1000Kitap Logosu

Sermaye ve Dinin

Batuhan
Türkiye’nin Faşizmleri ve AKP'ı inceledi.
364 syf.
·
10/10 puan
TÜRKİYE'NİN FAŞİZMLERİ VE AKP İncelemenin asıl bölümüne geçmeden önce kitaptaki bölüm başlıklarını burada ayrıca belirteyim: Bölüm I Türkiye'nin Faşizmleri Bölüm II AKP'nin Faşizmleri Bölüm III Sol Siyaset ve Halk Muhalefeti Bölüm IV İnsanlar Bölüm V Ülkeler: Reel Sosyalizmler ve Çin Bölüm VI Ülkeler: Hindistan, Arap Dünyası Bölüm I: Türkiye'nin Faşizmleri Bu bölümde Sabahattin Ali ve Aziz Nesin gibi isimlerin dönemlerinin iktidarlarına karşı mücadelelerini okuyoruz. Yazar gayet iyi, açık ve anlaşılır şekilde olayları aktarmış, tarafların sözlerini ve yazılarından benim çok önemli bulduğum kısımları alıntılamış. Özellikle Sabahattin Ali'nin dönemindeki Milli Eğitim Bakanlığı ve iktidarıyla nasıl boğuştuğu görülebilir. Markopaşa dergisinin sesini çıkarma çabasını, üst kademelerdeki insanların nasıl laflar ettiğini görmek de oldukça iyi. Bu gibi önemli mevkilerde olan insanların ettikleri lafların unutulmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü sistemli bir kötüleştirme çabası içinde söylenenler ve söyleyenler unutulsa bile söylemlerin etkisi uzun bir süreçte ortaya çıkıyor. Bu sistemli kötülükle mücadele için bu gibi kırılma noktalarının akılda canlı tutulması gerek. Madımak Olayı sonrası yine üst kademelerdeki insanların da olay hakkındaki yorumları kitaba dahil edilmiş. Ali ve Nesin başlıklarından başka yazarın kitabın kimi yerlerinde yoğunca anlattığı ve dersler çıkarılabileceğini, fikir edinilebileceğini düşündüğüm anılarından bazıları var. Faşist yönetim anlayışı ve onun bir örneği olarak 12 Eylül askeri darbesi de ilk bölümde iyi bir şekilde anlatılan bir diğer konu. Yazar 12 Eylül rejiminin sınıf yapısını, bazı uygulamalarını ve dayandığı noktaları çok iyi özetlemiş. 24 Ocak Kararları, Turgut Özal ve neoliberal politikların nasıl başlatıldığı ve günümüze gelene kadar başka hangi tekniklerle zenginleştirerek uygulanmaya devam edildiği anlatılıyor. Bölüm II: AKP'nin Faşizmleri Bu bölüm de kavramların, herkesin hayatını etkileyen bir alan olarak siyasette ne kadar önemli olduğu vurgusu yapılarak başlanıyor. Yazar bunu dönemin başbakanı olarak konuşma yapan R. T. Erdoğan'ın yaptığı bir konuşmanın bir kısmında kullandığı ifadeleri aktararak yapıyor. İlgili konuşmada başbakan Çorum'da şunları söylüyor: "Bu anayasal değişikliğe eğer siz 'evet'lerinizle katılmazsanız... bilesiniz ki yarın huzurumuza geldiğinizde biz de sessiz kalırız... Burada bitaraf olanlar yarın bertaraf olurlar. Çünkü bu ideolojik bir yaklaşımdır." Yazar bu kısmı aktardıktan sonra, belki sizin de şimdi burada aksi olan ne var ki, her sözcük gayet normal diyeceğiniz bir kelimenin anlamı açıklıyor: " 'Bertaraf olmak' fiilinin sözlük anlamı, 'ortadan kalkmak, yok edilmek'tir" (sayfa 43) Yani dönemin başbakanı 2015'te açıkça söylediği şeyi (400 milletvekilini verin bu iş huzur içinde çözülsün lafı) o zamanlar daha örtük olarak yapmış. Tabi bir başka örnek de yine aynı kişinin söylediği şu sözde var: "Yüzde 50'yi evlerinde zor tutuyorum." Bu gibi sözler halkı kutuplaştırmak, onları kışkırtmak, ülkeyi iç savaşa götürmek olarak görülmez de nasıl görülür? Konudan daha çok sapmadan kavramlara ve onların kullanımının önemini tekrar edip devam ediyorum. Bu konuşmadan sonra kendisinden evet oyu istenen bazı kesimlerin (burjuvalar) cevapları aktarılmış. Ali Ağaoğlu gibi birinin neden böyle kalabildiğini bu kitapta tekrar görüyoruz. İktidarın istediği şekilde hareket edenler kazanır. Tabi o iktidarla hareket edenler derken parası olup da onunla hareket edenler diye de belirtmek gerek çünkü halkın iktidara verebileceği çok şey yok. Tabi iktidarı bu sözlerle kararları bağımsız bir şekilde alan ve uygulayacağı politikaları kendi belirleyen bir yapı olarak göstermek yanlış olur. Sonuçta iktidar da kendisine daha fazla kazanım elde edebileceği garantisini verirse burjuva desteğini alır ve onların çıkarları için mücadele eder ve devlet aygıtını o yönde kullanır. Bu ikiliği çok iyi açıklayan yine Erdoğan olmuştur ve onun yakın zamanda söylediği şu sözü aktararak belirtelim: "Bir tarafta halkım var bir tarafta sermaye var." Onları düşündüğünü de göstererek bir lütufta bulunuyor halkına Başkan. Bu bölümde de yine çokça farklı noktalara değiniliyor. Mesela TÜSİAD ve MÜSİAD gibi burjuva sözcüsü yapıların açıklamaları aktarılarak böyle bir iktidara neden ses çıkarmadıkları gayet iyi anlatılıyor. Ama kitabın ilerleyen bölümlerinde birkaç defa daha karşılaşacağımız şu iki noktanın burada ayrıca değinilmesi gereken asıl yerler olduğunu düşünüyorum. Birincisi Gezi (Haziran) Direnişi, ikincisi de AKP iktidarının İslami Faşist niteliği. Ayrı bir başlık olarak "İslamcı Faşizm Üzerine Bir Söyleşi"de AKP iktidarının bu iki anlayıştan oluşan sentezinden yine açık bir şekilde bahsediliyor. Bu kısımda geçmiyor ama konu başlığı burada olduğu için burada belirtmeyi uygun gördüğüm bazı noktalar var: Bunlardan biri cumhurbaşkanının "camilere biralarla girdiler" sözünün yalan olmasına rağmen nasıl tekrar edildiğini anlatıyor. Bu kısım çok önemli çünkü onca haber kaynağı bu durumu yalanlamış olmasına rağmen iktidar bir kışkırtma aracı, kutuplaştırıcı ve kin aşılayıcı olarak bu gibi sözleri kullanıyor. Faşist nitelik olarak söylemin gücü önemli. İktidarın yapısını görmek için bu gibi noktaların sürekli göz önünde tutulması gerek. Tabi ki bu yalanı eline koz olarak geçirmesini sağlayan ve iktidarı korkutan bir direniş olarak Gezi (Haziran) Direnişi var. Gezi için kitapta yine nasıl başladığı, niteliği gibi konular üzerinde yine titizce durulmuş ve birkaç yerde tekrar edilmiş. Gezi Direnişi öncelikle nitelik olarak ayrı bir yerdedir. İnsanlar gelen vergilere ve zamlara veya kimi fabrikaların özelleştirmesine karşı pek sesini yükseltememiş veya kalkıştıkları eylemler çok uzun süreli olmamışsa da Gezi Direnişi bir kamu alanının bir operasyonla özelleşmesine oldukça tepki göstermiştir. Bu tepki öyle ani ve tahmin edilemez bir boyutta olmuştur ki iktidar da bunu beklememiştir. Direniş sonraları bitmişse de iktidar yaşadığı bu korkuyu da oynadığı bir koza çevirerek "Gezi mantığı" söylemini türetmiştir. Aynı zamanda iktidarın korkusunun boyutunu Gezi'den sık sık bahsetmesiyle görebilirsiniz. Yazarın bu direniş ile ilgili anlattığı ve başka bir yerde tekrar gösterdiği güzel bir nokta vardır. 1970'te 15-16 Haziran ayaklanmasına katılan; 1 Mayıs gösterilerinde kurşunlanan, 1989'da Zonguldak'tan Ankara'ya hakları için yürüyen işçilerin çoğunluğunu dindar işçiler oluşturuyordu diyor yazar. Ama nasıl bir dönüşüm vuku buldu da insanlar özel hayatı oluşturan dindarlık ile toplumsal konumlarını oluşturan sınıf aidiyetini birbirine karıştırmaya başlamışlardı? İşte yazar bu noktada hakları için yürüyen, eylem yapan ve direnen insanların içinde ezici çoğunlukta dindarların bulunduğu bir toplumdan "Allah'a şükür ki yoksuluz" tavrını benimsemelerine sebep olan durumun ne olduğunu yazar gayet incelikli bir şekilde gösteriyor. Belli iktidarlar burjuvaların kazanımlarını çoğaltacak politikaları uygularken işçi, emekçi kesim üzerinde de bir hegemonya kurarak sisteme başkaldırıyı önlemeye çalışmıştır. Bu işi ülkemizde tarikat örgütlenmeleri, eğitim kurumları ve Diyanet İşleri üstlenmiştir. Bu senaryo belki size Marthin Luther'i (her ne kadar din alanında reformcu olsa, İncil'i Almanca'ya çevirerek halkı bilinçlendirmeyi misyon edinse de çıkan köylü ayaklanmalarının bastırılması gerektiğini söylemiştir) anımsatabilir veya en önemli çalışması olarak gördüğüm Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu ile Max Weber'i. Weber de Kalvinist etiğin (Yaratan çalışanı sever, çalışanlar öteki dünyada mükafatını alacaktır gibi şeyler söyleyen anlayış) kapitalizmin doğasına nasıl yaradığını, birikimi nasıl sağladığını göstermiştir. Bana da, kitapta yer ayrılan ve Marx'ın çoğunlukla yanlış yorumlanan (oysa Şerif Mardin'in burada varılan sonuçlara ulaştığı açık bir yazısı olan) şu sözünü hatırlatıyor bu dönüşüm: "Din halkın afyonudur." Bu kısa görünen sözün öncesi de vardır ve özünde Marx burada dinin kendisine karşı çıkmamaktadır, aksine dinin insanları ezilmeye alıştırması, sefaletin övgüsünü yapmaya götürmesi, bu dünyada hakları çiğnense de öteki tarafta bunun hesabının sorulacağı ve telafi edileceği anlayışına karşı çıkar Marx. İnsanların inanışları yönetim anlayışı olarak geçerlilik kazanmaya çalıştığı zaman gerçekten sonuçları kötü olabiliyor. Bir defa insanın inanıp inanması sadece o insanı bağlayan bir konudur ve çevresine zarar vermedikçe, insanlık için kötü şeyler telkin etmiyorsa özel bir alan olarak kalabilir; hatta kendisini kanıtlayarak, anlatarak da taraftar toplayabilir diye düşünüyorum. Ama bu inanış birilerine dayatılamaz, bir yönetim şekli olarak yorumlanamaz diye eklemek gerek. Özel bir alan ve sorumluluğu kişiyi bağlayan bir inanç meselesinin öyle kalması gerektiğini görmek için nasıl da yanlış yönlere çekilebileceğini görmek için Ortadoğu'da, Afrika'da nasıl böyle inanışların kan dökücü olaylarda kullanıldıklarına bakmak yeterli olur. Bu gibi hassas noktaların bazı kişi ve yapılar tarafından desteklenip veya onlara göz yumularak nasıl kullanıldığı ve sonuçlarının ne olduğuna bakmakta kimse ısrarcı görünmüyor. Dökülen kanlar, ölen insanlar, yaşanan toplumsal ve bireysel travmalarla beraber şimdilerde isim bulan İslam karşıtlığı-düşmanlığı (İslamofobi) da hep bu durumun sonucudur. Yazar da kitapta bu şekilde bir ayrım yaparak yukarıda anlattıklarımı özetliyor: Kültürel anlamıyla İslam bir sorun değildir ama ideolojik bir yapıya dönüşürse sonuçları gericilik, yoksullaşmaya-sefalete övgü vb. olacaktır. Kültürel İslam bir kültür ve inanış açısından iyi olabilir ama ideolojik boyutuyla laikliğe karşı olacaktır ve birilerinin hizmetine girecektir. Bu sebeple laiklik ilkesi sol düşünce için önemli bir kazanımdır, bunun için de çabalanmalıdır. Bu bölümde bahsi geçen bir başlık da "Mahalledeki AKP". Aynı isimdeki çalışmadan bahsedilerek AKP'nin nasıl yerleşip güç kazandığını görmek anlamında yazı ve aynı isimli çalışma çok değerli. Çalışma1980 ortamında içeri alınan solculardan sonra boş kalan mahallelere o zamanki tutucu ve gerici partilerin nasıl yerleştiğini incelenen mahalle ve ilçelerin sakinleriyle yapılan görüşmeler ışığında gösteriyor. 12 Eylül Darbesinin bu anlamda hem sol hem de halk için büyük bir kayıp yaşattığını görebilirsiniz. Kitaba dahil edilen bir başka başlık da şu: Marx'tan Seçim Yorumları ve 7 Haziran. Bu başlıkta Marx'ın bir cumhuriyetin nasıl imparatorluğa dönüştüğünü incelediği Louis Bonaparte'nin 18. Brumaire'i kitabının tuttuğu ışıkla Erdoğan'ın cumhurbaşkanı oluşu ve 7 Haziran seçimlerinin Louis Napoleon'un izlediği yolla benzerliğini gösteriyor. Zaten bu gibi iktidarlar bu şekilde oluştukları için Marx'ın çalışması ana hatları belirlryici olmuştur. Bölümde incelenen bir diğer ilginç nokta da yazının yazıldığı dönem gündemde olan Muhteşem Yüzyıl dizisi ve Kanuni-Atatürk karşılaştırması. Yazar bu karşılaştırmaya farklı bir açıdan yaklaşıyor ve Atatürk'ün İzmir İktisat Kongresi'nde yaptığı konuşmayı günümüz Türkçesiyle vererek Siyasi İslam'ın nefret ettiği gösteriyor. Kongre'de Atatürk Osmanlı rejiminin üç büyüğü ile hesaplaşıyor ve kendisince hatalı olan uygulamalarını sayıyor. Karşı çıktığı üç padişah Fatih, Kanuni ve Yavuz; hatalı bulduğu nokta ise her birinin farklı bölgelerde kılıçla faaliyet gösterip sabanı yani tarımı önemsemeyişleri. Tabi bu önemsemeyiş de sabanın kılıca karşı zaferiyle sonuçlandı diye de ekliyor Atatürk. Bir de solcuların Atatürk'e ne yönde destek verdiği ve ona karşı çıktığını da son paragrafta yazarak bitiriyor konuyu. Bölüm III: Sol Siyaset ve Halk Muhalefeti Bu bölümde muhalefet olarak CHP'nin duruşu ve tarihindeki nitelik tartışılıyor. Öncelikle günümüz CHP'sinin sol olarak görülüp görülemeyeceği sorusuna yazar birkaç özellik sayarak şu cevabı veriyor: Sol görüş bu tutumları içermesi gerektiğinden CHP'ye sol olarak bakmak mümkün görünmüyor bana. CHP'nin Akıl Hocaları isimli bölümde Kemal Derviş gibi birisini kadrolarına alarak CHP'nin nasıl iktidarın ekmeğine yağ sürdüğünü anlatıyor. Burada da karşımıza Gezi Direnişi çıkıyor. Yukarıda bahsettiğim noktalara ek olarak iktidarın oluşturduğu "faiz lobisi" söyleminin nasıl yersiz olduğunu net bir şekilde gösteriyor. Hatta o kadar ki faiz lobisi de ona karşı mücadele ettiği iddia edilen iktidarın bir eseri olduğunu gösteriyor yazar. Bölüm IV: İnsanlar Bu bölümde yazarın daha çok anılarını ve sol görüşteki tarihsel kişileri görüyoruz. Bu bölümde kısaca şu iki ismi belirtmek istiyorum çünkü ilgimi tek çeken farklı ve bilinmedik kişi olarak onlar çekti: İhsan Doğramacı ve Orhan Pamuk. Adında bir üniversite olduğunu bildiğim İhsan Doğramacı ile yazar bazı karşılaşmalarını anlatıyor. Gerçekten anlattıkları İ. Doğramacı'nın nasıl berbat biri olduğunu