• Az önce bir haber okudum Furkan Celep hakkında. Şimdi yazacağım yazı çok uzun okumama ihtimaliniz var ama ben yine de yazacağım. Çok üzüldüm ,gerçekten çok üzüldüm. Umarım yazacaklarım birilerinin hayatını değiştirir. Fikriniz yine değişmezse lütfen benimle iletişime geçin.
    Hissizleşmek öldürür insanı. Sakın hissizleşme eğer ki öyle olmaya başladığını hissettiysen hemen kendini hayata bağlayacak bir şey bul ve ona bağlan.İnsanlar seni sevdiklerini söylemiyor ya da senle dertleşmiyor belki de ölmeni istiyorlar diye vazgeçme hayatından.İnsanlardan vazgeçsen bile doğadan,hayvanlardan vazgeçme lütfen. Hayatın anlamı yok buna kesinlikle ben de katılıyorum ama bu demek değil ki ölüm daha anlamlı.Bazı ölümlerin anlamı hiç yoktur hatta yaşamın anlamından daha da anlamsızdır.Kısaca ölümün daha anlamsız olduğunu unutma.Yaşarken en azından sen bilmesen de seni örnek alan, söyleyemese de seni seven ya da senden etkilenen birileri hep var.Ya ölürsen?Söyle ölürsen ne olacak?Ruhsuz bedenin kime ne katacak?Yapmayın, lütfen yaşamaktan vazgeçmeyin.Haklısın anlamı olmalı yaşamın ama sırf anlam bulamadın diye erken davranma.Bu önyargılı davranmak değil mi?Geleceği göremiyoruz. Belki de ilerde o güzel kalbinle dünyayı değiştireceksiniz belki de değiştirebilecek birine can vereceksiniz.Şu an anlamı yok belki ama ilerde olamayacağını kim söyledi?Güneşin neden battığını bilmeyen birini düşün. Karanlıktan da korkuyor bu güzel insan ve güneş battığında ben karanlıktan korkarım diye düşünüp kendini ölümün kollarına bırakıyor bir bilse o güneşin doğacağını. Güneşin doğmayı unutmayacağı gibi sen de unutma bir gün o aydınlık huzur getirecek sana ama huyu işte hep en karanlık zamanlardan sonra.Ben her pazartesi diyete başlayanlar gibi intihar kararı alıyordum:).Kimi zaman bir mektup onlardan nefret ettiğime dair,kimi zaman bir yazı onları sevdiğimi ama dayanamadığımı yazan.Sonra veda için arkamı her döndüğümde onlara bunu yaşatmaya hakkımın olmadığını söylüyordum.Nefret bile nefes almak için dinlenir bazen işte o anlar hep onlara uyurken baktığımda oluyordu.Hem seni bir iki güne unuturlar sanma insan bir iki saniyelik anıyı unutamıyor hayatı boyunca kolay mı unutmak bir insanı?Hafife aldığımız o bir iki saniye bile nasıl değiştiriyor insanın hayatını, nasıl olur da bir insanın başka hayatlara bir şey katmadığına inanırsın ya da seni çabuk unutacaklarını.Hiç mi mutlu anların olmadı bari onlara bağlan. Anılarından nasıl vazgeçersin? Onlar sana ait en değerli şeyler. Onlarında hakkı değil mi yaşlanınca hatırlanmak yüzündeki bir tebessüm eşliğiyle.Yıllarca besledin , büyüttün , kalbinde taşıdın ne olur yetim bırakma.Onların da hakkı yaşamak .Ve en önemlisi hiç tanımasa da, çok uzaklarda olsa da her daim insanları seven birileri var unutma.
  • 140 syf.
    ·Beğendi·10/10
    50 Kuştüyü Masal

    Herkes iyi hafta sonları diliyorum. Şimdi adında da anlaşılabileceği gibi bir masal kitabını anlatmak istiyorum.
    Sevgili @senai.demirci "uçuşlar kitabı" diye de küçük bi not düştüğü bu güzel kitapta bizler için seçmece 50 tane masala yer vermiş, ama öyle masallar seçmiş ki okurken hem sizi çocukluğumuza götürüyor, hem düşündürüyor hem de masalın sonunda siz sevgili kitap kurtlarına masalda vermek istediği mesajları ekmek arasında kulağınıza küpe ediyor. Bu masal sonrası bölümler hepimiz için çok kıymetli. İçerisinde ki dersleri hayatımıza geçirebilirsek ne mutlu bizlere.
    Ey sevgili güzel okur öyle masal deyip okuyup geçme dikkate al, hayatına uygula... Yada en azından uygulamaya çalış diye.
    Birde size naçizane küçük bi tavsiyem var Senai bey masallar sonrasında sizi başka sayfalardaki masallara yönlendirmiş. Bir de bu şekilde okumayı deneyin olur mu?

