• Leyla ile Mecnun'u hiç cinsellik üzerinden anlatmazlar. Tam tersi bu hikaye cinsel arzunun bastırılmış zirvesidir. Kavuştuklarında pişti oynayacaklarını düşünmüyoruz değil mi, ya da pişti oynamak için birbirlerini bu kadar istediklerini. Neyzen'in bir şiiri vardır buna ithafen bilirsiniz...

    Hikayeye göre Leyla ile Kays birbirlerine aşıktırlar. Ailesi Leyla'yı okuldan alınca Kays onu göremez, çılgına döner. Çöllere düşer aşkından ve Mecnun diye anılmaya başlar. Kays deli olmuş diye de Leyla'yı ona vermezler. Mecnun çölde Leyla'nın aşkından harap olur. Leyla eninde sonunda çölde Mecnun'u bulup onun karşısına çıktığında Mecnun Leyla'yı tanımaz. Ona "Leyla benim içimdedir, sen kimsin" der. İşin özeti Mecnun burada aşkını tasavvufi bir aşka dönüştürmüş, onu Leyla'nın maddi varlığından soyutlamış ilahi aşka ulaşmıştır falan filan. Tam bir ilahi sarhoşluk yani. Buradan bile ne psikolojik analiz çıkar. Zor durumda kalanların hep kendini Tanrıda bulması gibi. Öbür dünya umudu yani. İşte mesele odur ki Leyla Mecnun'un cevabından sonra hastalanıp yataklara düşüp ölünce Mecnun'un arkadaşı da rüyasında Leyla ile Mecnun'un cennette kavuştuğunu görür. Bu dünyada çekilen çilenin cennette ödülü olacak hikayesi.

    Bu bir çilecilik kültürüdür. Doğu toplumlarının cenneti garantileme umududur. O yüzden Doğu toplumlarının aşk anlayışında o arabesk dediğiniz oryantalist kültür anlayışı vardır. Sanatından aşkına kadar hayatın her alanına bu böyle yansır. Kadere karşı savaş yoktur, mücadele anlayışı yoktur, kabulleniş vardır. Ne kadar acı çekersen o kadar kutsallaşırsın. O yüzdendir ki aşkta da esas olan acıdır ve acı kutsanmıştır. Ne kadar çok acı çekersen o kadar aşktır ve bu yüzden kavuşamadığında adına gerçek aşk derler. Çünkü aşkın biyokimyasal reaksiyonların ürünü oluşu, cinsel seçilim yasası temelli, üremenin bir getirisi oluşu ve felsefe temelli bilinci yoktur. (Hoş bu henüz diğer toplumlarda da pek yok.)

    Bu kara sevda anlayışında cinsel arzu tavan durumunda olmasına rağmen o kadar bastırılmış, gizlenmiş, günah ilan edilmiş, ayıplanmış, utanç unsuru olup tabulaşmış ve de sevişme bilincinden yoksun, sadece penisi vajinaya sokup çıkarıp boşalma ve de sadece erkeğin zevki için yapılan, kadının da ona çocuk verdiği anlayışıyla görünmez hale gelmiştir ki adeta aşkta cinsellik yok durumundadır. Doğu toplumlarında aşk anlayışı bırakın cinsellikle ilişkili olmayı, cinsellik aşkın o çileci kutsallığına zarar vericidir. Sevmeyi karı koca olup çocuk doğurup mutlu olmak sanırlar. Mutluluğun aşktaki kaynağı budur onlar için.