gösteriyor. Mesela yazarın tesadüfen fark ettiği bir çalıntı hadisesi kaydetmeye değer bir anı. Yazar ve eşinin çocukları olunca çocuk bakımı üzerine kitaplar alıyorlar. Bu kitaplardan biri Doğramacı'nın diğeri de Benjamin Spock'un Baby and Child Care kitabı. Yazar ve eşi hangi tavsiyeleri uygulasak diye karşılaştırmalı olarak bakınca kitapların tıpatıp aynı olduklarını görüyorlar. Doğramacı kitabı tamamen çalıp kendi adıyla basmış... Orhan Pamuk'un ise kitapta yazarlık üzerine görüşüne bir eleştiri var. Ayrıca bu bölümün son başlığında da üniversitelerden tasfiye edilen kişiler anlatılıyor, geçmişten bugüne olacak şekilde. Burası da KHK'lar ile ihraç edilen akademisyenlerin durumunu anlamak için bakılmalı diye düşünüyorum. Bölüm V: Ülkeler: Reel Sosyalizmler ve Çin Bu bölüm üzerinde de pek durmayacağım. Genel itibariyle Çin'in sosyalizm iddiasında görünüp nasıl kapitalist sisteme uyarlandığını gösteriyor. Çin Rüyası sözü ile kast edilenin nasıl bir oyalama ve sözde sosyalizm olduğunu görebilirsiniz. Çin'in nasıl komünizme ha vardık ha varıyoruz diyerek kapitalist sisteme entegre edildiğini görüyorsunuz bu bölümde. Şi Jinping gibi isimler üzerinden güncel olan yazılar yer alıyor bu bölümde. Bölüm VII: Ülkeler: Hindistan, Arap Dünyası, Latin Amerika Bu bölümde ele alınan her ülke küresel düzene bakmak, takip etmek, süreci görmek ve olanları anlamak-yorumlamak için önemli diye düşünüyorum. Fakat ayrıntılarıyla bu uzun incelemeyi daha da uzatmak istemiyorum. Kısaca şunları söyleyeyim. Hindistan'da var olan durum anlatılarak ülkemizdeki siyasete ne kadar çok benzer olduğu gösteriliyor. Hindistan da şu sıralar bizim yakın geçmişte yaşadığımız şeyleri yaşar gibi bir yol izliyor. Birkaç yazı bu konu ve ülke üzerine. Daha sonra Arap Baharı, Amerika'nın Irak operasyonu ve genel olarak Arap Dünyası-petrol-sömürgeci güçler ilişkisini okuyoruz birkaç başlık boyunca. Son olarak da Latin Amerika ülkelerinin mücadelesini, IMF- Dünya Bankası ile bu ülkelerin nasıl borçlandırıldığını ve Venezuela-Ekvador-Bolivya ülkelerinin seçimleriyle, ABD'ye ve şirketlere karşı mücadelesini okuyoruz. Bu bölümde de yazılar oldukça güncel. Örnek vermek gerekirse Maduro ve Juan Guaido isimlerini belki duymuşsuınuzdur. Seçilen Maduro'nun ABD kuklası Guaido ile mücadelesinden... Arap Dünyası ve Latin Amerika ülkelerinin tarihini okumak, daha geniş bir dönemde neler olduğunu görmek ve ekonominin nasıl belirleyici rol oynadığını görmek isteyenler şu kitaplara bakabilirler: Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları ile Sermayenin Küresel Egemenliği ve İslam. Genel bir değerlendirme olarak da yazar yazılarını titiz bir şekilde yapmış, kavramları iyi kullanmış, kullandığı dil açık, anlaşılır ve sade. Bana sıkıcı gelen yerler de konunun ve isimlerin sıkıcı olmasındandı (Çin ile ilgili olan bölüm) veya konuyu izleyecek bilgimin olmayışındandı (bu da faiz lobisi konusundaki kısa ekonomi dilinden ötürüydü). Kitapta yazar tarihsel süreci iyi göstermiş, bakış açısı emek tarafından. Eleştirileri yerinde. Ama Fikret Başkaya'nın kitaplarında ve yazılarında yaptığı gibi harekete geçme, anti-kapitalist duruş sergileme gibi çağrılar yoktu bu yazılarda. Başkaya da ekonomist ama fikirlerini eyleme de dökme çabasında. Boratav durumun analizini yapıp eleştiri getirmenin ve sol için bazı öğütler vermenin ötesine geçmiyor gibi ama Boratav için tam olarak ne demeli bilemiyorum... Okuduğum kısa biyografisinden ve burada anlattıklarından tahmin ettiğim bir şey bu. Öneri kitaplara gelirsek... İncelemenin çeşitli yerlerinde geçmiş olanlarla beraber okuduğum, okumayı düşündüğüm ve yararı olabilecek alakalı kitapları ekliyorum. Louis Bonaparte'nin 18. Brumaier'i - Karl Marx Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi -Karl Marx AKP Ilımlı İslam, Neoliberalizm- Fikret Başkaya Eko-Sosyalist Paradigma- Fikret Başkaya Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları - John Perkins Sermayenin Küresel Egemenliği ve İslam - Vahap Erdoğdu İdeoloji - Şerif Mardin Din ve İdeoloji - Şerif Mardin İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları - Louis Althusser Biz Hayır Diyoruz - Eduardo Galeano Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu - Max Weber Faşizm ve Kapitalizm - Thalheimer & Rosenberg & Bauer & Tasca Faşizmin Kitle Psikolojisi - Wilhelm Reich
Türkiye’nin Faşizmleri ve AKP
Okuyacaklarıma Ekle
5
Lina
Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castello Calvin'e'yi inceledi.
248 syf.
·
7 günde
·
10/10 puan
Durum gösteriyor ki Zweig her ne kadar eserinde 200 yıl önce yaşanmış bir diktatörlüğü anlatmış ise de tarih sahnesinde kişiler değişse de tartışılan konular ve olaylar hiç değişmiyor. Vicdan özgürlüğünü savunan Castellio diktatör Calvin'e karşı azimle verdiği mücadelesini ve kişilerin ölmesine rağmen fikirlerinin daima yaşayacağını anlatan ve ders alınacak çok güzel bir eser . Bir devlet , Bir iktidar , Sözü yasa haline gelen bir despot , ve adım adım yozlastırılan bir millet . (Çoğunuza tanıdık geldi bu tablo değil mi ?Hemen celallenmeyin Hitler'e gönderme yaptım :D ) Dinin ve bağnazlığın nasıl güçlü bir araç olduğunu, dinin insan üzerindeki psikolojisini, din üzerinden tiranligin sistematik kuruluşunu, toplumun kabullenişini Zweig çok çarpıcı bir şekilde kaleme almış. Bu konu üzerinden her ne kadar yüzyıllar geçmiş olsa da günümüz insanın zaafları hep aynı kalmış. Din tüccarlarına her daim sermaye olacak bir halk bulunuyor demek ki . Peki tarihte bu gibi örnekler mevcutken Atatürk : "Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sade din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz" derken haksız mıymış? Dip not :Sayın Zweig eserini okurken Calvin yazılan yerleri başka isimle okuduğum için senden özür diliyorum. Mutlaka okunması gereken kitaplardan .
Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castello Calvin'e
Okuyacaklarıma Ekle
2
51
Politik Yorumlar
_Türk olarak arabistan'a gidiyorsun. İnsanlar seni Türkçe selamlıyor, camilerden her gün Türkçe dualar yükseliyor, senin toprağını kutsal kabul ediyorlar, senin gibi giyinmeye, düşünmeye, konuşmaya çalışıyorlar. Yerde Türkçe bir yazı örneğin Türk malı bir çikolatanın ambalajını görünce öpüp yerden alıyorlar. Okullarında senin tarihin, kalplerinde senin ataların, inançlarında senin bile unuttuğun 1500 yıl önceki Türk büyükleri. Devlet başkanları sıkça halkına senin kültüründe kutsal kabul edilen şeylerden bahsediyorlar. Senin ülkenin bir büyüğü öldüğünde sen bayrağını indirmemene rağmen bu salaklar yas ilan edip bayraklarını yarıya indiriyorlar. Senin ülkenden gelen suyu bile kutsal kabul edip ritüelle içiyorlar ve daha niceleri. _Avrupa'nın en fakir ve en cahil toplumu, arap kölesi yapılmış gariban Türk halkının cumhuriyeti çoktan yıkılıp, reis krallığı kurulmuş. Götünde don olmayan gariban anadolu çomarları halen daha beka diyorlar. Ortada devlet yok. Devlet dediğin şey anayasadır. Dünya ekonomisinin %0.8'ini oluşturan reis cumhuriyetini her konuya balıklama atlarken görmek, gariban anadolu çomarının kompleksini tatmin ediyor. Akp dediğin şey, sana her gün tecavüz eden, dünya üzerinde görülmemiş vergi oranlarıyla aldığın nefesten bile haraç kesen, bütün özgürlüklerini kısan, nefret ve aşağılık kompleksiyle sana hayatı dar eden, korkudan gıkını bile çıkaramadığın, yazamadığın, bir de üzerine araplaşmış çoğunluğunun oyuyla seni köle gibi yöneten, cebinden paranı alıp o kölelere aktaran bir kurum. _Arap gazeteci: "Siz Osmanlı'nın 400 yıl arapları yönettiğini söylüyorsunuz ama biz sizi, kültürel asimilasyonla yönetiyouz. Tarihinizden isimlerinize, selamınıza, cenazenize, düğünlerize, kıyafetlerinizden müziğinize ve yemeğinize kadar 1400 yıllık arap masallarımızla yönetiyoruz'. Yunanı fetheden Romalıların, yunan kültürüyle asimile olup yunanlaşması gibi Türkler de İslam tuzağıyla Araplaştı. _İslamcılar, Kemalistlerle rekabete girdi ve kaybetti. Muhafazakarlardı ama bilinçaltlarında feci bir eziklik ve kompleks mevcuttu. Biraz durumu düzelten, Kemalistler gibi yaşamaya başladı; giyimde, kuşamda, edebiyatta, sanatta… Bir süre bu sosyal taklitle hareket ettiler ama bu sonradan görme yapay bakış açısı uzun süre devam edilebilir değildi. Kemalistlerde bir görgü, bilgi, ilke ve bir tutarlık mevcuttu. Lakin islamcıların böyle nev-i şahsına münhasır bir paradigması yok. Evet; durum, sürdürülebilir olmayınca, islamcıların ruhlarındaki görgüsüzlük, pişkinlik, hamlık ortaya çıktı. _Maalesef bizim ülkemizin acı gerçeği, her alanda 3 kuruş etmeyecek adamları baş tacı edip, çarıklı milyonerler yaratıp, kafalarımıza sıçmalarına müsaade etmek. Siyasetinden, sanatına, sporundan, popüler kültürüne, nerede muasır medeniyet seviyesinin altında bir terliksi. hah!! O’dur işte bizde imparator, diva. Siyasette, sporda, yönetimde, işçilikte, ne bileyim sanatta, her şeyde disiplinsiz, vicdansız ve duygusal bir kabile devletiyiz. Allah kitap diye ülke yönetilen coğrafyada vatan millet edebiyatı ile futbol takımı yönetiliyor. _Bu topraklarda iylik ve insanlik yok, sadece menfaat var. Yillardir korkunç kötülükte işlenen hukuk cinayetleri, dünyada dereceye girmis boyutta yolsuzluklari, baskilari, zulumleri, hapisleri, intiharlari umursamayip is anca cebine degince ah eden bu topluma her sey mubah. Yillarca, her seferinde aklin, mantigin, vicdanin velhasil iyi ve guzel olan her seyin tersi yonunde secim yapan bu toplumun kolektif aptalligi karsisindaki bilinçli insanlarda bıkkınlıklarinin urettigi nefret doğdu. _Bu toplum gündelik işlerini bitirdikten sonra tv başına geçer. Birbirinden rezil, kalitesiz, paçoz, şiddeti kutsayan, sanki bu ülkenin büyük bölümü dar gelirli, yoksul ve işsizlerden oluşmuyormuş gibi zengin muhitlerde lüks evlerin içinde geçen tv dizileri, acunun kanalındaki birbirinden adi programları, sabah kuşağında esra erol, seda sayan bilmem neyi izler. Haber kanalları cnn türk, habertürk, kanal 24, ahaber vs. deseniz baştan aşağıya hükümet propagandası. Bu ülkede düzenli kitap okuyan, tiyatroya ve operaya giden, insan haklarını önemseyen, hayvanların yaşamından, doğanın katledilmesinden endişe duyan, duyarlı, eğitimli bir sürü insan var ama bu insanların sayısı yukarıda kısaca değindiğim güruhun yanında devede kulak kalıyor. Türkiye daha onlarca yıl toplum ve devlet olarak; insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğüne inanan, bilime ve akla değer veren, sanatı ve sanatçıyı yücelten, doğanın korunmasına ve hayvanların yaşamına duyarlı bir toplum ve devlet olmayacak. Cehalet, magandalık, kültürsüzlük, lümpenlik, gericilik, ırkçılık bu ülkede hep en revaçta olacak. _Bir hırsız evinize bir kez girmişse bu yeterlidir. Aynı hırsız ikinci kez evinize girerse bu şanssızlıktır ama aynı hırsız üçüncü kez evinize girerse bu aptallığınızdır. Türkiye'de bir hırsızın 15 kez evinize girmesi ise oy verecek yaştaki anadolu insanlarının ezici çoğunluğunun zekalarının bir orangutandan farklı olmadığını gösteriyor. Beş para etmez cigerlerini biliyorduk bunların bizi yanıltmadılar sağolsunlar. Siyasal islamcılara, badem bıyıklılara, din allah peygamber diyerek oy isteyenlere değil oy vermek, bir kez olsun sempati ile dahi bakan bu ülkenin düşmanıdır. _Her sey zamanına-mekanına-sartlarına göre degerlendirilir. Almanya ve Japonya dümdüz edilmisdir fakat 20 yil sonra daha güçlenerek ortaya cikmisdir. Tek nedeni var: Vasifli ve tecrubeli insan gücü. Bu güç de sikkadanak yaratilamiyor. 