• 192 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Benim için çok kıymetli olan bu kitabın sayfasında bir inceleme göremeyince kolları sıvayıp birkaç satır eklemek zaruriyet oldu...

    Kitabın benim için önemi, bende büyük bir hatırayı saklıyor olmasından kaynaklanıyor... Talip Apaydın, rahmetli annemin Öğretmen okulundan hocası... O yüzden ben Talip Apaydın ismi ile ve onun kitaplarıyla çok erken yaşta tanıştım...

    Bu kitabını da ilk olarak orta okul yıllarında okumuşumdur yanlış hatırlamıyorsam. Yıllardır annemden bir hatıra olarak saklarım kitaplığımda... Geçen gün tekrar elime aldım, birkaç sayfa göz gezdireyim derken akşamına bitirdim yeniden bu güzel romanı...

    Roman 1964 yılının Şubat ayında basılmış... Annem o yıllarda öğretmen okulunda genç bir öğretmen adayı... Aynı yıl kitabı alıp hocasına imzalatmış... Yani başka bir ifadeyle elimdeki kitap tam 55 yaşında... Sizin için bendeki o ilk baskının birkaç fotoğrafını çektim;

    https://imgyukle.com/i/Vumv0S

    https://imgyukle.com/i/VumKDs

    https://imgyukle.com/i/VumUQt

    İkinci görselde Talip Apaydın'ın kendi cümlelerinden kısa hayat hikayesini de okuyabilirsiniz...

    İşte böyle bir hikayesi var Ortakçılar'ın benim hayatımda... Allah her ikisinin de mekanını cennet eylesin deyip bir kaç satır da kitap ve kitabın yazıldığı dönemle ilgili düşüncelerimi paylaşacağım sizinle...

    Talip Apaydın'ın romanları, köy romanı olarak adlandırdığımız türde romanlar... Kendisi Cumhuriyet'in en değerli projelerinden biri olan Köy Enstitüsü mezunu. Fakir Baykurt, Mahmut Makal gibi Türk edebiyatına onlarca yazar yetiştirmiş bir ekolün içinden geliyor.

    Tuco Herrera özellikle Fakir Baykurt incelemelerinde bu Köy Enstitüleri mevzusuna çokça değindi ve değerli bilgiler paylaştı. O yüzden ben o kısma fazla girmek istemiyorum. Ancak, kurulduğu günün üzerinden 80 yıl geçmesine rağmen eğitim dünyamızda hala bu derece nitelikli, verimli ve her anlamda donanımlı insan yetiştiren başka bir eğitim kurumunun gelmediğini üzülerek tekrardan dile getirmeden geçemeyeceğim...

    Köy enstitüleri, sadece öğretmen yetiştirmekle kalmayan, bu öğretmenlerin mezun olduktan sonra görev alacakları köylerde hayata dokunan, toplumu eğiterek dönüştüren insanlar olmasını sağlayan ve böylelikle taşralarda aydınlık nesillerin tohumlarını atan nitelikte kurumlardı... Köy Enstitüsü'nde okuyan bir öğrenci, öğretmenlik mesleğinin gereği olan eğitimin yanında mutlaka bir müzik aleti çalmayı öğrenir (ki bu müzik aleti mandolindir), mütevazi bir yabancı dil eğitimi alır (İngilizce veya Fransızca), bunların da yanısıra köy yaşamında ona yardımcı olacak taş ustalığı, marangozluk, fırıncılık gibi başka bir zanaat daha öğrenir öyle mezun olurdu.

    Velhasıl, bu ülkedeki her güzel şey gibi onun da önünü kesip yok ettiler maalesef... Aradan 80 yıl geçti, biz hala arap saçına dönen eğitim sistemimiz için bir çıkış yolu arıyoruz... Tıpkı 60'lı yıllarda yok ettiğimiz yerli otomobilimizin yerine 60 yıl sonra yenisini yapmaya çabalamamız gibi...

    -------------------------

    Her neyse, işte böyle bir dönemde yazılmış bu kitap da... Kitabın baş karakteri Sefer de mezun olmasına bir yıl kalan bir Köy Enstitüsü öğrencisi...

    Yazın çeltik tarlasında ortakçı olarak çalışan yaşlı babasını görmek ve ona yardım etmek için köye gidiyor. Tarlaların sahibi olan Hilmi beyin eşi Melahat, Sefer'in çok uzaktan bir akrabası... Sefer'in annesi genç yaşta vefat ediyor ve Melahat hanım, ondan bana yadigar diyerekten bu ziyaretinde Sefer'i kendi evinde misafir etmek istiyor...

    Sefer bu noktada ruhunu baskı altına alan bir ikilem yaşıyor. Bir yanda çeltik tarlasında çok zor şartlar altında çalışan babası, diğer yanda babasını bu zor şartlar altında çalıştıran Hilmi Beyin evi... Sefer tercihini babasından yana kullanmak istese de babası, ona kendi geleceği için 'beyin evinde' kalmasının daha doğru olacağını salık veriyor. Hatta baya ısrarcı oluyor bu konuda... Hal böyle olunca da Sefer'in yaşadığı ikilem ve ruh sıkışması roman boyunca artarak devam ediyor...

    Daha fazla detaya girmeden bu şekilde özetleyip gerisini okura bırakıyorum...

