• 416 syf.
    ·Puan vermedi
    Merhametli Ölüm #starkyorumluyor
    Eagle’s Nest adlı bir kasabada kıyamet hazırlıkçılarını hedef alan “Mağara Adamı” lakaplı bir katil vardır. Mercy Kilpatrick ise 15 yıl önce bir aile trajedisi sonucunda ayrıldığı bu kasabadaki olayları araştırmak için gönderilen FBI özel ajanıdır. Katilin öldürdüğü insanların sadece silahlarını çaldığını öğrenen ve geçmişindeki bir olaya benzeten Mercy, uzun yıllardır konuşmadığı ailesi için çok endişelenir. Kurbanlardan birinin yeğeni polis şefi Truman Daly ile birlikte soruşturmayı yönetirken Mercy’nin hayatı bambaşka bir yöne gitmektedir.
    Polisiyenin romantizm ile harmanlandığı serinin ilk kitabı Merhametli Ölüm, benim uzun zamandır olan polisiye açlığımı muhteşem bir şekilde doyurdu. Sürekli ipuçlarıyla olayların sonucuna ulaşmaya çalışsamda yazarın katili çok iyi saklaması sayesinde tahminlerim hep yanlış çıktı. Zaten polisiye kitaptan beklentim tam olarak bu. Sonunu tahmin ettiğim bir kitabı bitirene kadar canım çok sıkılırken bu kitabı heyecanım sürekli dorukta bir şekilde okudum. Sayfaları o kadar hızlı çevirdim ki bu kadar çabuk bitmesine de ayrı üzüldüm. Ne olur bana hemen ikinci kitabı fırlatın! Kitabı okurken keşke dizi olsa da izlesem diyorsunuz ve bu noktada müjdeyi yayınevi zaten verdi. Umarım film değil dizi olur ve sürekli izleriz. Gerçekten Mercy ve Truman ikilisini çok sevdim. İzlemekten muazzam bir keyif alırım. Ve Truman sen nasıl bir adamsın! Bütün mükemmel özellikler sende mi toplandı? Ne kadar düşünceli, ne kadar mükemmel bir detaysın sen! Mercy’nin zor zamanlarında hep yanında olan ve çok güzel seven adam! Bir partnerden beklenen her şeyin Everest’i. Yazar o kadar iyi ve kararında yazmış ki romantizm, polisiyenin önüne geçmemiş. Ama devam kitaplarında bu ikiliyi daha çok görmek için sabırsızlanıyorum!
    Mutlaka ama mutlaka bu seriye başlayın derim. Okumayanlar o kadar çok şey kaybediyorki bunu kelimelerle ifade edemem. O yüzden kesinlikle tavsiyemdir. Okuyun, okutturun.
  • 672 syf.
    ·15 günde·Beğendi·7/10
    Yazarın yazmış olduğu en kalın kitabı aynı zamanda diğer eserlerine göre anlaşışması biraz daha zor olan zaman zaman üzerinde düşünülmesi gereken bir eser. Seven de çok ama benim için biraz şöyle oldu;
    Muhtemelen, okuduğum kitapları içinde bitmesini istediğim yegane kitaplardan biri oldu. Fazlaca uzatılmış ve hayal kırıklığına neden olan bir kitap oldu.
    Kısaca söylemek gerekirse;
    Romanın kurgusu bence çok başarılı degil.Taşlar tam yerine oturmamis.Yazar pek çok seyi anlatmaya çalıştığı için bence anlatilan hikayeler ve kahramanlarin kisisel hikeyeleri bütünlük sergileyemiyor romanda.Eger yazarin tercihi değilse okur kendi çabasıyla eksik kalan kisimlari tamamliyor.Gecisler cok hizli ve kisa kisa ele alinmis meseleler.Romandan çok, film sahneleri gibi sekillenmis roman bence.Anlatim bana biraz dağınık ve parçalı geldi.Romanin kurgusu aceleye gelmis gibi.Yazar pek çok şey anlatacağım diye kurguda aksamalara yol açmış bence..
  • 484 syf.
    ·5 günde
    Selamün Aleyküm