100-150 yillik surecler sonunda ortaya cikiyor. TC ise okuma yazma orani %7 olan zir cahil vasifsiz ustune dogmatik bir toplumla, Osmanlinin takdigi borclarla, bozkirda ise baslamisdir! _Irkçılık, kendi vatandaşın açlıktan, işsizlikten, umutsuzluktan intihar ederken, delirmiş vaziyetteyken, çaresizlikten kafayı yerken, bağımsızlık uğruna savaşıp can verdiği, doğup büyüdüğü ve geberene kadar vergisini verdiği vatanının kendisine ihanet edip elin suriyelisini, afganını sahiplenmesidir ırkçılık. Bu ülkede en büyük ırkçılık, Türklere yapılıyor son yirmi yıldır. _Suriyeli_Akp nin suriye politikasını defalarca onayladınız. Her seçimde "reiiiis" diye bastınız mührü. Eşek gibi bakacaksınız bu suriyelilere. Ülkenizi, ekmeğinizi, işinizi paylaşacaksınız bu insanlarla. Bir bok yediniz ama karnım ağrımasın diyorsunuz. Yok öyle. Suriyeli senin ümmetin senin kardeşin de, Türkiye'de yaşayan Türk milleti uruguay'dan mı geldi? Aynı hassasiyeti burada yaşayan vatandaşına da göstersene. Paralı suriyeli avrupaya yatırımcı olarak gitti, mal ve toprak sahibi suriyeli zaten hiç gelmedi yerinde kaldı, çapulcu ve dilenci sürüsü ise ülke içine dağıldı. Her bayram bunlar nereye gidiyor? Yaz günleri istanbul sahillerinde kim mangal yelliyor. Kafeler, avmler Suriyeli dolu. Beleş yaşa, oku, vatandaşlık al türk kızlarına sarkıntılık yap. Ne güzel dünya _15 temmuzda dışarı çıkmayanlar hain. Ülkesini bırakıp kaçan Suriyeliler kardeş. _Sen orta asyadan gel, binlerce yı dövüşerek vatan sahibi ol, bedel öde, acı çek, dünyaya meydan okuyup varlığını koru, sonra ilkel çöl bedevileri gelsin ve seni kendi vatanında hem maddi hem manevi olarak ezsin. İşte bu dramdır. _Türkiye'yi 1950'lerden beri 70 yıldır muhafazakar sağ iktidarlar yönetti ve o iktidarları da seçen bugünün "gençler iş beğenmiyor" diyen 50 yaş üzeri akp seçmeni. Menderes'i, özal'ı, çiller'i, yılmaz'ı seçenler kimdi? Eski türkiye şöyleydi böyleydi diyen bunak çetesi; o iktidarları siz seçtiniz! Eskiden şöyle zorluk çekerdik vs. lafları aslında akp seçmeninin kendi kendini kötülemesidir. Sabıka korkusundan ötüyorlar böyle ve o sabıkaları işlerken diğerlerine etmedikleri hakaret yok. Günün sonunda da mağdur edebiyatı. Neden? Sabıkalarının korkusu! Çok basit bir hesap yapın. Ülkenin iktidarlarını baştan sona yazın. O hırsızları iktidar yapan oylar nerede? Nerede olacak akpde. Sıkışınca diyorlar ya "Diğerleri çalmadı mı sanki" diye işte o hırsızlar da kendileri zaten. Kendi pislikleri üzerinden kendilerini savunmaya çalışıyorlar. Neden bu ülkede hiç hesap sorulmadığını sanıyorsunuz? Nerede gördünüz hırsızın soygundan sonra gidip kendini karakola teslim ettiğini. Herkesin altında araba var diyen kişilerin kuru ekmeğe bile muhtaç kalan Türk milletiyle resmen taşşak geçtiği akp zihniyeti budur. Diyorum adam sürekli yalan söylüyor, diyorlar ki siyaset bu tabi yalan söyleyecek. Diyorum adam bütün ihaleleri 5 tane köpeğe veriyor. Diyorlar ki chp'lilere mi verecek. On milyonlarca insan bankalara borçlu. Diyorlar ki borç almasalardı. Akp ensar vakfındaki tacizlere "bir kereden bir şey olmaz" dedi. Diyorlar ki chp'nin içinde de bir sürü tacizci var. Her şeyi katarlı bedeviler satın alıyor. Diyorlar ki gavurlar mı alsın. _Halk, kendisine benzeyeni seçiyor. Türk milleti karakteri de bencil, menfaatçi, hemşerici, muhafazakar, görgüsüz, vasat...Türkiye’de 70 yıldır (1950’den bu yana) karşı devrim iktidarda. Halk yoksullaştırıldı, işsizleştirildi, çaresizleştirildi, sömürüldü ve oy deposu haline dönüştürüldü. Ülkede demokrasicilik oynanıyor. _Grigory Petrov der ki: Yöneticiler kendi milletlerinin birer yansımasıdırlar. Onlar, milli ruhun birer kopyasıdır. Onlar, halk kitlesinin içinden doğmuştur. Bir millet nasılsa, devlet adamları da onlar gibidir. İşte bu nedendir ki; "Eskiden beri her millet, layık olduğu idareye ve devlet adamlarına sahip olur" denilmiştir. _Genç – Yaşlı_ _Yabancılarda yaşlılar bilge olup gençlere yol gösterirken, Türkiye’de gençler bilge ve kara cahil bunaklara doğruyu anlatmaya çalışıyor. Bu ak yaşlı cahiller ölmeden Türkiye hiç bir zaman düzelmez ve maalesef bu saatten sonra da eğitilemezler. Ömürleri boyunca sığır gibi yaşamaya alıştıkları için herkesin de kendileri gibi ortacağda yaşadığını zannediyorlar. Gençler temizlikçi-inşaat amelesi-tuvaletçi olsun, ayak işlerinde çalışsın ve asgari para alsın, evlenmesin, ev, araba sahibi olmasın, sürünsün diyorlar. Kendi çocuklarına gelince de onlar en iyi yerlerde olsun. Bizi yönetemeyen ve ülkeyi batıranlar ise her türlü lüks içinde yaşasın diyorlar. _Yeni nesil, sevgilileriyle geziyor, tozuyor, cafelerde, barlarda eğleniyorken, yaşlı nesilde büyük bir nefret oluşuyor çünkü kendileri hayatlarını saçma ideolojiler uğruna ya da köpek gibi gece gündüz çalışarak boşa geçirdiklerini fark ediyorlar. Gençlerin bu rahat yaşamlarının mahvolmasını istiyorlar, gençlerin de kendileri gibi azap içinde yaşamalarını, mutlu olmamalarını istiyorlar. Bunun için de gençlerin hayatlarını karartacak ne varsa onu yapıyorlar. Sadese yobaz yaşlılar değil, tutucular, cemaatler, hayatlarını yaşayamayanlarda da benzer kin var. O kadar mutsuzlar ki başkalarının mutluluğunu, keyfini kaldıramıyorlar. İstiyorlar ki herkes kendileri gibi sürünsün. _Gençler, dedeleriniz geleceginizi satti. Onlar yuzunden sen ölene kadar calisacaksin. Babalariniz ve anneleriniz bademlere, yobazlara oy verdi. Liyakat kalmadi ve devlet malı talan edildi. Bademler cikip dese ki emeklilere 100 lira zam yapicam, gidip senin gelecegini tekrar satacaklar. Bunlari bilesin. Kusura bakmasinlar ama x kusagi, geri zekali, gereksiz, okumayan, kendini yenilemeyen, kolayina kacan nesil olarak kaldilar. Bugun ne ekeresen yarin onu biceceksin. Etrafindaki insanlarin ortalamasi olacaksin. Salak, soytari, kabadayi arkadasin varsa, birak gitsin. Aziz nesin in dedigi gibi 'siz icinizdeki zubuklugu bitirmediginiz surece, sizi somuren zubukler bitmeyecek'. Yani bu millet cemaatleri, hirsizlari destekleyip sevdi. Cocuklariniz sizi de bela ile anacaklar cunku onlarin gelecegini sattiniz. _Bu çarpık düzeni kimse bozamaz. Ülke adına iyi şeyler yaptırırsak bizim işlerimiz ters gider diye düşünen egemenler. Asalak, ahlakı bozuk, esrarkeş, kalleş ne kadar insan olursa, o kadar işimize yarar. Biz bunlarla besleniyoruz. Sigara, alkol, uyuşturucu bizim yönetimimizle. Deniz, kara, hava fark etmez bizim tekelimizden geçer. Buna burnunu sokan, işleri düzeltmeye, insanları aydınlatmaya çalışan kim olursa olsun, temiz toplum için kim uğraşırsa uğraşsın canını alırız. _Fetullah, şeyh said'in zihniyetinin ürünüdür ve tüm cemaatler birer fetödür. Hepsinin bitmek bilmeyen, tükenmeyecek hırsla, kinle Türk düşmanlıkları vardır. Hiçbiri de tarih bilmez. Tarih diye inandıkları yeşil sarıklı evliya palavralarına benzer hikâyelerdir. Fetullahın görevi, anti emperyalist, amerikan karşıtı ve radikal İslamcı grupları ılımlılaştırmaktır. Bunun için Amerika tarafından finanse edilip korunuyor. İngilitere için çalışan Nakşibendi şeyh kıbrısinin yerini, fetullahın hizmet hareketi almaya başladı. İngiliz başbakan Tony Blair’in Fethullahçıların Dinlerarası Diyalog projesine destek olup 3 semavi dini bir arada buluşturmuştu. İngiltere, avrupada üstünlük için, Almanya destekli sözde Batı düşmanı Milli Görüş’e rakip olarak Gülen tarikatı öne çıkarttı. Almanya, Anglo-Saksonların (Amerika ve İngiltere) İslam dünyasını ele geçirip Afrika ve Ortadoğuyu “İman Zinciriyle” kontrol etme girişimlerine karşı “Biz de kendi İslamımızı oluşturacağız” demişti. Almanya, Akp’nin Fethullah Gülen ile koalisyonuna karşı “Deniz Feneri” kozunu öne sürmüştü. _Gurbetçiler, 50 yıl önce trenlere doldurup ülkeden gönderdiğimiz vasıfsız köylülerin çocukları, şimdi istanbul'un elitlerinden bile zengin. 1970’lerde Türkiye’nin en eğitimsiz varoş kesimi almanyaya amele olarak gitti. Yani genlerinde eziklik ve yoksulluk var. Yıllar sonra vatanlarına zengin olarak gelmek, elit muamelesi görmek psikolojik olarak onları tatmin ediyor. Bizlerin satın almak için bir ömür harcayacağı fakat onlar için çerez parası olan bmw, porsche gibi otomobillerle memleketlerinde tur atmanın hayalini kuruyorlar. Sırf bunun için 3000 km yolu tepiyorlar. Orada değer göremiyorlar. İkinci sınıf insan muamelesi görüyorlar. Buradaki ilgiye açlar. Türkiye'nin ileri gitmesini ise kesinlikle istemiyorlar. Burada ekonomik sıkıntılarla boğuşanlar onların umurlarında değil. 20 bin tl alan gurbetçi türkiye çok güzel deyip, 2000 tl alıp geçinemeynelere şükretsinler diyor. Şeriat isteyip laik kafir ülkelerde yaşayan bu taklacı uyanıklar neyin ne olduğunu senden benden daha iyi biliyor. Dünyanın en karaktersiz insan topluluğu almancılardır. Almanya belki de avrupa'nın en becerikli halkı olan alman yahudilerini öldürdükten sonra yozgatlı gurbetçilerle sınanıyor. Almancılar da türk modernleşmesinin ileri cephesi olacaklarına arabalarının kornasına abanıp köln'de ilahiyat okuyorlar. Ben hayatımda bu kadar leş insan topluluğu görmedim. En fakir adamın bile gelip kral olduğu bir ülkeyiz ne yazık ki. İsviçreli ve doktor bile Türkiye, Türklere çok pahalı diyor. Bizim yalaka çomar türkiye ucuz diyor. _Alamancı kekolar, avrupa’da demokrasi altında yaşayıp, türkiye’de şeriatı savunurlar. Neo gurbetçiler köyden ilk göçen tezek kokulu o naif dedelerinden bile beş kat daha çomarlar. Almanya'da en marjinal işleri yaparlar burada tarikatçı kesilirler. Almanya'da solcu burada ışid kafadırlar. 70 lerde donmuş kalmışlardır. Dedeleri zamanında türkiye’den avrupa’ya çalışmaya gitmemiş de, bunlar sanki 500 yıldır avrupa aristokrasinin bir parçasıymış gibi bir havalar. Görgüsüzlük üzerine ne varsa yapmaları ve bunun farkında olmamaları. Dünyanın en modern ülkesine gidip insanlıktan zerre nasip alamayıp memleketlerindeki hallerinden bile daha kötü bir alt kültür yaratabilmek sadece 70 iqlu sevimsiz anadolu köylülerinin yapabileceği bir şeydir. _İsrail 1967'de 6 gün savaşında arapları yendikten sonra, milyonlarca filistinliyi ürdün'e sürdü. Filistinliler müslüman kardeş falan dinlemedi. 1970'de ürdün'de iç savaş çıkarıp darbe yapmaya çalıştılar. Bugünkü kralın babası kral hüseyin'i devirmeye çalıştılar (Kara eylül olayları) Ürdün baktı filistinlilerle başa çıkamıyor, hepsini lübnan'a sürdü. Bu sefer 1975'de lübnan iç savaşını çıkardılar. Lübnan'da 1990'a kadar 15 yılda neredeyse taş üstünde taş kalmadı. Beyrut dümdüz oldu. Suriyeliler türkiye'ye bu kötü amaçla yerleştirildiler. Başta tayyip "esad zulmünden kaçtılar" diye anlatıyor ama suriyelileri türkiye'ye süren esad değil, işid. İşid, suriyelileri türkiye'ye sürerek fırat'ın doğusunda pkk'ya yer açma amacıyla kurulmuş, amacını yerine getirince de dağıtılmış paralı askerler topluluğu. _Troller, sizin ruhunuzu emip, yaşam enerjinizle beslenen zehirli virüslerdir. Bu asalaklarla vakit kaybetmeyin. Beyni yıkanmış embesillere, miliyanlara, amigolara laf yetiştirmeyin. Bu faşistleri ikna etmeye çalışmayın. Bunlar zaman kaybıdır. Ayrıca moralinizi ve dengenizi bozar ki amaçları budur. Bu çıyanlar bunu bile bile yaparlar. _Osmanlılar, "Eşek Türk!" diye adlandırdığı Anadolu Türklerine gösterdiği muameleden çok daha iyisini “kavmi necip üstün ırk” diyerek Araplara göstermiştir! Osmanli, Türklere -Etrki bi idrak- akilsiz Türk, köpek suratli Türk, gibi hakaretler etmistir. (İlhan Arsel) Osmanlı firavunlarını sahiplenmek ise asırlarca “etrakı bi idrak” olarak görülmüş akılsız türklerin stockholm sendromu değilse nedir? _Lozanda kendisine: “Siz yunanistan'ı yendiniz. İngiltereyi değil. Bunu unutmayın” diyen lord curzon'a cevabı müthiştir ismet paşanın. "Hayır, yalnız yunanı yenmedik. Güneyde müttefikiniz fransızları yendik. Onun silahlandırdığı ermenileri yendik. Müttefikiniz italyanları anadolu'dan uzaklaştırdık. Sizin silahlandırdığınız doğu ermenilerini ve pontus çetelerini yendik. Sizin istanbul yönetimi ile birlikte azdırdığınız isyancıları yendik. Silah ve para ile desteklediğiniz kuva-yı inzibatiyeyi yendik. En son olarak da maşanız yunan ordusunu yenip, denize döktük. Mondros'u yendik, Sevr'i yendik, Üçlü antlaşmayı yendik. Bunların hepsinin arkasında siz vardınız ; Hepsinin ipleri , düğmesi dümeni sizin elinizdeydi. Biz asıl, sizi yendik“ _Moratoryum (İflas) Borçların ödenemeyeceğinin ilân edilmesidir. Osmanlı 1875'te moratoryum ilan ediliyor ve Duyun-i Umumi idaresi kurulup, devletin tüm gelir kaynaklarına el konuluyor._Türkiye, 1958'de Menderes döneminde tarihinde ilk kez iflasını açıklamış, moratoryum ilan etmiştir. Menderes'i hala kahraman gibi anlatanlar, bugün de halkı bölen, ülkenin tüm birikimleri yok pahasına satan, borca batıran ve milyonlarca mülteciye elini kolunu sallayarak ülkede fink attıran Akp'ye oy verip, desteklemektedir. _27 Mayıs 1960 darbesinin hemen ardından Cemal Gürsel halkımızdan bulunduğu ilk talep şuydu: “Devleti soymuşlar, kasalarımız bomboş ve dış borçlarımızı ödemek için devletimize yardım edin!..” Böylece bu ülke ABD’ye borçlarını ödedi. _Tarih ilmi için, 1. Döneme ait belge, 2. Şahitler gerekir. Eğer bu iki direği çekersen tarih diye bir şey kalmaz ortalıkta, kişisel yorum olur ki o da hiç kimseyi bağlamaz. Mısıroğlunun kitaplarının hepsinde yalan tarihçilik vardır. Kaynakça kısmında gösterilen maddelerin hepsi bir başka kitaptır. Büyük tarihçilerin dünyada bilinmesinin sebepleri, yazdığı kitapların hepsinin osmanlı arşivlerinden veya diğer o dönemin elçilik kayıtlarından alınmasıdır. İki ülke arası görüşmeler, iki ülkenin arşivleri tarafından onaylanmalıdır. Öteki türlü söylemiş olduğun iddialara karşılık bir antitez anında düşman tarafından kurulur çünkü tarihsel bir iddia değildir, kişisel yorumdur. _Vahdeddin’i Türk halkının onurunu yok etmek isteyen biri olarak tanımlayan Atatürk, notlarında şunları kaleme alıyor: “Osmanoğullarının sonuncu padişahı Vahdeddin’in saltanatı döneminde millet en derin esaret çukurunun önüne getiriliyor. Binlerce yıldan beri bağımsızlık kavramının seçkin örneği olan Türk milleti, bir tekme ile bu çukurun içine yuvarlanmak isteniyor. Fakat bu tekmeyi vurdurmak için bilinçsiz bir hain gerekliydi. Nasıl ki yasal olarak ölüm cezasına çarptırılanların bile ipini çekmek için duygularından arınmış bir yaratık aranır. Ölüm kararını verenlerin böyle aşağılık bir araca ihtiyaçları vardır. O kim olabilirdi? Ne yazık ki bu milletin hükümdar, sultan, padişah, halife diye başında bulundurduğu Vahdeddin... O, bu davranışıyla kendini öldürdü. _İQ düşürmek