• Bir damla sevgi...
    Ve ne olursunuz nefretin değil...
    Sevginin sırlarını öğretin bize!
    (Işıklar birden söner. Oyun biler.)
    Aralık — 1959
  • 333 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Senin, benim yüreğimde neler var, kim bilir ? Herkesin yüreklerdeki yeri ayrı ayrıdır.

    Klis , Atmalı kəndi, İyun 1959. Dəlalın sevdalısı Şiyara qovuşacağı gün gəlib çatmışdır. Dəlal bütün əndamı ilə atın belin də toy yerinə yaxınlaşdıqca ürəyini bir narahatlıq bürüyür. Gözləri onu, Şiyarını axtarır. Onu heçvaxt görəbilməyəcəyini ağlına belə gətirməzkən, törə öz işini görür.
    Sevgini, cəsarəti, acını, umid etməyi ən xirda zərrənizə qədər hiss edəcəksiz bu kitabda.
    Bunlardan əlavə, cəmiyyətin insan üzərində olan təsirindən doğan qan dondurucu gedişat sizi bəzən təəccübləndirəcək bəzən isə hüzünləndirəcək.
    Ən sevdiyim obraz isə Memo və Delal oldu. Memo bir ata olaraq o qədər gözəl nümunə idi ki, istər öz ailəsinə istərsə də yad qızını öz qızı kimi qəbul etməyi əvəzolunmaz idi.

    Kitab da bəzi tutarsızlıqlar var idi. Eyni zaman da bəzi yerlər var hansı ki, sirf kitab uzanmağı üçün yazılmiş kimi. Gedişatla hecbir əlaqəsi olmayan, sonda havada qalan obrazlar.
    Sevgi mənim üçün hörmət, diqqət, qayğı və b. hisslərdən ibarətdir.
    Birdaha şahid oluruq ki, bütün dərtlər ,acılar unudulmur sadəcə zamanla alışılır.
    Hərson bir başlanğıcdır. Bu son acıda ola bilər, şirin də.
    Umid edin,inan və sevin, bundan başqa insanı həyata bağlayan, içindəki yaşama eşqini doya doya yaşamaq üçün başqa səbəb yoxdur
  • Bataklıkların çetin gecesinde birbirlerine seslenen ve birbirlerini görmeyen, sevgi çığlıklarına evrenin tüm yazgısını sığıştıran kurbağalara benziyoruz biz de.
  • SEVGİLİYE SON BAKIŞ...
    SEN ÖLÜMSÜZ AŞKIN
    RESMİNİ YAPABİLİR MİSİN ABİDİN?
    Ölmeden bir kaç ay önce..
    Şöyle yazmıştı..
    Saçları saman sarısı Vera'sına;
    "Gelsene dedi bana..
    Kalsana dedi bana..
    Gülsene dedi bana..
    Ölsene dedi bana..
    Geldim..
    Kaldım..
    Güldüm..
    Öldüm"
    *. *. *
    Yıl 1955'di..
    Nazım Moskova'da sürgündü..
    53 yaşında..
    Üstelik evliydi..
    Vera Tulyakova 24 yaşında..
    Genç bir kadındı..
    Dul ve bir çocukluylu..
    Ajans Novosti'de muhabirdi..
    Söyleşi için birgün Nazım'ı aradı..
    "Alo, Nazım Hikmet mi?.. Sizinle redaktör Vera Tulyakova konuşuyor"
    Nazım randevuyu verdi..
    Evinde buluştular..
    Odada şair Ekber Babayev de vardı..
    Vera sordu, Nazım cevapladı..
    Söyleşi bittiğinde Nazım Babayev'e döndü ve Tatarca şöyle konuştu..
    "Fena kız değil, bilgili, güzel .."
    Vera anlamıştı söylenenleri..
    Yüzü kızarmıştı..
    ..Ve Nazım'a en çok sevda şiirlerini yazdıracak büyük aşk böyle başlamıştı..
    *. *. *
    O günden sonra hergün görüştüler..
    Telefonda konuştular..
    Sık sık buluştular..
    Nazım Vera'sız, Vera Nazım'sız yapamadı..
    1959 yılında evlendiler..
    Nazım evlenmek için eşi Dr.Galina'dan boşanmak zorundaydı..
    Tüm servetini ona devretti..
    Boşandı..
    Vera'sına kavuştu..
    Kendi deyimiyle..
    Saçları saman sarısı..
    Gözleri mavi Vera'sı..
    *. *. *
    Ölene kadar onun aşkıyla yaşadı..
    En sevgi dolu sözcükler Vera'ya yazılanlardı..
    Her gittiği yerden yazdı..
    Mesela Leningrad'tan...
    "Lanet olsun ne muazzam şey seni sevmek! ..
    Sen benim aşkım, sen benim kızım, sen benim yoldaşım, sen benim küçük annemsin. Canım, bir tanem, seni sevmeden önce dünyayı sevmesini bile bilmiyormuşum.Bu şehir güzelse senin yüzünden, bu elma tatlıysa senin yüzünden, bu insan akıllıysa senin yüzünden”
    *. *. *
    Mesela Varşova'dan..
    "Ve işte ben. Dün sesini işittiğimde dünyanın en mutlu insanı oluverdim. Hep bizi, seni ve beni düşünüyorum. Döndüğümde Rusça’yı gramer kurallarıyla yazacak kadar iyi öğreneceğim mutlaka. Seni böylesine sevmek ve bunu layıkınca yazıya aktaramamak insanı çıldırtıyor. Sen bebeğim benim, anlıyor musun yazdıklarımı? Eğer hastalanmazsam ayın 15’inde yani pazartesi buradan ayrılıyorum. Pazartesi! İşte böyle. Yaz bana, unutma. Ara sıra yani her dakika beni düşün. Öpüyorum seni, sevincim benim."
    *. *. *
    Ya da Prag'dan.
    "Gittin, boşaldı Prag şehri. İçinden elini çekip çıkardığın bir eldiven gibi boşaldı. Söndü artık seni göstermeyen bir ayna gibi.."
    *. *. *
    Bazen Kislova'dan..
    "İçimde ak bir yol var.
    Karıncalar buğday taneleriyle
    bayram çığlıklarıyla kamyonlar gelir geçer
    ama yasak, geçmez cenaze arabası.
    İçimde mis kokulu
    kızıl bir gül duruyor zaman.
    Ama bugün cumaymış, yarın cumartesiymiş,
    çoğum gitmiş de azım kalmış, umurumda değil.."
    *. *. *
    Hatta Moskova'dan..
    "İlk ergenlik düşümden geliyorum sana
    bu şehrin bana verdiği en tatlı yemiş en akıllı söz en insan sokaksın
    günlük güneşlik rüzgârım benim
    saçları saman sarısı kirpikleri mavi karım benim."
    *. *. *
    Nazım Vera'ya son şiirini 1963 yılında yazdı..
    "Gelsene dedi bana..
    Kalsana dedi bana..
    Gülsene dedi bana..
    Ölsene dedi bana..
    Geldim..
    Kaldım..
    Güldüm..
    Öldüm"
    *. *. *
    Öldü..
    Bu şiirden bir kaç ay sonra 3 Haziran 1963'te öldü büyük şair..
    Sürgün olduğu Moskova'da gömüldü..
    Vera yaşadığı sürece Nazım'ı hiç unutmadı..
    2001 yılında öldüğünde tek isteği Nazım'ın yanına gömülmekti..
    Ama hiç boş yer yoktu..
    Daha iyi bir çözüm bulundu...
    Vera'nın külleri Nazım'ın mezarına döküldü..
    Ölümsüz aşkları mezarda buluştu...

