• Boynu bükük bir adam merdivenin başında
    sola yazan laleyi gül dalına bağlıyor
    bugün de hüznün yüzü çatallaşmış kaşında
    bu hengamede nasıl fırsat bulup ağlıyor

    Kalın kenevir bağı yine çekip kopardım
    kopardım da saçıldı tane tane kukalar
    ben bu evhamlı ruhu bu surattan apardım
    bu yüzden Kaf Dağı'nı bilmez oldu Ankalar

    Hüznü misafirliğe yine odur çağıran
    ikisi sohbet eder sessiz sessiz oturup
    sanırım yine oydu sevgilime bağıran
    ben yokken arkasından kirli planlar kurup

    Hey arkadaş, laleyi gül dalına bağlama
    Bari bugün gülümse, bari bugün ağlama
  • Sizi seviyorum. O insanoğlu sevgilimden çok değilse bile, ona müsavi derecede. Zaten bende böyle çok, az yoktur. Her zaman bir müsavat dairesi vardır. Şairliğimi affedin: Siz ey beni rüyalarımda sevgilime kavuşturanlar! Siz ey benim en kötü dakikalarımda yanıma dostça yumuşak adımlarla sessiz sessiz yanaşan, başımı karıştıran, ellerimi ayaklarımı öpen garip köpekler! Sizi çok seviyorum.
    Sait Faik Abasıyanık
    Sayfa 62 - Bilgi Yayınevi
  • Türkçeyle aşk yaşamış Özel.
    Ben de o aşktan bir parça alıp heybeme atıyorum.

    ...
    benim bu sası karanlığa zorla,
    zorlayarak
    tutuşmuş bir gül sıkıştırmak boynumun borcu
    yeter ki
    sağlam senetler verilmiş sanılırken aşkı karartmak için
    sen bir daha beni saçlarınla sıyır
    ağdalanmış sevincimi hışırdat,bunu yapabilirsin
    çünkü bütün bankalar,silah fabrikaları
    her gün bacaklarımıza sırnaşan kara köpük
    senin sessiz gururunda homurdanan tufanı
    hesabetmiş değil
    ...
    bu dağlanmış toprağa süzülen ayaklarımdan
    keşke kan olsa
    o zaman
    senin çardağına çıkarken
    karıştırırken şarapla kendimi sana
    varsın gün geçtikçe herşeyde biraz kahır
    biraz bakır çalığı olsun lokmamızda
    bana soru sor artık
    beni kurtarma,konuştur
    beni yaz geceleri patlayan sağnaklara bağışla.
  • BABAM VE BEN (YAŞANMIŞ BİR OLAY)
    Benim adim Fatma. 32 yaşında evli 2 çocuk annesiyim, ve ben dün babami kaybettim. Oyle bir aci çöktü yüreğime, oyle bir sanci hissettim ki beynimde; sanki bütün organlarım kanser olmuş ölüm aşamasındaymışım gibi dayanılmaz ağrılar içindeydim. Bu sekilde feryat figan bağıra çağıra ağlarken bir bir komşu yavaşça kulağıma "sağlığında neredeydin? Şimdi böyle kendini yere atman rol gereği mi?" diye soruverdi. Her şey durdu o an. Sahi babam sağken ben neredeydim?

    Annem babamın, babam annemin ikinci eşiydi. Ilk eşlerinden sebebi neyse bilmiyorum ayrılmışlar. Annem babamdan 10 yaş kadar genç. Eş dost araya girip bas göz etmişler. 3 erkek kardeşim var biri benden küçük diğerleri büyük. Sağ olsun durumu iyi bir amcam onlara sahip çıktı. İş verdi, ev verdi, en büyüğümüzü everdi. Iki numaraya da kız bakiyordu. Üç erkek kardeşimde annemden geçen irsi sebeplerle biraz bön, pısırık, akıl ve öğrenme seviyeleri düşüktür. Amcam sahip çıkmasaydı toplumda iş güç ve yer edinmeleri mümkün değildi desem yalan olmaz. Şükür ki ben öyle değildim.

