• 88 syf.
    ·2 günde
    Öyle Öykü kaçamağı yapmak için okunacak biri degildir, Ahmet Büke... Kitabi adını veren "Yüklük" kelimesini nerden buldu diye düşünürken öyküleri konuşmaya başlıyor ve dolduruyor kitabın ismini,, hatta öyle bir an geliyor elinde olmadan "yüklük" taşıyor, hissediyorsunuz.

    Kısa öyküleri iki yazarla tanımıştım... Biri Ferid Edgü ve Ahmet Büke... Hep öykülerini yazmaya devam etsin Ahmet Hoca...

    Kitaba gelince, baslarda dogu kokan -ki manisa da dogmasina rağmen- hikayeler yaziyor gibime gelirdi yıllar önce. Ancak bu kitabi tamamen ters köşe barındıran köşe taşları mevcut... Kitabin baslarinda bilim-kurgu ve yanlis hatirlamiyorsam 3 tane de Distopya tarzi öyküler vardi. Cok da sevdim... Son öykülere yaklaştıkça ise bol bol selam veriyoruz yazarlara... Becket ile Oğuz Atay'i selam veriyoruz, Vus'at O. Bener ile yazarimiz tartışıyor yagmurlu bir izmir sahilinde ya da Sevgi Sosyal karsiliyor bir öyküsünde , tebessüm ederek hemde; yetmiyor Sait Faik Üstad konuşuyor balıkların en cok bulundugu sahilde, misafir oluyoruz.

    Sonra bir bakiyoruz kitap bitmis... Her tarafimiza öykü bulaşmış, silkelemeye çalışıyoruz çıkmıyor... "Eehh be Ahmet Buke, her tarafimiza/ruhumuza bulaştırdin öyküleri" diyip kapatiyoruz kitabi...

    Keyifle okudum, sizde keyifle okuyun ve öyküsüz bir günümüz dahi olmasın yaşamımızda...