    Bu arada aklıma gelmişken bi noktayı daha belirticem. Hani bazen hediye olarak hangi kitabı seçsem yada ne hediye etsem diye düşünürüz ya, heh işte şimdi size gözüm kapalı "evet işte bu en güzel hediye" olacak diyebilirim. Bende bunu yapıcam çünkü
    Sağlıcakla kal sevgili okur..
    İçindeki çocuğa selam olsun
    ...

    Eğildim öptüm yıkık alnından uzaktın, kıyamadım sessizliğine
    biraz daha dedim içimden, biraz daha;
    gün olur, onuru güzel çocuk
    acıda yakışır güzel yüreğine..

    Güzel gören yoksa güzel görünen de yok; unutma!

    Seven en çok sevdiği hata ettiğinde sınanır.

    "Unutabilmek, unutulmaz bi iyilik olmalı insana." Evet, hikaye bitince dudaklarımda bu cümleyi mırıldandığımı fark ettim. İyi ki unutabiliyoruz. İyi ki... Eksiklik diye bilgiğimiz şey, aslında bizi tamamlayan bir güzellik. sf.48

    Önemli olan tek bir an vardır, o da "şimdi"dir.
    Çünkü sadece içinde bulunduğumuz zamana sözümüz geçer.

    "Kalbimi kalın bir kitabın arasında kuruttum"

    Kendinize güvenin, konfor alanınızın dışına adım atın.
    Unutmayın, açılmamış kanatların büyüklüğünü kimse bilemez...

    Sevgili okur, pamuk prensesi ve ağustos böceğini bu kitaptan bir de oku derim.. Bakış açını nasıl değiştirecek bir gör..

    @senai.demirci
    @hayykitap
    #okumaeyleminekatıl #okuyucukadınlar #hobimphoto #hobimlifestyle
    #50
    kuştüyümasal
  • Tanrısal aşkı tanıyan iki varlık, birbirlerini bununla beslerler. Aşklarının kaynağının, ikisini de yakacağının bilincinde eksikliğin korkusunu unuturlar. Tıpkı hafif bir rüzgarın ateşi canlandırması gibi, kendi aşk soluklarının, güçlerinin temelindeki neşeyle çıtırdayan koru alevlendireceğinin bilincindedirler. Demek ki bu, huzur içinde her anın tadını çıkararak kendinden geçmeye doğru ilerlemektir. "Tanrısal aşk sonsuzdur. Eğer biri, belli bir kişiyi severse, bu aşk o an doğmamıştır. Çok daha önce, kişinin ruhuna yerleşmiş, ve sadece o an kendini göstermiştir. Birbirini seven ruhlar; Ne gökte, ne de yerde ayrılırlar."
  • pelşin,
    pelşin, Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri'ni inceledi.
    312 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Bir süredir okumak istediğim Aşkın Celladını sonunda okumuş bulunmaktayım. Bu kitap benim Irvin Yalom ile tanışma kitabım oldu. Kendisi 'Nietzsche ağladığında' kitabıyla fazlaca okunmuş, duyulmuş Psikanalist, Psikoterapist, Psikiyatrist ve Yazardır.

    Aşkın Celladı varoluş sancıları ile cebelleşen on ayrı kişinin terapi öykülerinden oluşmakta. Bu on kişinin terapiye geliş nedenlerine bakıldığında aslında sorunlarının günlük yaşamın sıradan sorunları "yalnızlık, değersizlik, şişmanlık, karasevda, cinsellik, keder, depresyon" gibi sorunlar olduğunu görüyoruz. Fakat devamında Irvin Yalom'un bu sorunların derin köklerini, varoluşun temeline uzanan köklerini açığa çıkardığını okuyoruz.