    Babam çobandı yarı ömrü ağılda gecer, diğer kardeşleri gezerdi. Çobanın sigortası mi olur, belli bir yaşa gelince akli başına geldi. Kardesleri badlarimdan atti. Eksik olmasınlar buradaki firmalardan biri ihtiyacı olmadığı halde onu bekçi olarak işe alıp maaş verdi, emekli olana kadar da sigortasını yatırdı. Tabi bizlerde bu arada büyüdük serpildik.

    Haliyle yokluk ve sıkıntı çok. Kafaya da takinca babamın psikoloji bozuldu. Halkın deyimiyle kafayı sıyırdı. Bir kaç yıllık bir tedavi sürecinden sonra eski haline gelmese de yeniden toplumda kabul gördü. En azindan bizim basimizdaydi. Bu arada teyzem olacak cadı gelip gittikçe anneme gaz veriyor "Bu deliyle baş olmaz, bırak git" benzeri şekilde. Annem gazi almadı ama ben iyi doldum ve sonunda annemi de ikna ettim. Konuştuğum bir genç (şimdiki eşim) vardi. Teyzem anneme birini ayarladı; annem ona ben de sevgilime kaçtık.
    Babam annemi hiç affetmedi. O da asla dönmedi. Bir zaman sonra beni affetti. Eşimle birlikte maaşını aldığında yanina gider evini, kendini temizler alisverisini vs. yapardik. Maaşının yarısını da cebimize indirir dönerdik. Eşim oyle derdi; hakkımızmış. Son kurban bayramı ziyaretimizde bize bir iş buyurdu. Eşim bunu yanlış anladı ve tartıştılar. Tartıştılar derken eşim çocuk gibi azarladı, o sustu. Altmis kusur yaşındaki o adam sessizce gözünden yaşlar akıttı. Ben mi sadece seyrettim. Hatta biraz da babama ders olur diye sevindim. O yaştan sonra o ders ne işine yarayacaksa. O olaydan sonra yaklaşık üç aydır babama gitmedim. Bir başına ne yapar ne eder merak bile etmedim. Gerçi hakkımız olan maaşının yarısını alamıyorduk ama olsun, özgür ve sorunsuzduk. Ya da duygusuzduk.

    Ve dun babam sessiz sedasız yaşadığı dünyadan yine sessiz sedasız ayrıldı. Ben sagliginda yaninda olmadigim gibi olumunde de yoktum. Bana bıraktığı pişmanlık ise dünyadan büyük. Bütün bunları anlatirken icinde oldugum tarifsiz nedamet başıma balyozla vuruyor sanki. Ve komşusunun sözü çınlıyor tepemde.
    Sahi babam sağken neredeydim ben?
    Uğur UKUT
    (Yaşanmış bir olaydır.)
  • yüzlerce sene evvel çok güzel bir kız varmış.
    ayağına kapanıp bütün gençler yalvarmış
    bu eşi bulunmayan güzeli almak için.
    erimişler aşk denen alevden için için,
    güneşin sıcağıyla eriyen karlar gibi;
    hepsinin bu sevdadan hicran olmuş nasibi...
    böyle yaşıyorlarken dünyalarına küskün,
    güzel kız davet etmiş aşıklarını bir gün.
    demiş:"elbet veremem gönlümü hepinize,
    fakat bir müsabaka açıyorum ben size:
    en güzel en kıymetli inciyi bana her kim
    getirirse onunla artık evleneceğim..."
    aşıklar mallarını feda edip satmışlar,
    dört taraftan en büyük inciyi aratmışlar.
    yüzlerce sene evvel bir saz şairi varmış;
    bu gencin de gönlünü o kızın aşkı sarmış.
    aklını alıvermiş gök ela renkli gözler;
    her dakika biricik sevgilisini özler,
    her dakika ağlarmış, sızlarmış, ah edermiş;
    perişanmış, mahzunmuş, derbedermiş..
    duymuş müsabakayı bu aşık da nihayet,
    "inci nedir" diyerek o anda etmiş hayret.
    çünkü o ana kadar inciyi bilmiyormuş.
    "inci nasıl şey?" diye bir ihtiyara sormuş:
    "ben onu hiç görmedim gezdim de diyar diyar."
    demiş ki zavallıya gülümseyip ihtiyar:
    "güzel bir taştır inci, kadınların süsüdür;
    durduğu yer onların açık, beyaz göğsüdür.
    denizden çıktığından pahalıdır gayetle..
    bu sözleri duyunca aşık bakar hayretle,
    der ki:"ben deniz nedir, onu da bilmiyorum."
    ihtiyar denizi de anlatır: "dinle yavrum,
    bu öyle bir sudur ki ufuğa kadar açık,
    bazen dalgalar kıyısında ufacık;
    bazen fırtına çıkar, hava olunca lodos,
    deniz birden kudurup kayalara vurur tos.
    sen karada gezmişsin belli bu yaşa kadar.
    bu dağların ardında çok uzak bir deniz var.
    pek merak ediyorsan yürü, memleketler aş."
    saz şairi, bu sözler bitince, yavaş yavaş
    denizi bulmak için seyahate koyulur;
    uzun yollar üstünde harap olur, yorulur.
    nihayet gök toprağa ışığını dökerken
    bir sahile yaklaşır, henüz şafak sökerken....

