hülya parlak, bir alıntı ekledi.
11 saat önce

Hüzün ve sevinç,insanların içinde yan yana ,neredeyse birbirinden ayrılmayacak gibidir;fark edilmesi zor ,akıl almaz bir hızla birbirlerinin yerini alırlar.

Çocukluğum, Maksim GorkiÇocukluğum, Maksim Gorki
Eda CELİK, Badem Ağacı'ı inceledi.
22 May 13:32 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

#Kitapyorum
#MıchelleCohenCorasantı
#BademAğacı
#syf384

Bitti.... beni de bitirdi. Gözyaşlarıma engel olamadığım ender kitaplardan birisiydi, ağlaya zırlaya bitirdim kitabımı. İncir Kuşları, Uçurtma Avcısı ve Boyalı Kuş tarzında bir kitap...
Dili gayet akıcıydı elinizden bırakamadan bir çırpıda bitiyor. 1955 yıllarında başlayıp 2009 yılına kadar süren serüven İsrail’in işgal ettiği topraklarda Filistin’e yaptığı zulüm ve acıyı tüm gerçekliği ile gözler önüne seriyor. Filistin halkının uzun yıllardır kendi topraklarında verdiği var olma mücadelesine tanıklık ediyorsunuz, Filistinli Ahmed Hamit ile ailesinin hüzün ve umut dolu hikayesini okurken.
Badem ağacı, müthiş bir karakter olan keskin zekası ile herkesi kendine hayran bırakan, Filistin’in işgal altındaki topraklarında yaşayan ailesi ve sevdiklerini kurtarmak için inanılmaz bir mücadeleye imza atan 8 yaşındaki Ahmed Hamit’in hikayesi... Çaresizlik, korku, ölüm, açlık, yaşam, sevinç, mutluluk, cesaret, fedakarlık, ve kararlılıktan oluşan uzun bir yolculuk...
Müthiş bir azim ve başarı öyküsü diyebilirim. Kesinlikle tavsiye ederim okunmalı ve okutulmalı...
Teşekkürler
Kitapla kalın...

Bir kuşun Güneş'e kanat Çırpışı gibiydi sana gelmek, ne kadar yakıcı olsada tereddüt etmeden sana yürümek.. Yitip giden sonbahar ağaçları gibiyim bugun. Bir yaprak daha veriyorum kara toprağa. Bir yağmur daha başlıyor sağnak sağnak.. Hüznün sesini duyabiliyorum. Zaman'ında gövdem de hissettiğim hüznü ilk kez duyuyorum. Hüzün hiç bu kadar sesli olmamıştı... Ve ilkbahar... İşte senin sesin.. İşte neşe işte haz.. Duyuyorum bu kez sevincin sesini.. Tekrardan gövdemi yeşerten güneşi (seni)görüyorum. Sevinç hiç bu kadar net görülmemişti.. Her geçen gün biraz daha büyüyorsun içimde. Her geçen gün biraz daha şiddetleniyor sevgimiz. Her geçen gün biraz daha sarıp sarmalıyorsun beni. Kalbimin sokaklarında saklıyorum seni. İlkbahardaki birlikteliğimiz için sonbahar yağmurlarına katlanmaya varmısın ?

Hüzünlü bir veda benimki...
Öyle başka vedalara benzemez...
Bin yara var kalbimde...
Başka yaralara benzemez...
Ardıma bakmam ben giderken...
Gidişim farklı olsun isterim...
Kimi gönüllerde sevinç...
Kimi hüzün olsun isterim...
Sitemler var gülüşümde...
Sen beni böyle hatırla...
Sevgi mi? Nefret mi? Çözemesem de...
Sen beni sitemli gülüşümle hatırla...

Dilek Obut, bir alıntı ekledi.
13 May 14:44

İyilik ve kötülük başka insanlara ait olarak gösterildiği zaman, biz onları bunlara layık veya liyakatsiz addedebiliriz; ve onların bunlara layık olduklarını takdir ettiğimiz zaman, bizde ancak sevinç ihtirası doğabilir. Çünkü şeylerin olmaları gerektiği gibi olduklarını görmek iyi bir şeydir. Yalnız şu fark var ki, iyilikten gelen sevinç ciddidir; halbuki kötülükten gelen sevinç gülme ve alay ile birlikte olur. Fakat onları bunlara liyakatsiz gördüğümüz zaman, iyilik haset veya gıpta doğurur, kötülük ise merhamet veya acıma uyandırır, bunlar da keder veya hüzün türleridir.

