Dorian Gray’in Portresi’ni sonunda bitirdim ya, vallahi uzun sürdü bu kitap bende. Normalde böyle klasikleri bir çırpıda bitiririm ama bu ara zamanım o kadar kısıtlı ki, sayfaları açıp okumaya fırsat bulamıyordum. İş, hayat, her şey üst üste geldi, kitabı elime aldığımda bile “biraz okuyayım” diyordum ama sonra yine bir şeyler araya giriyordu. Neyse ki pes etmedim ve bitirdim, iyi ki de bitirmişim. Oscar Wilde’ın kalemi inanılmaz. Adamın her cümlesi ayrı bir zeka patlaması gibi. Özellikle Lord Henry’nin o zehir gibi diyalogları, aforizmaları… Okurken durup “vay be, bunu nasıl düşünmüş” diyorsunuz sürekli. Dorian’ın o masum güzellikten yavaş yavaş çürüyen bir karaktere dönüşümü de çok iyi işlenmiş. Portrenin giderek korkunçlaşması fikri zaten başlı başına ürpertici ve düşündürücü. Güzellik, gençlik, haz peşinde koşma, vicdan… Hepsi o kadar derin işlenmiş ki. Ama dürüst olayım, bazı yerlerde tempo biraz ağır geldi bana. Wilde’ın betimlemeleri muhteşem olsa da, uzun uzun estetik detaylara girince “hadi ama, ana konuya dönelim” dediğim anlar oldu. Yine de o detaylar kitabı klasik yapan şeylerden biri tabii. Sonu da beklediğim gibi trajik ve vurucu, tam Wilde’a yakışır şekilde. Kısacası: Kesinlikle okunması gereken bir eser, 10 üzerinden 7,5-8 veririm. Estetizm ve ahlak üzerine düşünmek isteyen herkesin okuması lazım. Ama benim gibi zamanı kısıtlı olanlara tavsiyem: Acele etmeyin, tadını çıkarın. Çünkü bu kitap aceleye gelmiyor. Şu ara bir sonraki kitaba ne zaman başlayacağım, vallahi hiç fikrim yok. Zaman sorunum fena, belki bir-iki ay sonra ancak kafam rahatlar da yeni bir şeye başlarım.