• "Gece benim, bana ait bir zaman, istediğim gibi kullanabileceğim, sessiz kaldığım sürece. Kıpırdamadığım sürece. Hareketsiz yattığım sürece. Yatmak ve yatırılmak arasındaki fark. Yatırılmak her zaman edilgendir: Eskiden erkekler bile, yatırılmak isterim derlerdi. Gene de kimi zaman, kızı bir yatağa atsam derlerdi. Bütün bunlar tamamen spekülasyon. Erkeklerin eskiden ne dediklerini gerçekten bilmiyorum. Bende olan sadece sözcükleriydi."
  • 400 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Kitabı okumaya çok büyük umutlarla başlamıştım ve belli başlı beklentilerim vardı. Bunların yarısını karşıladı demek doğru olur aslında. İlk olarak kitap tamamen ırkçılık üzerine yazılmış yani hiçbir şekilde konudan sapmıyor ve bu benim hoşuma gitti. Fakat kitapta herhangi bir olayın olduğu söylenemez sadece başında bir olay verilmiş ve 400 sayfa boyunca bunu okuyor olmak beni sıktı biraz. Aynı zamanda küfürden rahatsız olan biri değilim ama kitapta nedense kullanılan küfürler beni baya rahatsız etti özellikle başlarda aşırı olması can sıkıcıydı. Yine de hiçbir kitaba 7’den düşük bir puan veremediğim için 9 veriyorum
  • Kıyıcılığın en büyüğü sevgili dostum , insanın kendine olanıdır.
  • Türkiye'de Muhafazakârlığın temelinde sünni İslam inancına dayanan, ancak gelenek ile iç içe geçmiş bir şifahi kültür vardır. Muhafazakâr kültür, kendi devamlılığını öncelikle ailede sonra da mahallede verilen eğitimler yoluyla sürdürmüştür. Ailede yaşlılar, mahallede de dinî eğitim almış yakınlar ve din adamları çocuklara temel din eğitimini aktarmışlardır. Cumhuriyet, aile içine dokunmamıştır ama geleneğin ve Muhafazakârlığın aile dışında üretilme imkânlarıni da büyük oranda kısıtlanmıştır.2

    Mardin'e göre (2011: 71) mahalle, geleneksel tarzda yaşayanlar için aile denetimi dışındaki en-önemli denetim mekânıydı. Okul özellikle de yatılı okul- çocuğu aile denetiminden çıkardığı gibi mahalle denetiminden de çıkarmaktaydı. Okulda seküler eğitim alanlar için mahalle, eski önemini ve işlevini yitirmekteydi. Mahallenin etkisi aileye göre daha kolay kırılmıştır. Gelenekselliği üretecek en önemli kurum olarak aile daha da öne çıkmıştır.

    Bu gelişmelerin sonucunda aile, Muhafazakârlığın üretilmesinde bir yönüyle yalnız kalmış; ama en önemli direnme kurumu olarak işlev görmeye başlamıştır. Muhafazakâr aile, inkılaplar yoluyla gerçekleşen ve gündelik hayatı da Batılı tarzda dönüştürmeye çalısan devlet zihniyetine sesli olmasa da sessiz; ”kendi içinde” tepkisini göstermiştir. Muhafazakâr aileler, sessiz” sedasız kendi kültürlerini üretmeye çalışırken en büyük ortakları, geleneksel din eğitimini gizli bir şekilde veren tarikatlar ve cemaatler olmuştur. En azından Türkiye’nin demokrasi tarihi, bu tespiti yapma imkânını sağlamaktadır.
    -*--------------

    2 Güngör'e göre (2007: 77), ”laikliği belli bir görüş açısından yorumlayan hükümetler, din eğitiminin aileye ait bir iş olduğunu ve aile mesuliyetine terk edilmesi gerektiğini iddia ettiler. Halbuki Türkiye’de aile eski eğitim sisteminin bir neticesi olarak buna hiç hazır değildi. Yüzlerce yıl çocuklarım istedikleri okula göndererek din dersi aldıran cemiyet, mektebin fonksiyonunu aileye intikal ettirinceye kadar elbette büyük güçlükler çekecekti. Bu yüzden babası din adamı olan nice Türk çocukları bile en ufak bir din bilgisi almadan tahsil yaptı; evinde bütün büyüklerin namaz kıldığı gençler İslam'in temel şartlarının ne olduğunu dahi bilmeden büyüdüler".
