• Üyelerden biri uzunca bir yazı yazıp yine bu kendi yazdığı yazının altına "tebrikler, altına imzamı atarım..." diye yorum yazmış. Ya insanlar ileri seviye sayko ya da ben deliriyorum..
  • Cemaat mensuplarını tutuklayarak ve görevinden ihraç ederek bu meselenin kökten ve kalıcı biçimde halledileceğini düşünmek çok vahim bir hata ve yanılgıya yol açar. Problemi çözme konusunda devletin bunlardan başka alması gereken daha pek çok tedbir bulunmaktadır. Devlet, rekabet halinde olan Zâhirî ve Bâtıni söylemlerle olan ilişkisini gözden geçirmek durumundadır. Daha önceden beri var olan baskıcı, tektipleştirici ve tepkisel reflekslerle değil, ancak insan hak ve hürriyetlerini (Mekâsıdu’ş-Şeria) güçlendirerek, bireysel farkındalığa ve eleştirel tutuma imkân tanıyarak yapabilir bunu. Abbasîler döneminde olduğu gibi, aklı savunanları politik maksatları için kullanma yoluna gitmek ve onlar üzerinden diğer söylemleri baskılamaya veya sindirmeye çalışmak müspet sonuç vermeyecektir. Asıl mühim olan husus, cemaat veya radikal dinî hareketlerin tasallutu altındaki bireyleri onların tahakkümünden kurtarmak ve onları özgürleştirmektir. İnsanlara aklını kullanmayı öğretmedikçe, onları din ve vicdan özgürlüklerini tıpkı namusları gibi başkasının emrine ve kontrolüne bırakamayacaklarına ikna edemedikçe ve dinî alanda genel bir aydınlanmanın gerçekleştirilemediği sürece, daha sonra da benzer meselelerle karşılaşılması mukadderdir.

    Türkiye’de içine düşülen bu bunalımdan kurtulma konusunda, resmî düzeyde siyasi yolun dışında bir yol belirlenmemiş gibi görünüyor. Bu yapılarla mücadele eden ilgili kurumlar, Diyanet ve İlahiyatlar, Sünniliğin sınırlarını zorlayan bu Bâtıni söyleme karşı ilkeli davranmak durumundadırlar. Bu konuda yapılması gereken ciddî eleştirilerin, “diğer cemaatler acaba ne der?” endişesiyle yapılmaması gayrı ahlâkî olduğu kadar tehlikelidir de. Söz konusu Bâtıni söyleme karşı esaslı surette aklî eleştirilerin üretilmesine zemin hazırlanmalı, fırsat ve imkân verilmelidir. Bazı siyasî çevreler eleştirilerin, ortak zihniyete sahip oldukları Sûfî-İrfancı geleneklere uzanmasını istememektedirler. Diyanet İşleri Başkanlığı, ancak siyasetin -elbette haklı olarak- eleştiri hedefine oturttuğu Fethullahçı Cemaati eleştirmekte ve dinî olmaktan ziyade siyasî bir dil kullanmaktadır.

