Cansu profil resmi
Fransız Dili ve Edebiyatı
İstanbul
İstanbul, 24 Eylül 1989
Kadın
128 okur puanı
18 Kas 2018 tarihinde katıldı.
  • 259 syf.
    ·10 günde·8/10
    Arızalı yaşlı bir kadın ve dünyaya sıkıca kapadığı kapısı..


    Hikaye İkinci Dünya Savaşı sonrasında Budapeşte' de yaşlı bir hizmetçi ve yazar bir ev sahibi arasında geçiyor. İki kadının ilk başlarda çatışan ama sonraları sevgiye dönüşen öyküsü Kapı.

    Emerenc baş karakter. Benim de bazen “Yok artık!” dediğim bazılarının nefret edebileceği yaşlı bir kaçık kendileri. Öyle ki yaptığı iş görüşmelerinde ev sahiplerinden referans isteyen, işine gelmeyen bir durumda kılını kıpırdatmayan, sinirlendiğinde köpeği Vioala' yı döven bir garip kadın. Bu kötü özelliklerine rağmen evinde dokuz kedi besleyen, mahalledeki herkese bir şekilde yardım eli uzatan, dayaklara rağmen Vioala' nın tek sahibi. Bir diğer karakter ev sahibi yazar kadın. Evli, işinde başarılı, kendince dinini yaşayan, sorumluluk sahibi bir rol.

    Bu iki kadın en başta birbirlerinden haz etmeseler de sonraları anne-kız ilişkisine merdiven dayıyor. Bu ilişkiye rağmen Emerenc yalnız ve öyle kalmak istiyor. Katı kuralları var ve sınırlar çizmiş durumda.
    Her ne kadar kitapta “sevgi” işlenmiş gibi görünse de benim daha baskın gördüğüm konu “yalnızlık” oldu. “Kişinin ölümüne bile karışan bir topluluk olduktan sonra insan nasıl mutlu olabilir” diye sordum durdum kendime. Kitabın ismi gibi her insanın kendi sınırlarının, özel bir “kapı” sının olduğu inancındayım. Belki de kitabı bu çıkarımı yaptığım için bu kadar sevdim arıza yaşlı Emerenc' in hikayesini. Keza çok fazla kendini tekrar eden bir yazar Magda, en azından bu kitabı öyleydi.

    Son dönemde okuduğum Katip Bartleby kitabının baş kahramanına çok benzettim Emerenc' i. O da Bertleby gibi işine gelmeyen bir işi yapmayan, hayatta yapayalnız olan bir karakterdi. Orda üzücü bir durumdu “yalnızlık”, burda “gereklilik” gibi geldi bana.

    Kimden gördüm nerden denk geldim bu kitaba bilmiyorum ama iyiki de hatırladım yalnızlığın gerekliliğini..

    Herkese keyifli okumalar.

    Sevgiyle!
  • 168 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    Çürüdüm okudukça!
    Evet çürüdüğüm için bu kadar uzun sürdü bitirmek..

    "Çivi fısıldıyor bana: Kalbini del, çıkacak azıcık kan seni ürkütmemeli..."


    Yukarıdaki alıntı kitabın tek cümlelik özeti ancak kısaca bahsedecek olursam durum şöyle: Cioran yabancıdır herkese ve her şeye en önemlisi de kendine.. Kendini ararken kendini kaybeder, yabancılaşır. Bunu da dert etmez çünkü ona göre insanoğlunun en büyük problemi bu dünyada "varolmak" tır. Yaşamın aslında bir "gereksizlik" dolayısıyla da istem dışı bir durum olduğu için hayatın bir "acı" olduğunu zerkeder beynimize beynimize. Bazen tanrıyı suçlar bazen kendini. Ama kendinden başka bir çıkış bulamaz..


    İlk Cioran okuyuşum bu. Beni Pessoa' nın Huzursuzluğun Kitabı kadar sarsan başka bir eser olmamıştı, Cioran' a kadar. Hatta daha da fazlası, Cioran çok daha acımasız çok daha katıydı bana. Kafamın allak bullak olmasına bakmadan üstüme üstüme geldi. Bazen kapadım kitabı ve gözlerimi, düşündüm bu dünya ile aramdaki bağı. Kayboldum, tekrar açtım kitabı. Tekrar bıraktım, tekrar okudum..185 sayfa boyunca bu kısır döngüdeydim. İyiki de o döngüdeydim. Bitmesin istedim..İkinci okuyuşla bastıracağım bu isteğimi. Beckett' nin Godot' yu Beklerken' inindeki gibi ben de dolandım durdum, bekledim. Ama değdi!