    Leyla ile Mecnun'u ne aşk be diye bu kadar kutsayanlar da aynı kültürde yetişen insanlar ya da çok duygusal insanlardır. Leyla ile Mecnun kavuşsa idi aşkları efsane olmayacaktı. Mutluluk tarihe geçmez çünkü acı kadar. Chuck Palahniuk'un bir sözü vardır: "Acıyı unutmak çok zordur ama tatlılığı hatırlamak daha da zordur. Mutluluğumuzu gösteren yaramız yok çünkü." diye...
    Arzularını özgürce yaşayanlara cehennem yolu görünürken ne mutluluk tarihe geçer ne de insan cennetin yolunun mutluluktan geçtiğine kanaat getirir.
    Bu yüzdendir ki Leyla ile Mecnun'un cinsel arzusu gizlenmiştir. Bence Mecnun cinsel arzusuna ulaşamadığı için delirip cennette Leyla ile yatma hayalinden çölde Tanrıya bağlanmıştır. Bak ben ne çileler çektim cinselliğimden vazgeçtim bu dünya için diye cennet için rüşvet vermiştir Tanrısına.

    Her ne kadar Neyzen'in şiiri aşırı eril ve cinsiyetçi olsa da bu şiirinin iyi kötü oluşu şiir niteliği açısından tartışıladursun; Neyzen'den başka da bu durumu dile getiren de yok galiba.

    Bütün bu acıların cinsel arzu için çekildiğine inanmaya insanlar alışamazlar. Leyla ile Mecnun'un bastırılmış cinselliğinin adı en efsanevi aşk olarak görülüyor bu toplumlarda. Cinselliği en çok arzulayanların onu özgürce yaşayamayanlar olduğu aşikar. Bunu bu doğu toplumlarının kadına bakış açısına bakarak da görebiliriz.
  • Sağlıklı toplum,sevişme - savaşma dengesi üzerine kurulmuştur.
    Burada 'sevgi' yakasını 'kadın' temsil ederken,'savaş' tarafı, ifadesini
    'erkek'te bulur.Sevgi ile mücadele taraflarından biri ,ötekisi aleyhine gözle
    görülür derecede zayıflar yada güçlenirse,toplumun psikososyal dengesi bozulur.Erkek ve erkek özelliklerinin
    tümüyle başat kılındığı toplum, vahşileşip hunharlaşır.Tersine,kadının şefkat, rıkkat ile yumuşaklık niteliklerinin
    tek geçerakça haline getirildiği ortamlarda da yozlaşma ve yolsuzlaşma baş gösterir.Birinci halde, medenileşmenin
    iki payandası, ahlak ile sanattan yoksun kılınırken; ikincideyse,kişiler, haksızlık ve zulme direnme ile başkaldırma
    iradelerini yitirirler.İşte, çağımızın küreselleştirilmiş İngiliz -Yahudi medeniyetinin genelde bütün insanlığa,
    özelde de, islam medeniyet davasının tarih boyunca çekicisi olmuş Osmanlı Türküne karşı uyguladığı eğitim,öğretim
    ile iktisat siyaseti, ikinci şıkta ifadesini bulan hedefe kilitlenmiştir. Mücadele iradesini kırmak amacıyla kadın
    erkekleştirilirken, erkeğinde kadınlaştırılması suretiyle cinsiyet farklılığının doğurduğu görev bölüşümü alt üst olunmakta,
    böylelikle de tek tek cinsiyetli nesillere zemin hazırlanmaktadır.Cinsiyet farklılığından doğan gerilim meydana getirdiği
    ve kutsal saydığımız güvenilirlik, sadıklık,fedakarlık ile dayanışma türünden değerler berhava olunmaktadır.Zerreleştirilmiş
    bireyler,beden - nefs varlıklarıyla çırıiçıplak ortada kalakalmaktadırlar.Beden - nefs varlıklarıyla ortada bırakıverilmiş,
    zerreleştirilmiş bireylere ne sunarsanız onu yerler. Ötesini düşünmeye mecalleri bile kalmaz artık.
    Onlar,toplumu, hele hele ümmet kudretindeki bir toplumu asla oluşturamaz; olsa olsa domuz yahut yahut tavuk çiftliğinin
    manzarasını sunarlar.Beşerin dünyası,nitekim,bir maşeri domuz çiftliğine dönüştürülmektedir.Dirimbilim/biyolojinin
    moleküler genetik dalında gerçekleştirilen inanılmaz atılımlardan murad edilen de zaten budur.Biyolojik terimlendirilişiyle
    'homo sapiens sapiens' olan ve insanlaşmaya kulac atan beşer, hayvana eşdeğer derekesine düşürülmeğe çalışılmaktadır.
    imdi çağdaş sözümona medeniyetin ulaşmak çabasında olduğu gayenin özü özeti böyledir.
  • Ben, kıyametin kopacağına, dünyanın bir şekilde sonu­nun yakın olduğuna inananlardanım. Eğer bu dünya için bir ömür biçilmişse, herkesin bir rolü olduğuna da inananlarda­nım. Baca temizleyicilerinin bu dünyanın akışına etkileri ol­duğu gibi, muharebe sevdalılarının da etkileri olduğunu düşü­nüyorum. Kıyamet kopacaksa eğer, savaş çığırtkanları kadar, sevişme çığırtkanları da bu dünyadaki rollerini bilip ona göre yaşarlar. Bizleri kıyamete yaklaştıran en büyük sorunlardan olan 'İrade Hürlüğü' [libertas voluntatis], kendi kültürünü aşamayan insanların zihinlerini belli hedeflere odaklar. İnsan­ları savaştırmak için tüm bahaneleri hazırlar. Savaşın karşı­sında durabilecek tek olgu olan sanatın modern halinin abar­tılacak derecede cinselliğe indirgenmesi de bu yüzdendir bel­ki. Sevişmeden öte koklaşmayı, ahlak sınırları dışında bir hür­lüğü önceleyen anlayış hakimdir bu sanatta. İçinde cinselliğin daha doğrusu sapıklığın olmadığı, insanı hayvan derekesine düşürmeyen çok az modern sanat performansına rastladım. Geriye kalan, konusu cinsellik olmayan performanslarsa par­çalanmış maneviyatın kenar dikişleri gibiydiler.
  • 354 syf.
    ·9/10
    Muhteşem bir seri daha keşfetmenin tarifsiz mutluluğu... Eh yorumunu da yapayım o zaman belki sahaflarda falan denk gelir kaçırmazsınız. İskoç sevenler için erkek karakter muhteşemdi çünkü bir iskoç savaşçının tüm özelliklerini taşıyordu. Kızımız ne kadar narin olsa da demir gibi bir yüreği vardı ve elbette ateşli sahneleri de efsaneydi. Serinin diğer kitapları için şimdiden heyecanlıyım.

