• 1.İman, ma'rifet, yakin ve ilim ister.

    2.İman, yaratıklara karşı sevgi, samimiyet ve dürüstlük ister.

    3.İman, Allah ile beraber olma şuuru, rıza, kanaat ve sabır ister.

    4.İman, dünya ve dünya nimetlerine tapmama anlamında bir zühd ve Allah'a kulluk edilmesini ister

    5.İman, mücadele / Cihad ister. İman, şehit ister. İman mazlum ister.

    6.İman, ma'şerî bir vicdan, sosyal bir çile, insanî bir düşünce ve hareket ister
    İsmail Lütfi Çakan
    Sayfa 45 - Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları
  • Ev Yönetiminde karşımıza çıkan bir diğer sevgi türü, anne ve babanın evlâdına olan şefkat ve merhametidir. Şöyle ki, babanın evlâdına olan merhameti, evlâdının ilim öğrenmesi ve öğrendikleri doğrultusunda davranışlar sergilemesi konusunda zorlaması şeklinde tezahür etmektedir.

    Hatta çocuğun kendisine zarar verebilecek birtakım arzu ve isteklerini yasaklamasının babanın merhametinden dolayı gerçekleştiği düşünülmektedir. Ancak eğer baba, çocuğun kötü huy ve alışkanlıklardan arınıp, iyi huylarla donanmasında ihmalkâr davranarak, çocuğun her türlü arzusuna yenik düşerse, bu durum babanın çocuğuna olan merhametinin eksikliğine bir delildir.

    Zira babanın çocuğunu zorlamamakla ona merhamet ettiğini ve onu mutlu ettiğini düşünmesi, gerçekte çocuğun faydasına bir durum değildir; aksine çocuğa zarar vermektedir. Hatta bu nitelikteki merhamet, duygusal ve bilgisizlikten kaynaklanan sahte bir merhamet olarak da adlandırılmaktadır.” Dolayısıyla anne ve babanın çocuğuna olan şefkat ve merhametini, onun her arzu ve isteğini yerine getirmesi değil, çocuğuna ahlâkî bakımdan yetkinleşmesine imkân hazırlaması olarak ifade edebiliriz.
  • Bir insanın insanlar tarafından sevilmesinin birinci nedeni zâtının iyi/erdemli oluşudur. İkinci sebebi ise ihsandır. Çünkü erdemlere sahip olup, ilmi ve hikmeti tercih eden, cömertliği ve adaleti seçen kimse, geçici mal varlıklarına ihtiyaç duyduğu kadar değer verip, daha fazlasına rağbet etmeyip açgözlülükten nefret eden ve ihsanda bulunan kimsedir.61 Çünkü insan fıtrî olarak kendisine iyilik yapanı sever; kötülük yapana karşı ise nefret duyguları besler.

    Hatta Gazzâlî, insan için “iyiliğin kölesi” tabirini kullanmaktadır. Zira kendisine yapılan iyilik sebebiyle insanın hiçbir ilişkisi olmayan bir yabancıyı dahi sevmesi mümkündür. Esas itibarıyla sevginin sebebi olan ihsan, birinci sebebe dönüktür. Zira iyilik yapan ve ihsanda bulunan biri, gerçekte kendi zâtının kemâli sebebiyle fiillerini gerçekleştirir.