    Ben zorlanmadım ancak birçok kişi için sağlam kafayla okununca sağlam bir eserdir kendileri, okunmalı..


    Sevgiyle!
  • 132 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    Yaşlı Adam ve Deniz..
    Bitirdikten sonra bir kitap nasıl hem bu kadar kısa hem bu kadar başarılı olur diye düşündüğüm Ernest Hemingway eseri.Bu kısalığa rağmen kitap, Pulitzer ve Nobel Ödülü' nü almıştır.


    Santiago, 84 gün boyunca hiç balık tutamamış, yenilgiyi kabul etmeyip tekrar şansını denemeye karar veren yaşlı bir balıkçıdır. Denizle konuşur, balıkla konuşur, tuttuğu balıktan özür diler, ama hedefinden vazgeçmez. En sonunda bir kılıçbalığı yakalar ancak onu da köpekbalıkları lime lime eder. Hem avını sevdiğinden hem kılıçbalığının kendi hakkı olduğunu düşündüğünden pes etmez ihtiyar.


    Hemingway tek başına mücadeleyi öyle yalın bir dille anlatmıştır ki bazen Santiago' nun iyi niyetine bazen yaşlı olmasına rağmen o hırsına hayran kalırsınız. Öyle ki Santiago tam da "Nasıl da yenildim.." gibisinden düşüncelere kapılmışken birden kendine gelir ve "Yenilmedim aslında,belki biraz fazla açıldım o kadar.." der kendi kendine. Kendi hayatımızda da bu böyle değil midir? Bazen tam bittiğini düşünürken kazandığımız olmuştur elbet..


    Bunun dışında bazı platformlarda Hemingway' in dini inanışına ya da kapitalizme eleştiri için yazdığını ancak Hemingway' in bunu kabul etmediğini okumuştum. Bence de durum bundan ibaret..Deniz, yaşlı adam, biraz mücadele, biraz delilik,..bence sadece bu kadar:)


    Şu an herkes yılbaşı planı yaparken ben Santiago' nun teknesine bindim, balıklarla konuşuyorum:) Evet, herkese tavsiyemdir:)


    Sevgiyle!
  • 112 syf.
    ·7 günde·7/10
    Bu ilk Georges Perec okuyuşum.Perec bize "şeyler" ile aramızdaki bağı sıradan bir çiftin hayatı ile anlatmıştır.
    Öncelikle şunu söylemeliyim ki kitabın ilk sayfalarında eşyalara çarpmaktan başım döndü,yoruldum ancak kitap kısa olduğu için bir süre sonra bu sizi çok da rahatsız etmiyor,alışıyorsunuz.Karakterler Jérôme ve Sylvie.Hayatlarını anketörlük yaparak kazanan çift hem özgür olma hem de istedikleri her şeye sahip olma hayalindedir.Kitabın başından sonuna kadar çiftin paylaştığı evi,işlerini,ufak gezilerini okuyoruz.Bununla birlikte tüm bu sıradanlığa rağmen çiftin hiçbir şey yapmadan sahip olmak istediği "hep daha fazlası"nı görüyoruz.


    Perec "şeyler"in bize nereye kadar gerekli olduğunu,mutluluk getirip getirmeyeceğini sorgulatmıştır.Eşyalarla olan münasebetimizden bahsederken hem toplumu hem bireyleri eleştirmiştir aslında.Karakterlerini de bu anlamda ikilemde bırakmıştır.


    Georges Perec her ne kadar "Bu kitapta kapitalist toplumu eleştirdiğimi düşünenler bu kitaptan hiçbir şey anlamamışlar" demiş olsa da aleni bir şekilde tüketim toplumuna bir eleştiridir bu kitabı.Tüketimin artmasıyla daha doğrusu bizler bilinçsizleştikçe sonumuzun mutsuzluk olacağını gösterir.Kitabın sonundaki Karl Marx alıntısından da bunu anlayabiliyoruz.
    "Sonuç kadar araç da gerçeğin bir parçasını oluşturur.Gerçek arayışının kendisinin de gerçek olması gerekir; gerçek araştırma,açık kolları sonuçta birleşen,ortaya serilmiş gerçektir."