    Mairin kralın gayrimeşru kızı olsa da çok büyük bir mirasa sahiptir. Genç kız olası tehditlere karşı evleneceği adamı bulana kadar bir manastırda yaşadığı sırada kaçırılıp evlendirilmeye zorlanır. Bu sürede onun gibi kaçak olan ufak bir oğlan çocuğu ile tanışır. Bu kötü adamdan ve onun yapabileceklerinden kaçarken çocuğu da ailesine götürmek üzere yanına alır. Nihayetinde yolda onları bulur. Fakat bulduğu tek şey çocuğun ailesi değildir.
    Ewan McCabe yenilmiş bir savaş beyi olsa da intikam hırsı onu güçlendirmiş muazzam askerlerle bir ordu kurmayı başarmıştır. Tek eksik yemek ve paradır. Klanını güçlendirmeye çalıştığı sırada oğlunun kaybolmasıyla paniğe kapılır ve onu aramaya başlar. Çok geçmeden sevgili oğlu güzeller güzeli bir kız ile birlikte çıka gelir. Bu kıza karşı duyduğu minnet kızın kimliğini öğrenince umuda dönüşür umut ise Mairin'i tanımasıyla aşka...

    "Ewan?" diye fısıldadı.
    Biraz sonra Ewan cevap verdi. "Evet?"
    "Ben yanılmışım."
    Ewan yüzünü iyice onun yanağına yapıştırarak, "Ne konuda yanılmışsın?" dedi.
    "Sevişme konusunda oldukça iyiymişsin."