• 192 syf.
    Sayın sevgili okurlar Farabi ile başbasa kalmış bulunmaktayiz. Farabinin diğer İslam filozoflari arasındaki yeri ayrıdır bende. Kendisi rasyonalist bir gelenek canlandirmistir doğu topraklarında. Elbette ki bunu yaparken Aristo ve Platon gibi filozoflardan büyük feyz almıştır. Epistemolojik acidan ele alındığında İslam kültüründe daha doğrusu doğu kültüründe mantığın ilerlemesi adına gerçekten çok büyük ön ayak olmuştur. Bununla kalmayıp İbni Rust ve İbni Haldun gibi muhteşem beyinleri çok etkilemiştir. Doğu toplumu için gerekli olan mantık ve rasyonalist düşüncenin yesermesi adına uğraş vermiş ve bu uğurda oldukça fazla eser aktarmıştir. Gazali ve ekolünden gelen kişilerin okunmasındansa Farabi ve ekolünden gelenlerin değil okunmasını hatmedilmesini kalben dilerim. Adam bilimsel konuşuyor bilimsel çıkarımlar yapmaya çalışıyor. İşlevsellik adına örnekler sunuyor ve toplumun kalkınması ugruna çaba gösteriyor. Ha bunu yaparken tavazu da gösteriyor. Öyle etek öptüren kişilerden değil.

    İdeal devlet eseri her ne kadar yönetim ve topluma atfedilse de eserde bu uğurda pek bisey ele alınmadığı ortadadır. Eserin tamamiyle politik olması ya da sosyolojik olmasını dilerdim. Okumaya başlamadan bunu umuyorum. Lakin eser sosyoloji ve yönetim anlayışı dışında bir çok şeyi ele almış bulunmakta. Tanrı anlayışı kavrayışi mantık gezegenler insan organları vs vs.. Bunlar eserde karşılaşacağınız konular. Dikkate değer bir şey de bunlar anlatılırken kademe kademe ele alınması. Daha büyük daha Erdemli daha kıdemli vs vs kademelere ayırarak ele almış Farabi. Ve bu kademeler önem derecelerini arzetmektedir. Sayısal değerlerle konular bağlantılandirilmis gibi. Bu özellik protagorasin sayı mistisizmini akla getirdi lakin karşılar mi sayı mistisizmini bilemem. Aristo ve Platon dan etkilendiği aşikar bu eserde..

    Eserin bir bölümünde toplum yapısına daha doğrusu olmasını istediği toplum yapısına deginmistir. Bunu yaparken zitliklara başvurup karşılaştırma yapmıştır. Kötü toplumlar cahil toplumlar Erdemli toplumlar demokratik toplumlar. Onun istediği toplum olabildiği kadar erdemli olup demokratik olmalidir. Bu şekilde ilerleme sağlanabilir ancak. Bu toplumlarda bilim gelistirilmeli, hırsızlik yapılmamali ve boş işlerle uğrașılmamalıdır. İstendik yönde bir toplum düşüncesi olduğundan ötürü eser az biraz ütopik değerler taşımaktadır. Ve böyle bir düzenin oluşturulabilmesi için elbette ki yöneticilerinin de çok iyi olması lazım. Ya da çok iyi yöneticilerin seçilmesi lazım. Filozoflarin yönetici olması gerektiği düşüncesi Farabide karşımıza çıkmaktadır. Farabi'ye göre, başkanlık edecek kişide su erdemler bulunmalıdır: Organları tam olmalıdır, anlayışlı olmalıdır, belleği güçlü olmalıdır, akıllı ve ince görüşlü olmalıdır, güzel konuşmalıdır, öğrenmeye gönüllü olmalıdır; yiyeceğe-içeceğe ve eğlenceye tutkun olmamalıdır, doğruluğu sevmeli, yalancılıktan kaçınmalıdır. Nefsini yüksek tutmalı ve kendisinden kuşkulandıracak şeylerden çekinmelidir, dindar olmalı ve dünyevi kaygılarda gözü bulunmamalıdır, adaletli olmalı ve kötülük yapmaktan çekinmelidir, işinde arzulu olmalıdır.

    Velhasıl kelam sevgili okurlar.. Bu eser okunmali. Gazali ve ekolundense bunlar okunmali. Eser çok karışık. Anlamakta cidden zorlanacak yerler olmakla birlikte anlama uğruna yani başınızda olan nesnelere başvurabilirsiniz benim gibi. Kademe anlayışı olduğu için değerlerini akılda tutmak adına kalemi en başa bardağı bir altına silgiyi en alta koymak durumunda kalabilirsiniz siz de. :) :) olabildiği kadar not tutmanız iyi olacaktır düşüncesindeyim. Ve sindire sindire okumanızı dilerim.

