• Hiçbir zaman sol da olmadım, sağ da. Böyle bir sınıflama sokaktaki adam için geçerli olabilir. Ömrünü düşünceye adayan, Eflatun'dan Marx'a kadar her düşünce adamını sevgi ve saygıyla selamlayan, bütün dinlere, bütün mezheplere saygılı bir kimsenin herhangi bir kilisede barınabileceği nasıl düşünülebilir?
  • 154 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Ben ne okudum abi...

    Thomas Bernhard ne büyük bir yazarsın değerinin çok üstünde büyüksün seni anlamak için çabalayacağım...

    Kitap...

    Birlikte yaşadığımız insanlara beslediğimiz yada onlara gösterdiğimiz duygular, yakınlaşmalar, gerçekten hissettiğimiz benimsediğimiz duygular mıdır? yoksa hepimiz en sevdiklerimize karşı en sahtekar olanmıyız.

    Bu sorgulamalardan yola çıkarak yazarımız bize içinde bulunduğumuz ortamlarda kendilerinden nefret etmemize ve tiksinmemize rağmen sırf çıkarlarımızdan kaynaklı oluşan gereksinimimizden dolayı her türlü role bürünebileceğimizi bazen de istemeden de olsa bu rolü sürdürebileceğimizi bu bunu kabul edişimizle kendiliğinden gelişen olayların oluşabileceğinden söz etmektedir.

    Yaşamın içinde yer almak başlı başına bir can sıkıntısı mıdır?

    Peki bizi eriten bizden beslenen insanlara karşı yıllarca bilinçsiz bir şekilde hizmet ettiğimizi bilmiyorsak ve bu bilmemenin hayatımıza ve kaderimize neden olabileceğini gene bilemiyorsak veya bu bilince ulaştığımızda bundan sonraki hayatımız ve yaşantımız nasıl olur...

    Ciddi felsefik sorular barındıran kitap tam bir şaheser...

    Kitapta canlı bir kesit sunmaktadır bize....

    Zor kitapların üstesinden gelirim diyenler varsa.. buyurun..


    Sevgi ve Saygıyla

    Kitapla Kalın......
  • “Birisi size sevgi ve saygıyla davranmıyorsa, o kişinin sizden uzaklaşması sizin için bir armağandır. Eğer sizden uzaklaşmıyorsa onunla birlikte uzun yıllar acı çekmeniz, acıya katlanmanız kaçınılmaz olur. Böyle bir kişi tarafından terk edilmek bile, size bir süre acı verebilir ama bir süre sonra yüreğiniz iyileşecektir.”
  • 160 syf.
    Merhaba sevgili 1000k kullanıcıları,

    Anı-Mektup türü sevenler için Canım Aliye, Ruhum Filiz kitabı Sabahattin Ali'yi daha da yakından tanımak için güzel bir fırsata benziyor. Çünkü tamamıyla yazarın eşine (Aliye) ve kızına (Filiz) yazdığı mektuplardan oluşan bu kitap içeriğiyle biyografik olma özelliğini de taşıyor. Bu eserle bizleri kavuşturan Sevengül Sönmez'e ve ona mektuplar konusunda yardımcı olan Filiz Ali'ye teşekkürker.

    Sevengül Sönmez demişken önsözünde de kendisinin yazdığı gibi; "Sabahattin Ali'yi nişanlı, eş ve baba olarak tanımamızı sağladığı gibi, onun aşkı, evliliği ve aile hayatını nasıl yaşadığını da gösteriyor: coşkulu bir âşık, sorumlu bir eş, sevecen bir baba..."

    Genel olarak okuduğum kitapların önsözlerini okumaya özen gösteriyorum. Size şöyle bir şey diyebilirim ki bu önsözü okumasanızda bu kitabı bitirince gerçekten yazı dilinin ne kadar tatlı ve samimi olduğunu görüp hangi şartlarda olursa olsun, başına ne gelmiş olursa olsun her zaman sorumlu bir eş ve o tatlı kızıyla ilgilenen baba figürünü mektuplarda görüyorsunuz. Öyle ki özellikle kızına yazdığı mektuplar gerçekten yüzünüzü gülümsetiyor.