Ruhun Tutkuları, René DescartesRuhun Tutkuları, René Descartes

Sevinç İle Hüzün
Sevinci kapıştılar taşımayı bilmeden,
Şimdi bilen yok, nerede oturuyor.
Köyün delisi Hüzün, yalnız kaldı yollarda
Adam-adam sınayor, arayor yoldaşını..
Kıskandıran özlemi, yüzünden okunuyor.
...

Özdemir Asaf

Burak, bir alıntı ekledi.
09 May 23:12 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Acıyı gördüm. Gözlerinin ortasında bir çiçek gibi büyüyen irisin önce ağır ağır büzülmesini, ardından çığlık gibi ansızın patlamasını gördüm. Titreyen dudaklar, bal mumuna dönüşen yüzleri, çöken yanakları, irileşen elmacık kemiklerini, birer mağara gibi derinleşen göz çukurlarını, kurumuş ağızların içinde pelteleşen dilleri gördüm.

Anladım ki benliğimizin farkına vardığımız an, acının pençesinde kıvrandığımız andır.

Çığlık değil, ürperiş değil, evet, nereden geldiğini bilmediğim o vahşi iniltiyi kalbimin derinliklerinde duydum. Soluksuz kaldım, boğazım kupkuru, alnım ateşler içinde, tuhaf bir hülyaya kapılmışım gibi sürüklendim o dipsiz boşlukta. Hayatın en karanlık sırrıyla yüzleştim.

Karanlığın her aşamasından geçtim, akan kanın sesini duydum, ölümün serinliğini damarlarımda hissettim.

Geçmişin kamburunu çoktan söküp attım sırtımdan.

İnsanın insanı öldürdüğü o ilk ânı gördüm, katilin zafer haykırışını, kurbanın korku çığlığını işittim.

Her an uyanmaya hazır o muhteşem dürtüyü bastırmak, insanlığın en masum haline, en saf doğasına dönmemek için yıllarca ihanet ettim kendime. Kendimle birlikte bütün dünyayı da kandırdım. Neredeyse başaracaktım ama bırakmadılar, benim adıma onlar öldürmeye başladılar.

İşte bu yüzden geri döndüm…

vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem?

şunu unutmayın arkadaşlar, hayat her zaman katilin aleyhine çalışır. Mutlaka bir açık verir, hiç istemese de ipuçları bırakır, yeter ki biz onları görmesini bilelim.

büyük felaketlere uğrayan insanların büyük acıları kanıksadıklarını okumuştum.

annen baban yoksa çocukluk korkunç bir şey..

birileri sana ilgi göstersin istiyorsun, birileri seni sevsin istiyorsun, birileri seni takdir etsin,, o insanın sana neden sevgi gösterdiğini anlayacak tecrüben yok.

aşk dünyanın en büyük hazinesidir, ama gerekli özeni göstermezsen, rüzgarda bir serap gibi dağılır gider.

ihanetlerin en kötüsü bedenimizin bizi satmasıdır, ama ne yaparsan yap eninde sonunda yapar bu alçaklığı

Başımızın üstünde hızla uçan kırlangıçlar kül rengi gökyüzünü parçalara ayırıyorlardı. “Ne kadar da neşeliler,” diye mırıldandım biraz da şu kasvetten kurtulalım diye. “Ne güzel şarkı söylüyorlar.”
Başını yukarıya çevirdi Evgenia.
“Şarkı söylemiyorlar Nevzat.” Gözleri uçan o güzelim kuşlara takılmıştı. “Ölen arkadaşlarının yasını tutuyorlar.” Başını indirdi, kederle gözlerimde durdu. “Sevinç çığlıkları değil bunlar, acı dolu haykırışlar. Biliyorsun kırlangıçlar göçmen kuşlardır. Çok hızlı uçarlar. İşte o göç sırasında yüzlerce kırlangıç fırtınaya yakalanıp ölürmüş. Göçü başarıyla tamamlayan kırlangıçlar, geldikleri ülkenin sıcak gökyüzünde uçarken, yollarda kaybettikleri arkadaşlarını anımsar acıyla, öfkeyle böyle çığlıklar atarlarmış

cehennem boşalmış şeytanlar aramızda..

çünkü kötüler gider ama kötülük kalır..