    Diyanet bir taraftan “ihkak-ı kerametolarak” Said Nursî’nin eserlerini yayımlamaya çalışırken, diğer taraftan “Sahte Mehdîci hareket” olarak gördüğü Fethullah Gülen ve yandaşlarıyla mücadele etmeye çalışmaktadır. Hâlbuki Fethullah Gülen, Mehdilik ve Mesihlik fikrini Risale-i Nurlar’dan almış ve devam ettirmiştir. Onun Mehdilik ve Mesihlik fikri Said Nursi’nin bu konudaki fikirlerinin yeni ve bir ileri “sürümü”dür. Diyanet yetkilileri, 2013 yılından önce Diyanet’in tarihinde Said Nursi’nin eserleri ile ilgili 16 veya 17 rapor hazırlandığını ve bunlardan hiç birisinin bu eserlerle ilgili olumsuz kanaat belirtmediğini övünerek bu cemaatin mensupları huzurunda ifade etmişlerdir. Aynı Diyanet yetkilileri 15 Temmuz sonrasında Yaşar Kutluay’ın Said Nursi, eserleri ve Nurculuğu Bâtıni bir hareket olarak eleştirdiği makalesini bugünkü eleştirilerinde referans olarak kullanmaktadır. Son on yıldır Diyanet’i ve devleti sivil toplum örgütleriyle yönetmekten bahsedenler, onların sivil toplum olup olmadıklarını hiç tartışmadılar. Ayrıca pedagojik formasyonu olmayan, ancak bir Kur’an Kursu’ndan icazeti olan kimselerin, imam ve Kuran Kursu eğiticisi olarak atanmasının doğuracağı mahsurlar hiç tartışılmadı. Şeffaf olmayan, iktidar ve güç peşinde olan sivil toplum örgütlerinde Diyanet’in temsil edilmesinin yolları aranmadı. Diyanet, din hizmetlerinde onları istihdam ederek hep alan kaybetti. Yıllardan beri her Ramazan ayı boyunca devletin resmî kanallarında ve Diyanet TV’de akıl aleyhtarlığını aşılayan, Bâtınîliği kutsayan, gizemli, sırlı, menkıbevi din anlayışlarını propaganda eden programlar yayımlanıyor. “Sakal-ı şerif”, “Mehdî-i Resul” ve “Mesih-i Mevud” gündeme geldiğinde, Diyanet yetkilileri İrfancıları karşısına almaktan çekinerek açık ve net görüş ortaya koyamıyor. Mehdi hadislerinin eleştirisi konusunda 6 asır evvel İbn Haldun’un gösterdiği cesareti ve ilmî seviye ve dürüstlüğü gösteremiyor. DİB, darbeden hemen sonra alelacele Olağanüstü Din Şûrası tertipledi. Hâlbuki böyle bir konuda pek çok çalıştay ve ilmî toplantının çok daha önce yapılması lâzım gelmez miydi? Şûra sonrasında alınan kararlar, açılış konuşmalarında belirlenen çerçevenin dışına çıkamadı. Üstelik Fethullah Gülen ve hareketi için “sahte mehdî” ve “mehdîci-mesihçi hareket” tanımlaması yapılması eleştiri konusu oldu. Çünkü “sahte mehdî” tanımlaması, “gerçek mehdî” fikrini zımnen kabul etmek demekti.

    Diyanetin bir kurum olarak yapması gereken, Fethullah Gülen’in tâ başından beri yaptığı konuşmaları, vaazları, yazdığı eserleri ve yazışmaları kronolojik olarak arşivleyerek araştırmacıların ve uzmanların bunlar üzerinde araştırma yapmasını sağlamak olmalıydı. Üç beş kitabını okuyup birkaç vaazını dinleyip onlar üzerinden sonuçlara ulaşmak medyanın yapacağı bir iştir. Eğer akademisyenlere böyle bir imkân tanısaydı, bu cemaatin ta baştan beri hangi merhalelerden geçtiği, ne tür değişimlere uğradığı ve bu milletin evlatlarının kendi milletine kurşun sıkacak hâle nasıl getirildikleri daha iyi anlaşılabilirdi.

    Sönmez KUTLU
  • İncelemeye başlamadan önce geçen günlerde başıma gelen bir olaydan bahsetmek istiyorum. Çok sevdiğim bir ağabeyim var kendisi ateist inancına sahip onunla Beşiktaş sahilde gezerken gözleri görmeyen bir amca kendisini Nişantaşı dolmuşlarının oraya götürmemizi istedi. Ağabey girdi koluna oraya götürdü ve amcaya simit ve su aldı. Amcanın hayır duasını aldı.

    İlerleyen saatlerde bir mekanda oturup birer tane bira içtik ve ben içtiğim biranın fotoğrafını çekip sosyal medyada hikayeme ekledim. Sonra bookstagram hesaplarından biri alkol için birini kitap okurken bağdaştıramıyorum diye mesaj attı bana. Ne alaka diye cevapladım hassas olduğum bir konu dedi. Ve takipten çıktı ondan sonra dedim hanımefendi bizim ortak paydamız kitaplar insanların özel hayatı veya inançları sizi ilgilendirmez beni de ilgilendirmez kitaplar size bir şey katmamış belli ki dedim kime katmadığı belli dedi ve sohbet bitti.

    Bu olayı anlatmamın sebebi ise birazdan kitap da insanları inançlarına göre hor gören sömüren , canlarına ve namuslarına göz diken insanlıktan nasibini almamış mahlukatları anlatacağım için kendi hayatımdan o kadar ileri seviye olmasa da bu durumları örnekleyen bir kesit sunmak istedim.


    Huzursuzluk içimde kalan insanlığa dair umutları paramparça etti resmen insanların başka dinden insanların kendi dinlerine inanmıyorlar diye inançlarına ve canlarına saldırması ne kadar aşağılık bir davranıştır.