    Merakla okumayı beklediğim bir eserin daha sonuna geldim. Benim için önemli olan hayallerimin sahibi ile aynı anda okumak, yüreğim için büyük bir mutluluk oldu.
    Ömer Zülfü Livaneli 20 Haziran 1946 yılında Konya'nın Ilgın ilçesinde dünyaya geldi. Birçok dalda başarı elde eden Zülfü Livaneli film yapımcısı, yönetmen, milletvekili, müzisyen, siyasetçi ve yazar kimliğiyle hepimizin tanıdığı ve sevdiği bir kişi oldu. Gelelim okuduğumuz esere, ünlü yazarımızın okuduğum 4. eseri olan Serenad kitabından tam 108 alıntı paylaştım. Ana karakterin bir kadın olduğu muhteşem bir roman. Bir kez daha anladım ki, kadınlar kaç yaşına gelirse gelsin yüreğinde küçücük bir kız çocuğu taşır. Günümüzde kadınların, çocukların ve hayvanların değer görmediği bir zamandayız. Umarım İlerleyen zamanlarda bu düşünceler değişir. Gerek ülkemiz, gerekse başka ülkeler hakkında tarihsel bilgiler içeriyor. Bu kadar akıcı bir roman, muhteşem bir aşk hikayesi. Otuzlu yaşlarındaki bir kadın ile seksenli yaşlara merdiven dayayan yaşlı bir adamın hayatından bize örnek olacak bir eser. Gerçek ile kurgunun birleştiği bir hikaye. 769 kişinin hayatını kaybettiği Struma gemisini, binlerce kişinin öldüğü hatta kendilerini nehirleri atarak intihar ettiği Mavi Alay'a ilk defa bu kitabın satırlarında rastladım. Dinleri, dilleri, ten renkleri farklı olan kadınların yüreğimizde bıraktığı acı hep aynı. Ben de birçok okuyucu gibi Max ile Nadia'nın öyküsü ile sarsıldım. Kitabın birçok yerinde gözyaşlarıma engel olamadım. Livaneli hayranı olarak bu romanı keşke daha önce okusaydım dediğim bir kitap. Biraz zaman geçtikten sonra tekrar okumayı düşündüğüm kitaplardan bir tanesi de Serenad. Kitabı bitirir bitirmez hemen bir inceleme yazmak istedim. Kısacası Serenad herkesi etkileyen, şaşırtan, meraklandıran, gözlerini dolduran yani bütün duyguları bir arada yaşayan kitapseverlerin okuması gereken bir eser.

    "İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan."

    Yüreğindeki salıncakta sallanmama izin veren değerlim, sana da çok teşekkür ederim.

    Herkese keyifli okumalar.