    3 Haziran 1963
    Anısına Saygılarımızla...
  • İnsan Haklarını ve düşünce özgürlüğünü savunduğu yazıları ile 1950 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen Russell'a,
    1959 yılında katıldığı Face-to-Face (Yüz Yüze) adlı bir BBC programında şöyle bir soru yöneltilmiş;

    Bundan 1000 yıl sonrasında yaşayan nesillere yaşadığınız hayat ve bundan çıkardığınız dersler hakkında ne söylerdiniz?'
    "Biri entelektüel ve biri de ahlaki olmak üzere iki şey söylemek isterim. Onlara söylemek istediğim entelektüel şey şu; Herhangi bir konuyu incelerken ya da herhangi bir felsefeyi değerlendirirken kendinize sadece gerçeklerin ne olduğunu sorun. Ve bu gerçeklerin ne anlama geldiğini inanmak istediklerinin ya da inanılsaydı topluma faydalı olacağını düşündüğün şeylerin seni yönlendirmesine izin verme. Sadece gerçeklere bak. Bu entelektüel açıdan bir öneriydi.
    Ahlaki şey ise çok basit;
    Sevgi bilgeliktir, nefret aptallıktır. Her geçen gün daha fazla etkileşime girdiğimiz bu dünya da toleranslı olmaya ve bazı insanların bizim hoşlanmayacağımız şeyleri söyleyecebileceğine alışmalıyız. Ancak bu şekilde birlikte yaşayabiliriz. Eğer birlikte ölmek yerine birlikte yaşayacaksak bu gezegendeki insan türünün devamlılığı için kesinlikle elzem olan; tolerans ve birbirimize olan saygıyı öğrenmek zorundayız."