    Bizim dinimiz adı İslam yani barış anlamanına geliyor ve bu dine inanan daha doğrusu inandığını sanan insanlar onu yanlış anlayanlar kendi dinlerini yüceltmek için kendi dinlerini kötülüyorlar dünyaya aslında..

    Kitap da Hüseyin adlı bir Müslüman bir genç mülteci kamplarında gördüğü Meleknaz isimli bir Yezidi kızı alıp annesine gelini olarak getiriyor üstelik çocuğu da var ve çocuğun da gözleri görmüyor..

    Tabi yine insanların Hüseyin'i kınaması farklı dinlerin bir araya gelmesiyle oluyor. IŞID'den kaçan mülteciler özellikle Yezidi dinine mensup olanlar akıl ve hayal gücünüze sığamayacak işkencelere maruz kalıyorlar. Özellikle kadınlar bizim dinimizde çok ayrı yeri olan kadınlar kendilerine Müslüman diyen kişiler tarafından tecavüze ediliyor hemde kaç kere kaç kişi tarafından köle gibi satılıyor ve bir paket sigara parasına...

    Hem de küçük yaşlardan itibaren bu insanlığın en büyük kara lekesidir.Sonra kaçtıkları Türkiye'de yine dinleri yüzünden hor görülmeleri içinizdeki huzuru öldürüyor.

    Dünyada bu sadece bizim coğrafyamızda Yahudileri katleden Adolf Hitler , İspanyada Yahudileri katleden Engizisyon sistemi say say bitmez. Sırf İslam' da olan bir olgu değildir. Her türlü din için, tarih boyunca sayısız katliam gerçekleşmiştir.

    Haçlı Naziler ve Cihatçı Müslümanlar vb. gruplar olduğu sürece dünyada ki insanlık suçları hiç bitmeyecek.

    Sorunun asıl merkezi insanın içinde iyi ve kötü hep içimizde yan yana..

    Mevlana'nın dediği gibi ;
    Bir yer var
    İyiliğin ve Kötülüğün Ötesinde
    Seninle Orada buluşacağız

    İbnu Haldun dediği gibi coğrafya kaderdir dediği zaman çok haklıymış. Amerika' ve Avrupa'da doğanlar çok şanslı iken bizim coğrafyamıza düşen ise acı ve zulüm olmuş.

    İşin aslı şu insanları dinine veya inancına göre yargılayan insanlar olduğu sürece dünya vahşetin evreni olmaya devam edecektir. Ne zaman iyi insanlar kötü insanlar kadar cesur olur o zaman dünya değişir.

    İyi okumalar herkese ve huzursuzluğu daha doğrusu Zülfü Livaneliyi okumadan geçmeyin..

    "Ayrıca, bütün bunlar olurken bu kadar dinin tanrısı ne yapıyordu diye sordum kendime ve cevabı buldum. Tanrı o sırada dinleniyordu çünkü yedinci gündü, altı günde evreni yaratmıştı ve yedinci gün dinlenmeye çekilmişti. Herhalde bu yüzden çığlıkları duymamıştı."
  • Bilgi Kuramı dersine giren öğretmenimin sayesinde yöneldiğim psikoloji bilimini körükleyen kitap olmuştur. En basit seviye olarak adlandırılabilir. Ömrünü psikoloji bilimine adayacak benim gibi manyaklar varsa, ilk bu kitaptan başlamalı
  • Evrim teorisi ile ilgili birinci seviye kitap önerileri olan?
  • Tarihçi kimliğim ve antik akdenize olan ilgimle beraber çok güzel bir şekilde ilerlediğim bir felsefe kitabı oldu benim için . Felsefe okumaya şimdiye kadar cesaret edememiştim daha önce başlayıp bıraktığım kitaplar olmuştu ama Sofie ' nin Dünyası ' na dönüp baktığımda görüyorum ki yalın anlatılan bir felsefe anlamaktan o kadar da uzak değilmiş ... Çok kafa karıştırmadan ve sakince konuları açıklayarak anlatan felsefe tarihi üzerine bir roman . Dün başladım ve bugün 100 sayfadan fazla ilerlediğimi gördüm . Belirli bir olgunluğa ve birikime ulaşmış her seviye için uygun bir kitap
  • Ağacı sevecektiniz.
    Yoldunuz, dal bırakmadınız...
    ...
    Kadını sevecektiniz.
    ...
    Seviye yer bırakmadınız.