    Birbirlerine aşkı ile başlayan o duygulu mektuplar, ileride evlilik ve çocuk olma dolayısıyla yerini biraz da özel yaşantı diyeceğimiz konulara bırakıyor. Bu kitabı okumak o dönemleri anlamama biraz da yardımcı oldu. Ama en çok da Sabahattin Ali'yi daha yakından tanımama. Örneğin şurada bu yüzden hapse girmiş, eskiden şundan bile ceza yazılıyormuş, şu dönemde şurada şu şekilde çalışmış, görev almış vs. Ve en çok da Ankara'da yaşadıkları dönem ilgimi çekti. Kızılay'ın Yenişehir olması gibi... Çok güzel ayrıntılar vardı keşfettiğim. Bu açıdan okumak benim için zevkliydi. Üstelik önceden de belirttiğim gibi uzakta olmasına rağmen ilgisini hiç eksiltmediğini mektuplardan anlayabiliyoruz. Mesafenin burada önemini nasıl yitirdiğine şahit oluyoruz. Ve bir de bazı hikayeleri için hep eşinin beğenisini istemesi de dikkatlerden kaçmıyor. Örneğin, Sırça Köşk hikayesini yazdığını ve bunun için eşinin düşüncelerini merak ettiğini okuyoruz.

    Ve bunlar gibi daha birçok şey. Mektup evet, ama biyografik yanları da var. İşte bu yüzden Sabahattin Ali'yi daha yakından tanımak isteyenler için bu kitap güzel bir fırsat bence.

    Herkese keyifli okumalar dilerim :)

    Dipnot: Sabahattin Ali’nin, ayrı kaldığı yıllarda eşi Aliye ve kızı Filiz’e gönderdiği mektuplarında, “Karanfil Sokak Adalar Apartmanı (yeni ismiyle Deniz Apartmanı) No:11” adresi yer alıyordu. Ankaralıların yabancası olmadığı, şimdilerde Dost Kitabevi’nin bulunduğu apartmana, “Sabahattin Ali bu binada yaşadı” yazılması için change.org’ta 2016 yılında kampanya başlatılmıştı. Kızı Filiz Ali, kampanyayı desteklediğini belirterek, şunları kaydetti: "Ankara’daki evimizde babamla az ama maceralı günler geçirdik. Ondan kalan mektuplara baktığımda, anılar canlandığında bu evde çok özel günlerimiz oldu. Babamı kaybettikten sonra da aynı apartmanda senelerce annemle oturduk. Ankara’daki kitapseverlerin uğrak noktalarından birininde bulunduğu binada Sabahattin Ali’nin isminin yaşaması olayı dahada anlamlı kılıyor.” Ve dostkitabevi girişine orada yaşadığını belirten bir ibare asıldı ve orada yaşlanmasına müsaade edilmeyen Sabahattin Ali’nin adı bu binada yaşamaya devam edecek. Ben her oraya girişimde Sabahattin Ali'yi rahmetle, sevgi ve saygıyla anıyorum...
  • Saygıyla ayağa kalktım ve elini öpmek istedim. Engel oldu.
    -Eğer bunu benim için yapıyorsan, bil ki ben bir hiçim. Be-
    nim nazarımda övgü de yergi de birdir. Kendin için yapıyorsan,
    kalbindeki sevgi yeter de artar bile, dedi.
  • “Benim adım Cemal Süreya. Kürt Cemo derler bana. Alevi ve Kürdüm. Zazayım da. Çoğusu bilmez bu yönümü. Küçüktüm ve sürgün edilmiştik. Arkadaşlarıma alay konusu oldum hep. Zaten Kürt Cemo lakabını da onlar taktı lakab olarak. Daha rahat alay ediyorlardı. Ben bu şekilde büyüdüm. Anasız, babasız. Her küçük çocuk görüşümde ağlarım ben. Yaşayamadığım çocukluğuma. Ne zaman mutlu bir aile görsem, o an çekerim fotoğrafını.
    Tek fark ne biliyor musunuz ? Çektiğim fotoğraf karesi her seferinde aynı. Kalemimle çekiyorum çünkü... O kılıçtan kuvvetli olan kalemimle... Hüzün var çünkü o karede... Gözyaşı var... Az önce gelirken çektiğim bir fotoğrafı sizlere sunmak isterim.
    Durakta üç kişi vardı.
    Adam, kadın ve çocuk...
    Adamın elleri ceplerinde,
    Kadın çocuğun elini tutmuş.
    Adam hüzünlü,
    Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü.
    Kadın güzel,
    Güzel anılar gibi güzel.
    Çocuk
    Güzel anılar gibi hüzünlü
    Hüzünlü şarkılar gibi güzel.
    İşte böyle sayın heyet. Şimdi karar sizin. Benim adım ya Kürt Cemo olur, devam ederim kaldığım yerden hayatıma; ya da koyarsınız adımı Cemal Süreya, unutamazlar beni 100 yaşıma bastığımda da.
    Çünkü biliyorum ki; Hayat kısa kuşlar uçuyor...”

    #CemalSüreya
    Sevgi ve Saygıyla 9 Ocak 1990
  • ‪”Kuşlar toplanmış, göçüyorlar.‬
    ‪Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.‬”


    Bir kuş misali uçup gittin aramızdan.
    Sevgi ve saygıyla...

    ‪#cemalsüreya ‬