“Hayat iyice yavaşlamıştı, rüzgar usulca esiyordu, nefti köknar ağaçları ağır ağır dalgalanıyordu suda, uçları şeker sarısına çalan yeşil otlar ibadet edercesine bir öne bir arkaya eğiliyorlardı, sadece o tarçın rengi kayalar sapasağlam duruyorlardı oldukları yerde. Dünya camdan bir yere dönüşmüş gibiydi, rengarenk bir rüya alemine. O anda gördüm ölüm meleğini. Kanatları omuzlarından ayaklarına kadar uzanan koyu mavi bir güzellik, kendinden geçmişçesine dans ediyordu duru suyun içinde. Kıpırdandıkça kanatlarındaki parlak tüyler iri pullara dönüşüyordu, ışığın altında gökkuşağı gibi yanan mavi pullara. Bütün bu görkeme, bütün bu ihtişama rağmen nedense tarifsiz bir hüzün duyuyordum meleğe bakarken, derin bir acı, onulmaz bir keder.”

Kırlangıç Çığlığı, Ahmet ÜmitKırlangıç Çığlığı, Ahmet Ümit

Okur/ Denemeler / İnsan Olmak, Olabilmek.
Belki de bilmediğim bir yolda yürüyorum şuan da, belki doğru yürüyeceğim, belki de yanlış kelimelerle savrulup duracağım neler söyledigimi bilmeden.
İnsanoğlu hep bir kargaşa, korku, hüzün, sevinç, delilik, çılgınlık, günahlara boğulmuş çırpındıkca batar yorulur düşer kalkar çok azı varmak istediyi noktaya varır. Bir çogumuz hep isyan ederiz. Bazen aile fertlerinden şikayet eder dururuz. Bazen onlara karşı o kadar hiddetle bahsederiz ki, fırsatımız olsa öldürmeye meyl ederiz. Ufak bir kesim de cinnet geçirdik piskolojimi bozdular, beni bu günlere koydular da bu günlere geldik deriz. Bazılari kendince haklıdır (Bu bir insanın canına kıymayı gerektirmez).
Kimse kendinden başkasına asla kötülük edemez. İnsanlar en büyük kötülüğü kendisine yapar. Yada kimse kendinden baskasının yaptığı kötülüğün bir üstünü yapamaz. Biz degilmiyiz insana en özel durumlarimizi anlatan. Biz değilmiyiz ki sevgilimizle gecen münasebetleri bir bir çekinmeden utanmadan dile getiren. Gunah olan mahremi bir adım öne taşıyan. Karşımızda ki acaba ister miydi iki kişi arasında gecen sohbetin, muhabbetin, münakasanın bir üçüncü kişinin bilmesini.
Eşlerimize yalan söylemezmiyiz mesela. Biri ak paktır diğeri ise günah keçisi gibi hep bir ezici üstünlük sağlamaya çalışırız. Hiç utanayız kendimizden hatta ve hatta bırak kendimizi yön verdiyimiz insanlardan bile utanmayız. Sen yuları tut elinde işi sağlama al. Peki ya bu söz bir yuva yıkıyorsa sonunda napariz o zaman. Ögle ya o bunu hak etmişti deriz vicdanımızı sorgulamadan. İnsanlar herkezi kendisi gibi görüp kendi yuvalarında ki yaşanan hayatı bir başkasına uygun görürler. Kişinin kendi ev hayati bile bir diğerinin ev hayatı asla bir biri ile aynı degildir olamaz da. Her insan kendi karakterine uygun ev düzeni kurr kurmaya çalışır ve üçüncü bir kişi mutlak bir direk daha koymak yerine o direği söker atar ve arkasını döner gider. Arkasını dönüp bakan da kolayca sıyrılır bu yıkıntıdan. Acaba vijdan bunu kabul ediyormudur.
Bu konu da biraz daha derinlere dalmak gerekir neler olduğunu bulmak için . İki ayrı çiftin cinsi münasebeti bir değildir belki biri diğerinden daha hoyrattır. Biri diğerinden dah doyurucudur. Bu da iki çift aileyi bir birine ele alıp vurmak gerekirse biri dik durmaya diğeri ufak bir kıvılcımda yanmaya mahkum olması demektir. Öyle ki üçüncü kişiler hiç bu işte yoktur. Birinci çift her şekil de istediyini aldırirken, ikinci çift ise bir naz yokuyla ya istekleri karşılar ya da herşey aksine geri teper. Bu bir koltuk takımı aldırmak ta olabilir. Bir dolap bor masa da. Bir tencere yemekte. Ne olduğu önemli değildir. Bir de şöyle birşey vardir ki . Onda var bizde yok mutsuz etmek için biz insanlar elimizden gelenin en iyisini yapar kendimizi ve etrafimızda ne kadar insan var ise mutsuz etmeyi başarır ve bunu da karşımızda ki insana atmayi çok iyi bir şekilde başarırız. Keşke tam tersini yapabilirdik.
