• ''O artık benim için bir ölüdür'' demişsin
    Seni bunca sevene acı bir sitem mi bu
    Ayrılıklar içinde taş mı kesildi kalbin
    Hiç unutmam dediğin günleri unuttun mu..
    Bir ev hatırlıyorum sonra küçük bir oda
    Ve hazdan yeryüzünde kaybolmuş iki kişi
    Ellerini sürdüğün her şey güzel olmada
    İnan her gün yeniden yaşıyorum geçmişi..
    Değil seviştiğimiz o eşsiz birkaç ayı
    Bir elmas parçasını ustaca işler gibi
    Bir bir düşünüyorum geçen her dakikayı..
    Dilerim yeniden doğ gel de güneşler gibi
    Mahzun dudaklarımda aşkın ateşini yak
    Sevenler için değil yaşarken ölü olmak
  • Ancak tehlikeli bir hayata göğüs gerebilecek insanlar demokrasiye sevgi duyabilirler. Kaç babayiğit vardır buna dayanacak?
    Cemil Meriç
    Sayfa 196 - ILETİŞİM YAYINLARI
  • HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR (1864-1944) Kuyruklu yıldız.., Gulyabani
    HALİT ZİYA UŞAKLIGİL (1866-1945) Aşk-Memnu, Mai ve Siyah
    MEHMET EMİN YURDAKUL (1869-1944) mİLLİ şair
    MEMDUH ŞEVKET ESENDAL (1883-1952) Ayaşlı ve Kiracılar, Miras.
    Yahya Kemal BEYATLI (1884-!938) Kendi gök Kubbemiz,
    AHMET HAŞİM (1884-1935) Göl saatleri
    Ömer SEYFETTİN(1884-1920) Kaşağı
    Reşat Nuri GÜNTEKİN (1889-1952) Yaprak dökümü, Çalıkuşu..
    Peyami SAFA (1889-1961) 9.Hariciye Koğuşu..,Yalnızız
    ORHAN SEYFİ ORHON (1890-1972) şair ,gazeteci, siyasetçi
    ENİS BEHİÇ KORYÜREK (1891-1949) şair.
    HALİT FAHRİ OZANSOY (1891-1971) Şair ve oyun yazarı
    YUSUF ZİYA ORTAÇ (1896-1967) Şair

    FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL (1898-1973)Han Duvarları
    FALİH RIFKI ATAY (1894-1971) Siyasetçi
    ÂŞIK VEYSEL (1894 –1973)Dostlar Beni Hatırlasın, Sazımdan Sesler, Deyişler


    NAHİD SIRRİ ÖRİK (1895-1960) Kıskanmak
    HALİKARNAS BALIKÇISI (CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI) (1890-1973)
    KEMALETTİN KAMU (1901-1948)) memleket şairi, vatan sevgisi ve gurbet teması

    AHMET HAMDİ TANPINAR (1901-1962) Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Abdullah Efendi'nin Rüyası, Beş Şehir, Mahur Beste, 19.Asır Türk Edebiyatı, Yaşadığım Gibi.
    SAİT FAİK ABASIYANIK (1906-1954)Sarnıç, Semaver, Şahmerdan, Mahalle Kahvesi, Son Kuşlar, Kayıp Aranıyor, Âlem Dağında Var Bir Yılan, Havada Bulut, yaşamak Hırsı, Şimdi Sevişme Vakti.
    Nazım Hikmet RAN (1902-1963) Memleketimden insan manzaraları

    KEMALETTİN TUĞCU (1902-1996) 80 adet çocuk romanı yazdı

    ARİF NİHAT ASYA (1904-1975) Bayrak şairi olarak anılır.
    NECİP FAZIL KISAKÜREK (1905-1983) Çile
    Sabahattin ALİ (1907-1948) Kürk Mantolu Madonna, içimizdeki şeytan...