    Ve yazar Psikoterapinin dört gerçeğini de şu şekilde vurgulamıştır;
    - her birimiz için ölümün kaçınılmaz son olması,
    - yaşamımızı kendi irademizle biçimlendirme özgürlüğümüz,
    - nihai yalnızlığımız
    - yaşamın belirli bir anlamdan yoksun oluşu.

    Ve bu gerçeklerle yüzleşmenin ne kadar zor ve önemli olduğunu okurken çok iyi anlıyoruz.

    Betty'nin, Penny'nin, Marge'in ve Marvin'in öykülerini okurken özellikle daha başka etkilendiğimi de söylemek isterim.

    Son olarak Psikolojik kitaplara ilgisi olup, okumayı seven okurlara; Severek okuduğum, bana verimli bir okuma sunan, öğretici yanı da olan Aşkın Celladı'nı tavsiye ederim.
  • İçimde o kadar şey var ki söyleyemediğim ve beni parça parça eden, bu suskunluk beni öldürecek gibi hissediyorum. Kaybettiğim insanı daha ne kadar çok kaybedebilirim ki ? Kendimi nedrn suçluyorum sürekli. Ben birşey yapmadım ki, ama o gitti. Giden neden hep haklı oluyor ama. Giden hep haklı. Bütün sorumluluğu çabayı herşeyi yıkıp gidiyor. Ve haklı. Ama, ama seven neden haksız ? Bir insan gideceği bir kalbe neden girer ki ? Ve omzunda ağladığı bir insandan neden nefret eder ?
  • Sevgili Bilge,
    Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok
    söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan
    olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. İnsanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde bırakmasaydım. Kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla. Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden
    beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa, arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. Aslına bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. Sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle karar alınamazdı. Yaşamamış birinin ölü yargılarıydı bu kararlar. Şimdi her satırı,
    bu satırı da neden yazdım? diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum. Aziz varlığımı son dakikasına kadar aynı görünüşle ayakta tutmak gibi bir görevim olduğunu hissediyorum. Çünkü başka türlü bir davranışım, benimle küçük de olsa bir ilişki kurmuş, benimle az da olsa ilgilenmiş insanlarca yadırganacaktır. Oysa, Sevgili Bilge, aziz varlığımı artık ara sıra kaybettiğim oluyor. Fakat yaralı aklım, henüz gidecek bir ülke bulamadığı için bana dönüyor şimdilik. Biliyorum ki, bu akıl beni bütünüyle terkedinceye kadar gidipgelenazizvarlık masalına kimse inanmayacaktır. Bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak durumundadır. Bu bir çeşit alın yazısıdır. Bu alın yazısı da başkaları tarafından okunamazsa hem ölünür ve hem de dünya bu ölümün anlamını bilmez; bu da bir alın yazısıdır ve en acıklı olanıdır. Bir alın yazısı da, ölümün anlamını bilerek, ona bu anlamı vermesini beceremeden ölmektir ki, bazı müelliflere göre bu durum daha acıklıdır.

    Ben ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum. Bu nedenle, Sevgili Bilge, mutlak bir yalnızlığa mahkûm edildim. (İnsanların, kendilerini korumak için sonsuz düzenleri var. Durup dururken
    insanlara saldırdım ve onların korunma içgüdülerini geliştirdim.) Hiç kimseyi
    görmüyorum. Albay da artık benden çekiniyor. Ona bağırıyorum. (Bütün bunları yazarken hissediyorum ki, bu satırları okuyunca bana biraz acıyacaksın. Fakat bunlar yazı, Sevgili Bilge, kötülüğüm, kelimelerin arasında kayboluyor.)
  • "Hakkımda saçma sapan söylentiler çıkarmalarına ya da beni tanrılaştırmalarına sakın izin verme, olur mu fletch. ben, belki de sadece uçmayı çok seven bir martıyım.. zavallı fletch, gözünle gördüklerine sakın inanma. görünenlerin hepsi sınırlıdır. anlayarak bakmaya, bildiklerinin ötesine geçmeye çalış. o zaman uçmanın anlamını da daha iyi öğreneceksin."