• Alemde sevgiden büyük bir umut da sevgiden öte bir korku da yoktur.
  • Toplumca idrak etmemiz gereken önemli bir konu!..

    BALIK SEVGİSİ
    Abraham Twerski diye bir isim duydunuz mu? Amerikalı Hasidik Haham Psikiyatrist Dr. Abraham Twerski, etkileyici bir özgeçmişin yanında, hala devam eden başarılı bir kariyere de sahiptir.
    Modern insanın sevgisini “balık sevgisi” sözleriyle tanımlıyor. Gerçekten bu sözleri, günümüzün aşklarını özetliyor. Twerski, Kotsk da çalışan bir görevlinin ilginç bir hikayesini bizlerle paylaşarak “balık sevgisi” ‘ ni anlatıyor.
    “Sevgi”, öyle bir anlam taşıyor ki kültürümüzde neredeyse anlamını kaybetti. Kotsk’ da çalışan bir görevlinin ilginç bir hikayesi var.
    Genç bir adamla karşılaşır. Genç adam, tabağındaki balığın tadını çıkartıyor.
    Genç adama, “Bu balığı neden yiyorsun.” diye sorar.
    Genç adam: “Çünkü balığı seviyorum.” diye cevap verir.
    “Demek balığı seviyorsun bu yüzden balığı öldürdün ve pişirdin, bana balığı sevdiğini söyleme! Ssen kendini seviyorsun. Çünkü balık o kadar lezzetli ki sen, balığı yemek için sudan çıkardın ve öldürdün.”
    İşte, günümüzde sevgi dediğimiz şeyin çoğu balık sevgisi…
    Çiftler birbirlerine aşık olurlar. Bunun anlamı nedir? Bu aslında şu demektir; aralarından biri diğerinin fiziksel, duygusal ihtiyaçlarını karşılayabileceğini düşündü yani durum hem erkek hem de kız için aynıydı. Bu sevgi değildir! Kişinin kendini tatmin için bir araçtır.
    Çoğu sevgi balık sevgisidir. Dışa dönük bir sevgi. “Gerçek sevgi” ben ne elde edeceğim ne vereceğim değildir. Dessler'ın bir sözü vardır: İnsanlar önemli bir hata yaparlar. Sevdiklerine verdiklerini sanırlar, ancak gerçek cevap verdikçe sevildiğinizdir. Asıl önemli nokta sana bir şey verdiğimde “sendeki” bana yatırım yaptığımdır. Kendini sevmek doğuştan beri var olduğuna göre herkes kendini sever. Şimdi benim bir parçam sende olduğuna göre benim sevdiğim bir şey sendedir.
    Gerçek sevgi almak değil vermektir.” Diyerek hikaye bitiriyor.
    Doktor Twerski diyor ki, “insanların sevgiden anladığı; karşıdaki kişide onun işine yarayan bir şey bulmuş olmasıdır.” Balık örneğindeki “yemek”; sosyolojik hayat içinde cinselliğin de içinde olduğu, bir dizi “karşılıklı menfaate” karşılık geliyor. Yani, bizim baktığımız pencereden bakmıyor ve diyor ki” Sizlerin aşkı, aynı balık aşkı gibi…
    Sen aslında balığı sevmiyorsun, kendini seviyorsun!” diyor.
    Aşkı yaşamak, mutlu olmak yerine, bir araya gelen iki kişi, karşındakinden çok kendisini düşünüyor. Dr. Twerski “gerçek sevgi almak değil, vermektir.” Almak için vermek değil ama karşılıksız, bir beklentiye girmeden vermektir. Yani aşkların “fast love” olduğunu vurguluyor.
    Genelde araştırmalarda, kadınların cinsellikten beklentilerini daha soyut ve duygusal kavramlar olan ‘sevgi’, ‘aşk’ ve benzeri ifadeler ile açıklarken; erkeklerin beklentilerini daha somut biçimde, ‘fiziksel ihtiyaç’ ve ‘zevk’ kavramları ile tanımlıyor. Büyük bir kısmı cinselliği 'aşk'la ilişkilendiriyor. Aşk biyolojik bir ihtiyaç değildir, aşk ruhsal bir ihtiyaçtır.
