Sadece ilham ve motivasyonla harekete geçen insanlar o noktada pes ederler ve geri döndüklerinde hücreleri daha küçük ve prangaları daha sıkı gelir. Duvarlarının dışında kalmayı başaran az sayıdaki insan ise, en büyük hayranları olduğunu sandığı kişiler sağ olsun, daha da fazla acı ve şüpheyle karşı karşıya kalır. Üç aydan kısa sürede 48 kilo vermem gerektiği zaman konuştuğum herkes bunu yapmamın imkânsız olduğunu söyledi. “Çok şey bekleme,” dediler. Zayıf diyalogları sadece kendime dönük şüphemi besliyordu.
Ama seni yıkan muhtemelen dış ses olmayacak. Asıl önemli olan senin kendine ne söylediğin. En önemli konuşmaların, kendinle yapacakların olacak. Çünkü onlarla uyanır, onlarla dolaşır, yatağa onlarla girer ve önünde sonunda onlara göre hareket edersin. İyi de olsalar, kötü de olsalar bu böyledir.
Bizden en çok nefret eden ve şüphe duyan yine kendimiziz çünkü kendinden şüphe duymak hayatını iyi yönde değiştirmeye yönelik her türlü girişime verdiğin doğal bir tepkidir. Beynine şüphe tohumlarının ekilmesini önleyemezsin ama onu ve diğer bütün dış gevezelikleri, “Peki, ya mümkünse?” diye sorarak nötrleştirebilirsin.
“Peki, ya mümkünse?” muhteşemliğinden şüphe duyan ya da yolunda duran herkese verebileceğin enfes bir “defol git” tepkisidir. Olumsuzluğu susturur. Sahip olduğun her şeyi riske atmadan nelere muktedir olduğunu tam olarak bilemeyeceğini hatırlatır. İmkânsızın en azından biraz mümkün gelmesini sağlar. “Peki, ya mümkünse?” en karanlık iblislerini, en kötü anılarını sindirmek ve geçmişinin bir parçası olarak kabullenmek için bir güç ve izindir. Bunu yaparsan ve yaptığın zaman onları en cesur, en cüretkâr başarıyı zihninde canlandırmak ve kazanmak için bir yakıt olarak kullanabilirsin.