için_ Sığ, empati yoksunu, bencil, öğretilmiş saçmalıklara inanan boş insanlarla aynı ortamda bulunmak. Sürekli aynı çevrede, aynı kişiler ile takılmak, işe aynı yoldan gidip gelmek, aynı işyerinde çalışıp aynı işi yapmak vb. rutin de beyni tembelliğe iten bir faktör. Sabit fikirli insana laf anlatmaya çalışmak. Kitap okumamak, yeniliklere açık olmamak, farklı kültürleri merak etmemek. Tv izlemek ve aşırı derecede sosyal medya kullanmak. Hayatını para kazan-evlen-çocuk yap üçgenine sıkıştırmak. Yanlış beslenmek. Mideyi karbonhidratlı besinler ile doldurmak.... _Dogmatizm (Bağnazlık): İleri sürülen düşünceleri, araştırmadan, incelemeden, tartışmadan mutlak hakikat sayan anlayış. Dogmatizm, her devirde gelişmenin karşısında durmuştur. Skolastik bir anlayıştır. Kendi fikrinin mutlak doğru olduğunu ileri süren her kişi veya sistem dogmatiktir. Metafizik öğretilerin tümü dogmatik öğretilerdir. Dogmatizmin zorunlu sonucu zorbalıktır. Zira farklı düşüncelere yer yoktur. Ortaçağda deneylerle kanıtlanamayan kurallar, engizisyon işkenceleriyle kanıtlanmaya çalışılmıştır. Örnek vermek gerekirse, dogmatizm, masum kişinin ateşe atılsa bile yanmayacağı inancına varmış, bundan da ateşe atılınca yanan kişinin suçlu olduğu sonucu çıkarılmıştır. Dogmatizmin karşıtı septisizm yani şüphecilik, kuşkuculuktur. _Bağlılık: Sadakattir. Bağımlılık: Kişinin zarar verici sonuçlarına rağmen kendini mecbur hissetmesi. _Faşizm, baskı düzenidir. Sermayenin diktatörlüğüdür. Faşizmde, eşitlik yok, efendi ile köleleri vardır. Halk adına karar verenler halk değildir. Halk böyle sözde demokrasilerde, sadece seçimden seçime oyunu sandığa atar gider. Faşizm, mutluluk yerine ödevi, özgürlük yerine otoriteyi, eşitlik yerine hiyerarşiyi, nitelik yerine niceliği koyuyor. Halk eğemenliği, seçim, kuvvetler ayrılığı, siyasal partiler, özgür tartışma gibi ilke ve kurumları açıkça reddetmektedir. _Örtülü faşizm: Demokrasi ile maskelenmiş en azgın, en yobaz, en diktatoryal yönetme biçimidir. Yapılan her şeyin demokratlık kisvesi altında yapıldığı, iktidardakilerin kendinden olmayanları ezdiği bir baskı düzenidir.(İslamofaşizm..) _Lümpenler_ Hiçbir yere, sınıfa ait olmayan, ne köylü ne şehirli, patron da değildirler, işçi de, sömürürler mi sömürülürler mi belli değildir. Zengin midirler yoksul mu, o da belli değildir. Bulanık insanlardır. Yaşamayı bilmedikleri için mağdur ve mazlum gibi görünebilirler. silkelersin, 80 dönüm toprağı, 8 yerde apartman katı çıkar ama davar gibi dolaşır. Toplumun düzgün işlemesi için olmazsa olmaz koşullarından biri, "Normları" yoktur. Bir ahlak düzeni oluşturamamışlar, davranış kalıpları da geliştirememişlerdir. Dolayısıyla, çelişkiden çelişkiye yuvarlanırlar. Kerhanede kalp krizi geçiren hacı amca, yiyişen türbanlı kızla çember sakallı oğlan.. Tipler son derece güvenilmez ve kaypaktırlar. Bu yüzden arkanı dön, seni hemen satarlar. İstanbul'un dört yanını "köy camileriyle" donatırlar, "estetik kaygıları" yoktur iyi yaşayanları da görür ve kıskanırlar. Denize donla girerler. _Omurgasız_ Sadece kendi çıkarları için renkten renge, şekilden şekle giren, iradesiz, yüzsüz, arsız varlık. İnsan ilkeli duruşu sayesinde onurlu ve saygın bir kişilik kazanır. Kemikler insan vücudunu ayakta tutan omurga iken, prensipler ise insan şahsiyetini ayakta tutan omurgadır. İlkeleri olmayan insanlar olaylar karşısında dik duramazlar. Çoğu zaman menfaat, makam, mevki ve para gibi şeyler için eğilip bükülürler. Bazen de korku karşısında iki büklüm olup ezilirler. Boyun eğip şartlara ve güce teslim olurlar. Rüzgâra ve zamana göre şekil değiştirirler. Rüzgâr gülü denen şey tam da bu omurgasızlığı tarif etmektedir. Tek dost kendi nefisleridir. Tek arkadaş kendi menfaatleridir. O yüzden menfaatleri bittiğinde kim olursa olsun terk edip bırakıp giderler. Belli bir kimlik ve şahsiyet sahibi olamazlar. Hiç kimseye karşı vefa ve sadakat sahibi olamazlar. Omurgasızlık insanı esir eder, önce kendi nefsine ve tutkularına esir olur, sonra da güç ve yetki kimin elinde ise ona esir olurlar. Haksızlık karşısında susmak onu kabullenmektir. Haksızlığa itiraz etmemek dünyanın en soysuz duruşudur. Omurgalı insan kime yapılırsa yapılsın her zaman zulüm ve haksızlık karşısında dik duran insandır. Omurgasız ise hataya, yanlışa, zulme ve haksızlığa tanık olduğu halde itiraz etmeyip sessiz kalan sünepe insandır. Omurgasız insanlar bir gün onurlarını kaybettiklerinde ona bahane bulmaya çalışan insanlardır. Her hatada bir hikmet, bir neden bulup kendilerini haklı veya doğru göstermeye çalışan insanlardır _Pasif agresiflik: Ezilmiş, aşağılanmış, dışlanmış hisseden kişilerin çeşitli kisveler altında saldırı yapmaları durumudur. Gülerken ısıran kişilerdir bunlar. Haksız yere karşı çıkar. Kendisinden üstün hissettiği kişileri küçümser, kusur ararlar. Onaylama ve övgü açlığı içerisindedirler. Saldırganlık dürtülerini, kin, öfke, kıskançlık, düşmanlık.. Pasif agresifler, kendilerini kandırırlar. Kendilerine bir rol biçerler ve bu role inanırlar. Her şeyi kendi ihtiyacı doğrultusunda farklı algıladıkları için muhakeme hataları yaparlar. Pasif - agresiflerle mücadele yöntemleri: _Mantığı unut_10 kişilik öv_Onunla değil kendinle mücadele et_değer ver ve asla suçlama, değiştirmeye çalışma. _Cehaletin eğitimle ilgisi yoktur. İnsanların belirli kalıplar dışında düşünememesi, ilkeler etrafında değil liderler atrafında toplanmaları, çıkar uğruna ahlaksızlıkları mazur görmeleri, materyalist olmaları, çocuklarının şımarık olması, cinsiyetçi olmaları, seyahat etmemeleri, çocuklarıyla konuşmak yerine azarlamaları, başka kültürleri merak etmemeleri, kendilerini geliştirmemeleri, gelişmiş kültürlere entegre olmamaları, farkındalıkları olmaması, soğukkanlı olmaması, her an tartışmaya hasız olması, düşmanlaştırıcı olması, haklarını bilmemeleri ve aramamaları(insan, işçi, tüketim), sistemin dayattığı yaşam gayelerini sorgulamamaları(vegiler, çalışmak), tabularının olması, hobilerinin olmaması, marka ve gösteriş takıntılarının olması, tüketim toplumu olmaları, estetik anlayışlarının olmaması, tarih coğrafya bilmemeleri, özümsediği değerler hakkında bilgisiz olmaları(din, Osmanlı)gibi, aile içinde derin sohbetler yapılmaması, tv telefon ile çok vakit geçirmesi, kitap okumaması, sanata ve bilime ilgisiz olması, doğayla barışık yaşamaması hatta zarar vermesi, kültürlü insanları eleştirmesi, yabancı dil öğrenmeyi umursamaması, eğlenceden anlamaması, yabancı kültürlerin de kendilerininki kadar değerli olabileceğini düşünmemesi. _Padişah I. Mahmut, Osmanlı ordusunun neden hep gerilediğini sorar. İbrahim Müteferrika ise: Sultanım, günümüzde artık devletler dinden ve geleneklerden gelen kurallara göre değil, akıl ve bilim ilkelerine göre yönetilmektedir. _III. Mehmed'in, 1595 yılında tahta çıktığında yaptığı ilk işi 19 kardeşinin ölüm fermanını vermek olmuş. Daha sonra öz oğlunu, iki kardeşinden gebe 7 cariyeyi ve babasının gebe eşlerini öldürterek kırılamayan bir rekora imza atmıştır. ___________________ _Freud - İlkel atanın devrilişi_ _Yüzyılın en korkunç despotu II. Abdülhamid, çağ dışı imparatorluğun sultanıdır. Bu despot bütün tebaası üzerinde yaşam ve ölüm yetkisini tek başına elinde tutmakta, zindanlarda Türk aydınlarını boğdurtmakta, bir kısım azınlıklarla birlikte kendi öz oğullarını da acımadan öldürmekte, hareminde de binlerce kadını kendi keyfi için tutmaktaydı. 1908'de oğullar zalim babaya karşı bir olup ayaklandılar. Genç Türkler sultanı tahttan indirerek ulusal bir toplum düzeni kurdular. Osmanlı İmparatorluğu'nda sanatların ve düşüncenin bir anda yeşerip geliştiği gözlendi. ____________________ _Kişiler_ _Necip Hablemitoğlu: Türkiye, tarihinin en karanlık, en hazin dönemini yaşıyor. Bir tarafta, Türkiye’yi koşulsuz savunan, Atatürk ilke ve devrimlerinin sahibi ve takipçisi, aydınlanmacı, tam bağımsızlıkçı, sömürünün her türüne karşı, evrensel barıştan yana, yurtsever, ilerici, çağdaş, ulusalcı kesim var. Ancak, ne bir siyasal partiye, ne basın ve yayın kuruluşlarına, ne de kendilerini destekleyecek ulusal sermaye gücüne sahipler. Ülkenin elden gidişini sessiz çığlıklarla izleyen milyonlarca örgütsüz, dağınık Türk yurtseveri! Karşı tarafta ise, ülkeyi etnik ve mezhepsel esasa dayalı olarak bölmeye, yer altı-yerüstü ekonomik kaynaklarını pazarlamaya, din devleti kurmaya ve halkın dinsel inançlarını sömürmeye, hatta Cumhuriyet’in başına numara koymaya kararlı, zengin, güçlü, dış destekli, örgütlü vatan hainleri ve işbirlikçileri ile peşlerinden sürükledikleri ulusal bilinçten yoksun diğer bir kesim!. Türkiye’deki tüm ulusalcıları, fethullahçı tehlikeye karşı çok geç olmadan birlikte hareket etmeye; istihbarat birimlerindeki fethullahçı unsurların temizlenmesi için kamuoyu oluşturmaya çağırıyorum. 2002. _Sinan meydan: 1990’ların başında ABD, CIA eski Türkiye Şefi Paul Henze gibi görevlileriyle Türkiye’de Nurculuk ve Nakşibendilik gibi cemaatlerin güçlenmesine çalışmıştır. Türkiye’nin ABD eliyle din devletine ve federasyona doğru sürüklendiği 1990 yılında bu sürece engel olacağı düşünülen ulusalcı-Atatürkçü aydınlar öldürülmeye başlanmıştır. ABD politikalarının Türkiye’deki baş aktörü Turgut Özal’ın Türk Ceza Yasası’nın din devleti kurulmasına engel 163. maddesini kaldırmak istemesine tepki gösteren aydınlardan Muammer Aksoy 31 Ocak 1990’da öldürülmüştür. Ardından 7 Mart 1990’da Çetin Emeç, 4 Eylül 1990’da Turan Dursun ve 4 Ekim 1990’da Bahriye Üçok öldürülmüşlerdir. Özal’ın Ocak 1993’te imam-hatip okullarını bitirenlerin de Harp Okulu’na girmelerine engel olan yasayı değiştirmesini 22 Ocak 1993’te Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde “İmam Subay” başlığıyla eleştiren Uğur Mumcu da bu yazısından sadece iki gün sonra öldürülmüştür. Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde “Asker, Polis ve Naziler” başlıklı bir yazıyla laiklikten verilen tavizleri eleştiren Ahmet Taner Kışlalı da tıpkı Uğur Mumcu gibi bu yazısından sadece iki gün sonra, 1999’da öldürülmüştür. _Bahriye Üçok_ Batı'yı taklit etmeyeceğiz demekle hiçbir yere ulaşamayız. Zaten bilimsel yol tektir, son çağlarda Batı bunun temsilcisidir, yoksa bilim evrenseldir ve bütün insanlığın malıdır. _Yılmaz Özdil_Rauf Denktaş anlatıyor: Amerikalılar bana kıbrısta rezerv tespit ettiklerini ve çıkaracakları petrolün %50 pay vereceklerini söylediler. Ben ankarayla konuşmam gerektiğini söyleyince çekip gittiler. Amerika Rumlara gitmişti ve mısırı da alarak petrol arayacaktı ama Denktaş bu savaş nedenidir dedi. Demirel ve Ecevit de savaşırız dedi. Amerika geri adım attı. 2002 akp ile Denktaş hain ilan edildi, kııbrısın birleşmesi için Türkler evet dedi ama Rumlar hayır. Kıbrıs abye girdi ve gitti. _İhsan eliaçık: Memlekette son 17 yıldır olan, bir kişinin şahsında bir kabilenin aşağılık kompleksinin giderilmesi çabasından ibarettir: "Biz de en iyi yerlere geliriz, zengin oluruz, saray yaptırırız, emrederiz, hükmederiz, içeri attırırız, para dağıtırız, yargılarız, akredite yaparız.. _Lloyd George__ Biz üstün beyaz ırklar, amerikada kızıl derililerin soyunu nasıl kırdıysak, Türklerin de soyunu kırıp anadoludan atacağız. 