Yollar dört nala giden arabalarla doludur. Bazıları insan hayatını hiçe sayıp uzerinden geçercesine elinden gelen herşeyi yapmaktadır. Yagmurlu bir hava da yoldan karşıya geçmekte olan yayaya yol vermek varken. O fren devriyaj gaz kısmı ile pek savaşmayı sevmeyiz ve dimdirek geçer gideriz. Sen kuru araçta otururken karşıya geçmeye uğraşıp ıslanan insanı umursamaz hatta insana bir yukarıdan bakm dürtüsü ile o burnumuzun dikine doğru dümdüz devam ederiz. İşte kendimize olan saygımızı da bu şekil de ortaya koymuş oluruz. Acaba yirmi saniye de kim bilir neler kazanacağız. Belki ileri de olabilecek bir kazadan insana hürmetten sadaka yerine geçecek saygıyı kaderimizde bir değişikliye gitmiş olabiliriz. Neyse biz saygısizlığımızın kurbanı olup kazamızı da yapalım paramızda çokca cebimizde insanları da umursayalım. Biz nasıl olsa o yoldan karşıya geçerek bir bankamatik'e bile uğramayacağız ya. Yol vermeyen adama da dönül el kol hareketi ile de bi Dünya sövmeyeceğiz. Napalım ettiyimizi buluyor görüyoruz , etme bulma Dünyası diyip kulak ardı ederiz her bir hareketimizi.
Cami den çıkarız belki hiç girmeyiz girenleri de öteleriz yüruyüşünü, giyimini, tavrını, tarzını bazen de Camii içinde ki hal ve hareketini. İnsanları hep bir süzer kendimizi süzmeyi unuturuz. Yanımizda secde eden insanları bir seçer bir aşşağılarız. Nasıl bir duruş etrafa bu nasıl bir bakış. Neden düzgün durmaz kafası sağa sola çevrilir diye minnet ederiz. Peki biz bu durumu nasıl görürüz. :) Biz epey bir cahiliz aslında .
Bir yerler de az da olsa kişi kiliseye gider bunh bir hanım olarak görelim. Başinda yarım yamalakta olsa başında bir örtü vardir. Evet bir örtü yanlış değil bu söylemim. Bir mabede giren hıristiyan yada yahudi bir ortülü hanim. Biz Müsliman iken etrafimızda ki başı kapali kadınlara birseyler söyleriz bazen de görürüz hakaretler savrulur dinini başına gecirmistir ona göre lakin bir Hıristiyan'ın yada Rahibe nin basinda ki ortüye diyorum ben görmez es geçeriz. Bazen de giymegi bilmeyiz başımızı örter alttan da tay kot giyer vücut hattimizi insanlara sere serperiz. Bir insanin bor helali vardir oda eşi dir. Bunun dışında bir kadının veya bir erkeyin mahremi haramdır. İste olay da esasen bursa başlar aile de. Eşine süslenmeyip dısarıya eşi ile çikarken (gezmek, yemege gitmek, yürüyüş düğün nışan vs.) Öyle bir boyalardan elbiselere parfümlerden rujlara nelere bürünürüz. Peki bunu eşinize kac defa yaptınız onun sizin gözünüzde büyüttünüz kendisine değer kazandırdık.
Hayvanlar sessiz varlıklardır. Bizim için sessizdirler. Bir derdinizi size hareketleri ile anlatmaya çalışırlar. Size su istediyini söyleyemezler, Acıktıklarını bir yerde bir ihtiyaç görmek iatediklerini. Köpekleri çok severiz lakin onu o kadr çok severiz ki evimize alır besler bazen iş yerlerinde güvenlik olarak tutar. Sıkılınca da o sevdiyimiz varlığı önce arabamıza alir o gezdirdiyimiz bir yerlere gittiyimiz arabamizla onu tenha bir yerlerde bırakırız. Peki bu varlik gittiğiniz gezdiyiniz herleri onu gezmeye göturdüyünüz yerleri bilir de . Onu son defa arabaya aldığınızı bir herler de bırakmayacağımizı bilmez mi. Bazı zamanlar biz nasıl bir varlık olduğumuzu unutuyoruz.
İnsanoğlu meleklerden üstün varlık olarak yaradılmışlardir Allah (C.C.) tarafından ve eğer insanın olması gerektiği. Vijdanın insanlık botti dediğimiz yerde hayvandan daha aşsağı varlık olduğunu bire bir ispat etmiş oluruz..

K.TATAROĞLU
Benden bu kadar , umarim ilk Deneme yazımı begenirsiniz. Bir kusurumuz olduysa cahilliyime bağışlayınız. Okurlarıma Selam olsun,
Sevgi ve Saygılarımla...