Kitabı ekleme talebinde bulunduktan sonra, eklenince ilk incelemesini ben yazayım istedim.

Aysel Gürel'in hem sanatçı hem de şahsi olarak ülkemizdeki yeri her zaman farklıdır. Şarkılarını dinlemeyenimiz herhalde bulamazsınız. Ama çoğunlukla gözardı ettiğimiz bir gerçek var: Çoğumuz sadece dinliyoruz anlamıyoruz. Kulağa sadece melodik olarak hoş gelen sözlerden daha fazlası var. Şiir kitabı asla bitmez açar tekrar tekrar okursunuz. Çünkü bir şiir okuyanın yaşından,ruh halinden tutun okuduğunuz saate ve mevsime kadar ötürü her seferinde sizi farklı etkiler. Aysel Gürel'in o güzel şarkılarının dışında aslında nelere ne şekilde şiir yazdığını, bildiğimizin ötesinde bilmediğimiz neleri olduğunu göreceksiniz. Kitap basımı, eskiye yönelik fotoğrafları ve Aysel Gürel'in orjinal yazıları itibariyle özenle hazırlanmış, sizde elinize aldığınızda etkisini daha da hissedeceksiniz.

Okumak isteyene küçük bir tavsiye, tanıdık şiirleri şarkıları ile birlikte dinleyin sonra bir de siz okuyun neleri kaçıdığınızı farkedeceksiniz. Aynı zamanda önsözü kesinlikle atlamayın.

Keyifli okumalar..

Gonca Çolak, bir alıntı ekledi.
12 Nis 02:09 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

~Bana bıraktığın en büyük emanetindi acılarım.Canını yakmak için değildi,emanetine sahip çıkmak içindi yazılarım.Merak etme artık,her bir sayfanın en derin anlamına gizledim sırrını.Sen yaktın,ben yazdım.Sen kaçtın,ben sustum bu kitapta.Ben gözyaşlarımı sildim,sen ikimizi.Nereye gidersen git,önün kader,arkan keder.İkisini topla acı bir hayat eder...
Ayrılırken demiştim "GERÇEKTEN Mİ CAN YAKAN SEVDAM?"gerçekten bitti mi şimdi? ~

Gerçekten Mi Can Yakan Sevdam?, İbrahim Durgut (Kağıt Yayınevi)Gerçekten Mi Can Yakan Sevdam?, İbrahim Durgut (Kağıt Yayınevi)

ELIF gibi, tekim, birim, yalnızım……

Yazdim… Elif dedim ilkin.. Mürekkebim bir damladan baslayip uzarken sayfanin koynunda, ben bir Elif sevdâsi naksettim sayfalara… Sayfanin koynu serha serha… Sayfa bastan sona âh ü figân, tepeden tirnaga kan revân… Elifle basladim bu aski anlatmaya…

Elif dibâcedir, Elif mukaddim… Elif ilktir, Elif kadîm… Eliftir hep ilk adim…

BE gibi, sirrimi noktaya sakladim…

Kulaga üflenen bir sir gibi esrârin tam ucundayim. Âlemin sirrini kalbinde saklayan Kurâna, Kurânin kalbi Fatihaya, Fâtihanin kalbi besmeleye, besmelenin kalbi Beye ve Benin altindaki kara mürekkebe sevdâliyim…Bir ask Elifbâsi çarpar sol yanimda… Ben gelisi Eliften belli bir yüregin sadâsiyim.

TE gibi, gülmeyi umarken ben hüzünle sinandim…Harflerin sayfaya akseden yüzü bir hüzne bürünürken kalemimde… Ve kader, kederin bir diger adi gibi dururken önümde… Nâzenin gül/ümseme gibiydi avucumda dikenler… Bir hârin âh u zâriyla imtihana sarildim.

SE gibi, bütünü arzularken ben payima düsen üç noktayla uslandim…Bütündü, tek parçaydi hep bu dünyada gördügüm. Vahdet muhabbetle örülerek damla damla akti rahlenin ortasina… Ayn, Sin ve Kafi temsilen üç nokta yayildi kitabin tam ortasina… Yandim…

CIM gibi, bir ben noktasina âsik olup karalar bagladim…Sevgilinin yanaginda kararan bir nokta idi ördügüm… Sevgilinin yanaginda ben, bahtim gibi bir kara ben gördüm. Cim suretiyle sahifeye düsen harfte askin en kara hâlini, süveydâyi gördüm. Kara sular indi kalbime… Kalbimi bir ben noktasiyla oyuk oyuk dagladim.

