“Bir an önce bitirip kurtulayım” hissiyle okuduğum nadir kitaplardan biri. İlk beş bölümü okuyup son beş bölüme geçtiğinizde bile hiçbir şey kaçırmıyorsunuz; çünkü ortada çözülecek bir derinlik yok.
Baştan sona tekdüze, kasvetli ve yapay bir depresyon hâli dayatılıyor. Bu kitabın nasıl olup da “yılın en iyi romanı” seçildiği benim için tam bir muamma. Bu başarıyı edebi güce değil, popüler kültürün ve agresif pazarlamanın etkisine bağlıyorum.
Hikâye, klasik anlatıların defalarca tüketilmiş bir kopyası. Ne özgün bir fikir var ne de anlatımda en ufak bir risk alınmış. Her şey güvenli, sıradan ve tahmin edilebilir.
30–40 sayfa okumanız, kitabın tamamını anlamanız için fazlasıyla yeterli. Geri kalan sayfalar yalnızca aynı duygunun tekrarından ibaret.
Ne heyecanlandırdı ne de düşündürdü. Bitmesi, içeriğinden daha tatmin ediciydi.