    Aşk karşılık beklemeden koşulsuz bir şekilde karşıdaki insanı sevmektir. Eğer koşullara bağlanırsa, orada aşk değil çıkar ve ego vardır. Egonun olduğu yerde gerçek aşk oluşumu mümkün değildir, öyle değil mi? Aşkın tutku ile karıştırılmaması lazım . Sizler genelde tutkuyu aşk sanıyorsunuz. Oysa tutku, farklı bir duygudur.
    Tutku, insan davranışlarını yöneten güçlü bir ögedir. Yöneldiği amaç dışında hiçbir şeyi göremeyecek kadar arzulamak, bir tür körleşmedir. Haz ve tutku ile davranışlarını yönlendirmeyi benimseyen insanın, özgür düşünceyi kaybederek, bağımlısı olduğu amacı kontrol ettiği düşünülmektedir. İnsana son derece zarar veren ve zayıf düşüren bir özelliktir. Bu tip insanlara sadece aşık olduklarını sanırlar ama gerçekte yaşadıkları bu durum aşk değildir. Özgürlüğünü yeniden kazanması ve kontrolün tekrar kendisine geçmesi için haz ve tutkulara karşı aklını kullanılması gerekmektedir.
    Dr. Twerski’ nin anlatma istediği gibi, eğer aşk, bir insanda bağlılığa dönüşürse, işte o zaman bu ilişki boyutuna geçer. Sahiplenmek ise aşka vurulacak en büyük darbedir. Aşk, egolardan sıyrılıp karşıdakini olduğu gibi kabul edip sevebilme sanatıdır. İşte anahtarı budur!
    Yoksa Dr. Twerski’ nin anlatmak istediği gibi “balık sevgisi” yaşayıp, Fast love, aşklara yol verirsiniz. Bunun için de oltanın ucuna küçük bir yem takmakta sakınca görmezsiniz. Bireyler bozuldukça, toplumdan “daha bozuk” olmaktan öte bir şey beklemekte, hayalciliktir.
    Abraham Twerski diye bir isim duydunuz mu? Amerikalı Hasidik Haham Psikiyatrist Dr. Abraham Twerski, etkileyici bir özgeçmişin yanında, hala devam eden başarılı bir kariyere de sahiptir.
    Modern insanın sevgisini “balık sevgisi” sözleriyle tanımlıyor. Gerçekten bu sözleri, günümüzün aşklarını özetliyor. Twerski, Kotsk da çalışan bir görevlinin ilginç bir hikayesini bizlerle paylaşarak “balık sevgisi” ‘ ni anlatıyor.
    “Sevgi”, öyle bir anlam taşıyor ki kültürümüzde neredeyse anlamını kaybetti. Kotsk’ da çalışan bir görevlinin ilginç bir hikayesi var.
    Genç bir adamla karşılaşır. Genç adam, tabağındaki balığın tadını çıkartıyor.
    Genç adama, “Bu balığı neden yiyorsun.” diye sorar.
    Genç adam: “Çünkü balığı seviyorum.” diye cevap verir.
    “Demek balığı seviyorsun bu yüzden balığı öldürdün ve pişirdin, bana balığı sevdiğini söyleme! Ssen kendini seviyorsun. Çünkü balık o kadar lezzetli ki sen, balığı yemek için sudan çıkardın ve öldürdün.”
    İşte, günümüzde sevgi dediğimiz şeyin çoğu balık sevgisi…
    Çiftler birbirlerine aşık olurlar. Bunun anlamı nedir? Bu aslında şu demektir; aralarından biri diğerinin fiziksel, duygusal ihtiyaçlarını karşılayabileceğini düşündü yani durum hem erkek hem de kız için aynıydı. Bu sevgi değildir! Kişinin kendini tatmin için bir araçtır.
