
Solumda kalan bedenine bakışlarımı çevirip burukça gülümsedim.
"Orada olduğunu biliyordum," diyerek omuz silktim. "Seni morga getirene kadar birileri, öldüğüne inanmayacaktım."