    Her ne kadar ihsan başkasına yönelik olsa da hem ihsanın kendisi sevilir hem de davranışı yapan kişiye geri döner. Bazı durumlarda ihsanın kendisi bizzât sevilirken, o fiili yapan kişi ihsana vasıta olduğu için sevilir. Meselâ, sıhhatin kendisi bizzat sevilirken; doktor sıhhate vasıta olduğu için sevilir. Benzer şekilde ilim, bizatihi sevilirken; hoca da ilmi öğretmesi sebebiyle sevilen konumundadır.62
  • 432 syf.
    Merhaba
    Şöyle ki islam dini temelleri sağlam atılmış, surları peygamberler,alimler,evliyalar ile donatılmış kuşatılmıştır. İşte hal böyle iken nasibini imandan yana alamayan, kapıdan değil de farklı pencereler ve giriş kapıları arayanlar ile dolu surların diğer tarafı. Bakmak ile görmek aynı olmadığı gibi kişinin görünen ile içinde yaşattığının da aynı durum olmadığı izhardır. İnsanlar gıda zehirlenmesi gibi ilim zehirlenmesi ile karşı karşıya. İman ile Müşerref olmak yetmiyor bize. Verileni, bizden istenileni açıkça öğrenmemiz gerekiyor, insan bu yüzden birçok kaynağa başvuruyor. Çünkü Arap kelamı Türkçe’de olduğu gibi bir kelimenin karşılığı sadece bir manaya gelmiyor ve insan rabbinden geleni doğru anlamak isterken malesef sapkınlık ve delalete götürecek insanları İSLAM ALİMLERİ adı altında kanaya kanaya okuyor. Yanlışlar nasıl doğru gösteriliyor? ilim zehirlenmesi nasıl yaşanıyor? Ortak sorunumuz şu ki bilerek veya bilmeyerek bulandırılıyoruz. Dinde yenilik, dinde birleşme, sevgi ve muhabbet derken. Halbuki rabbimizin gönderdiği ayetler her asırda aynı hükmü taşımakta olup yüzyıllara göre indirilmemiştir. Doğru anlamak doğru kaynak asli görevimiz olup öğrenirken saptırmayacak kaynaklara dikkat etmemiz gerekmektedir. Rabbimiz ancak müminlerin kardeş olduklarını bize kelamında bildirmiş olup müslümanmış gibi görünen insanları da ayırt etmeliyiz. İşte bu kitapta yazılanlar yıllarca ismini duyduklarımız,tefsir kitapları bolca satılan, kiminin inandığı belki de itibar ettiği kişilerdir. Ama asılda bunlar kim ? Bir bakılması gerekiyor. Muhammed Esed , Ali Şeriati, Mustafa İslamoğlu... islam hukuku hakkında kalemi ele almak demek üstün bir mesuliyet olup bilmediğin konu hakkında susmak erdemdir. Kişinin Kalemi had sınırını aşıp dini tahribat etmeye yönelikse fersah fersah uzaklaşması gerekmektedir. Kitapta alıntı yapılacak paragraf çok lakin birebir alıp kaynakları ile okumak hepimiz için daha hayırlı olacak. İslam dinini sıradanlaştıran, peygamber efendimizi ötekileştiren, hiçbir özelliği olmadığını savunan bir insanı tekrar tekrar araştırmaya daha sonra uzak durmayı öneriyorum. Doğru bilgi doğru kaynaktan alınır diyerek istifadesinin bol olmasını temenni ediyorum.
  • " Zaman en büyük münekkittir."
    Mehmet Kaplan
    Sayfa 87 - Dergah yayınları
  • Yalanlar ve manipülasyonlar üzerine2;
    -Bir ruh benzeri varken meydana çıkıyordu... diyen sen benzer kişiler birbirini sevemez diye kara propaganda yapıp, yalan da söyledin.
    Oysa tek bir noktadan bile benzemediğini kendin defalarca kez itiraf etmişken.
    -En azından acıyı paylaşıyorum diye defalarca kez karşındaki insanın duygusal sorunlarını istismar ettin. Kendini acındırdın, suni sorunlar çıkarttın, yaralarından faydalar çıkarttın, yaraları vasıtasıyla manipüle ettin.
    -Defalarca kez seni kıskandığımı, yargıladığımı, suçladığımı iddia ederek benden dolaylı hakikati bulandırmaya çalıştın. Oysa ben bir insana hakikati farkettirmeye çalışıyordum.