1919 _Türkler yeniden bir devlet kurdu. Timur gibi zalim bir asker Türkleri yeniden diriltti ancak kutsal amaçlarımızdan vazgeçemeyiz. Türkler ne olduğunu bilmedikleri bir dine inanıyor. İşte biz Türkleri İslam ile yıkacağız. Bilinçli ya da bilinçsiz tüm imamlar bize hizmet etmesi gerekit. İngiliz istihbaratının birinci görevi budur. (Lordlar kamarası konuşması 1923) _Cem Küçük: Muhafazakarlar kendi tarihleriyle yüzleşmeli: Muhafazakâr kesimin iş Atatürk’e gösterdiği celallenmeyi kendi hassas oldukları konularda da göstermeleri gerekir. Hoşunuza gitmeyecektir ama Osmanlı’da eşcinsellik vardı ve padişahlar içki içerdi. Gerçek, olduğu yerde duruyor. İstediğiniz kadar uğraşın, tarihte olmuş olayları değiştiremezsiniz. Tarihteki ünlü şahsiyetleri hiç kimse kendi kafasına göre şekillendiremez. Herkesin kafasında kendi Atatürk’ü, kendi Fatih’i olabilir ama gerçekle karşılaştığınızda gerçeği kabul etmiyorsanız, sorun sizdedir. Neymiş, bu dizide Kanuni Sultan Süleyman kadın düşkünü ve içkici olarak gösteriliyormuş. Kanuni’nin içki içmediğini kim ispatlayabilir? Hiç kimse. Kalkıp diziyi Kanuni’yi kadın düşkünü diye gösteriyor diye yerin dibine sokmanın bir manası yok! Herhalde haremde birdirbir oynamıyorlardı. _Firavun dedi ki: Yahudi mülteciler çoğaldı, bir gün gelir bize karşı savaşırlar. Onun için onları topraklarımızdan atalım, angarya işlerde çalıştırdılar, erkek çocukları öldürdüler. _Soner yalçın: Hayallerinde hatasız bir lider yaratmışlar, kendilerini kandırıp oyalanıyorlar. "Oyunu" bozana-gerçeği gösterene düşman kesiliyor; herkesi "hizaya" getirmek istiyorlar! Yaşlı, hasta, sanatçı olmak umurlarında bile değil; onlar için sadece "dost" ve "düşman" var _Nihal atsız_Olur da bir gün savaş görürseniz, kardeş dediğiniz milletlerin nasıl bizi sırtımızdan vurduğunu izleyeceksiniz. Türk olmayan herkesin ölümüne üzülenlerin bir gün Türkler ölürken nasıl sustuklarını görecek ve beni anlayacaksınız. _Hitler, kendi davranışlarıyla dünyaya babasının nasıl bir insan olduğunu ve çocukken ondan çektiklerini göstermiştir: yıkıcı, merhametsiz, gösteriş budalası, acımasız, kibirli, sapkın, kendini beğenmiş, basiretsiz ve aptaldı. Farkında olmadan babasının teşkil ettiği örneğe sadıktı ve onu taklit ediyordu. Beden Asla Yalan Söylemez. Alice Miller _Emre Kongar_Hicbir sey birdenbire olmadi. Önce ezani arapcaya cevirdiler. Dinlediniz. Sonra siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz dendi. Demokrasi sandiniz. Sonra bir cig gibi kur'an kurslari, imam hatip okullari acildi. Din dersleri anaysal zorunluluk oldu. Kabullendiniz. Tesettur artti, cami sayisi okullari gecti, inanc ozgurlugu saydiniz. Giim kusama mudahale ettiler, oruc tutmayani oldurduler. Sasirdiniz. Daha sonra bilim adami ve yazarlari vurdular. Milletvekili ve gazetecileri parcaladilar. Sairleri ve danscilari yaktilar. Kimin yaptigini dusunup durdunuz. En sonunda kapinizi calacaklar, size kendinizden baska yardim edecek kimse kalmayacak! _Yılmaz Özdil: Mısırdaki esma'ya ağlar, suudi kralı için yas ilan eder, kendi ülkesinde 20 yaşında genç kız tecavüz edilip yakılır sesi bile çıkmaz! _Osmaniye valisi pastane açılışı yaptı, “Osmaniyemiz gün geçtikçe büyüyor, yeni markalar için cazip hale geliyor, pastanemizin her şeyin en güzeline layık olan Osmaniye halkına en iyi imkanları sunacağına inanıyorum, pastanemizin Osmaniye şubesinin sahibi İclal hanıma teşekkür ediyorum” dedi, kurdeleyi kestikten sonra, İclal hanımefendiyle birlikte pastaneyi gezdi, pastalar hakkında bilgi aldı _Putin, Leningrad Üniversitesinde hukuk okudu ve KGB ajanı oldu…bizimki imam hatipten mezun olup İETT’ye girdi. Putin piyano çalıyor… Brahms, Mozart, Çaykovski, Liszt dinlemeyi seviyor, bizimki makam otomobilinde Cengiz Kurtoğlu dinliyor. Putin favori şarkısının Beatles’dan Yesterday… bizimkinin favorisi Uğur Işılak’tan çakma dombıra. Putin’in uzay istasyonu, uzay gemileri var, bizimkinin gemicikleri var…..Putin nükleer güç, bizimki en az üç. _Ömer turan: Islamcılar Atatürkü eleştirmiyor ki, ona ve onu sevenlere resmen hakaret ediyor. Ataturke İngiliz ajanı, İngiltere'nin Emri ile hilafeti kaldırdı, Put, onu sevenlere de putperest, Kemalizm dinine mensup kişiler diyorlar. Sizin gibi düşünmeyenlere mürted (dinsiz), put, putperest, şeytan deyin sonra da karşı taraf tepki gösterince bu sefer de Kemalist vesayet hortladı deyin. Peki aynı hakaretler size ya da sevdiklerinize yapılsa kabul eder misiniz? _Bu ülke bir Türk yurdudur. Devletinin, milletinin ve ordusunun ismi Türktür. Resmi dili Türkçedir. Siz Buna ister Kılıç Hakkı İster demokrasi hakkı deyin. Türk bu ülkeyi kurması ve ülke nüfusunun yüzde 85'ini oluşturması itibariyle bu ülkeye ismini verme ve resmi dilini oluşturma yetkisine sahiptir. Türk'üm diyerek üstünüz, diğer irklar alcak demiyoruz. Bir grup Odak Aydın kesim Türk kelimesinden rahatsız. Ülkemizin isminin Türkiye olmasından rahatsız, İstiklal Marşı'ndan rahatsız, Türk bayrağından rahatsız, Türkçe'nin tek resmi dil olmasından rahatsız. Kısacası Türk'ten rahatsız. _Cemalettin Afgani ve Muhammed Abduhun temellerini attığı İslamcılık ideolojisinin İslam ve Türklük karşıtı bir İngiliz projesidir. _Güney Müslümanlığı, eşarılık fastan arabistana, bizim için tehlike olmaktan çıkmıştır. Bir şeyh satın alıp hepsini yönetebilirsiniz. Kuzey Müslümanlığı maturilik, Türk bölgesi, tehlikelidir. Bunlar bilimle barışıktır. Her zaman Atatürk gibi bir asi çıkabilir. Önlem alınmalı. İngiliz tarihçi Arnold Joseph Toynbee 1960 _Fatih: "İnsanlara "Dinin nedir? Namaz kılıyor musun?" gibi Allah’ın kula soracağı soruları sormayın. Aç mısın? Bir sorunun var mı?" gibi kulun kula soracağı soruları sorun. _Darwin_Seni cennet vaadiyle kandırıp, fakirliğe mahkum edenlerin hayatlarına bakarsan bu dünyada cenneti yaşadıklarını görürsün _Dostoyevski: Bu devir, cahil insanların en parlak zamanı, sevgisizliğin, duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, nankörlüğün, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. _E. köse: Bu ülkede her şey olabilirsin ama rezil olamazsın. Ünlü olanların çoğu rezil ola ola ünlü olan kişiler. Keranede basılanlar şimdi hanımefendi rolünde. Hırsızlıktan suçüstü yakalananlar milletin kanaat öderleri. _Hıristiyanlar İshak peygamberin evlatlarıdır; Araplar ise onun kardeşi olan İsmail’den gelmektedirler. Türkler ise Tatar kökenli evlad-ı İblis’tendir.” Abdülaziz b. Suud _Bir kadın tırnağını kesip çöpe atsa, başkasının o tırnağa bakması haramdır. Erkek kapının önündeki kadın ayakkabısına karşı bir duygulansa, kadın mesuldür. İslailağa cemaati _İmam gazali: Balıkların neden dili yoktur ? İblis cennetten kovulunca dünyaya iner ve ilk balıkla konuşur. Ademin yaratıldığını ve onun tüm hayvanları yiyebileceğini söyler. Balık da tüm hayvanlara bunu haber verinde yüce Allah balığın dilini yok eder. _ZİYA Paşa : " Nice Hoca-Hacı gördük ķi, yastığının altından Haç çıktı. K.Karabekir : "Öyle puslu idi ki hava ; Şeytan bile müslüman kisvesine bürünmüştü.. _L.Curzon:"Türkiye'de askerliği yasaklayacağız"demişti. Bu doğrultuda Sevr Antlaşması 168.maddede "Türkiye'de askeri okullar kapatılacak" dendi. _Bahçeli 2015: erdğan sen esadın kötü bir kopyası, fetullahın eski sevdalısı, amerikanın daimi dostu, pkknın destekçisi, ermeni kökenli, Türklüğün yaşayan düşmanısın. _Arabistanlı Lawrence_ _Bilgeliğin Yedi Sütunu: Otobiyografik kitabı I. Dünya Savaşında Arapların Osmanlı'ya karşı başkaldırılarını işlemektedir. _Araplar dünyayı siyah-beyaz ve inançlı-inançsız olarak algılayan dogmatik bağnaz bir halktı. Görüşlerinde ara tonlar yoktu. Kuşkuyu, eleştriyi anlamazlardı. Araplar bizim kuklalarımızdı. İpe olduğu kadar fikirlerimize de sımsıkı asılabilirlerdi çünkü sadakatleri onları itaatkar köle haline getiriyordu. Türkler Araplara öfkeyle "İngilizler!" diye bağırırlar ve Araplar da karşılık olarak onlara, "Almanlar!" diye haykırlardı. Birbirlerine en ağır hakaretleri ederlerdi. İslam, Araplara fazla yardımcı olamazdı ve onu bir kenara bıraktılar. "Hıristiyanlar Hıristiyanlarla savaşıyorlar, o halde neden Müslümanlar da aynısını yapmasınlar? İstediğimiz tek şey, Arapça konuşan bir hükümettir. Aynı zamanda, şu Türklerden de nefret ediyoruz. Araplar, kusurlara ya da ahlaka aldırmayan koyunlar gibiydiler. Tek başlarına ya hiçbir şey yapmaz ya da yerde kederli bir şekilde otururlardı. _Malesef İngiltere, acınacak bir durumdaydı. Askeri güçleri, Çanakkale' den paramparça olmuş bir durumda geri çekiliyorlardı. _Atatürk'e ateş ederek öldürmeye teşebbüs ettiğini belirtmiş fakat başarılı olamayıp Atatürk'ün yanında bulunan bir subayı vurabildiğini iddia etmiştir _Shopenhauer_ _Eski zamanlarda, bir insanın zorlukla alabileceği şeyler şimdi bol miktarda elde edilebilmekte ve alt tabaka bile bugün konfor açısından çok daha iyi bir noktadadır. Orta Çağ’da, Kraliçe Elizabeth bile yeni yıl hediyesi olarak bir çift ipek çorap aldığı zaman bir hayli memnun olmuştur. Bugün ise her tezgâhtar bu türden şeylere sahiptir. Elli yıl önce hanımefendilerin giydiği türden basma elbiseleri şimdi hizmetkârlar giymektedir. Teknoloji, günümüzde makineleri daha önce asla hayal bile edilmemiş bir noktaya götürmüş ve özellikle motor ve elektrikle, eski çağlarda şeytan işi olarak görülebilecek işler başarılmıştır. _Kıskançlık, kendisinden daha mutlu olanlara karşı duyulan bir nefrettir. Kıskanç kişi, kendi acılarını, başkalarına acı çektirerek hafifletme çalışır. Gerçekte vahşi ve korkunç bir hayvandan başka bir şey değildir insanlar ve vahşiliklerini maskeler takarak gizlerler. Başkasının acılarından alınan zevk, şeytani bir şeydir ve onun alayları cehennemde atılan bir kahkahaya denktir. Kişi, kıskanılanı ya görmezden gelecek, ya onu zehirli sözleriyle alaya alacak ya da ona karşı bayağı ve vasat birini yüceltecektir. Kıskançlık kıyastan doğup kin ile beslenir ve karşıtı ise duyguaşlıktır. Her varlığın, kendi kendisine: ben güvende olduğum sürece varsın batsın bu dünya demesinin nedeni, bencil yaşam istemidir. _Aşağı türlere mensup cahil avam takımına kesinlikle özgürlüğün verilmemesi gerekmektedir. Bunun nedeni de bilinçsizlikleridir. Cahil ve sıradan kimseler, bilge insanlara karşı içgüdüsel olarak birleşip bir ittifak oluşturur ve onlara tabii düşmanları gözüyle bakar. Cumhuriyetlerde, hilekâr ve adaletsiz kişler, yüksek konumlara ulaşabilir ve dolayısıyla doğrudan siyasi güce sahip, monarşiden daha güçlü olabilirler. Bu insanları bir araya getirip böylesine sıkı sıkıya kenetleyen şey de üstün zekâ sahibi insanlara karşı duydukları ortak kindir. Çok sayıda budala ve zayıf insan bulunur ve bir cumhuriyet idaresinde onları gölgede bırakmasınlar diye yetenek sahibi insanları bastırıp saf dışı etmek onlar için bir hayli kolaydır. Alçaklığın gördüğü değer, erdemlerin uğradığı ihanet, hep aynı mesleğin mensuplarının ellerinden gelir. Gerçeğe ve büyük yeteneklere karşı duyulan nefret, bilim insanlarının kendi sahalarındaki cehaleti; gerçek mamullerin neredeyse her zaman aşağılanması ve sahtelerinin rağbet görmesi böyle bir şeydir. _Seçilmiş Diktatörler ya da meşruti krallar, insanların hayatlarına pek karışmadan, kendi göklerinde rahatsız edilmeksizin huzur ve barış içindeki yaşayan tanrılara benzer. _Vasıfsızların, olasılık ile kesinlik arasındaki farka dair net bir fikirleri kesinlikle yoktur. İşlerin iç yüzünü bir bakışta sezme becerisi edinmiş tecrübeli yargıçların yerine jüri koltuğunda oturan tecrübesiz ve dedikoducu kunduracıların durumu böyledir. Bomboş kafalarında bir tür olasılık hesabı yaparak bir insanın idam fermanını kendilerinden emin bir biçimde imzalarlar. Terzilerin ve kunduracıların tarafsız yargıçlar olabileceğini düşünebilen bir tek kişi var mıdır? İşte bu kelimenin tam anlamıyla kuzuyu kurda emanet etmekten farksızdır. _Eskiden tahtın başta gelen desteği inançtı; günümüzde ise bu, güvendir. _Süslü sözlerle devleti insan varoluşunun en yüksek noktası olarak sunan filozofların, ne kadar budala ve sığ olduğunu görmek son derece kolaydır. Böyle bir görüş, dar kafalılığının ilahlaştırılmasıdır. _Tao_Bir ülkede saraylar ne kadar çoksa, halk o ölçüde fakirleşmiştir. Saraydaki lüks ve pahalı şeyler ne kadar fazlaysa, tahıl ambarları o kadar boşalmıştır. Başkalarının yoksullaşması üzerine kurulmuş olan bu gösteriş, Haydutların yağmadan sonraki böbürlenmelerinden başka bi şey değil. Buna hırsızların cakası denir. Yol, bu değildir. Budur işte sahte YOL. _Sade_ _Çifçi patatesi fazla fiyattan, din adamı tanrısıyla kulun arasında para almaktan, politikacı yüksek vergilerden hırsızlık yapar. _Yöneticiler, ahlaksızlığı ve zalimliği ilke edinip bunlardan zevk alır. Bu erdemsizlikleri sayesinde hep iktidarda kallırlar ve erdemli insanlara zulmedip, entrikalarla halkı uyutturlar. Bu iktidar sahiplerinin en büyük silahı ise dindir. Tanrı ve din, onlar için sadece kendi yaptıklarını gizlemek için kullandıkları bir araçtır. _Yalçın Küçük_ _İslamizasyon, tıpkı magazin ve diziler gibi Türk insanını bozma operasyonudur. Dikta rejimi için taban oluşturulur. İmam hatipler, dini öğetmek için değil halkı cahilleştirmek için açıldı. Cahilleştirmede kitle üretimi için en iyi fabrikaları keşfettiler. Bu ise kemalizmin sonuydu. Türkiyeyi İslamlaştıran TSK’dır. Kemalizme ihanet ettiler. Kurmay sınıfı sınıfta kaldı. Generaller Tamaç-evren-özkök. Yani 30 yılda örümcek ağı ördüler. Sonuç Erdoğan. Tayibe oy veren herkes birer erdoğandır. Cumhuriyet insanı yerine ektikleri budur. Seri imalat var. Bu sermayenin planıdır. Üniversitede prof ve öğrenci, fabrikada patron ve işçi, tvde seçen ve seçilen hep erdoğandır. Üniversite sürü fabrikalarını kurdular. _Şiddet, bir ideolojinin yılıkması ve yenisinin yerleştirilmesidir. _Bizimki 2 yüzyıllık yenilik gericilik savaşdırır. Aydınlık karanlık savaşı. Akıl ile ortaçağ kafası savaşı. _Domuz, burnunu pislikten çıkarmaz. Pislik miss kokulu olduğu için değil, burnu pisliğe akıştığı için. Fırındaki yoksul çocuklar bayat ekmek alıyorlar çünkü tazeyi mideleri almıyordu. Bugün medyadakilerin pisliği savunmaları, pisliğe alıştıklarındandr. Halkımız beş duyusunu da kaybettiği için kendisine sunulan tüm pislikleri rahatlıkla kabul ediyor, örneğin, müzik diye sunulanları tiksinmeden dinleyebilmekte. _El kindi_ Alkindus) 800 Abbasi. ilk islam filozofudur. _Kanaatkaɾ olan köle hüɾ, tamahkaɾ olan hüɾ ise kölediɾ. _Biɾ şeyin ticaɾetini yapan, onu sataɾ. Sattığı ise aɾtık kendisinin değildiɾ. Dolayısıyla din ticaɾeti yapanın dini yoktuɾ. _Felsefeye kaɾşı olanlaɾın mantığına göɾe kendileɾinin de felsefe yapmalaɾı geɾekiɾ. _Cemil Meriç_ _Yɑşɑyɑnlɑrı yöneten ölülerdir. Demek ki öldürülmesi gereken ölüler de vɑr. _O kɑdɑr yɑlnızdım ki kɑrɑnlıklɑrdɑn iblis’in eli uzɑnsɑ minnetle sıkɑrdım. _Yığın düşünmez, mɑruz kɑlır. ____________
7
Onur
bir alıntı ekledi.