  • Bu bir yolculuk ve bu yolda , inayet üzere olanlar kaybolmaz.
  • Sumer dili ile Türk dilini karşılaştırmak o kadar kolay bir iş değil. Öncelikle yazılı kaynak olarak bugün için elimizde Orhun Kitabeleri var. Arada 4000 yıla yakın bir zaman dilimi bulunuyor. Bu
    süre içinde Türkçe kuşkusuz birçok değişikliğe uğradı. Diğer taraftan Sumerce kendisinden ( ayrı bir gruba ait olan Akad dili yoluyla çözüldü. Akadca da ı, o, ö, ü gibi sesli harfler ç, f, ğ, n, g gibi sessiz harfler yok. Sumerce işaretlerin birkaç tür okunuşu var.
    Şöyle ki, somut bir kelimeyi anlatan resim yazısından çevrilmiş bir
    işaret, o resimle ilgili soyut anlamları da taşıyor. Örneğin; göğü ifade eden bir işaret hem gök, hem de tanrı anlamına geliyor. Ayrıca
    aynı işaretin hece okunuşu da var. Bu bakımdan okunuşlarda yanlışlıklar olabilir. Diğer taraftan, Türkçenin en eski kelimelerinin çeşitli Türk dillerindeki okunuşlarını bildiren tam bir etimolojik sözlük yok. Ayni şekilde MÖ 3000-1850 yılları arasında yazılmış olan
    Sumer dilinin de bir etimolojik sözlüğü yok. Kuşkusuz bu süre
    içinde Sumer dili de bir hayli değişmiş olabilir. Karşılaştırma yapmak hiç de kolay değil.
  • SUMER DİLİ İLE TÜRK DİLİNİN
    KARŞILAŞTI RILMASI*
    Sumerliler bundan 6000 yıl önce Dicle ve F ırat nehirlerinin arasında bulunan Mezopotamya'nın güneyine gelip yerleşmişlerdir.
    Orada büyük bir uygarlık kurarak en az 2000 yıl varlıklarım korumuşlardır. Uygarlıklarının en önemli olayı dillerine göre bir yazı
    icat etmeleri, okullar kurarak, kil üzerine yazarak bu yazıyı geliştirip her istediklerini yazabilmeleridir. Çiviyazısı adı verilen bu yazıyı , gerek Sumerliler zamanında var olan, gerek daha s onra tarih
    sahnes ine çıkan Ortadoğu milletleri de kendi dilleri için kullanmışlardır. 1 800 yıllarının başlarından itibaren bu yazının ve dilin çözülmesi çalışmaları başlamıştır. N ineve'de Asurbanipal kitaplığının
    bulunmasıyla yazının ve Asur dilinin 1 855 yılında çözümü başarılmıştır. Okunan bazı Asurca metinlerin satır aralarında başka dilde
    yazılmış satırlar da vardı. İlk olarak bu satırların İskit veya Turan
    dilinde yazılmış olacağım ve yazının onlar tarafından icat edildiğini, çiviyazılarını çözmeyi başaran Rowlinson ileriye sürmüştü.
    1 869'da J ule Oppert bu dile Sumerce adını verdi ve bu dilin T ürk,
    Fin ve Macar dillerine akraba olduğunu söyledi. 1 874'te Francois
    Leonorment da dili Ural-Altay dil grubuna koydu. Joseph Halevy
    ise bunlara tamamıyla karşı çıkarak, bu dilin, Sami Akadlar tarafından özel bir amaçl a uydurulmuş bir dil olduğu konusunda ısrar etti. Onun bu direnişine başkaları da katılıyordu ve 50 yıl kadar bu sav sürdü. Daha sonra Güney Mezopotamya'da yapılan kazılarda
    çıkan bol miktardaki Sumer belgeleri üzerinde büyük bir gayretle
    çalışıldı ve sözlükleri, gramerleri yapılmaya başlandı. Bunlar üzerinde çalışanların hepsi Batılı bilginlerdi. Onlar Türkçe bilmiyorlardı. Türkçenin etimolojik bir sözlüğü de yoktu. Yine de Fritz
    Hommel, 1 Diyakonov, İzakar Andercyas,2 İrene İskendcri3 gibi bilim insanları Sumer dilini Fin, Kafkas Uygur dillerine benzeterek
    bir hayli eşanlamlı Türk ve Sumer kelimesini karşılaştırmışlardır.