    -Onun bilmediğini, anlamadığını, yanlış anladığını iddia ederek yalanlarlarını meşrulaştırmaya çalışarak onu aldattın.
    -Boynu bükük, çocuk, haksızlığa uğramış, zavallı vs ile karşındaki insanı duygusal olarak istismar ettin.
    -Benim zordaki dostuma yardım etmemi menfaat, işyerinde çalışmak zorunda olmamı hırs, yükselme çabası olarak göstermeye çalışmışsın, oysa ben annemin tedavi masraflarını ve borçlarını ödüyordum...o..çocuğu seni.
    -Duygularımı göstermeyi sevmiyorum diye duygularımı abarttığımı, aşık olmadığımı, sözde sevdiğimi iftira ettin.
    -MAL sahibi olmayı çirkinlik olarak göstermişsin, oysa ben bunların hiçbirini istemedim, nefret ettikçe Allah hep daha fazlasını verdi.
    -Farklı bakış açısından dolayı yapılan şeyleri farklı yorumladığımı iddia etmişsin oysa bu hayatta senin gibi tanımadığım kalitesiz, karaktersiz insan kalmadı.
    -O onu sevemez, o onu anlayamaz, o bunu bilemez diyerek insanların sorunlarından manipüle etmişsin
    -Sevgi, aşk, dostluk, doğru, yalan hakikat değildir. Hakikat insandır.
    -Senin bu yaptıkların falan filan kusurdan değil, sen böylesin.
    -İnsanların bütün yazdıklarını, yaptıklarını kendine yontmuşsun bu bile manipülasonlarına yeterli ispattır.
    -İnsanları yakışıklı, güzel diye bile karalamaya, onların üstünden eleştirel menfaat elde etmeye bile çalışmışsın:/
    -Beni şuursuz yapıp kendini şuurlu yapmışsın, beni vicdansız üstün zeka yapıp, kendini vicdanlı zeka yapmışsın. Oysa sen sadece içten pazarlıklı, kurnaz, hesapçı bir insansın akıllı falan değilsin.
    -Fayda, kar, zarar, uyulması gereken maddeler bunları benden daha iyi hesaplayacağından, benden daha iyi bileceğinden şüphem yok. Neticede matematiği zayıftı ama çıkarlarını hesaplamayı iyi bilirdi diye bir cümle var.
    -Yaşamak yalvarmaya değecek bir şey değildir.
    -Samimi olduğunu iddia edip fake hesaplarla manipülasyon yapmaya çalıştığın halde lahmacun ne zaman yiceem diyen sen değil misin?
    -Yaşayamamış değilsin, hakikatlerin çıktıkça layık olduğun tek hücreli yaşama döndün.
    -Korku ve mertlik farklıdır. Korkuyu herkes yaşar, ama herkes mert olamaz. Sen her sıkıştığında kaypağa oynayan bir zavallısın
    -İnsanın yüreğini gösteren en önemli şeylerden biri de neye güldüğü kadar(başkalarının acıları), kavramlardan hangilerini kendi üstüne aldığıdır. Hakkı, Allahı sıfatlanırken ben dünyayı geçerliği sıfatlandım. Sen hem Allah'a şirk koştun, nasipe, kadere iftira ettin. Bense faniliği işaret ederek Allah'ın kaderine teslim oldum.
    -Vefan, ilmin, edebin mi güzel. Yoksa kibirli, gösterişçi, edebsiz bir zavallı mısın?
    -Hayatı olduğu gibi kabul etmek insanı lümpenleştirir, kişiliksizleştirir, zalimlerden eder.
    -Hiç bir duyguna değil, yaptıklarına güldüm.
    -Maddi olarak kimsem yok, üstelik sorumluluklarım var...Manense Allah kuluna yetmez mi diyor kitapta? Allah var, o ne güzel dosttur.Sizin bütün adiliklerinizi o ispatlamadı mı?
    -Kimin kimi kullandığı manipülasyonlardan, yalanlardan, sorunlardan faydalanmaktan belli. Bense sadece manipülasyonları açığa çıkardım, sorunlar kullanılmasın diye söyledim. yalanları ise ispatladım.
    -İyiyim diye bir iddiam olmadı!
    -Düşünme, sorma vs..:/ ne çok aldattın insanları.
    -Dürüst:/lükle samimiyet:/
    -Neyi niçin yaptığın çok açık ya.
    -Ben değersiz, çöp başka??:/ senin kötülüğün, çirkinliklerin bile benden üstündü??