    AHMET KUTSİ TECER (1907-1967)
    NURULLAH ATAÇ (1898-1957) Karalama Defteri, Sözden Söze, Diyelim
    Halide Edip ADIVAR (1908-1964) Sinekli Bakkal, Ateşten Gömlek
    AHMET MUHİP DIRANAS (1909-1982) Fahriye Abla
    CAHİT SITKI TARANCI (1910-1956) Otuz Beş Yaş, Ömrümde Sükût, Ziya'ya Mektup.
    KEMAL TAHİR (1910-1973 Esir Şehrin İnsanları, Yorgun Savaşçı, Devlet Ana,
    ORHAN KEMAL (1914-1970) Ekmek Kavgası,Üç Kağıtçı, Hanımın Çiftiği...
    ORHAN VELİ KANIK (1914-1950) Garip, Vazgeçemediğim,
    OKTAY RIFAT HOROZCU (1914-1988)
    BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU (1911-1975) Ressam
    MELİH CEVDET ANDAY (1915-2002)
    BEHÇET NECATİGİL (1916-1979) Kapalıçarşı, Evler, Divançe, Arada, Çevre, Eski Toprak

    HALDUN TANER (1916-1986)Öykü ve oyun yazarıdır.
    Tiyatro: Günün Adamı, Dışarıdakiler, Huzur Çıkmazı, Keşanlı Ali Destanı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım,

    AZİZ NESİN (1915- 1995) Şimdiki çocuklar harika, o kadar çok ki ,onlarca öykü, oyun

    Kerime NADİR(1917-1984) Türk filmlerine de konu olan sayısız aşk romanı yazmıştır.

    Cahit KÜLEBİ (1917-1997) şair

    NECATİ CUMALI (1921-2001) Tiyatro oyunları ,Tütün Zamanı, Acı Tütün, Aşk da Gezer romanlarıdır.

    EDİP CANSEVER (1928 -1986) İkindi Üstü, Dirlik Düzenlik, Yerçekimli Karanfil, Kirli Ağustos,

    İLHAN BERK (1916 -….) şair

    CAN YÜCEL (1926-1999) Sayısız şiir.

    Hasan Hüseyin Korkmazgil 27-84 Acılara Tutunmak
    CEMAL SÜREYA (1931 -1990) Üvercinka, Göçebe, Beni Öp Sonra Doğur Beni, Güz Bitiği, Sıcak Nal, Sevda Sözleri... Denemeleri Şapkam Dolu Çiçekle, 99 Yüz,

    CEYHUN ATUF KANSU (1919 - 1978)Şair

    TURGUT ÖZAKMAN (1930 - ) Romanları Korkma insancık Korkma, 19 Mayıs 1999-Atatürk Yeniden Samsun'da, Şu Çılgın Türkler.

    Fakir BAYKURT (1929-1969) Yılanların öcü...

