Nasıl da korkardı akreplerden! Çocukken sadece bir kere akrep görmüş, yerden aldığı bir kıyafetten düşüp hemen duvardaki bir çatlağa girmiş. O günden sonra bir gözü hep akreplerde olmuş, akreplerin doğaüstü can yakıcı güçleri olduğuna inanmış.
Annemin babası Ahmed Musa İbrahim iyi eğitimli, gezmiş görmüş bir adammış, bu asilzade oyunlarına zaman ayırmazmış. Adaletten, özgürlükten ve kişisel tatminden bahsetmeyi tercih edermiş. Zamanı gelince bu sözlerinin bedelini ödemiş.
Selam eski dost. Seni okumaya başladığımda "üç aya biter herhalde ehehe" diye okuma hızımla alay etmiştim. Öyle de oldu, araya başka kitaplar girdi derken üç aya yaklaştık bile. Son 150 sayfa. Ha gayret.
Bu kitabı okurken zihnim kâh eski İstanbul'un semtlerinde dolaştı kâh başka başka eserlerin hikayelerine karıştı. İlk sayfalarda öyle hissettim ki Abdülhak Şinasi, Hüseyin Rahmi'nin Gulyabani'sinin geçtiği ortamı anlatıyor. Biraz ilerleyince o da ne? Birden kendimi Proust'nun bir kitabını okuyorum sanarken buldum. Gerek Ada ortamı, gerekse üst sınıf yaşamları, yazarın betimlemeleri, küçük Abdülhak Şinasi'nin annesine olan düşkünlüğü bu izlenimime sebep olmuş olsa gerek :)
Fakat sona doğru biraz sıkıldığımı itiraf edeceğim. Yine de çok çok tatlı, kızımın deyimiyle "minicik" bir kitap. Okumaya değer.