HA gibi, boslugumun çemberinde yaya kaldim…Bir çemberdi bu ask… Ezelî ve ebedî.. Basi-sonu olmayan bir halkanin tam ortasinda kalakaldim. Boslugumu halkalarla doldururken, halka içre halka çizerken Ha gibi çemberimin âtesinde yandim. Kendi atesiyle yandi Kaknûs, âhh ben de âtesimle yeniden ayaga kalktim.

HI gibi, basimdaki noktayi bedenden ask için ayirdimÖmür bir mum gibi eriyerek tükendi. Ecel keskin bir alev gibi basimda bitti. Bir mum ve mum alevi gibi… Ayri duran bir harf ve noktasi gibi… Ask için erittim bedenimi… Kanim, kivrila kivrila aksin sayfaya… Kanadim, sonunda kendi kanimi içerek kandim.

DAL gibi, ask deryasina iki büklüm daldim…Uçsuz bucaksiz bir okyanustu rahlemde açilan sayfa… Ezelden belâli bir âsik gibi biraktim kendimi suyun koynuna… Iki büklümüm iste, dervisin elinde asâ gibi… Çile yurdundan gelmis bir Dal’dan dahi belim egri, boynum bükük… Deryâlara daldim, askla temizlensin diye kirlerim… Günah kokan ellerimle suya boyandim…

ZEL gibi, kambur ruhumu noktayla taçladirdim…Ervâh yurdundan kopup da geldim, denizin kiyiya attigi damla gibi… Ruhum kambur bir dilenci gibi kaldi yüce kapinda.. Ellerim çâresiz, ellerim sahipsiz, ellerim kirli… Ruhum, günâhkâr ruhum ancak askinla diri… Koy askini bir nokta gibi basima… Sâd olayim…

 

RI gibi, hilâl kasini iki büklüm belime hançer kildim…Hilâl kasin önünde râm oldum, büküldü boynum. Yay kasinla firlattigin oka, nisân oldu koynum… Sizlayan, damlayan, aglayan kan… Hanç

erin ucunda sizan can gibi bakisin, gecenin koyusunda parlayan hilâl gibi bakisin, bir harfin nazarina dokundu. Ridan baslayip aska aktim, ben bu aski mürekkeple yikandim.

ZE gibi, aklin kiyamiyla askin secdesi arasinda, rükûda kaldimNe gökteyim ne yerde…Ne kiyamdayim ne secdede… Birlik ve hiçlik arasinda, akil ve ask siratinda çiçek açan bir yerde.. Yollarinin bolluguyla sinanan bir sevdânin basindayim. Ze gibi rükûda kaldim. Yüzümle arza bakarken, ruhumla semâya aktim… Ârâftan çiksin kalbim, egrilerim dogrulsun; ben de bir yol bulayim…

SIN gibi, inci diserinden çikacak bir hazineye sevdâlandim…Inci dislerinden bir söz isitmek istedim. Yüzyillar önce sairin bir Sine tesbih ettigi dislerinden bir güzel söz isitmek istedim. O söz ki, ezelî ve ebedî sevdâm… Birak açilsin dudaklar ve yayilsin âleme dualar… Dualar bir hazine gibi, sefâat bambaska bir hediye gibi bütün evrene yayilsin… Bütün harflerin ucunda, basinda, sonunda Sen varsin.

SIN gibi, üç inciyi basimda tasimakla onurlandim…Dünyaya dagilan incilerden üçünü basima takayim. Ayn, Sin ve Kaf diyorum ya hani…. Payima düsen üç harf ile dilsâd olayim. Üç inci ile yatip üç harf ile uyanayim… El ver, askini basimda tasiyayim.

SAD gibi, gözlerinin esrarina kapildim da kivranarak kivrildimBir harfin kivrimiyla kivrandim sayfalar üzerinde… Sad gibi koyu bir esrâri sarip sarmalayip sakladim gözlerimde… Efsûnlu bir nazar gibi, büyülü bir rüzgâr gibi harflerinde ruh buldum. Adini olusturan harflerin esrârini gözlerinden okudum.