    ATİLLA İLHAN (1925-2006) Duvar, Ben Sana Mecburum, Elde Var Hüzün ,Korkunun Krallığı Yasak Sevişmek Tutuklunun Günlüğü...
    ABBAS SAYAR (1923-1999) Yılkı Atı
    ÖZDEMİR ASAF (1923-1981) Dünya gözüme Kaçtı, Sen Sen Sen, Yalnızlık Paylaşılmaz,
    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA (1914-2008) Destanlar şairi
    YAŞAR KEMAL (1923- 2015 İnce Memed, Karıncanın su içtiği, ....
    TARIK BUĞRA (1918-1994) Küçük Ağa, Osmancık, İbiş'in Rüyası, Firavun İmamı, Küçük Ağa
    Vedat Türkali (1919-2016 Bir Gün tek başına, Mavi Karanlık,....
    Yusuf Atılgan (1921- 1989 Anayurt oteli, Aylak adam
    Ahmet ARİF (1927-1991) HaSRETinden prangalar eskittim
    Adalet AĞAOĞLU (1929- Ölmeye Yatmak, Bir düğün Gecesi......
    Oktay AKBAL (1923-2015)
    MUZAFFER İZGÜ (1933-1917) Çocuk kitapları yazarı
    Tahsin Yücel (1933, Elbistan-2016) .çevirmen, yazar
    Ümit Yaşar Oğuzcan, ( 1926, 1984) - Şair.
    OĞUZ ATAY (1934-1977) Tutunamayanlar, Bir bilim adamının romanı,...
    ERDAL ÖZ(1935-2006) YARALISIN, Cam kırıkları, Gülünün solduğu akşam
    SEVGİ SOYSAL (1936-1976) Yenişehirde bir öğle vakti
    ÇETİN ALTAN (1927-2015) Viski
    Tarık Dursun KAKINÇ (1931-2015)
    AYŞE KULİN (1941- ) Adı aylin, Füreyya.....
    METİN ALTIOK (1940-1993 Sarıl bana
    ATAOL BEHRAMOĞLU( 1943- On ayrılık şiii
    PINAR KÜR (1943- Bir Deli Ağaç
    İNCİ ARAL(1944- ) Mor
    Nazlı ERAY (1945- ) Aşkı giyinen adam
    ZÜLFÜ LİVANELİ (1946-) Serenad, Kardeşimin Hikayesi,,,,
    AHMET TELLİ (1946-..)
    NEDİM GÜRSEL(1951)
    SELİM İLERİ (1949- ) Yaşarken ve Ölürken, ....
    AHMET ALTAN (1950- ) Kılıç yarası gibi, İsyan günlerinde aşk....
    0RHAN PAMUK ( 1952- )Benim Adım Kırmızı, Cevdet Bey Ve oğulları, Kar, Beyaz Kale, Kara Kitap, Sessiz Ev.

    MURATHAN MUNGAN (1955-...) Üç aynalı kırk oda, Yüksek topuklar,....

    ŞÜKRÜ ERBAŞ( 1953- ) şair

    BUKET UZUNER :(1955-)

    LATİFE TEKİN (1957- )Sevgili arsız ölüm

    İSKENDER PALA (1958- ) Od...

    İhsan Oktay ANAR (1960- Puslu kıtalar atlası

    SUNAY AKIN (1962- )

    PERİHAN MAĞDEN (1960- )

    AHMET ÜMİT (1960-

    ELİF ŞAFAK (1971-

    ECE TEMELKURAN (1972-
  • "Çünkü yaşam bir yanıt değil, bir sorudur ve yaşamın yanıtı siz, kendinizsinizdir." Kitap tam da bu alıntı çerçevesinde amaçları, insanlar hakkında fikirleri, aşk, aile ve pek çok şeye dair gençliğin o kendi yoğunluğuyla dolu.

    Hayatın sıradan, olduk halinde bazı durumlar vardır. "Bildik" durumlardır bunlar, zorunlu(gibi)... Okumak, diploma sahibi olmak, iş edinmek, aile kurmak. Sorumluluk, sorumluluk, sorumluluk... İşte böyle bi' fikirsel derinlikte kendi zihin duvarlarında yalpalanırken tanışıyor Owen Natalia'yla. Arkadaşlığın, dostluğa nasıl dönüştüğüne, bu dostluğun aşk fikriyle nasıl korku-düşlü bi' evreye geçip eski hale geldiğine ve daha derin, daha farklı, daha aşklı bi' şekilde ilerlediğini okuyoruz.

    Kitabın akışı çok sakin, dili çok duru, kurgu tahmin edilebilir düzeyde. Fakat tüm bu görünür sadeliğin ardında öylesine insani, temel fikirler, akılda dönüp duran düşünceler var ki...
    İki tür sevgi vardır; biri dostluktaki sevgi, biri aşktaki sevgi. Oysa yaşam sevgisi olmadan hiç biri olmaz, hepsi yavanlık içinde sıradan kalıplara dönüşür. Asıl sevgi, bir amaç bir yaşama isteği içinde içte, derinde yaşama sevgisini hissedebilmektedir. Kitap bunu yalın, kendi halinde, naifçe sorgulatarak verdi bana.