    Sanırım diğer kitaplarını okuyunca daha iyi anlayacağım Perec'i. Herkese keyifli okumalar.
  • 353 syf.
    ·7 günde·Beğendi·9/10
    Müthiş bir "dinozor": Mînâ Urgan!
    Evet,dışı ufacık içi koccaman bir dinozor (bu ismi kendi uygun gördüğü için bu kadar rahat kullanıyorum) Mînâ gerçekten de.Bunu tam da bu kitabından anlayabiliyoruz.

    İngiliz Dili ve Edebiyatı konusunda uzmanlaşmış Mînâ Urgan ismini çevirileri ile biliyordum bu kitabına kadar.Bu kitabıyla birlikte hem edebi kişiliğini hem de yakın çevresini oluşturan bazı önemli şahsiyetleri tanıma fırsatım oldu.

    Kitap bir özyaşam öyküsü.Biraz farklı olarak yaşlılık ve ölümü anlatmakla başlıyor Mînâ,sonrasında çocukluk,gençlik,yakın çevresi vs.diye devam ediyor.İlkin kendiyle barışık,bilgili,kültürlü bir kadının ölümden korkmayışını okuyoruz.Yaşlılığı ile dalga geçmesi yer yer gülümsetiyor,ölüm korkusuzluğu insanı ister istemez düşündürüyor.

    Ailesi ve dostları ile devam ediyor kitap.Annesi,öz ve üvey babası,dostları..Öyle güzel hikâyeleri var ki Mînâ'nın bazı kişilerle, "keşke" dedirtiyor insana.Ben en çok Atatürk ile ilgili anlattığı bir iki anısını çok beğendim.Onun dışında Necip Fazıl,Orhan Veli,Ahmet Hamdi Tanpınar,Abidin Dino,Aziz Nesin gibi isimlerle de kah dostluğunu kah zıt düşmelerini yine bazen gülümseyerek bazen de hüzünlenerek okudum.

    Kitapta en beğendiğim konulardan biri de,Mînâ Urgan'ın siyasi fikrini hiç çekinmeden beyan etmesiydi.

    Son olarak Mînâ,bütün farklılıklara rağmen insanların önce kendini sonra birbirlerini severek (daha doğrusu saygı duyarak diyeyim) bu dünyayın çeşitlendirilerek daha yaşanabilir hale geleceğinden bahsetti bana,hem de dediğim gibi bazen komik bazen duygusal..Onu tanıdığıma çok sevindim:)