DAD gibi, gözlerinin uçurumunda, bir kara ben noktasinda aklandim…Gözlerin bir uçurum… Sahifenin kenarinda sonsuzluga akacak iken ruhum, ben içre bir ben tuttu gözlerimi… Ay ve günes nasil tutulursa bir boslukta, gözlerim nasil tutulursa bir bosluga… Harflerin noktasina da iste öyle tutundum. Bir kara nokta akladi benligimi… Noktalar çogalirken ben âhh, hep azaldim.

TI gibi, elif sevdâmi nergis gözlerine yasladim da yasadim… Ti gibi iki hamlenin yarasiyim. Bir göz kivrimindan süzülüp bir nergis çiçeginden dökülüp Elifin ayagina diz çöktüm. Vahdetten yükselen askimi Elifin birligine yasladim. Sevdâm büyük, sedâm küçük olsa da… Susmadim.

ZI gibi, didelerin askiyla yandim, Elif iken nokta kadar ufaldim…Mürekkep, harflerin damarindan süzülüyor damla damla… Harfler kamis kalemin ucunda can bulurken mürekkep damliyor beyaz bir satiha… Zidaydi bütün güzelligin… Gözlerin, benin ve servi boyunla tamam oldu güzelligin. Ve ask Elif iken küçüldü, süzüldü, bir noktaya büründü. Bir Elif hamlesiyle ufalandim, pâre pâre paralandim.

AYIN gibi, askin dîvânina bir küçük mukaddime olsaydim…Ask olsun diyorum. Sayfalarca ask… Bir dîvân sayfasinda saklanan; içi nakis ve hat, disi tezhip ve sanat kokan bu yarali ask, yayilsin rahlenin kalbine… Kalpten sonra bütün âleme… Harflerin gül kokusu bu… Bir dîvân sayfasinda gizlenen askin yüzyillik hosbûsu bu… Ve ben, bir dibâce olsaydim bu dîvâna, bir mukaddime… Belki bir Elifle nur düserdi ismime…

GAYIN gibi, gözüme düsen bir nokta yasla sirilsiklam islandim…Bir çift göz verildi kabugumun kalbine. Sadece bir çift gözdü ruhuma açilan pencere… Gönlümün gökyüzünden kan düstü, nokta nokta islandim. Hicran düstü Elifbâya… Ben, kamis kalem ve mürekkeple islandim. Ve ben âhh, sonunda uslandim

….

FE gibi, kade-i ûlâda kaldim, son kez secdeye varamadım.Askin önünde diz çöktüm, ayak burktum, boyun büktüm. Basim kalbime yakin, arinmaya ve cilâlanmaya muhtaç kalbime… Yollari asip Sana geliyorum. Yüzüm yok secdenin nur yüzüne, biliyorum. Ellerim bir tesbih tanesinde kilitli.. Bedenim huzurunda ve ruhum ipinden kopmus bir tesbih tânesi gibi… Yollarimi aç… Felerim Vav gibi huzura muhtaç….

KAF gibi, Zümrüd-i Ankâya âsik bir masaldim… Kaf dagindan süzülüp geldi gönül kuslarim. Hüdhüd, Simurg, Hümâ, Ankâ… Bir Zümrüd ü Ankânin kanadinda asili kaldi kanayan masalim. Ask masalinin kahramanlari uçusuyor gönlümde… Kaf daginin ardindaki kimyâ ile can buldu harfler… Ask ile… Âsiklarin menziliydi çöller ve daglar… Ben kendimi bildim bileli, daglara mahkûmum… Daglardi benim yurdum…

KEF gibi, bir Nûn ile can buldum, Kûn dendi ve ben oldum…Kûn dendi, Kef ve Nun bir araya geldi. Çamurdan ve balçiktan sonra, bir alaktan filizlenip boy verdim. Oldum ve ölmeyi bildim, öldüm ve olmayi bildim. Bilmeyi ve bilinmeyi istedim. Harflerdi tek sâhidim… Ne kalem yetti, ne kâgit içimdeki ummâni tasirmaya… Harflerdi tek sâhidim… Ben anlatamadim…

