Sevim.

Kargaşa düzenden doğar, korku cesaretten doğar, zayıflık güçten doğar.
Ceplerimizde huzursuz hikâyeler. Belleklerimizde irini kurumamış yaralar. Tırnaklarımızın arası hayattan kazıdığımız kirlerle dolu. Ne geçmişe güvenimiz var, ne bugüne ne de geleceğe. Ölülerimizi sırtımızda taşıyoruz. İnatla doğurmuyoruz. Çoğalmıyoruz. Geceleri daracık mezarlarda uyuyoruz. Gündüzleri ha öldük ha öldürdük diye korkuyoruz. Kötüyü gördük. Unutamıyoruz.
Nietzsche’nin belirttiği gibi, tek bir şeyi görebilmek için gözlerimizi pek çok şeye kapamamız gerekir.
Mutluluk çok defa mutlu tesadüfün eseridir.
İçinde bulunduğumuz çağda, bireyi güçsüz bir atom haline getirme eğilimi giderek artmaktadır. Otoriter sistemler bireyi, gücü elinde tutanların kontrol ettiği iradesiz ve duygusuz bir araca indirgeme eğilimindedir; onu korkuyla, alaycılıkla, devletin gücüyle, büyük gösterilerle, sert konuşmacılarla ve diğer tüm telkin araçlarıyla yıpratırlar. Tüm bunların sonunda birey kendini tek başına ayakta kalamayacak kadar zayıf hissettiğinde, güçsüz bir parçası olduğu bütünün gücüne ve ihtişamına ortak olmasına izin vererek ona doyum olanağı sunarlar. Otoriter propaganda, demokratik devletin bireyinin bencil olduğu savını kullanır. Bu bir yalandır. Nazizimde ortalama insanın bencilliğinin yerini bürokrasinin en acımasız bencilliği almıştır. Bencil olmama çağrısı, ortalama bireyi boyun eğmeye veya vazgeçmeye daha da hazır hale getirecek bir silahtır.