    Keyifli okumalar herkese.
  • 248 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Atatürk'ün müfredata konmasını istediği bir eser olduğu için merakla alıp okuduğum kitap..
    Rus asıllı Grigory Petrov'un Finlandiya seyahatlerinde edindiği gözlemlerle yazdığı Beyaz Zambaklar Ülkesinde,bir dönem bataklıklar ülkesi olan Finlandiyanin nasıl zambaklar ülkesine dönüştüğünü anlatır.Tüm elverişsiz doğa koşullarına,siyasî durum karmaşalarına rağmen öğretmeninden doktoruna din adamlarından iş adamlarına kadar bütün halkın omuz omuza eğitimle bir ülkeyi baştan yaratmalarını okuyoruz.
    Kitapta öyle edebi bir dil,uzun uzun cümleler,betimlemeler bulamazsınız ancak bu basit ve kısa anlatıma rağmen Petrov istendiğinde tüm halkların uygarlık mücadelesi verebileceğini,her anlamda yükselebileceğini gözler önüne sermiştir.
    Ben hepimizin kendince dersler alacağı bir kitap okudum,çok da beğendim.
  • 124 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Norveçli yazar Erlend Loe'nun kısacık,bir çırpıda okunan tatlı kitabı :)
    Andreas Doppler herşeyin yolunda olduğu bir hayat sürmektedir,bir bisiklet kazası sonucu ormana yerleşmeye karar verir.Ve bundan sonra başlar Doppler' in o eğlenceli orman hayatı.Bongo ismini verdiği bir geyikle geçen bir kaç ayı okuyoruz kitapta.
    Erlend Loe modern dünyayı,bu dünya insanını mizahî bir dille eleştirmiştir.Modern yaşamın insan psikolojisi üstündeki etkisini yine mizahî bir dille anlatır bizlere.
    Daha evvel bu konularda felsefi kitaplar okuyanlar için yavan kalacağını düşünüyorum ancak konusu ve dili itibari ile (oldukça kısa olmasına rağmen) bana gayet doyurucu geldi.Okuyunuz :)
  • 520 syf.
    ·10 günde·10/10
    Okumakta ne yazık ki geç kaldığım mükemmel eser..
    Martin Eden..Bir hırs,azim ve kararlılık hikayesi.
    Kahramanımız 21 yaşında bir denizci.Eğitim almamış,hayatta iki kız kardeşinden başka bir şeyi olmayan sıradan bir genç.Asıl hikayesi aralarında sınıf farkı olan Ruth ile tanıştıktan sonra başlar.Ruth'a duyduğu aşk sebebiyle Martin kendini geliştirip ona uyum sağlamaya çalışır.Çok çalışır,okur,yazar,aç ve yalnız kalır.Sonunda "alt tabaka"dan çıkıp sevdiği kadının ve çevresinin statüsüne erişir.Fakat özendiği bu insanların yozlaşmışlığını anlaması uzun sürmez.Artık herkes,her şey anlamsızlaşır onun için..
    Jack London Martin Eden'de sınıf farkını,aşkı,doğallığı,bir nebze de olsa siyasi görüşleri,çalışkanlığı,azmi,insanların iki yüzlülüğünü ilmek ilmek işlemiştir.Okuyucusuna tüm bunları bazen en can sıkıcı detaylarla vermiştir.
    Evet,Martin Eden bir başarı hikayesidir ancak aslında en acısı da Martin Eden/Jack London,bildikçe tükenmenin diğer adıdır..
  • 680 syf.
    ·8 günde·10/10
    "Bugün kendi dinimde münzeviyim.Bir fincan kahve,bir sigara,bir de düşlerim;göğün,yıldızların,işin,aşkın ve hatta güzelliğin ya da ihtişamın yerini gayet rahat doldurabilir.Deyim yerindeyse hiçbir uyarıcıya ihtiyacım yok.Ben afyonumu,kendi ruhumda buluyorum."
    Huzursuzluğun yanı sıra iç sıkıntıyı,düş kurma zevkini ruha dokunarak anlatan bir şaheser.
    Pessoa bilinçli olmanın ıstırabını o kadar güzel dile getirmiş ki kendinizde olan fakat anlamlandıramadığınız,anlatamadığınız belki,bir çok şeyi açıkça görebilirsiniz.
    Şahsen bir huzursuzluğum ya da mutsuz olma gibi bir durumum olmamasına rağmen iki okuyuşumda da ruhuma dokunan,içime içime işleyen bir başyapıt.Kısacası okuyun,okutun..
  • 152 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    "Ve, günümüzde, uygar dünyada, kitap imha etmek, insan öldürmekle eşdeğer hatta daha büyük bir suç sayılmaktadır.."
    Pınar Kür' ün daha evvel defaatle yasaklanmış kitabı..
    Yazarın okuduğum ilk eseri. Kitabın konusu, yazarın dili oldukça iyi. Sanırım bir süre etkisinden çıkamayacağım.
Fransız Dili ve Edebiyatı
İstanbul
İstanbul, 24 Eylül 1989
Kadın
128 okur puanı
18 Kas 2018 tarihinde katıldı.

İkinizin de okuduğu 2 kitap

  • Çocukluğun Soğuk Geceleri
  • Denemeler
2019
88/100
88%
88 kitap
16.101 sayfa
2 inceleme
205 alıntı
14 günde 1 kitap okumalı.

Şu anda okuduğu kitap

  • Tante Rosa

Okuduğu kitaplar 451 kitap

  • Dilek Ağacı
  • Barbar ve Şehla
  • Bir Kadının Penceresinden
  • Sıfır Noktasındaki Kadın
  • Her Yerden Çok Uzakta
  • Hırsızın Günlüğü
  • Sevgili Arsız Ölüm
  • Uçurtmayı Vurmasınlar
  • Bir Şeftali Bin Şeftali
  • Sevdadır Şiirler

Okuyacağı kitaplar 145 kitap

  • Seninle Başlamadı
  • Cennet ile Cehennemin Evliliği
  • Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur
  • Nadja
  • Mevsim Yas
  • Tüneldeki Çocuk
  • İzmir Postası'nın Adamları
  • Polikuşka
  • Uçarı
  • Kreutzer Sonat

Beğendiği kitaplar 69 kitap

  • Veronika Ölmek İstiyor
  • Uçurtmayı Vurmasınlar
  • Muhtelif Evhamlar Kitabı
  • Bir Kadının Penceresinden
  • Ana
  • Her Yerden Çok Uzakta
  • Sıfır Noktasındaki Kadın
  • Sevgili Arsız Ölüm
  • İnce Memed 1
  • Hırsızın Günlüğü