    -Menfaatsizlik, karşısındakine rağmen karşısındakinin iyiliğini istemek. Ne bu cuntacılarda aynı üslubu kullanıyor. Lahmacun ne zaman yiceem kih kih kih:/
    -Aaa yüzsüzlüğe, arsızlığa bak ben düşmanlık, kötülük yapmışım sana:/
    -Manalı, nitelikli, kaliteli palavracılar sizi
    -Böyle tuhaf birşekilde karşınızdaki insanı karalayarak o insanı suçluyor, manipüle etmeye çalışıyorsunuz.
    - "Kin, nefret, ön yargılar, kulaktan duyma bilgiler, uydurmalar, iftiralar" yok ya:D
    -Problemleri değerlendir, krizleri, sorunları kullan fırsata çevir. Ne kadar hesapçı, kitapçısın, ne kadar içten pazarlıklısın.
    Kin, nefret, ön yargılar, kulaktan duyma bilgiler, uydurmalar, iftiralar
    - "Kelam, ilim, irfan, derinlik, edeb, ahlak, kültür, akıl" sen ne olmuşsun ya:D
    -Dünya hayatı bir oyun:D ama asla başkasının üzerinden prim yapılan, iftira ile sırtından geçirilen bir oyun değil. Bunun üzerine sağlam bir aforizma da yazılır ama gerek yok şuan. Ahiretse inananı pasifleştirir, lümpenleştirir. Nasılsa davam orada sorulacak, nasılsa haksızlıklar, zulümler, kötülükler orada çözülecek faydacılığına dönüşür. İşte Ömer Hayyam da burada devreye girer. İçin temiz olmadıktan sonra Hacı hoca olmuşsun, kaç para! Hırka, tespih, post, seccade güzel; Ama Mevla kanar mı bunlara? der:/
    -Etten bahseden sizler, beni et yapan, kendinizi can, gönül, ruh yapan da sizler. İşinize geldiği kadar.
    -Haksızlığa merhametsizim, zalime kabayım, yalancıya arsızım, kindara duyarsızım, iftiracıya pervahsızım, kaypağa kayıtsızım. İnsanım ben...
    -Yüreğim hepinize tek tek yetmedi mi??
    -"Yobaz; mefkuresiz, gayesiz, şuursuz, kaba, anlayışsız, dinlemeden reddeden, sadece ben bilirim diyen, taassub ehli, yalnızca kendini, midesini, tenini düşünen, gaye edinen davasız kimsedir. " benim yani:D olm sen fethullahçısın yaa! İyi bilirsin takiyyeyi, yalanı, arsızlığı, iftirayı, karalamayı, arkadan boş yapmayı, manipülasyonu, sorunlardan faydalanmayı, krizleri değerlendirmeyi, fırsatlardan istifade etmeyi:/ biz erenlerin yolundayız.
    -Hakikati bulma, anlama, yaşatma mı yoksa hakikati bulandırıp yolu sana çıkarma mı? Sen zaten doğrusun, hakikatsin,o yukarıda yazdığım sıfatlardansın:/
    -Yaralı, yorgun, kırgın, acılı, umutsuz, yalnız ruh musun sen? Yoksa yalanları, iftiraları, manipülasyonları, sahtelikleri, hesapları, çıkarları, zaaf arayışları açığa çıkmış bir zavallı mı? Kırgın mısın? Arsız, yüzsüz mü?
    -"hissiz-şuursuz-köle" miyim? Ziyaaaaa:D
    hatta hapishane ve çöplük:/müşüm müş müş:/ sen de korkak ve şuursuz olmuşsun e hadi gari:(
    -Sen insanlık ben menfaat:D
    -Sen hakikat ben batıl:/
    -Sen gerçek ben sanal:D laan bilgisayar yaptın beni:D
    -"Kâmil, arîf, alîm, edib, müteharri, basir olmadığım için" evet değilim gülüm yaaa çok uzun sıkıcı şeyler onlar:D
    amel, ihlas, vefa, a'zamî sabır, cesaret, metanet, sefer teçhizatı lazımmış sana:D
    -Ben ortaya yazdım ki, karşındakini aldattığın da ortaya çıksın diye. O öyle değiller, bakış açısı, yalan, iftira, kıskanma, yanlış anladın, anlamadınlarla nasıl aldatılacağını da görsün istedim.
    Neticede kaypak, kişiliksizliğini fark etti biraz olsun.
    -Acılı, mazlum, yapayalnız, hayalleri sönmüş) birisi olmuşsun daha iyi firavun olmazdın.
    -Zevk, safa, lezzet, şehvet:/ olm bu nasıl bir karalamadır?
