Kamyonlar dolusu portakal yere dökülüyor. Halk meyveleri toplamak için kilometrelerce uzaklardan geliyor. Ama halk, portakalları toplarda, sonra nasıl gider de düzinesi yirmi sente portakal alır? Ve adamlar portakalların üzerine hortumlarla gaz fışkırtıyor. Yaptıkları bu cinayet ve meyveleri toplamaya gelen halka kızıyorlar. Milyonlarca insan aç, halka meyve lazım... Dağlar gibi yığılan sapsarı yığınlara gaz püskürtüyorlar.
Ve çürüme kokusu bütün ülkeyi kaplıyor.
Ve pellegra hastalığına yakalanan çocuklar ölecek. Çünkü portakal, kâr getirmiyor. Belediye doktorları gömme kağıtlarını dolduradursunlar..." Yetersiz beslenmeden ölmüştür" diye... Ama gıdanın çürümesi çürütülmesi gerek.
Ve sonra birdenbire makineler onları yerlerinden, yurtlarından attı ve asfaltlara doğru kovdu. Göçebelik onları değiştirdi: Asfaltların, yolların yanında kurulan kamplar, açlık korkusu ve açlığın kendisi, onları değiştirdi. Yemeksiz çocuklar, bitip tükenmeyen hareket, onları değiştirdi.
Artık hayat onun için katlanılamayacak kadar sönük ve manasızdı; en kötüsü de ağzında buruk bir tat bırakmasıydı. İç dünyasını yansıtan aynanın üzerine siyah bir örtü çekilmişti. Düşe gelince; tek bir ışığın dahi girmediği hastalıklı bir odada yatıyordu.