    Çoğu sevgi balık sevgisidir. Dışa dönük bir sevgi. “Gerçek sevgi” ben ne elde edeceğim değil ne vereceğimdir. Dessler'ın bir sözü vardır: İnsanlar önemli bir hata yaparlar. Sevdiklerine verdiklerini sanırlar, ancak gerçek cevap verdikçe sevildiğinizdir. Asıl önemli nokta sana bir şey verdiğimde “sendeki” bana yatırım yaptığımdır. Kendini sevmek doğuştan beri var olduğuna göre herkes kendini sever. Şimdi benim bir parçam sende olduğuna göre benim sevdiğim bir şey sendedir.
    Gerçek sevgi almak değil vermektir.” Diyerek hikaye bitiriyor.
    Doktor Twerski diyor ki, “insanların sevgiden anladığı; karşıdaki kişide onun işine yarayan bir şey bulmuş olmasıdır.” Balık örneğindeki “yemek”; sosyolojik hayat içinde cinselliğin de içinde olduğu, bir dizi “karşılıklı menfaate” karşılık geliyor. Yani, bizim baktığımız pencereden bakmıyor ve diyor ki” Sizlerin aşkı, aynı balık aşkı gibi…
    Sen aslında balığı sevmiyorsun, kendini seviyorsun!” diyor.
    Aşkı yaşamak, mutlu olmak yerine, bir araya gelen iki kişi, karşındakinden çok kendisini düşünüyor. Dr. Twerski “gerçek sevgi almak değil, vermektir.” Almak için vermek değil ama karşılıksız, bir beklentiye girmeden vermektir. Yani aşkların “fast love” olduğunu vurguluyor.
    Genelde araştırmalarda, kadınların cinsellikten beklentilerini daha soyut ve duygusal kavramlar olan ‘sevgi’, ‘aşk’ ve benzeri ifadeler ile açıklarken; erkeklerin beklentilerini daha somut biçimde, ‘fiziksel ihtiyaç’ ve ‘zevk’ kavramları ile tanımlıyor. Büyük bir kısmı cinselliği 'aşk'la ilişkilendiriyor. Aşk biyolojik bir ihtiyaç değildir, aşk ruhsal bir ihtiyaçtır.
    Aşk karşılık beklemeden koşulsuz bir şekilde karşıdaki insanı sevmektir. Eğer koşullara bağlanırsa, orada aşk değil çıkar ve ego vardır. Egonun olduğu yerde gerçek aşk oluşumu mümkün değildir, öyle değil mi? Aşkın tutku ile karıştırılmaması lazım . Sizler genelde tutkuyu aşk sanıyorsunuz. Oysa tutku, farklı bir duygudur.
    Tutku, insan davranışlarını yöneten güçlü bir ögedir. Yöneldiği amaç dışında hiçbir şeyi göremeyecek kadar arzulamak, bir tür körleşmedir. Haz ve tutku ile davranışlarını yönlendirmeyi benimseyen insanın, özgür düşünceyi kaybederek, bağımlısı olduğu amacı kontrol ettiği düşünülmektedir. İnsana son derece zarar veren ve zayıf düşüren bir özelliktir. Bu tip insanlara sadece aşık olduklarını sanırlar ama gerçekte yaşadıkları bu durum aşk değildir. Özgürlüğünü yeniden kazanması ve kontrolün tekrar kendisine geçmesi için haz ve tutkulara karşı aklını kullanılması gerekmektedir.
    Dr. Twerski’ nin anlatma istediği gibi, eğer aşk, bir insanda bağlılığa dönüşürse, işte o zaman bu ilişki boyutuna geçer. Sahiplenmek ise aşka vurulacak en büyük darbedir. Aşk, egolardan sıyrılıp karşıdakini olduğu gibi kabul edip sevebilme sanatıdır. İşte anahtarı budur!