    https://m.youtube.com/watch?v=6Y4ZfDnpBjo
  • Tim Burton'ın yönetmenliğini yaptığı Big Fish filmi gerçek ve gerçekdışı dünya arasında mekik dokuyan bir yapıya sahip. Senarist John August sanatsal güzelllik taşıyan bir senaryo ortaya atmış.
    Konudan bahsetmem gerekirse, Edward Bloom hayatını kendi nasıl görmek isterse öyle gören bir baba. Will Bloom, yani oğlu, babasının başına bunların geldiğine inanmadığından babasının hayatını sorgulamaya başlar. Büyük Balık hikayesine inanmaz, onun bir dev ile arkadaş olduğuna...Edward her yerde bu anılarından bahsetmektedir. Çevresindekiler onu severken oğlu babasını hiç tanımadığını ve yalanlarını(!) dinlemekten istemediğini söyler.
    Filmin sonunda geçen Man of One Hour şarkısını da beni. eğer hafif müziklerden hoşlanıyorsanız size de iyi gelebilir.
    ---------Süpriz kaçıran ayrıntılar------------
    Will'in babası hayatı nasıl görmek istiyorsa öyle görmektedir. Bir dev ile arkadaş olduğunu söylerken gerçekten de iri bir insanla arkadaşı vardır ama dev değildir. Filme adını veren Büyük Balık ise aslında kendisidir. Büyük Balık, aslında herkesin sahip olmak istediği şeyi temsil eder. Yani aslında öldüğü esnada artık olmak istediği şey olmuştur. Hayatı boyunca bir sürü onu seven insan bırakan Edward'ın cenazesinde anlattığı hikayelerde geçen insanlar vardır. Yani Edward hayatı boyunca insan biriktirmeyi başarmıştır. Galiba asıl mesele bu: İnsan biriktirebilmekte... Film boyunca nasıl öleceğini bildiğini söyler. Aslında burada bahsedilen,onu seven insanlar uğurlayacağıdır. İnsanların hayatına nergis bırakan birine benzetebiliriz onu.
  • 224 syf.
    ·5/10
    Ahmet Ümit seven biri olarak sanırım büyük bir beklentiyle elime aldığım Aşkımız Eski Bir Roman beni hayal kırıklığına uğrattı. Üç öyküden oluşan kitap artık tanışık olduğumuz Başkomser Nevzat'ın maceralarında odaklanmış durumda. Ama bu sefer öykülerin kısalığından olsa gerek Başkomserin duygularına öyle derinden bakamıyoruz. Bu da yetmezmiş gibi öykülerin de oldukça yavan yanları var. Kitaba ismini veren ilk öykü beni tamamıyla hayal kırıklığına uğratıyor. Fikir olarak güzel ve altı doldurulabilecek olan öykü olabildiğince yalın anlatılmış, okurun betimleme okuma isteğini hiç karşılamıyor. Böylesine kısa bir öyküde katili daha ilk sayfalardan tanımak ama ona katil sıfatını yakıştırmak istemezken katil öykünün sonunda neredeyse hiç bahsi geçmeyen biri çıkıyor. Bu da okurun polisiyeden aldığı zevki maalesef oldukça azaltıyor. İkinci öyküde ise katil daha ilk sayfadan benim diye bağırıyor. Kitapta elle tutulur tek şey üçüncü öykü. O da mükemmel değil. Bence Ahmet Ümit son zamanlarda uğraştığı film, youtube projeleri nedeniyle uzak kaldığı okuruna kendini unutturmamak için alelacele bir öykü kitabı hazırlamış, yeni yayinevi de satacağını bildiği eseri gözü kapalı basmış. Beni ne edebi ne de polisiye olarak doyuran bir kitap olmadı diyebilirim. Merakla Ahmet Ümit'in altını doldura doldura yazdığı diğer kitapları gibi olacağını umduğum yeni romanını bekliyorum. 5/10
  • 400 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Serinin ilk kitabını çok severek okudum. Beklentimi yeterince karşılayan bir başlangıç oldu. Fantastik evrenleri seven herkesin beğeneceğini düşünüyorum. Birbirinden bağımsız olaylar anlatılırken, aralara koyulan Mantığın Sesi başlıklı bölümler film tadında okumamızı sağlıyor. Bunun dışında beni rahatsız eden küçük bir nokta var. Kitabın arka kapağında yazan "İngiltere için Tolkien, Amerika için George R. R. Martin neyse Doğu Avrupa için Sapkowski odur." şeklindeki kıyaslama düşüncesi barındıran açıklamayı hoş bulmadım açıkcası. Eğer bir kıyaslama yapılacaksa da Tolkien bunun bir parçası olmamalı diye düşünüyorum. Yine çok sevdiğimiz Harry Potter'ın yazarı J. K. Rowling'in de dediği gibi: Modern epik fantazi yazarlarının hiçbiri, ne kadar uğraşırsa uğraşsın, eserlerinde Tolkien'ın izini taşımaktan kaçınamazlar.
    Ne eserin, ne de yazarın kalitesinin ispata gerek olmayışındandı bu serzenişim. :)

    Hız kesmeden 2. Kitaba devam...