• Gönlümdeki sevdam tam bitti derken yine sen yine sen düştün aklıma kalbimdeki yara iyi oldu derken yine sen yine sen
  • İnsan yaşar yaşar tecrübe eder,
    Daha anlamazsan zaman tercüme eder.
  • geçmekte olan mevsim
    sen mi yaşlandın,
    ben mi ağır kaldım?
    çok mu hızlı yürüdün?
    ben hep geçmişte kaldım.

    günlerim, senin mevsiminde
    bense yaşarım geçmiş günlerimde
    yâr kaldı geride, yaram dünde, derinde

    kaç tel saçı daha ağardı?
    gözlerinin altındaki renk
    nasıl görünür teninde
    hangi koyulukta?

    tonu, geride kalmış yaş moru mu?
    yoksa,
    geçmiş aşk mevsiminin sevda moru mu?

    günler geçtikçe, değişir mevsim
    mevsim değiştikçe
    solar renkler, onlarda eskir

    benim sana olan sevdam;
    Adem'den kalma ilk mavi
    Havva'dan kalma ilk yeşil

    senin bende ki rengin;
    gökyüzünde ki gün yüzü görmemiş mavi
    yeryüzünde ki göz değmemiş yeşil

    seninle bahardı benim niyetim
    sensiz kaldım, oldum sonbahar
    sonlansaydı sende nefesim
    olurdu bahar,
    bana her mevsim

    yol boyu sıra sıra dizilen mevsim
    kış bitti,
    bak! Sefer dönüşünde kuşlar
    etrafım bahar açmış
    gözlerim yeşil yaprak döker
    her nefes ile içimde esen rüzgar
    bu yaşadığım sanki ilk değil,
    olsa olsa bu bir sonbahar...

    Abdulselam GÖZÜTOK
  • Ne kavgam bitti, ne sevdam
    Ömür geçer, gönül geçmez...
  • Ne kavgam bitti ,ne sevdam ,
    Ömür geçer ,gönül geçmez,
  • I.
    Yitip gitmek eğer olacaksa bir gün, bu aşksız olmamalı. Eğer hazların ve heveslerin ötesine geçebiliyorsan adaşım, işte o zaman seviyorsun yani gerçekten yaşıyorsun demektir. Sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyin kendinde bulunmasına tahammül edemeyip onu koparıp atabiliyorsan işte adaşım bu sevmektir. Hem de çılgınca, gözünü karartarak, delicesine… Bu sevmek denen iptilanın mertebeleri vardır. Adamı evvela iyi bir şair yapar, daha da ısrarcı olursan kâinatın sırrını bile adama açık eder. Hakikate talip olanın kandili sönecektir elbet. Çünkü bulduğu aydınlık diğer bütün ışığı geçersiz kılacaktır. Sonrasındaysa gözün ne Leylâ görür ne çöl. O ulaşılamaz maşuku hasis ettirir. Yeri gelir sen susarsın, O’nun sesi duyulmaz, ama yer, gök, kâinat konuşur. İzah etmeye çalışır, her ne varsa geride izaha muhtaç. Yeter ki bir olunsun sevgiliyle zaman da önemini yitirir, mekân da. Her şeyine yabancı olduğun bir evrende de fiyakalı yaşarsın, yeter ki O yanında olsun. Eğer firak kaçınılmaz bir biçimde gelmiş, ölüm hükmünü geçerli kılmışsa, o aşk, aşığa, sevgilinin başucunda en yüksek sanatkâr olarak en güzel besteyi çaldıracaktır.

    II. & III.
    Geçti sevda faslı. Sıra geldi kavgaya ve isyana. Evet, isyan… Aşksızlığa, adaletsizliğe, dostluğun ölüşüne, doğanın yok edilişine isyan. Basitliğe, sığlığa, tekdüzeliğe, nobranlığına insanın…

    https://www.youtube.com/watch?v=dwZUCZQk3VM

    Sabahattin Ali, naif, kırılgan, romantik, diğergam karakterleri ile “sevmek vermektir, almak değil” diyen E. Fromm’ u doğruluyor. Bedeninden, ruhundan, benliğinden vazgeçen, ancak sevgili varsa “yaşamak umrumdadır” diyen kahramanlar, her hikâyede namümkünü mümkün kılarak bir inancı kuvvetlendiriyorlar. İkinci ve Üçüncü kısımda ise serseri, kaçık, başkaldıran, isyan eden karakterlerin yaşam mücadelesi var. Öyle bir düzen ki içinde kalındığında akla mukayyet olmak zor. Ya deli olunacak ya erdemsiz biri ya da ölmek pahasına bir asi. Özellikle adaletsizliğin ve merhametsizliğin zirve yaptığı Komik-i Şehir tahammülü bir hayli zorluyor, “adaletin bu mu dünya” dedirtiyor.

    https://www.youtube.com/watch?v=wOWzeKVKpXE

    Sabahattin Ali ise her seferinde itirazdan yana kullanıyor tercihini. Bu da yaşadığı hayatla “ne kavgam bitti ne sevdam” diyen bir yazarın, ruhunun eserine yansıması olsa gerek.
    “Ah, ey peşinde koştuğum hakikat, nihayet seni yakalayacağım.”

    Eserin dil ve anlatımdaki ustalığına da değinmek istiyorum. Yazar, betimleme ve benzetmelerdeki belagatiyle latif bir edebi zevki ortaya koyuyor. Bu örneklerden birazını paylaşmakta fayda var:
    “Güneş, yüzüne yeşil yelpaze tutan mahcup bir kadın gibi iri yapraklı ağaçların arkasına saklanırken…”
    “Gecenin yaklaştığını gören tabiat, serin bir nefes almak için kımıldanıyordu.”
    “Sabahleyin karşı karşıya gelince dişi söylemek istediği şeyleri gözleriyle anlatmak istedi. Tam bu sırada, üzerinde oturdukları söğütten sarı bir yaprak koptu, iki tarafa sallanarak aralarından geçti ve dişinin en manalı baktığı zamanda gözlerinin önünü kapattı.
    Erkek bu bakışı göremedi. Fakat her ikisi de sarı yaprağı gördüler. Erkek ağzını açtı: “Senden hiç ayrılmak istemiyorum…” demek üzereydi ki, buvvv diye soğuk bir rüzgâr esti… Dişi, erkeğin sözlerini işitemedi. Fakat her ikisi rüzgârın sesini duydular. Birbirlerinin gözlerine baktılar; artık yuva kurmanın zamanının geçtiğini, sonbaharın geldiğini, ayrılacaklarını anladılar. İkisi de içini çekti. “