    -Kendin için olmasını isterken, başkası için olmasını istemeyi falan diyorsun da öncelikle bu gösteriştir, sahteliktir. Üstelik bu yaptıklarından sonra bir de arsızlık, ve yüzsüzlüktür bu.
    -Gören de seni bu yaşına kadar kütüphane devirmiş insan sanır.
    Gösterişe bak. O kadar boş yapmışsın rezil ya..
    -Kamil de olmuşsun Allah daha da büyük bela veremez herhalde.
    -Merhamete, şuura, insafa, şefkate, sevgiye, mütevaziliğe sahip değilmiş, halen ben diyormuş, BAŞKASINA FAYDA VERMEYEN kuru odunmuş:/
    -Mahsül vermek sonuçtur, hakikatse arayıştır. Ben mahsülden çok arayışa inanan bir insanım.
    -FAYDA
    -Bilmeyen, anlayamayan, uyduran, ön yargılı mı yoksa insana hakikatleri yazan ve insana çok şeyi göstermiş olan mı?
    -Kalbi yalnız, fikri yalnız, yanlış anlaşılmış, anlaşılmamış meşhur zavallı seni
    -Hayır mesele aşağı olmak değil aşağılık olmak. Mesele tanımak değil tanımış olmak?
    -"Boşuna bağırma, kimse seni duymayacak.
    Boşuna konuşma, kimse seni dinlemeyecek, anlamayacak" İbrahim"i ateşe atmışlar. Bir karınca ısrarla su götürüyormuş. Demişler ki; sen neye yararsın böyle. Demiş ki, belki yararım, belki de yaramam ama safım belli olsun.
    -Hayatı değerlendir, fırsatları kaçırma, sorunları kullan vs vs:/
    -Oha be adam doğuyu elimden alıp sahiplenmeye kalkmış kış kış gülüm.
    -Ben çok okuyan, sen çok anlayan, hisseden, özümseyen, analiz eden, kıyas eden, tasavvur edebilen, kavramlandırabilen, sahiplenen
    -Ben çok gezen, sen iyi bakıp gezdiğine dair malumat edinen, oraya kıymetli olarak bakıp sevgiyle gezen "ee ebenin...yani"
    -İyilik, insanlık; nezaket, hilm, anlayış sahibi insan:/
  • - Japon ilim adamı profesör Masaru Emoto, içinde 70'den fazla kristal resmi bulunan "Su kristalleri" adlı kitabında, "su cansız bir madde değil, canlıları ve duyguları algılayan -idrak eden!- kristallerden oluşmaktadır; su, çevresinde müspet veya menfi tesirleri alır ve ona göre tepki verir!" diyor... Profesör Emoto'nun, suyun özelliklerini araştırarak ortaya koyduğu gerçekler şöyle: Üç yıl kadar önce mikroskopla yaptığı araştırmalarda, donmuş su kristallerinin dış tesirler karşısında çok değişik şekillerde reaksiyon gösterdiğini keşfetti. Bu araştırmalara göre, su kristalleri, dış tesirlerin yanı sıra, müzik, söz ve kavramlara da tepki veriyor. Emoto, 12 yıl süren çalışmaları ve yaptığı
    onbinlerce tecrübe neticesinde, suyun sadece iyi ve kötü bilgileri, müzik ve sözleri değil, hisleri ve şuuru da kaydettiğini ortaya çıkardı. Çekilen kristal fotoğraflarında suyun verdiği mesaj çok açık; sevgi ve minnettarlık gibi duygular, fıtrat tarafından tasvip görmüştür. Su, ne kadar sevgi, duygu ve ahenk dolu söz ve musiki ile karşılaşırsa, altıgen kristal de o kadar güzel ve düzgün olmaktadır. Meselâ, çekilen fotoğrafların birinde, suyun yanında "şeytan" dendiğinde, kristaller kaotik bir biçime girerken, diğerinde güzel sözler söylendiğinde, suda berrak ve estetik yapısıyla mükemmel bir altıgen ortaya çıkıyor. İki kavanozun içine haşlanmış pirinç konuyor, birine "teşekkür", diğerine "aptal" yazılıyor; "aptal" yazılan kavanozun içindeki pirinçler siyahlaşırken, "teşekkür" yazılı kavanozdaki pirinçlerden hoş bir koku yayılıyor...
    Bir not: Billûrlaşma, tebellür, kristalizasyon; bir şeyin, başka bir şey içinde, biçim değiştirerek yoğunlaşması... Stendhal, schopenhauer gibi yazarlar, billurlaşma kavramını, aşk mevzuunda kullanmışlardır: Sevilen, seven'de billûrlaşır