    Yoksa Dr. Twerski’ nin anlatmak istediği gibi “balık sevgisi” yaşayıp, Fast love, aşklara yol verirsiniz. Bunun için de oltanın ucuna küçük bir yem takmakta sakınca görmezsiniz. Bireyler bozuldukça, toplumdan “daha bozuk” olmaktan öte bir şey beklemekte, hayalciliktir.
  • Alemde sevgiden büyük bir umut da, sevgiden öte bir korku da yoktur. Sevgiliden korkmak, korkun en yüksek derecesi, sevgiliden umut etmek umudun en yüksek kertesidir. Sevgilisi olmayan biri, yaşadığını sansa da yürüyen ölüden ibarettir.
  • "Âlemde sevgiden büyük bir umut da, sevgiden öte bir korku da yoktur. Sevgiliden korkmak, korkunun en yüksek derecesi, sevgiliden umut etmek umudun en yüksek kertesidir. Sevgilisi olmayan biri, yaşadığını sansa da yürüyen ölüden ibarettir!..."
    İskender Pala
    Sayfa 30 - Kapı Yayınları
  • 250 syf.
    ·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Akşamınız bol kitap okuyarak güzel geçsin diyelimmi arkadaşlar? Sahi ne dersiniz?
    Kitabı bitirdiğim de aklıma şöyle bir soru geldi: "Acaba biten kitap mı oldu yoksa ben mi? Çoğu cümlede düşündüğüm çok oldu,sorguladım birşeyleri,döndüm baktım içime.. Kitabın psikolojik ve felsefi yönü olması bam telime dokundu. Aslında kitapların da kalbi varmış ve en güzel cümle işte o kitabın kalbiymiş.. Tıpkı yazarımızın @hicgezgini kitabındaki bu cümle gibi;
    " Zaman, kozasından sıyrılan bir kelebeğin cesaretiyle akıyordu."

    Herkesin bir hikayesi vardır. " dogum ile ölüm " arasında. Kimisi zaman geçtikçe çözülen bir düğüm, kimisi son nefesine kadar müebbet kördüğüm... Kimisine göre konusu aşk,sevgi, kimisine göre aşktan,sevgiden de öte.. Gülnihalin içindeki güzelliklerin, "dogum ile ölüm" arasında ki yolculuğun hikayesi, hatta senin, benim, hepimizin hikayesi...

    Bir yerlerde sevgi daima sizi bekler. “Nereden bulacağız peki?” dediğinizi duyar gibiyim. Ne kadar ararsanız arayın o sizin ona gerçekten ihtiyacınızın olduğu an bir şekilde gelip sizi bulacaktır.
    Aile Kavramı,dostluk,kardeşlik,sevgi, ayrılık, hüzün,sevinç,yaşam,umut kısaca hayat o kadar güzel anlatılıyor ki kitapta; siz satırları okuyorum sanırken, sanki akıl süzgecinden yüreğinize işliyor ve kitabın içinde kaybolup gidiyorsunuz...

    Buraya kitaba dair o kadar çok şey yazarım ki...
    Lakin kitabın bende bıraktıgı etkiyi ne kadar ifade edebilirim bilemiyorum. Bildiğim birşey varsa da hemen şimdi sepetinize kitabı ekleyip okumanız efendim inanın pişman olmazsınız Zira bazı kitapların okunması geç olmamalı işte bu kitap gibi.. Velhasılı kelam hayat kısa, anı yaşayın anda kalın
    Ruhunuza herdaim kitap, kalbinize merhamet kokusu sinsin..
  • "Alemde sevgiden büyük bir umut da, sevgiden öte bir korku da yoktur."
  • 246 syf.
    ·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Marquez’in ayrıntılı betimlemeleriyle süslediği güzel bir kitap. Bazı hikayeler uyandırdığı merakla hızlı hızlı akıp geçse de bazılarına odaklanabilmek oldukça zordu. Hikayelerdeki bazı ortak figürler de oldukça ilgi çekici...