• Tecavüze uğrayan bir çocuk, ‘kendi isteği ile ilişkiye girdi’ damgası yedi bu ülkede. Henüz kendi vücudunu keşfedememiş bir bedene, ‘sen de istedin’ dendi utanç duymadan. Hem çocukluğu alındı kızın elinden, hem de hayalleri. Sönen umutlarının küllerini kimse görmedi. Sustu çocuk… Diğer tüm hemcinsleri gibi sustu ve kabuğuna çekildi. Haykırmış olsa tüm gücüyle, sesini hangi yozlaşmamış yürek fark ederdi? Mesele din olunca ayağı kalkıp 'Allahu ekber' demesini bilenler, Allahın resulu olan hz. muhammed'in veda hutbesindeki; "Kadınlar size Allah'ın emanetidir" sözünü neden yoksayıp, bu duruma ses çıkaramıyorsunuz. Algılarını başkalarına teslim etmiş ruhlar, küçük bir kızın acısını hangi dilde duyabilirdi? Onda açılan bu yara, gelecekte herkesi etkileyecekti. Ancak, hiç kimse, o kızın topluma kattığı yarayı göremedi ve sizin o sığ beyinlerinizde, türkiyede kadın demek pembe nüfus cüzdanına sahip olan birinden başka birşey ifade etmiyor…

    Kırmızı ruj, tahrik edici bir unsur sayıldı kadın dudağında. Yasak getirildi hemen kırmızıya. Kırmızı, davetkar bir renkti kör beyinler için. Algısı kayık bir zihinde, bambaşka anlamlara bürünebilirdi. Peki; burada suçlu kimdi? Kırmızı ruj süren kadın mı, yoksa bir renkten tahrik olan garip beyin mi? Alışılmış bir şekilde, kadın suçlandı yine farksızca. Oysa bir rengi tahrik unsuru olarak görenler düşünmediler; 'Nasıl dururdu kırmızı ruj, bir eşeğin dudağında!'

    Eğitilmeli, eğitmeli kadın. Çünkü bir kadının eğittiği beyin, hasta bir ruha ev sahipliği yapmaz asla…

    Son olarak Henry Miller'ın bu sözü paylaşıyorum;
    "Kadınlar ile ilgili yapılabilecek üç şey vardır. Onu sevebilir, onun için acı çekebilir ya da onu edebiyata çevirebilirsin."
  • İlk Hüseyin Rahmi Gürpınar kitabımı bitirmiş bulunmaktayım ve yazarla tanışmak için iyi bir seçim olduğu kanısındayım. Esere büyük bir beklenti ile başladım ve beklentimi kesinlikle karşıladı.

    Efendim gelelim eserin içeriğine;
    1910 yılı, mayıs ayında Halley Kuyruklu Yıldızı'nın Dünya'ya çarpacağına dair bir söylenti yayılır. Eserin ilk sayfalarında, İstanbul'da bir mahalledeyiz. Böyle bir söylenti olur da mahallenin kadınları pencereden pencereye dedikodusunu yapmaz mı? Öyle bir dedikodu ki, "Nereden geldik buraya?" dedim bir ara... İtiraf etmeliyim, çok eğlendim bu sayfaları okurken!

    Ve gelelim İrfan Galip'e. Büyük bir şöhrete kavuşmak ister İrfan fakat gazetelere, dergilere yazdığı yazılar gereken değeri görmemektedir. Reddedilmiş bir erkek olarak, kadınlar hakkında eleştirel yazılar da yazmaktadır. Ee tabii mahalledeki kadınların kuyruklu yıldız korkusunu duyan İrfan, kadınlardan bir şekilde intikam almak için bir konferans vermek ister. Kuyruklu yıldız hakkında bilgilendirmek adına konferans vereceğini duyurur ama asıl amaç ölümden korkan kadınları daha çok korkutmaktır. Kadınlar büyük oranda katılım sağlar, konferans başlar, burada da dedikodulara devam eder tabii kadınlarımız...

    Ve bir gün gizemli bir kadından mektup alır İrfan Galip. Devam eden konferanslar boyunca bir mektuplaşma yaşanır gizemli kadın ve İrfan arasında. Birinin sesini duymadan, yüzünü görmeden aşık olunabileceğine inanır mısınız? Peki sadece bir mektubuyla birine aşık olmaya? Ben inanmasam da etkilendim doğrusu. Benim için bir mektup belki ama İrfan için öyle olmadı... Belli bir süre sonra bu mektuplar öyle bir hâl aldı ki, mektuplaşmanın değerli olduğu dönemlerde yaşamak istedim... Bu isteğimde yazarın etkisi büyük tabii. Çünkü bu mektupların sonu nereye varacak diye kitap sonuna kadar merak içerisinde bırakıyor yazar.

    Eser, İş Bankası Kültür Yayınları tarafından sadeleştirilmiş, gayet rahat okunabilir. Hiç sıkılmadan okudum. Fakat araştırmalarım neticesinde, kitabı çok beğenen de var, beğenmeyen de... Bu sebeple bu eseri tavsiye etmeye korkuyorum ve tercihi size bırakıyorum. Öğrendiğim birkaç kelime ile kitap ile ilgili düşüncelerime son vermek istiyorum.

    Utarid: Merkür
    Zühre: Venüs
    Maatteessüf: Ne yazık ki.