    İyi okumalar
  • 334 syf.
    ·6/10
    Merhaba Sevgili Kitap Dostlarım:)
    Bir kazayla başlayan tanışma Türk filmi tadında ilerledi ve beni zaman zaman gözyaşlarına boğdu:'( Hastalıklardan nefret ediyorum.Kim seviyor ki diyeceksiniz elbet ama beni fazla üzüyor.Ya da belki de benim biraz duygusallaşacağım tuttu:'( Yekta ve İzem'in aşkını okuyorsunuz bu kitapta.Karadut'un mitolojik hikayesi tesir etmiş bu aşka.Birde Anılla İzem'in arkadaşlığı.Yekta gibi biri hala var mı demek istiyorum? Sakin ol Bircan bunlar sadece kitaplarda olur diye baskılıyor iç sesim:))) Kitapta öyle çok diyalog vardı ki; sayfalar elimden aktı gitti adeta.Kitapla ilgili söyleyeceğim bir diğer husus da birkaç yerde yazım hataları vardı.Gelecek baskıda düzeltilir diye ümit ediyorum.
    @gecekitapligi 'ndan basılan bu güzel kitabı benimle buluşturan sevgili yazarımız @busmoloji 'ye teşekkür ediyorum.Gençlerin özellikle seveceğini düşünerek gençlere tavsiye ediyorum. Matmazelle birlikte sevgiyle, dostça ve hoşça kalın:)
  • 150 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Ah insan zihni nasıl da kaydedemiyor aslında hiçbir şeyi olduğu gibi, çünkü sonradan ekliyorsun kendi bakışını onunkine, sonraki bakış diye bir şey de var aslında, hiçbir bakış son olarak kalmıyor, kendi son bakışının üstüne ister istemez yenisinin gölgesi düşüyor.
    Sevgili Irmak Zile 'nin Son Bakış kitabını okudum, sade ve akıcı dili ile hemen okunuyor, kitap 150 sayfa.
    Türkiye'ye kaçak yollardan giren, girerken de biricik sevgilisi Kaveh 'i yitiren Tinanın ölüme giderken ki son bir kaç dakikası üzerinden yaşadığı sıkıntısı, acısı, özlemini, yakarışını dile getiriyor..
  • 160 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    -Türk edebiyatında olay hikayesinin önderlerinden olan, edebiyatımıza yaptığı katkı ölçülemeyecek kadar çok olan yazar: Sabahattin Ali. Ve onun ruhunun ne kadar zarif ve şahsının ne kadar iyi olduğunu gözler önüne seren: Canım Aliye, Ruhum Filiz.
    -Kitap mektuplardan oluşuyor. Sabahattin Ali'nin, eşi Aliye Ali ile kızı Filiz Ali'ye yazdığı mektuplar. Yani direkt olarak yazarın düşüncelerini gözler önüne serdiği için diğer kitaplarından apayrı bir eser.
    -Kitabı zihnimde iki bölüme ayırdım ben. Birinci bölüm Aliye Ali ile henüz nişanlı oldukları döneme ait mektuplar. Sevgili yazar öylesine derin yazmış ki mektuplarını, sayfaların arasında Sabahattin Ali oluyorsunuz adeta. Onun Aliye Hanım'a olan sevdasını yüreğinizde hissediyorsunuz. Sadece sevgi de değil hasretini, çaresizliğini de bir o kadar anlıyorsunuz.
    -Zihnimdeki ikinci bölümde ise Sabahattin Ali'nin evliliğinden sonraki hayatı. İşi, gazeteleri, dergileri, kitapları ile haşır neşir oluyorsunuz burada. Maddi sıkıntılarının yanı sıra içinde hiç bitmeyen ümidine de bu sayfalarda tanık olacaksınız.
    -Bu kitaptan önce onu sadece bir yazar olarak gören ben bundan sonra onu bir baba, bir eş, en önemlisi hayatın zorluklarına en güzel şekilde göğüs geren bir insan olarak bileceğim. Hep biraz hüzünle biraz da imrenerek bakacağım ona.
    -Herkese şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap. Mutlaka okunması ve kitaplığınızda bulunması gerek diye düşünüyorum. İyi okumalar:)
  • O şimdi ne yapıyor
    şu anda şimdi, şimdi?
    Evde mi, sokakta mı,
    çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
    Kolunu kaldırmış olabilir,
    - hey gülüm,
    beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!...-

    O şimdi ne yapıyor,
    şu anda, şimdi, şimdi?
    Belki dizinde bir kedi yavrusu var,
    okşuyor.
    Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
    - her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
    sevgili, canımın içi ayaklar!...-
    Ve ne düşünüyor
    beni mi?
    Yoksa
    ne bileyim
    fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
    Yahut, insanların çoğunun
    neden böyle bedbaht olduğunu mu?

    O şimdi ne düşünüyor,
    şu anda, şimdi, şimdi?...
  • "Kalplerimizi yeniden yoklayalım isterseniz ve görelim içinde hakiki Sevgili'ye ortak ettiğimiz kaç sevgili var?"
  • Ey gönül! Bana derler: "Sevgili'ye bunca hasret, özlem neden?" diye; "ulaşamayacağını bile bile neden onu arıyorsun?" derler. Ben de derim ki: "öleceğimi bile bile neden yaşıyorsam, o yüzden!" diye.