    Eğer köy romanı okumaktan keyif alıyorsanız, Ortakçılar'a sonuna kadar kefilim. Sefer'in yaşadığı ruh halleri, neredeyse aklınıza Peyami Safa'yı getirecek kadar ustalıkla anlatılıyor. Köylülerin 'ağa', 'bey' gibi emek sömürücülerine karşı öğrenilmiş çaresizlikleri; oğlu bir yıl sonra öğretmen olacak olmasına rağmen baba karakterinin hala geleceğini kurtarsın diye oğlunu beylerin, ağaların peşine takma sevdası; sahip oldukları, onları var eden toprakları küçümseyen ve her fırsatta her şeyi satıp İstanbul'a yerleşme veya yurt dışına gitme hayali kuran aklı havada bey oğulları ve bunun gibi köy yaşamının gerçeklerine dair daha pek çok ayrıntı romanın sayfalarını çevirdikçe ortaya çıkıyor ve okuru, günümüzde de benzerini yaşadığımız çok tanıdık bir atmosferin içine sürüklüyor...

    -----------------------

    Son bir konuya daha değinerek satırlarımı sonlandıracağım sevgili 1k dostlarım... Günümüzde maalesef artık köy romanları yazılmıyor... Yazılıyorsa da benim haberim yok. Köy romanından kastım köyde geçen roman değil sadece, köyü anlatan, köy gerçeğiyle yüzleştiren romanlardan bahsediyorum...

    Artık köylerin hiçbir probleminin kalmadığını mı anlamalıyız bu işten? Belki Yaşar Kemallerin, Fakir Baykurtların, Talip Apaydınların yazdıkları köyler değişmiş, o köylerdeki beyler, ağalar gitmiş olabilir elbette... Ancak onların yerini yeni sorunlar, yeni ağalar, yeni beyler almadı mı?

    Köylünün elindeki yerli tohumu zorla alıp yerine hybrid veya GDO'lu tohumları dayatan kravatlı beyleri yazmayacak mı hiçkimse? Ya da köyün deresinin dibine zorla yapılmak istenen elektrik ve nükleer enerji santrallerini hiç mi dile getirmeyecekler? Verimli tarım arazilerinde maden arayan, ormanları yok edip siyanür arayan Kanadalı ağaları da mı yazmayacaklar? 21. yy'da, 2 yaşındaki Muharrem'in cansız bedenini çuvala koyup yağan karın kapattığı köy yollarını aşmaya çalışan babanın hikayesi gerçekten de kimsenin ilgisini çekmiyor mu artık?

    Çağdaş edebiyatımız köylerimizi neden bu kadar yok sayar, neden toprağın insanlarına bu kadar yabancılaşır anlamak çok güç gerçekten... İşe bu tarafından baktığımızda, kelle koltukta onca eser vermiş bu onurlu köy romancılarımıza olan saygım bir kat daha artıyor...

    Artık köy deyince aklına 'organik kahvaltı'dan başka bir şey gelmeyen bir neslin ferdi olarak içine düştüğümüz bu durumdan utanmak da bizim boynumuzun borcu olsun...

    Herkese keyifli okumalar dilerim...
  • 224 syf.
    Sevgili kitap dostlarım,

    Bir baba olarak annelik duygusunu tam anlamam mümkün olmasa da, "Cennet annelerin ayakları altındadır." Hadis-i şerifi ışığında, annemin ve eşimin kendinden vazgeçip evlatlarına öncelik vermesinin şahidi olarak anneler çok kıymetlidir. Allah'ım tüm evlatları annesiz ve babasız koymasın. Onlara sağlık ve sıhhat versin.

    Kitaba gelirsek, yazarın ilk okuduğum kitabıdır.Kitabı pdf formatında okudum.1k platformunda dikkatimi çekmişti okumak istemiştim. Çocukları anlamak için iyi iletişim kurabilmek için okunması gerekeceğini düşünmüştüm ki yanılmamışım özellikle anaokulu öğretmenleri, ebeveynlerin okuması gereken güzel, sade ve oldukça yalın dili olan bir eser.

    Okumanızı tavsiye eder. İyi okumalar dilerim.
  • Merhaba sevgili abilerim, ablalarım ve dostlarım. Burda gerçekten dost edindim abla edindim abi edindim. Şuan gerçek hayatıma da eklediğim bir ablam beş arkadaşım var 1000 kitap bana çok şey öğretti çok şey kattı burda olduğuma şükrettiğim günlerde oldu keşke hiç bulaşmasaydım dediğim günlerde. Iyisi ile kötüsü ile benim için siteden ayrılma vakti geldi daha öncede bu kararı almıştım ancak ısrarlar sebebi ile dönmüştüm. Bu kez eşimin de ricası ile benim için 1K bitti.

    Artık ben bir anneyim elbette okumaya devam edeceğim ancak sizlerin de bildiği gibi kızımın gelişi aniden ve bol sürprizli oldu şimdi sürprizlerin kalıntısı olsada kendini toparlamaya başladı burdan bana bu süreçte maddi manevi destek veren herkese ayrı ayrı teşekkür ederim. Sağlıkla kalın...
  • Sevgili 1K Ailesi ;

    "Hoşça kalın
    dostlarım benim
    hoşça kalın!
    Sizi canımda
    canımın içinde,
    kavgamı kafamda götürüyorum.
    Hoşça kalın
    dostlarım benim
    hoşça kalın.."

    Buraya şimdilik veda ediyorum hayallerime ulaşmak için. Bu site kendimi, düşüncelerimi özgürce ifade etmem için harika bir site o yüzden buraya bir vedayı borç bilirim. Eğer burada bilmeden birisinin kalbini kırdıysam hakkınızı helâl edin, benim insanlık hakkım sizlere helâl olsun.
    Ve kendim için de sizden dua isterim, hayallerime ulaşmak için.. Şimdilik Allah'a emanet olun, kitaplarınız her daim sizinle olsun kitaplarınızdan hiç vazgeçmeyin çünkü onlar bizim en iyi dostumuz❤

    "Yine görüşürüz
    dostlarım benim,
    yine görüşürüz..
    Beraber güneşe güler,
    beraber dövüşürüz.."☄
    Nazım Hikmet🥀