LAM gibi, saçlarinin kivrimina asilarak sallandim…Saçlarinin kivrimina yuva yapti gönül kusum.. Ipe asilan bir ayna gibi döne döne kendimi buldum. Tel tel örülen bir siyahlikta, ince ve kara ipler arasinda hapsoldu gönül kusum… Ava giden bendim, saçlarinin tuzaginda avlanan yine ben… Îdama mahkûm bir âsik gibi saçlarinin tellerine asilarak sallanan ben… Ve ben… Askin daragacindaydim…

MIM gibi dudaginin kuyusunda küçülen ve yok olan bir noktaydim…Dudaginin kuyusunda gördüm Yûsuf’un rüyâsini… Çukur, halka halka küçüldü; halkalar büyüyerek kuyunun uykusunu böldü. Büyüyen ve küçülen noktalar gibi… Bir dudagin hânesine konuverdim… Sükûtu resmeyleyen bir noktayim.. Ben esâsen hiç olmadim, uçsuz bucaksiz bir yoktayim.

NUN gibi, ates denizini mumdan gemiyle, Nun gemisiyle assaydimAsk, âtes denizini mumdan gemilerle geçtigi vakit… Gönül gemileri bir Nuh tufani ile engin vâdîleri astigi vakit… Bir Nun tekkesi düsseydi payima… Yana yakila assaydim alevli denizleri… Asarak geçseydim âtesten dehlîzleri… Var/saydim… Aska ulassaydim.

VAV gibi, iki büklüm hâlimle bir cenine konsam, bir secdeye varsaydim…Vav gibi iki büklüm kaldim belâli bir dünya yalaninda… Yalanlardan, dolanlardan, koynuma dolanan yilanlardan sonra bir Vav huzuru hayâl ettim kendi dünyamda… Anne karnina düsen ceninden kopup, secdeye varan elimde kosup… Bir Vav gibi kendime dolansaydim…

HE gibi, alevden yaslarimi bir âh için akittim…Içinde alev yanan iki kirmizi kadehti gözlerim… Daglamak ve aglamak arasinda gidip gelen koyu bir alev gibi yükseldi ellerim.. Bir âhti yükselen, havaya… Bir insirâhti yükselen, semâya… He gibi iki göz çukuruna dolan dumandim. Dumanimla gökyüzüne uzandim.

LAMELIF gibi Lânin askiyla çark attim…Harfler bir semâzen gibi dönerken sayfalarda, ben ters bir semâzen sûreti gördüm Lânın koynunda… Çark atiyordu yoklugun noktalari… Yoklugun çokluga dönen adiminda bir yok hecesi dokundu sayfalara: Lâ… Sonsuz bir sonsuzlukla dile gelen harf, dönüyordu âh diyerek sayfamda… LâilâheillALLAH diyerek dönüyordu Lâ…

YE gibi, sona geldim, Sana geldim; hamdim ve sonunda yandim…Sana geldim. Elifbânin bütün harflerini ask ile, âtes ile yaktiktan sonra Yenin kivrimiyla sayfa sonuna geldim. Harfler, heceler, kelimeler ebedî bir sevdâya mâil… Elifbâ bastan sona içimdeki aska mümessil… Mürekkep nokta nokta sayfalari asiyor. Sayfalar dalga dalga rahlelerden tasiyor. Bu askinlik, bu taskinlik yüregimden çikip aska akiyor. Ve ask bütün kâinata damla damla yayiliyor.

Senem Gezeroğlu

.
.
.
Hayat nedir, nedir ki anne;
Bir oyun, bir masal değil mi?
Bak, kırıldı oyuncaklarım...
Ömrüm gitti,
Sevdam bitti...
İnan, ben hiç büyümedim ki...

Yusuf Hayaloğlu

Gece bitmez, gündüz bitmez
Bu yalnızlık hiç bitmez
Ne kavgam bitti ne sevdam
Ömür geçer, gönül geçmez

Sezen Aksu / Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam

Hayat nedir, nedir ki anne;
Bir oyun, bir masal değil mi?
Bak, kırıldı oyuncaklarım...
Ömrüm gitti,
Sevdam bitti...
İnan, ben hiç büyümedim ki...