Baron Holbach - Max Weber - Erasmus - A.Smith
_Kadın üzerine yazı yazarken kalemi gökkuşağına batırıp, mürekkebi kelebek kanatlarının tozu ile kurulayacaksınız. _Herkesin vardır bir köpeği. Bakan kralın köpeği, memur bakanın köpeği, kadın kocasının köpeği, ya da adam karısının köpeği. _Son kral, son papazın bağırsaklarıyla boğulmadıkça insan asla özgür olmayacaktır. _Hakikati dinleyecek kadar güçlü olmadığınız için sıradan birisiniz. _Yetenek ve erdemin insanlara bir ilerleme kaydettirmediği herhangi bir ülkede, para ulusal bir tanrı olacaktır. Böyle bir ülkenin insanları ya paraya hükmedecekler ya da diğerlerini ona sahip olduklarına inandıracaklardır. Zenginlik en büyük erdem, yoksulluk ise en büyük ayıpları olacaktır. _Eğer rahipleri istiyorsanız filozoflara ihtiyacınız yok demektir ve eğer filozofları istiyorsanız rahiplere ihtiyacınız yoktur; çünkü biri aklın dostu ve bilimin geliştiricisi olarak anılırken, diğeri aklın düşmanı ve cehaletin savunucusu olarak tanınır. _Filozoflar hiç din görevlisi öldürmemiştir, oysa din görevlileri çok fazla filozof öldürmüştür. _En tehlikeli çılgınlar din tarafından yaratılan bu kişilerdir ve onları nasıl kullanacağını gayet iyi bilerek toplumu karıştırmayı amaçlayan kişilerdir _Büyük bir ormanda kayboIdum ve önümü görmek için küçücük bir ışığım var. Orada yanıma biri geIir ve der ki: “kardeşim, yoIunu daha iyi buImak için mumunu söndür.” o birisi bir iIahiyatçıdır. _Seni mutlu olduğuna inandırmaya çalışan insan, sana mutlu olman için öğüt veren insandan daha değerlidir. _Derler ki, akıllıların aklını başından alan aşk, akılsızları akıllı yapar. _Toz olduğunu ve yine toz olacağını hatırla. _Oyuncu, sevmediği bir kadının dizlerine kapanmış bir zampara gibi ağlar; sokakta acındıran dilenci gibi ağlar; ya da kollarınız arasında sanki kendinden geçmişe benzeyen bir orospu gibi ağlar. _Duygularını gizlemek bu insanların en büyük meziyetidir. _Bazen yaşamak, ölmekten daha fazla cesaret ister. _Her zaman neşeli olan insanların, ne büyük eksikleri, ne de büyük erdemleri vardır ve genellikle şaklabanlar, hiçbir sağlam ilkesi olmayan hafifmeşrep kimselerdir. _Tutkuları yok etmeyi ileri sürmek zırdeliliktir. Hiç bir şey istememek, hiç bir şey sevmemek, hiç bir şey duymamak için bir cezbeli gibi kendine eziyet eden som sofunun bu tatlı hayali gerçekleşmiş olsaydı ortaya tam bir ucube çıkmış olurdu! _İnsan toplum yaşamı için yaratılmıştır. Onu öteki insanlardan ayırın, yalnız bırakın, kafası karışmaya, karakteri bozulmaya başlar, kalbinde binlerce saçma sapan duygu belirir, kafasında boş bir tarladaki dikenler gibi acayip düşünceler filizlenir. Bir adamı ormanda bırakın yabani olur; bir manastırda ise gereksinme düşüncesi, kölelik düşüncesiyle birleşerek insanı daha kötüleştirir. Ormandan çıkılır, manastırdan çıkılmaz; ormandaki adam özgürdür, manastırdakiyse köle. Yalnızlığa katlanmak için, sefalete katlanmaktan daha büyük ruh kuvveti gerekir herhalde; sefalet insanı aşağılar, el etek çekmeyse mahrum bırakır. Delirmek mi yeğdir, yoksa iğrenç bir şekilde mi yaşamak mı? Buna yanıt vermeye pek cesaret edemeyeceğim, ama ikisinden de sakınmak gerek. _İnsanlar ikiye ayrılır: Tanıdıkça büyüyenler ve tanıdıkça küçülenler. _Bizi ağır zincirlere vurmuşlar, bunları hiçbir zaman kırma umudu olmadan şangırdatıp duruyoruz. _Parasızlığın en büyük zararlarından biri de insanı çekingenleştirmesi. _Bizim ülkede insanın biliyor göründüğü şeyleri bilmesi gerekmez ki! _İnsan bir şeyi menfaatine, karakterine, zevkine, ihtirasIarına göre ya şişirir, ya küçüItür. _Okumasını biIiyorsan her insanın bir kitap oIduğunu görebiIirsin. _Hoşumuza giden yalanları avuç avuç yutarız, ama acı gerçekleri yudum yudum içeriz. Üstelik kendimize çok güvenen tavır takınırız. _Bir kör bir gün gözaltına alınır. Zaptiye amirine: Bana ne yapacaksınız diye sorar. Zaptiye amiri: seni karanlık bir zindana atacağız diye yanıt verir. Kör hiç korkmaz ve filozofça yanıt verir: Bayım ben zaten 25 yıldır orada yaşıyorum. _Bütün dahiler, koltukta bulunur; birincilere deli denir, bunların cinnetini kopya etmeye uğraşan ötekilereyse, bilge derler. _ Adaletin aklını kaybettiği yerde felsefe susar. _Yeryüzünde her şey mükemmel olsaydı, hiçbir şey mükemmel olamazdı. _Tek dostum kitaplarım, tek düşmanım cahil dostlarımdır. _Düşünceme kılık değistirtmektense susmak daha kolay olur benim için. _Hırsız hırsızı soyarsa buna şeytan bile güler. _Bu düşünceler hiç kimsenin hoşuna gitmezse onlara kötü denebilir ama herkesin hoşuna giderse kötüden de beter sayarım. _İnsan sonradan Stoacı olur ama doğuştan Epikürcüdür _Derin acılar, dilsizdirler. _FeIsefeye iIk adım, inançsızIıktır. _Kimse beni kendimden daha iyi tanıyamaz. _Umut geleceği hatırlama, mutluluk geçmişi unutma sanatıdır. _Sadece tutkular, büyük tutkular yükseltebilir insanı büyük işlere. _Filozof için akıl neyi ifade ediyorsa, Hristiyan için de rahmet aynıdır. Hristiyan’ı rahmet harekete geçirir, filozofuysa akıl. _Bana bazı şeylerin aklımızı aştığını söyleseler de, bu, saçmalıklara inanmama yol açmaz. Hiç şüphem yok ki aklımızı aşan şeyler var; ama aklımıza aykırı olan her şeyi ve ona zıt düşen ne varsa, cesurca reddediyorum. _Felsefe sadece gerçekle uğraştığı izlenimi verir ama belkide düşlemleri dile getirir, edebiyatsa sadece düşlemlerle uğraştığı izlenimini verir ama belkide doğruyu dile getirir. _Doğada temeli olmayan fikirler ancak kökleri olmayan ağaçlardan oluşan kuzey ormanlarıyla karşılaştırılabilir. Sadece bir rüzgar veya küçük bir olgu bütün bir ormanı veya bir fikirler bütününü altüst edebilir. _Bir yaz ya da kış akşamı efendisi Xantippe, Ezop'a der ki: "Ezop, hamama git, kalabalık değilse yıkanırız..." Ezop yola koyulur. Yolda Atina devriyesine rastlar -Nereye gidiyorsun,? -Nereye mi gidiyorum? Hiçbir fikrim yok, der Ezop. -Hiçbir fikrin yok mu? Doğru hapishaneye. "Eh!" diye atıldı Ezop, "nereye gittigimi bilmiyorum dememis miydim? Niyetim hamama gitmekti, ama bakın işte kodese gidiyorum _Düşünürü özel kılan, kanıtsız hiçbir olguyu kabullenmemesi ve yanıltıcı kavramlara kanmamasının yanı sıra mutlak, muhtemel ve şüphelinin sınırlarını kesin çizebilmesidir. Bu eser (Ansiklopedi) zamanla zihinlerde bir devrim yapacak ve umarım ki diktacılar, baskıcılar, fanatikler ve bağnazlar artık kazanamayacaklar. İşte o zaman, insanlığa hizmet etmiş oluruz. _O engin bilim dünyası bana bazı yerleri aydınlık, bazı yerleri karanlık olan büyük bir arazi gibi görünüyor. Çabalarımız ya aydınlık bölgelerin sınırlarını artırmak ya da aydınlatma merkezlerinin sayısını artırmak amacında olmalıdır. İkincisi için yaratıcı dehalar gerekiyor; ilki için ise geliştiren, genişleten, güçlendiren bir bilgelik _İnsanı taş ya da kırık kalpli yapan bu dünyadan gidiyorum. Beni nereye gömerlerse gömsünler. _D’alembert: Bir varlık ki herhangi bir yerde ama uzayın hiçbir noktasında bulunmaz. Maddeden ayrı ama ona bağlı onu hareket ettirir. Hakkında en ufak bir fikrim bile yok. Bu tezatlı varlığı kabul etmek de güç. İnkar eden de başka bir karanlığa düşer. Çünkü onun yerine koyduğumuz duyarlık, eğer maddenin niteliği ise, taşın da duyması gerekirdi. __Dide : neden olmasın? Yontulduğu halde taşın feryadını duymayan biri için böyledir. _D’alembert: insanla heykel arasında ne fark görüyorsunuz? __Dide: çok az. Etten mermer, mermerden de et yapılır. Titreyen tellerin başka başka telleri titretmektedir. Bir fikir ikinci bir fikri çağırır, ikinci üçüncüyü… _Filozof duyar; o hem musiki aleti hem de müzisyendir. Düşüncelerine dalmış, yahut kendini dinlemekte olan filozofun kafasında uyanan, birbirine eklenip akıp giden fikirlere bir son çekmek mümkün olmaz. bir fikir bir armoni meydana getirir. Ses veren, cansız, birbirinden ayrı tellerde görüldükten sonra neden canlı ve birbirine bağlı noktalar, devamlı ve duyar lifler arasında olmasın? _Denis Diderot (1713 - 1784), Fransız filozof. _Aydınlanma Çağı'nın en önemli kişiliklerinden biri. Yazdıkları ve felsefesi Fransız Devrimi'ni hazırlamıştır. Rousseau ile 1742'de tanışmış olan Diderot; 1746 ile 1749 yılları arasında onunla yakın dost oldu, sık sık bir küçük meyhanede baş başa tartışıyorlardı. Zengin kiliseler kontrolünde bir endüstri olarak gördüğü Hristiyanlık dinini reddetmiş ve birçok dincinin saldırılarına maruz kalmıştır. _Anti klerikalizm, kamusal yaşam veya bir kişinin günlük hayatı üzerindeki kurumsal dini güçlere karşıt olan bir harekettir. Klerikalizm kilisenin yasası anlamına gelmektedi. Toplumu eğitmek ve geliştimek için tasarlanan ünlü Ansiklopedi'nin baş editörüydü. _Mevki sahibi olmanın tek bir yolu: oğlanların Cizvit papaz, kızları da bir manastıra yerleştirmek. Fransız papaz sınıfı onu dinsiz ağabeyinin karşısına çıkarmıştır. Ateist ağabeyi: dinin ahlak için yetmeyeceğini söyleyince ona: «sen ahlâksızlık uçurumuna yuvarlanmışsın» Cizvitler onu keşfettiklerinde onun geziye olan merakını kullanarak hocalarından biriyle uzaklara gitmeğe onu teşvik etmişlerdi. Matematik çalıştıkça dinden soğudu, materyalist oldu. Babası geri dönmesi gerektiğini ve para göndermeyeceğini söyleyince dönmedi. Diderot için başıboş hayat, avare bir artist hayatı başladı. Eski kıyafetlerle tavan arasında yaşıyordu. Fakir bir çamaşırcı kız ile evlendi. İng çevirileri ve matematik dersleri veriyor. _Sensualizm veya duyumculuk: bilginin temelinde duyumların bulunduğunu... Rousseau da hiçbir zaman sansualist bir deizm fikrinden kurtulamamıştır. İçlerinde daha ileri gidebilen, yalnız Diderot oldu. _Bastille ve Vincennes zindanlan birçok muharrir, edebiyatçı, âlim ve hattâ jansenist papazıyle doldu, taştı. Çıkınca 20 yıl ansiklopedi üzerine çalıştı. Eserlerinde basit insanların sade yaşayışını anlatıyordu. Olgunlaşan sanatı sonunda aristokrat sanatın karşısına burjuva sanatını çıkardı. «Burjuva dramı» diye geçen tarzın kurucusu. «Eğer gündelikçi yoksulluk içinde ise, millet de yoksul demektir» Yayınevi yazılarını yumuşatıyor, kırpıyor bu olay da diderotu çileden çıkarıyor. Siz beni iki yıl alçakça aldattınız. Zamanlarını size vermiş olan 20 namuslu insanın emeğini öldürdünüz, ömrünün yirmi yılını verdiği dev gibi eseri tek başına yürüterek bitirdi. _2. Katerina despottu ve kölelik düzeni vardı. Avrupaya yakın görünmek için diderot gibi filozoflara çok sıcak davranıyordu. Diderot ona şöyle ifade etmişti: «onda Kleopatra'nın cazibesiyle, Brutus'un ruhu birleşmiş» açık sözlülükle konuşmuş, düşüncelerini olduğu gibi söylemekten çekinmemişti. Katerina da büyük bir ustalıkla ona candan görünür gibi yapmıştı. Fakat bu alâka ve yakınlık bir maskeden ibaretti. Gerçekte devrimci kafalı diderotta antipati duyuyordu. Eğer Diderot'nun söylediklerine kulak verecek olsam, imparatorluğumda her şey altüst olurdu ve kanunları, idareyi, siyaseti kaldırıp bunların yerine birtakım çok garip nazariyeleri koymam gerekirdi. Diderot alçakgönüllülükle: «Filozofun gözüyle, hükümdarın gözü başka başka görüyor.» Katerina II. nin lütufları ve yapmacıkları onun despotluğuna karşı duyduğu derin nefreti zerre kadar azaltmamıştır. Bir milletin başına âdil, bilgili bir «aydın despotun» geçmesini en büyük felâket sayıyordu. _Yatağa düşmüştü. Onun bu halini duyan mahalle papazı, dinsiz filozofu ölüm korkusuyla imana getireceğini umarak başucuna gelir. Papaz efendi, ama böyle bir şey yaparsam, hayasızca yalan söylemiş olurum. _______________________ _Deliliğe Övgü_( Erasmus) _Körlerin ülkesinde, tek gözlü insan kral olur. _Sözcükler putlaştırılmamalı. Çoğu şey sadece isimdir. Tanrı, şeytan, hortlak gibi… _Bir deliyle bir bilge arasındaki fark birinin tutkularına, diğerinin aklına boyun eğmesidir. _Halk adı verilen çok başlı canavar. _Gerektiğinde deliyi oynamak, en büyük bilgeliktir. _Delilik tarafından