“Polonyalı Psikiyatrist Kazimierz Dabrowski (1972) duygusal acıların gelişimin işareti olduğu, bir hastalık olmadığı kuramını geliştirmiştir. Dabrowski, psikolojik semptomların ‘aktifleştirilmiş bir dürtüden’ geldiğini belirtmekte ve insanlar duygusal karmaşıklıklarını yeniden düzenleyebilsin diye çöküşe geçtikleri anları tanımlamak için ‘pozitif parçalanma’ terimini kullanmaktadır.”
“Öz benlik kavramı, bir ruha sahip olma fikrinin ortaya çıktığı ilk çağlara gider. İnsanlar, her şeyi gören, deneyimleyen ama dış dünyada yaptığımız şeylerden kendini biraz uzak tutan gerçek öz benliğin varlığını her zaman hissetmektedir. Bu benlik, eşsiz bireyselliğimizin kaynağıdır ve rol benliğimizi şekillendiren aile baskısından etkilenmez. Öz benlik, gerçek benlik, doğru benlik, temel benlik gibi birçok isimle ifade edilir (Fosha,2000) ama hepsi aslında aynı şeydir: Bir insanın varlığının merkezinde gerçeği söyleyen bilinç.”
“Karşınızdaki insanla gerçek bir bağ kurabilmek için kendi gerçek benliğinizi yeterince ifade etmek zorundasınız. Gerçek benlik olmadan, iki rol benlik arasında oynanan bir ilişkiye sahip olursunuz.”
“İlginçtir ki ebeveynlerini bağımlı olmaya teşvik etmeyen, kendi kendine yetebilen çocuklar daha bağımsız olurlar ve kendi kendilerine karar verebildikleri bir hayatı yaşamaları için özgür bırakılırlar. (Bowen, 1978) Dahası, ebeveynlerinkini aşan düzeyde kendi kendilerini geliştirme becerisine ulaşabilirler.”
“Duygusal bulaşma aynı zamanda bebeklerin ve küçük çocukların ihtiyaçlarını dile getirme biçimidir. Bakıcıları neyin yanlış olduğunu bulana ve düzeltene kadar ağlarlar ve ortalığı velveleye verirler. Bebekken onunla ilgilenen kişiye geçen duygusal bulaşma, bakıcıyı çocuğu sakinleştirmek için gerekli olan her şeyi yapmaya teşvik eder.”