    aradan bir yıl geçip nihayet mühlet bitmiş,
    aşıklar akın akın kızın yanına gitmiş.
    hepsi de dizilmişler önüne birer birer;
    ellerinin üstünde donuk, beyaz inciler.
    güzel kız seyre dalmış,oturarak yerine;
    ipek elbisesinin uzun eteklerine
    bütün delikanlılar koymuş hediyesini!
    gözlerini açarak herkes kesmiş sesini:
    "acaba hangisini kabul edecek ?"diye.
    dışardan bir gürültü duyulmuş o saniye:
    "bırakın muradıma ben bugün ereceğim,
    bırakın sevgilime inciler vereceğim..."
    "o da getirsin" diye güzel kız vermiş izin,
    şair içeri girmiş tereddüt etmeksizin.
    anlatmış kalbindeki sızlayan bir yarayı,
    anlatmış uzun uzun bütün bu mecarayı.
    "ben bir şair aşıkım, elimde bir kırık saz,
    yapyalnız yaşıyorum, derdim çok, sevincim az.
    o güzel gözlerine bir pınar gibi gönlüm
    yıllarca aka aka tükendi tahammülüm.
    fakat seni unutmak gelmiyordu elimden.
    ve bir gün işittim ki inci istemişsin sen.
    ama bu ana kadar görmemiştim ben onu,
    öğrendim bu incinin denizde olduğunu.
    deniz nerde diyerek arıyordum bu sefer;
    aşkının kuvvetiyle aştım dağlar tepeler.
    nice ülkeler gezdim nice dağlar dolaştım,
    bir sabah sonu gelmez bir denize ulaştım:
    güneş içinden doğup içinden batıyordu;
    sular arzın üstüne yaslanmış yatıyordu.
    rüzgar yavaş esiyor,engin sessiz, durgundu;
    vücudum aylar süren yolculuktan yorgundu.
    indim büyük denizin o büyük sahiline
    incileri topladım ,uğraşıp didinerek."
    aşıkın sözlerini dinlerken kadın erkek;
    şair omuzundaki bir torbayı uzatmış,
    yere bağını çözüp, incileri boşaltmış.
    fakat o anda herkes kahkahalarla gülmüş:
    çünkü inci yerine çakıl taşı dökülmüş.
    güzel kız genç aşıka demiş: "bunu iyi bil:
    bu, parayla alınan incilere mukabil,
    senin çakıl taşların pek değerlidir elbet;
    şair! yaşayacağım seninle ilelebet.."

    nazım hikmet