karalanmak bir onurdur. _Beni tanımlamak benim sınırlarımı çizmektir halbuki kudretimin sınırı yoktur. _Horatius’un “Hakikati gülümseyerek söylemek ve gülümseyerek hakaret etmek” sözünden ilham aldı. _Ciddi şeyleri alaya almak kadar çocukça bir şey nasıl yoksa, alayları da ciddiye almak kadar alaylı bir şey yoktur. Bazılarının algıları o kadar yetersizdir ki, papa, alaylarını duymaktansa isaya küfrü tercih eder. _Eskiden insanlar kendilerini övdürmek için en utanmaz dalkavukları tutarlardı ve dalkavuklar, en sefil arsızları tanrılara eşit göstermeye cesaret ettiğinde, aşağılık adamı, erdem timsali olarak ileri süründüğünde yani kuzgunu tavuz kuşu tüyleriyle süsleyince, zencinin derisini beyazlatmaya çalışınca, sineği fil yerine kabul ettirmeye gayret edince, kahramanlarımız tavuz kuşu gibi kasılır ve küstahça ibiğini kaldırdı. _Olduğu gibi görünmeyenler aslan postu giymiş eşeklere benzer ve ne yaparsa yapsınlar sonuçta eşek kulaklı Midas gibi kendilerini açık ederler. _Keşke din bilimcileri hakkında hiç söz etmeseydim. Çok iyi olurdu. Pis kokulu bir nesneye dokunmak, onu sallamak, doğru bir hareket olmaz. Bunlar alaydan anlamayan, önemsiz bir sorun yüzünden alev alan insanlardır. Bunlar, kanıtları üzerime dolu gibi yağdırarak beni tövbe etmeye zorlamak isterler; reddedersem, herkese beni bir “sapkın” diye ihbar edebilirler; iyilikseverlikleriyle onurlandıramadıklarına karşı genellikle kullandıkları korkutma işte budur. _Deliliğe övgü bir deli eseri değildir. _Delinin yüreğinde ne varsa, yüzüne de yansıtır, sözünü de. _Deli yolda giderken, kendisi deli olduğundan, herkesi de deli zanneder. _Hiçbir şey bilmemek, ah ne mutlu bir yaşam! _Bu hayatta ruh, maddenin çamuruna batmıştır. _Bilgeyi bir akşam yemeğine davet et de gör, ya hüzünlü sessizliğiyle ya da sıkıcı sorularıyla herkesi canından bezdirecektir. _İnsanların çoğu delidir. Deliliğin birkaç türünü kendinde taşımayan tek birey bile yoktur. Halbuki bütün dostluklar benzerliğe dayanırlar. _Sanatın sahtelikleri doğanın yarattığı hiçbir güzellikle başa çıkamaz. _Mutluluk, aklın bittiği yerde başlar. _Yerinde saçmalamak tatlı bir şeydir. _Kendinden nefret eden biri başka birini sevebilir mi ? Kendi kendisinden canı sıkılan, kendinden yorulmuş biri içinde yaşadığı topluma mutluluk verebilir mi? _Ölümlülerden oluşan şu sürüsüne bereket kalabalığa aydan bakacak olsan, birbiriyle vızıldaşıp duran bir sürü sinek ya da sivrisinek gördüğünü sanırsın; birbiriyle savaşan, kumpaslar kuran, kapıp kaçan, oyunlar oynayan, oynaşan, doğan, yaşlanan ve ölen. Kısacık bir ömre yazgılı bu küçücük yaratıkların bu kadar belayı, bu kadar faciayı yarattıklarına inanmak çok zor doğrusu. _İnsanın her şeyi iyi tanımasını engelleyen iki şey vardır: biri ruhunun önüne perde çeken utanma, öteki de kendisine tehlikeyi gösterip büyük işlemlere girişmekten yüz çevirten korku. _Delinin ruhunda ne varsa yüzünde yazılıdır, ağzı da bunu gizlemeden söyler; oysaki bilgenin, yine euripides'e göre iki dili vardır: biri hakikati söylemek için, öteki de yeri gelince hakikatin kılığını değiştirmek ya da onu gizlemek için. Bilgede akı kara, karayı da ak kılmak sanatı vardır. Ağzından hem soğuk hem sıcak soluk çıkar. Sözleri de çoğu zaman düşüncelerinden epey uzaktır. _Krallar hakikatten nefret eder. _Sofu adam, maddi ve algılanması mümkün şeylerden, sadece anlattığım örneklerle değil, fakat bütün ömründe uzaklaşır ve bu suretle ölmez, ruhani ve görülmez şeylere yükselmek ister. Mademki hayat adamlarıyla dindarlar birbirine bu kadar zıt hareket ederler, o halde birbirlerine deli gözüyle bakmaları da doğaldır. Bence bu unvana en yakın olanlar dindarlardır. _Delilik konuşuyor_Güneş nasıl karanlıkları ortadan kaldırırsa ve ilkbaharın, kıştan sonraki tatlı esintileri nasıl ki her şeyi değiştirirse, varlığım da sizin hüznünüzü defederek sizi neşelendirdi. Sizinle biraz safsata yapacağım. Büyülü bir müziği dinler gibi dinleyin beni. İnsan kendi kendini övüyorsa bu züppelik değildir. İnsanı en iyi kendisi tanır. Zaten böyle yaparak en alçakgönüllü bilgelerrden daha alçakgönüllü olduğuma inanıyorum. _Retorik bilimi hocaları, eski kitaplardan birkaç kelime bulup okurların gözlerini kamaştırır. Bunları anlayanlar kendi engin bilgilerinden lezzet duyarlar ve gururları okşanır. _Deliliğe Övgü : Gülmece türündeki yapıta egemen olan iki temel görüş vardır. Bunlardan birine göre gerçek bilgelik, deliliktir. Öteki görüşe göre ise kendini bilge sanmak, gerçek deliliktir. İnsana yeryüzünde yaşama gücü kazandıran şey, gerçek bilgelik olma niteliğiyle doğrudan doğruya deliliğin kendisidir. Kitapta delilik, kendi kendisine övgüler düzer; bu arada çocuklukta ve yaşlılıkta, aşkta, evlilikte ve dostlukta, politikada ve savaşta, yazında ve bilimde deliliğin nasıl her zaman egemen olduğu gösterilir. Tüm uğraş alanları, bu arada özellikle din kurumu ve din adamları bu panorama çerçevesinde sergilenir. _Deliliğe Övgü, çağlar boyunca bağnazlığa karşı kaleme alınmış en yetkin düzeydeki başyapıtlardan biri olmuştur. _Desiderius Erasmus (1466 - 1536) Felemenk felsefeci, rahip, Bilge Deli Rönesans’la birlikte ortaya çıkan hümanizm akımının yaratıcılarından. Antik çağ düşüncesinin Avrupa'da yayılmasına çok büyük katkılarda bulundu. Yazma işini İngiltere’de, dostu Thomas More’un evine vardıktan kısa bir süre sonra gerçekleştirdi; kitabı da Thomas More’a adadı. Rengarenk nutuklarla retorik ve felsefeyi birbirlerine katar. _Ciddi şeyler için zaman olmadığından deliliğe övgüyü yazarak neşelenmek istedim. Yunanlılar delliliğe moria der ve oradan esinlendim ve sizin de seveceğinizi umdum. Homeros da farelerle kurbağaların savaşını yazmaktan zevk duymuş. Demokritos gibi insanların hallerine gülen birisiniz. Eşeğe, domuz yavrusunun vasiyeti, yavru sineklere şiirler yazıldı. _______________________________ _Adam Smith_ _Kasabın bizi beslemesi hayırseverliğinden değil kendi çıkarındandır. _Akşam yemeğimiz kasabın, bira yapımcısının veya fırın ustasının cömertliğinden değil, kendi çıkarlarını gözettiklerinden dolayı masamıza gelir. Kendimizi onların insanlıklarından ziyade bencilliklerine teslim ederiz. _Fakirlerin asıl trajedisi beklentilerinin fakirliğidir. _İnsan iş yerinde uzmanlaşır. _Bir real fiyat, bir de nominal fiyat vardır. Real emeğin karşılığı, nominal arz talebe göre artar. _Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler. _Kapitalizm en uygun sistem değil, insan doğasına en uygun sistemdir. _İnsan pazarlık yapan bir hayvandır. _Ortak çıkar bireylerin insanlıklarına dayalı değildir; bencilliklerine dayalıdır. _Her zaman ve her yerde, değerli olan az bulunandır ya da edinmek için fazla emek gerektirendir; ucuz olan ise kolaylıkla ve çok az emek ile elde edilendir. _Başka insanların bizim ruhumuzdakilerle özdeş duygular içinde olduklarını görmek kadar hoşumuza giden bir şey yoktur. _Din ekonominin önünde bir engeldir ve ekonomi, ateizm üzerinden şekillenmeli. _Devlet ekonomik hayata müdahale etmemelidir. Devletin müdahalesi özel sektörün üretemediği veya yapamadığı konularda olmalıdır; savunma, güvenlik, adalet gibi. _Tek bir kişi, yapılması için on aşaması olan bir iğneden günde sadece on tane yapabilmektedir fakat her aşamayı yalnızca bir kişi yapsa yani on kişi çalıştırsak bir günde üretilen iğne sayısı 4800'e çıkıyor ama her biri her aşamayı yapsaydı sadece 100 iğne üretilecekti. Bu demek oluyor ki, iş bölümü iğne üretimini 48 kat arttırmış. _Ekonomide ve doğal olaylarda bir düzen olduğunu ve bunun gözlem ve ahlâk hissi ile tespit edilebileceğini söyler. Smith, doğal düzenin kişisel çıkara göre oluşacağı inancındadır. Bu bakımdan Smith'in doktrini fırsatçı (oportünist) ve gerçekçidir. _Fizyokratların tersine toprak yerine insan emeğini servetin kaynağı olarak görür. Smith'e göre ücretler işçinin ve ailesinin geçimini sağlayacak düzeydedir. _Verimlilik artışı; iş bölümü, tam rekabet, iktisadi hürriyet, tasarruf ve sermaye birikimi ile mümkündür. _Malın iki çeşit değeri vardır. Birincisi o malın kişiye sağladığı fayda, ikincisi o malın başka mallarla mübadele değeri. Emek değer teorisi, rant teorisi, fiyat teorisi… _Devlet ne derse desin görünmeyen bir el piyasalari kontrol eder. _Doğa kanunlarına uyulduğu zaman toplumun kendiliğinden ve en uygun biçimde işleyeceğine inanmış ve sonradan da bu özgür girişimcilik adı altında toplanmış olgunun da sahibi. Servetin emek, emeğin de ana kaynağının işbölümü olduğunu savunmuş, kapitalist ekonominin nasıl daha anlamlı ve insancıl olabileceği üzerine düşünmüş. _Bütün havası 1929 buhranında sönen şahıs. _Adam Smith ( 1723 – 1790), İskoç filozof. Ahlak felsefesi. _Adam simit karısı poğaça. _Oportünist: Faydacı, çıkarına göre davranan. Babası dindardı ama adam kiliseden kaçmıştır. ________________________ _Keynes_ _Güçlük yeni fikirlerden değil, herkesin beyninin bütün kıvrımlarına yerleşmiş bulunan eski fikirlerden kurtulmada yatıyor. _Yanılgıya düşmesini engelleyecek içgüdüsel yargı yeteneğinden yoksun. (Churchill’in sterlinin değerini savaş öncesi altın ve dolar kuruna göre belirlemesini budalalık olarak gören keynesin yorumu.) _Kapitalizm, en kötü insanların, en kötü şeyleri herkesin ortak iyiliği için yapabileceğini iddia eden şaşırtıcı inançtır. _Ekonomik durgunluğun yenilmesi için gerekirse devlet çukur kazdırıp sonra da o kazdırdığı çukurları doldurtmak durumundadır. _Lenin; parayı yok etmenin, kapitalist sistemi ortadan kaldırmanın en iyi yöntemi olduğunu söylemiş. Lenin, kesinlikle haklıydı. Toplumun var olan temelini devirmenin, parayı yok etmekten başka daha kesin ve daha zekice bir yordamı yoktur. Süreç, ekonomi yasasının bütün o gizli güçlerinin yıkımı tarafındadır ve bu, milyonda bir kişinin dahi teşhis edemeyeceği şekilde olur. _Memuriyet sınavında ekonomi sorularında başarılı olamayınca, sınavı düzenleyenler için, “herhalde benden daha az ekonomi biliyorlardı” demiştir. _Kur yüzünden ingiltere müthiş bir dış ticaret ve işsizlik sarmalına girmişti. Keynes’in öngörüleri gerçekleşmişti. 24 ekim 1929 yani kara perşembe denilen o uğursuz gün ile başlayan büyük ekonomik krizde, Roosevelt’e mektup yazan keynes hiçbir alçakgönüllülük göstermeden, bu krizden hükümet harcamalarını arttırmak suretiyle çıkılabileceğini salık veriyordu. Klasiklerin ekonomik krzilerin kendiliğinden bir süre sonra çözüleceği teorisi tutmamış. Ekonominin eksik istihdam ile de dengeye gelebileceğini savunmuştur. Ona göre tedavi için hükümet borçlanmalı ve altyapı yatırımlarına girişmeli, harcamalarını çok fazla arttırmalıydı. Kitabı amerikan üniversitelerine girmiş ve buralarda peygamber olarak görülmekteydi. Harvard üniversitesi keynes’in fikirlerinin yayılımı için bir kilise işlevi görmüştür. Marshall planı ve yardımları hep keynes fikirlerinin ürünüdür. _John Maynard Keynes 1883 1946 ing iktisat Kapitalizmi Yok Olmaktan Kurtaran Ekonomist. İktisadi düşüncenin bir “üç büyükleri” Keynes’, Adam Smith ve Karl Marx. İktisadın babası adam smith ise, makro iktisat’ın babası da keynes’tir. Rus balerin lydia lopokova ile evlenmiş. Dönemin magazin sayfalarında bu evlilik için “aklın ve güzelliğin eşsiz birleşimi” denilmekte ___________________ _Siyaset: Devlet işleri yönetimi. Arapça Seyis (At Bakıcısı)... _İktidar, güç demektir. Siyâsî iktidarı diğer iktidar unsurlarından ayıran en önemli özellik ise meşru olma gücüdür. Meşruiyet, iktidar ile toplum arasında karşılıklı rıza ile yapılan sözleşmedir. _Siyâset kuramları :1 Muhafazakârlık (Tutuculuk). 2 Sosyalizm: Toplumsal refahı devlet kararlarının getireceğini ve üretim araçlarının hakimiyetinin toplumlara ait olduğunu savunan, işçilerin yönetime katılmalarına ağırlık veren, özgür girişim devletin kontrolünde. 