    Kitapta Emily Brontë'nin yirmi iki yaşındayken yazmış olduğu bu etkileyici şiire rastladım :

    Pek aldırmadığım zenginlikler de
    Gülüp geçtiğim Aşk da
    Şöhret tutkusu da birer düş
    Tan ağarınca yitip giden

    Dua etsem, dudaklarımı
    Kıpırdatan biricik dua şu:
    "Taşıdığım şu kalbi at
    Özgürlüğümü ver bana"

    Evet, tez geçen günler biterken
    Tek dileğim bu,
    Yaşam ve ölümde, bukağısız bir ruh
    Ve dayanma cesareti!

    Hayatın içinde ilerlerken korku sarıyor insanı. Bu korku çevreyle alakalı, aile, meslek fikriyle alakalı. Tüm bunların zorlayıcı, yoğun buharı altında kişi nefes alamaz hale geliyor, yaşam sevgisinin özü yitik bi' kalıba dökülüyor. "Düş kurbanları" benzetmesi geliyor aklıma, bence bu duruma uyuyor. Çünkü düşlenenin aksi oluyor giderek, beklenmediklerin gerçekleşmesi, sıradanlık içinde "aynılık boyalı" kısır hayatı yaşama korkusu. Bizleşmiş benlerden oluşan topluma karşı kişinin ben'lik diretisi, korkusu. Bu direnç savaşmayı gerektiriyor, gücü gerektiriyor. Oysa kişinin yaşam sevgisi olmazsa amaçları için, kendi için temel gücü bulamaz ve bu sefer kendi istediği hayatı da yaşayamaz, "yolda olmak" hali biter.

    Bu çift yönlü vurgun, kendine has bi' gençlik çıkmazı. Yine de düşe kalka, dostlarca kitapla, tutunarak savaşılabiliyor/direnilebiliyor. Çünkü yaşamın kendisi bir soru ve her kitap kendine özgü sorularıyla bizlere hayat veriyor.
    Geleceğe sevgiler...
  • Sevmek, insan neden birilerini, bir şeyleri sevmek ister? Neden birine bağlanmak ona tutunmak ister? Yalnız hissettiğinden mi, hayatta yapacak hiçbir şeyi olmadığından mı yoksa zorlu olan bu yolculukta kendine destek verecek birisinin olmasını istemesinden mi?

    Belki de boş bir iş aşk, saçma değişik bir duygu belki. Ancak insanın fıtri duyguları insana bunu yapmaya zorluyor...

    "Çıkmaz" olduğunu bildiği halde, ısrarla girdiği bir yoldur aşk. Nasılda güzel anlatılmış...
  • Merhaba. Bu kitabı okumak bazı yerlerinde çok zorladı beni itiraf etmeliyim. Sayfalarının az olduğuna bakmayın, elinizdeki gerçek bir hayatın öyküsü. İçindeki karakterler bazı zorluklara gerçekten direnmiş ve yenik düşmüş kişiler.

    Size Kanat Güner'den bahsetmek istiyorum öncelikle. Orta halli bir ailenin küçük bir Anadolu şehrinde sevgisiz büyüyen bir kızından. Sevgisiz büyüdüğünü özellikle belirttim çünkü sevgisizlik intiharına giden domino taşlarının ilkiydi. Zor bir hayatı vardı Kanat'ın bir sonraki domino taşları dizilmekte çok gecikmedi. Yalnız kalmak istemiyordu, sevgisizlik yarasıydı bu yüzden kimde ufacık bir sevgi kırıntısı görse onunla gidiyordu. Hayatına giren kimse ona tek başına gelmedi ne yazık ki ; akineton, esrar ve en sonunda da eroin.

    Zeki insanların başına bela açan bir özellik vardı onda da 'farkındalık'. Hayat hepimizin başına çeşitli dertler açıyor ama aşırı farkındalık insanın hayatını bir kabusa çevirebiliyor. Bunca karmaşanın içinde kendi doğrularınız, toplumun istedikleri, içinde düzen barındırmayan düzen sizi uçurumlara sürükleyebiliyor. Ve hepimizin ortak bir kararla kötülediği 'zararlı alışkanlık'ların içine düşen insanları çok çabuk bu şekilde yaftalayabiliyoruz: Uzak durulması gereken zararlı insanlar. Oysa eleştirmemiz, karşı çıkmamız gereken şey o insanlar değil o insanları bu duruma düşüren olaylar olmalıydı öncelikli olarak.