    Herhangi geniş bir çalışma yapmadan Sumer dilini Türk diline
    benzetenler ise A. Falkenstein,4 Hartmut Schmökel ve S.N. Kramer'dir.5 Kramer birçok yazısında yeri geldikçe bunu tekrarlamıştır. Ölümünden iki ay önce çevirisini yaptığım ve Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan Tarih Sumer'de Başlar kitabını eline aldığı 28 Eylül 1990'da bana şöyle yazmıştı: "Ne de olsa bu kitap büyük bir olasılıkla Türkçe gibi bitişken bir dil konuşan ve Güney
    Mezopotamya'ya 6-7 bin yıl önce Orta Asya'nın herhangi bir yerinden göçmüş olan Sumer halkı hakkında. Sumerlilerin Türklerle ilgili bir halk olduğu fikri Atatürk zamanında geçerliydi. Böyle olabileceği hakikatten hiç de uzak değildir."
    Sumeroloji Hocam Benno Landsberger de, "Sumer dili, hem dil
    bakımından, hem de bütün Asya boyunca dağlık bölgelerde konuşulan dil olması bakımından önemlidir. Bu türden olup bugün hala
    yaşayan dil Türk dilidir" diyor. Türkmen yazarları da Sumercenin
    daha çok Türkmen Türkçesine benzediğini ileri sürüyorlar. 6 Sumer dili ile Türk dilini karşılaştırmak o kadar kolay bir iş değil. Öncelikle yazılı kaynak olarak bugün için elimizde Orhun Kitabeleri var. Arada 4000 yıla yakın bir zaman dilimi bulunuyor. Bu
    süre içinde Türkçe kuşkusuz birçok değişikliğe uğradı. Diğer taraftan Sumerce kendisinden (ayrı bir gruba ait olan Akad dili yoluyla çözüldü. Akadca da ı, o, ö, ü gibi sesli harfler ç, f, ğ, n, g gibi sessiz harfler yok. Sumerce işaretlerin birkaç tür okunuşu var.
    Şöyle ki, somut bir kelimeyi anlatan resim yazısından çevrilmiş bir
    işaret, o resimle ilgili soyut anlamları da taşıyor. Örneğin; göğü ifade eden bir işaret hem gök, hem de tanrı anlamına geliyor. Ayrıca
    aynı işaretin hece okunuşu da var. Bu bakımdan okunuşlarda yanlışlıklar olabilir. Diğer taraftan, Türkçenin en eski kelimelerinin çeşitli Türk dillerindeki okunuşlarını bildiren tam bir etimolojik sözlük yok. Ayni şekilde MÖ 3000-1850 yılları arasında yazılmış olan
    Sumer dilinin de bir etimolojik sözlüğü yok. Kuşkusuz bu süre
    içinde Sumer dili de bir hayli değişmiş olabilir. Karşılaştırma yapmak hiç de kolay değil.

    1 Fritz Hommel, Ethnologie and Geographie des alten Orients, 1925, München, s.
    16-22.
    2 Zakar Andereyas, "Current Antropolagie", ı\brld Joumal of the Science of Man,
    197 1, s. 212.
    3 !rene Iskenderi, Der Tarikia Hazereha, s. 215.
    4 A. Falkenstein, W. Van Saden, Sumerische und Akkadisch Hymnen und Gebete,
    s. 7.
    5 S. N. Kramer, Cradle of Civilization, s. 33.
    6 Ödek Odekap, Sumer Hak.da Kelam Ağız, 1990 Yaşlılık Jurnali, sayı 1 2, s. 30;
    Begmyrat Gerey, 5000 Yıllık Sumer-Türkmen Bağlan.