    Keyifli Okumalar...
  • Mola vermişsinizdir bütün yaşam telaşınıza. Tüm koşuşturmalara, programlara, yapamadıklarınızı yapmak adına. Hatalarla, düşe kalka, dost varlığını içinize yerleştirmeyi öğrendiğinizde ve hatta kendinizi sahte dostluklardan arındırırken bir yanınızın güçlendiğini, diğer yanınızın nasırlaştığını fark edersiniz ama olsun yüreğinizdeki bahar temizliği de bitmiştir.
    Sonra binlerce kilo metreler ötesinden ''senin için, kendim için , sevdiğim sevildiğim için yanına geliyorum'' diyen bir telefon araması bütün ezberlerinizi bozar. Tüm varlığı ile size bu kadar benzeyen ve sizi dünyada hâlâ dostluğun , arkadaşlığın kan bağından olanlardan bile daha baki olduğuna inandıran bir minik tebessüm gelir konar yanaklarınıza. Karıncanın " bile'den " kırılan kalbinden tutun da, yurt dışında yaşamasına rağmen ülkemizde yaşayanlardan daha fazla olan tüm olumsuzluklara üzülüp kederlenebilen biri. İyi olmanın, iyilik yapmanın saflık olmadığına inanan, aldığı her nefesi şükür sebebi sayıp, tüm sevdiklerini anne gibi bütün kalbiyle kucaklayan, gülünce dünyamı aydınlatan oğullarım için abla, benim için dost, kardeş sırdaş, ağlama duvarım olan olan, her davranışı ile gururlandığım, sesini duymadan duramadığım , ne kadar anlatmaya çalışsam da kelimelere sığmayanım, yeryüzünde sahip olduğum kanatsız meleğim benim Nur-ALım; iyi ki varsın, iyi ki hayatımdasın. Dost olmanın, arkadaşlığın, lütfunun farkına varamayan, sözde ilişkilerin, menfaate, günü kurtarmaya sığınan sevmek sevilmek ve sayılmak yerine unutmayı tercih edenler bilmelilerdir ki bir ömür ziyan olan hayatların sahtelikleri onlar. Dostluğun hakkını veren yüreğinden öpüyorum. Tekrar gelişini sabırsızlıkla ve özlemle bekliyorum. Seni seviyorum.
  • Evin en sevdiğim duvarına yaslandım, göz izi yeni bitti, pencere açık, bir kuş ısrarla sesini duyurmaya çalışıyor, çabası takdir edilesi, gün batmak üzere, bizim burada gün sanki hep farklı bir güzellikle kayboluyor sanki her gün farklı bir tablo gibi... (durun durun fotoğrafını çekeyim hemen https://i.hizliresim.com/aY2YyO.jpg )
    Bu aralar bir memnuniyetsizlik aldı başını gidiyor bende, sebebi de basit aslında hayat telaşı, çoğu şeyi fazla dert ettim kendime bu sebeple geçinemiyorum kendimle, tek kendimle de değil etrafımdaki herkesle, şımarıklık yaptığımı düşündüğüm oluyor ama yok yok bu şımarıklık değil, tanımlayamadım da neyse... Her gün birbirinin aynısı, hep öyle zaten dediğinizi duyar gibiyim ama bu sefer başka, bu zamana kadar hiç bu kadar aynı olduğu olmamıştı, çıkamıyorum bu sevimsiz döngünün içinden... Kuş hâlâ ötüyor, bir süreliğine o benim yerimde ben de onun yerinde olsam nolur sanki, bir süreliğine diyorum yani insan olmaktan, istemekten, düşlemekten, düşünmekten vazgeçemiyorum ama tüm bunların ağırlığını da bir süre olsun duymak istemiyorum... Doğru ağır geliyor düşünmek, istemeyi istemek, vazgeçmemek, çaba göstermek ve inanmak.
    Aklı ve kalbi aynı bedende taşımak, zor işte...
    Dur daha bitmedi, daha ne zor söyleyeyim; bilmek zor.
    Hayrete düşmeden bilinmezmiş.
    İlim için hayret gerekmiş.
    Sonra; yaşamak zor, insan kalabilmek zor, utanmak zor...
    Ah yeter artık!
    Kuş gitmiş, hava çoktan kararmış. Oda kapkaranlık, işte şimdi tam zamanı dinlemenin https://youtu.be/zd6NeCMJ-ac özlemişim...

    Kuşku duymadan isteyebilmek... Biraz bunu deneyeyim. Ama önce istemeyi bilmeliyim.

    Kitap sorularla dolu onları düşünürken yazıldı bu satırlar. Kitabı okurken; kendi sorularım bana yetiyordu, diye bir sitem etsemde onların çoğunun cevabını bildiğimin farkındayım. Ne diyordu yazar; "Hakikaten çok yazık. zihninde cevabı olmayan bir tek soru bile yok!"

    Not: Kitabın ne anlattığını, benim kitaptan ne anladığımı kendime saklayarak yazdığım bir inceleme oldu.

    İyi okumalar herkese...
  • "Seni görmeden de yaşayabilirim
    Nasıl olsa hiç, gözümün
    Önünden gitmeyecek yüzün
    Ama sesini duymadan yapamam
    O kısık sesinin tiryakisi olmuşum bir kere"
  • "İnsan görmediği, sesini bile duymadığı birine âşık olabilir. Bu Allah'ın insanlara vermiş olduğu en büyük özelliklerden biridir. Ben hiç görmeden, ben hiç sesini bile duymadan O'nun resulüne, O'nun peygamberine âşığım! O'na dokunmadan, salt hissettiğim için O'nun peygamberine sevdalıyım."
    Uğur Koşar
    Sayfa 19 - Destek Yayınları