    Bu kitabı okumadan önce, durumu hiç böylesine düşünmemiştim, ben de uyuşturucu kullanan insanlara bu gözle bakıyor ve kendimce hor görüyordum. Çünkü ben 19 yaşında, hiç kötü arkadaşı olmamış, zararlı alışkanlıklara bulaşmamış, çarpık düzenin çıkıntıları bana battığında ise buna sadece kuru bir depresyonla karşı çıkan bir kızdım. Olayların derinliğini hiç sorgulamamıştım. Başta bu olmak üzere bir çok konuda kendimle yüzleşmemde çok etkisi oldu Eroin Güncesi'nin. "Biz kötü çocuklar, yani uyuşturucu kullanan, çevrenizde ve çocuklarınızın yanında görmek istemediğiniz sorunlu çocuklar hakkında açıklamalar yapmak zorundayım galiba: Çünkü hala can sıkıcı sorular soruyorsunuz. Şimdi efendim, biz bir zamanlar çocuktuk sizin çocuklarınıza benziyorduk. Tabii ki ayni değil, sizin çocuklarınız muhakkak ki masum çocuklardır. Tabii ki biz o zaman da masum değildik. O zamandan belliydi, bizim ne olacağımız şeytan gibi veletlerdik'' diyerek konuyu özetlemiş aslında Kanat Güner.

    Güncesinden yola çıkarak hayatının nasıl ellerinden kaydığını anlattığı bu kitap elinde enjektörüyle 'arkamda bir şeyler bırakmalıyım' düşüncesiyle kaleme alınmış. Biri bilmeli, biri görmeli olup biteni diyerek... Sonrasında gerek televizyon programları gerek röportajlarla, girdiği çıkmazı elinden geldiğince bir çok kişiye anlatıp bu yola girmelerine engel olmaya çalışmış Kanat. Başta kitabı çok satıp 11 baskı yapmış ancak sansüre takılınca para kazanmak için sokakta tezgah açıp kitabını öyle satmaya çalışmış.

    Mor ve Ötesi'nin ona ithaf ettiği şarkının ilk dizesinde dediği gibi gitmeden önceki son sesini bir çok kişi gördü. Ama ona yardım etmedi, belki de edilmedi bilmiyorum. Ama şöyle de bir sonuç var ki Kanat, bir imza gününden sonra Taksim'de bir tuvalette aşırı dozla intihar etti. Tıpkı kitabında söylediği gibi...

    Yitiyoruz, yitiriyoruz çoğu şeyi, çoğu insanı evet ama farkında mıyız bunun ? Son olarak bir dize yazmak istiyorum 'o şarkı'dan: '' Ve sizler ve onlar ve ötekiler hiç hissetmez mi / Canlı yayındaki yitmeyi?''

    Mor ve Ötesi'nin Kanat Güner'e ithaf ettiği o şarkı: https://www.youtube.com/watch?v=X6C7eKnk43Q
  • Bu romanda mutluluk, huzur, sevgi, ahlak yok;
    ihanet çok. Herşey çıkar üzerine kurulu...

    Ayrıca politikaya da yer verilmiş: 1957 seçimleri, 1960 askeri darbe, CHP, DP...
    (Daha doğrusu roman bu yıllarda cereyan ediyor.)

    Romanda çok fazla karekter var. Sonlarına doğru hepsinin akıbeti korkunç. İnsan dayanamıyor bu kadar olumsuzluğa...

    Benim için farklı bir kitaptı. Uslübu sade,akıcı ve güzel...

    Kitabı bitirdikten sonra sana şunu söyletiyor:
    İnsan, ne oldum değil, ne olacağım demeli!
    Ve insan yapmış olduğu yanlışların bedelini birgün mutlaka ödüyor.