3 Liberalizm: Kişisel özgürlükten yana, din, devlet ve kimi zaman kurumların gücünün sınırlandırıldığı. Devlet sadece bireylerin güvenliğini korumakla ve onların refahını sağlamakla yükümlüdür. Ekonomik anlamda kapital ekonomiyi benimser. Mülk edinme esasına dayanır. 4 Kapitalizm: Yönetim işi sermaye sahipleri tarafından belirlenir. 5 Anarşizm: İnsan özgürlüğünü kısıtlayan tüm otoritelerin ortadan kaldırılmasını. 6 Faşizm: Seçilmiş bir ulus olma bilinci, demokrasinin reddi ve yayılmacı dış politika temellerine dayanır. ____________________ _Max Weber_ _Demokraside, halk güvendiği bir önder seçer. Seçilen önder, 'Şimdi sesinizi kesin ve bana itaat edin' der. Artık halk ve parti O'nun işine karışamazlar. _Sığırdan don yağı yaparlar, insandan da para. Bu hırs felsefesi, para sahibi saygıdeğer adamın ideali ve bireyin kendi sermayesini genişletme eğiliminin düşüncesi olarak görülür. Aslında burada öngörülen bir yaşama tekniği değildir, özel bir 'ahlak'tır. Bu ahlakın zedelenmesi, yalnızca aptallık olarak değil, ödevin unutulması olarak ele alınmaktadır ve bütün bunlar her şeyden önce nesnenin neliğine aittirler. _İşçi kitlesi, fakir kaldıkları sürece tanrıya bağımlı kalırlar. _Doğu toplumlari sulamaya dayalı tarım toplumlariydi. Bu da merkezi bir otorite gerektirmekteydi. Onun için hem mısır hem mezopatamya da merkezi, güçlü, tüm yetkinin bir elde toplandığı imparatorluklar kurulmuştur. Hatta tek tanrılı inancın bu merkezilesmeden kaynaklanmakta. Avrupa da ise süt üreticiliğine bağlı sığır yetiştirme vardı. Bu da otlak alanların mülkiyeti sorununu dogurmaktaydi. Onun için Avrupa'da ozel mülkiyet hep önemli olmuştur. Ve nispeten insanlar özerk bir halde kalabilmiştir. Dogu toplumlarında ise böyle bir şey görülmez _Para kazanırken bencilce çıkarların kendini göstermesiyle ortaya çıkan mutlak vicdansızlığın evrensel düzeyde egemenliği, yalnızca orta sınıfa dayalı kapitalist gelişimleri gerilerde kalmış olan ülkelerin özel karakteristikleri olmuştur. _"Protestan ahlakı" belki zehirde tanrı'ya inanan ama gündelik hayatında o inançtan Eser bulunmayan insanların ahlakıdır. _Elini vicdanına koyup söyle, yıllar boyu ortalama insanların senin önüne geçmelerine öfkelenmeden ve üzülmeden dayanabilecek misin? _Gerçek hoca, açıkça ifade ya da ima ederek, herhangi bir siyasî kanaati kürsüden öğrencilerine empoze etmekten kaçınır. _İlham, bilimde sanat dünyasında oynadığı rolden daha önemsiz bir rol oynamaz. _Kişilerin otoriteye itaat etmeleri 3’e ayrılır: 1- Geleneksel Otorite: İktidar, meşruluğunu geleneklerden ve inançtan alır. 2- Hukuksal Akılcı Otorite: İktidar, yönetme haklarını hukuk kurallarından alırlar. 3- Karizmatik otorite: İktidarın meşruluğu bir kişinin olağanüstü sayılan niteliklerine dayanır. Halk liderde kutsallık veya kahramanlık, gördüğü için ona bağlanır ve itaat eder. Karizmatik lider toplumun yerleşmiş düzenine ve geleneklerine veya bunların bir bölümüne karşı çıkarak köklü değişikliklere yönelir. Bu nedenle radikal ve devrimci nitelik gösterir. _Max Weber (1864 - 1920), Alman düşünür, sosyolog _Weber, siyaset sosyolojisi ve eğitim sosyolojisi alanında yaptığı araştırmalarıyla da tanınır. Marx'ın sınıf temelli çözümlemelerinin yerine statü kavramını getirmiştir. Babası seçkin bir liberal politikacı, annesi Helene Fallenstein ise ılımlı bir Protestandı. Entelektüel ortamda büyümüşlerdir. 12 yaşındayken, ailesine Noel hediyesi olarak iki tarihi metin kaleme almıştır: “Alman Tarihi Hakkında, İmparator ve Papa’ya Özel Atıflarla” ve “Konstantin’den Kavimler Göçüne, Roma İmparatorluğu”. 14’üne geldiğinde Homer, Virgil, Cicero ve Livy atıflı mektuplar yazıyor ve henüz üniversiteye girmeden evvel Goethe, Spinoza, Kant ve Schopenhauer’u genişçe biliyordu. Hukuk dersleriyle birlikte, ekonomi, Ortaçağ Tarihi ve teoloji derslerine de katıldı. Kuzeni ve geleceğin feminist yazarı olan Marianne Schnitger ile evlendi. Schnitger, Weber’in ölümünden sonra, onun gazete makalelerini toplayıp kitaplaştıran insandır. Durkheim toplum üzerine yoğunlaşırken, Weber birey ve onun eylemleri üzerine yoğunlaştı. _Yeni-Kantcılık'tan etkilenmiştir. Gerçekliğin kaotik ve anlaşılamaz olduğu, insanların dikkatlerini gerçekliğin bazı görünümlerine odakladığı ve sonuçta oluşan algılarını organize etme yoluyla akılcı bir çıkarım yaptıkları şeklindeki Yeni-Kantçılık. _Antipozitivizm, Pozitivizm'in temel alınmadığı felsefi anlayıştır. Deney ve araştırmalara dayalı sonuçları değil, insani değerlere önem verir _Yöntem bilimi ya da metodoloji, belirli bir alanda kullanılan bütün metotlar. _Siyaset sosyolojisi, devlet ve sivil toplumdan aileye kadar uzanan politik fenomenlerin sosyolojik analizi, vatandaşlık, toplumsal hareketler ve sosyal güç kaynakları gibi konuları araştırmakla ilgilenen bir bilim disiplinidir. Siyaset sosyolojisinde tipik araştırma soruları, "Neden bu kadar az ABD veya Avrupa vatandaşı oy kullanmayı seçiyor?" veya "Kadınların seçilmesi ne farklılık yaratır?" gibi örneklendirilebilir. ___________________ _Paul Baron Holbach_(1723-1789) _Din ile, halkın kendi sefilliklerinin gerçek nedenlerini görmelerini engellemek için bakışlarını göğe çevirtiyorlar. _Şu anda gerçekleşen bütün olaylar, geçmişte meydana gelen olayların kaçınılmaz bir sonucudur. _İnsanların batıl inançlara sahip olmasının tek nedeni korkak olmalarıdır; korkak olmalarının tek nedeni de cahil olmalarıdır. _Bir ateist, insanlığı yeniden doğaya ve akla yönlendirmek için, insanlığa zarar veren ejderhaları yok eden kişidir. _Doğadan edindiğimiz her bilgi, tanrıları öldürmektedir. Tıpkı bilmediklerimizin tanrıların doğumuna sebep oluşu gibi. _Din, hükümdarları halklarının üstüne çıkarmak ve bunları hükümdarların gücüne teslim etmek için icat edilmiş gibi geliyor. Geçmişten bu yana, halklar yeryüzünde kendilerini çok mutsuz hissettikleri için onları, tanrısal öfke ile tehdit ederek susmaya zorluyorlar. İnsan sadece din adamlarının hayal ürünü hikâyelerinden tanıdığı tanrısının boyunduruğu karşısında eğilmek zorunda olduğuna inanır; o din adamları ki her mutsuz ölümlüyü önyargı zincirine bağladıktan sonra onun efendisi olarak kalırlar ya da onu tanrının yeryüzündeki temsilcisi olan tiranların mutlak iktidarı karşısında savunmasız bırakırlar. _Bozulmuş bir toplumda, mutlu olabilmek için bozulmuş olmak gerekir. _Kendilerine anlamadıkları şeylerden söz eden kimseyi, cahiller, bilgili bir adam sanırlar. Bir köyün sakinleri, rahiplerinden, dini konuşmalarına çok Latince karıştırdığı zaman memnun oldukları kadar hiçbir zaman memnun olmazlar. Kavimlerin safdilliğinin ve onlara rehberlik iddiasında bulunanların nüfuz ve egemenliğinin ilkesi işte budur. _Bilinmeyen, hayali, efsanevi ve korkunç olan şeyi sağlıklı olana tercih etmek, cehaletin özelliğindendir. Gerçek, hiçbir zaman, batıl hayaller kadar şiddetli sarsıntılar yapmaz. Sıradan insanlar masal dinlemeyi her şeye tercih eder. Rahipler ve şeriatçılar, bu masallardan dinler icat eder ve sırlar üretirler. Bunları sıradan insanların yaratılışına ve huyuna göre kullanmışlardır. Sıradan insanların bu eğilimi yüzünden, rahipler, şeriat ve kanun koyucuları, kendinden geçmiş coşkunları, kadınları, cahilleri kendilerine bağlamışlardır. Bu içerikteki kimseler, incelemeye yetenekli olmadıkları fikirleri kolayca kabul ederler. Saflık ve gerçek aşkı, ancak, hayalgücünü araştırma ve düşünmeyle düzenleyen belirli kimselerde bulunur. _Gerçekte, dinleri hakkında, halkın hiçbir fikri yoktur; din olarak adlandırılan şey, bilinmeyen görüşlere ve sırlara bulaşmış işlere kör bir bağlılıktan başka bir şey değildir. Eğitmek ve öğretmek bahanesiyle, din, insanları kötülükte ve cehalette tutar ve en çok ilgileri olan şeyleri öğrenme isteğini bile onlardan koparır. _İnsan, Hayaller üzerine meditasyon yapmak için gerçekler üzerinde düşünmeye son verir. Aklını geliştirmemeye cüret eder, çünkü ilk günlerinden beri onun suçlu olduğunu düşünmesi öğretilmiştir. Yaşadığı dünyada mutlu olduğu imkânları düşünmeden önce, başka bir hayatın belli belirsiz yerlerindeki kaderini biliyormuş gibi davranır; kısacası, insan doğanın çalışmasını küçümser. _Din, akla karşıdır; insanlığın mutluluğa ulaşmasını engeller; siyasal zorbalığa elverişli zemin hazırlar. Dinleri bilgisizlik ve korku doğurmuş; “eğitim”, “alışkanlık” ve “zorbalık” geliştirmiş; baştaki büyükler ve zenginler de onu çıkarlarına uygun bularak korumuşlardır. _Yeryüzünün bütün dinlerinde, ‘kıskanç bir Tanrı’, ‘intikamcı bir Tanrı’, ‘yakıp yıkan bir Tanrı’, katliamdan zevk alan ve kullarının onun bu zevkine hizmet etmeyi görev bildikleri bir ‘Tanrı’ buluruz. . _Ancak dinin bulutlarını ve hayaletlerini dağıttığımızda hakikati, aklı ve ahlakı keşfedeceğiz. _İnsanlığı tiranların mutlak iktidarına mahkum eden tüm kutsalları parçalamaya and içmiş bir silahşör. _Tabiat, varolan herşeyin ilk nedenidir. Yaratılmamıştır ve yok olmayacaktır. Madde kendine özgü güçlerle hareket eder ve hareket edebilmesi için hiç bir dış etkiye ihtiyaç duymaz. İnsan, evrenin bir parçasıdır ve evrensel determinizm'e bağlıdır. İnsanın zihin yetileri bedeninin yapısıyla şartlanmıştır. _Tanrı düşüncesi insan türünün ortaklaşa bir yanılgısıdır. _Doğa, insana aklını kullanmasını ve rehberi yapmasını söyler; din ise insan aklının yozlaşmış olduğunu, güvenilmez bir rehber olduğunu ve hilekâr bir Tanrı tarafından yaratıklarına yoldan çıkmaları için rehberlik yapmak üzere verilmiş olduğunu öğretir. Doğa insana aydınlanmasını, gerçeğin peşinden gitmesini, kendini sorumlulukları hakkında eğitmesini söyler; din hiçbir şeyi araştırmamasından, cehalet içinde yaşamasından, gerçekten korkmasından memnun olur; insan ve hakkında hiçbir zaman herhangi bir bilgi sahibi olamayacağı varlık arasında mevcut olandan daha önemli bir ilişki olmadığına insanı ikna eder. Doğa insana şöyle der: Sen özgürsün, yeryüzünde kimse seni senin haklarından kanunen yoksun bırakamaz. Din ona şöyle seslenir: O bir köledir ve Tanrısı tarafından ömrü boyunca temsilcilerinin demir çubukları altında inlemeye mahkûm bırakılmıştır. _Platon şöyle demiştir: Erdem Tanrı’ya benzerlikte meydana gelir. Ama insanın benzemesi gereken bu Tanrı’yı nerede bulabiliriz? Doğada mıdır? Heyhat! Onu hareket ettirmesi gereken, insan ırkına büyük belalar ve büyük menfaatler neşreder; sıklıkla en masum ruhlara karşı haksız davranır, en yoldan çıkmış fanilere en büyük lütufları sağlar ve eğer emin olduğumuz üzere, bir gün kendini daha adaletli olarak göstermek zorunda olacaksa, kendi davranışlarımızı onunkilere göre düzenlemek üzere o zamanı beklemeye mecburuz. _Aristoteles yanılmıştı: Felsefe bilgiye duyulan soylu bir arzunun sonucu değil, acıdan kaçınmak için duyulan korkak bir özlemin sonucuydu. Din eşiği, bu nedenle, olgun, aydın insanın aşması gereken cahillik ve korkuydu. _Paul Baron Holbach (1723-1789) Mutlak ateizm. Materyalist. Alman kökenli Fransız filozof. Alman akılcılığı ile fransız eylem iradesinin yan yana geldiği büyük beyin. Kendisine soyluluk ünvanı verilmiş amcasından miras kalan serveti kullandı. Rousseau, Diderot'nun da bulunduğu filozoflara paraca yardım etti. *****
7
Dünya ve ahiret de "denge" yi yakalamak, Allah'ın emri bu iken sadece, manevi halleri tatmin (bir lokma bir hırka) duygusu üzerinden, dünya da iyilik ahirette iyilik anlayışını tek taraflı bir tavırla mahkum etmek. Zenginlikleri kullanayım derken adate, bir "zenginler sınıfı" oluşturmak ( zenginlerin ellerinde devreden bir mal, bir sermaye /zenginlik olmaması içindir)(59/7) savrulmalarını yaşamın normali haline getirmiş durumda. Bu dinin inananları ekseriyetle. Fakirlik ve zenginlik üzerinden mahkumiyet oluşturulan bir hayat değil. Dengeyi şiar edinen bir tavır olması beklenen. Kur'an, 28/77 -2/200-202 - 59/7 vb.
2