• Kitap okumayı seven, bununla birlikte her şeyin menbaını ( Allah dahi kitap göndermiş...) kitap olarak kabul eden, insanları da kitap gibi okumak gerektiğine inanan biri olarak kitaptan daha kıymetli bir şey zannetmiyorum ki olsun. En klasik, en güzel, en anlamlı hediye de bu sebeple kitaptır benim için. Klişe hediye denecek kitap hediyesi bana göre çok incelikli bir hareket.

    Çocuklara ilk günlerde “kitap okumanın önemi” üzerine klişeleşmiş bir şeyler anlatmaya gayret ettim. Derslerine, iletişimlerine olan katkısını enine boyuna birlikte düşündük, birbirimize anlattık. Sonra bir gün ders kitaplarını okuturken gönüllülerden birini kaldırdım. İşte okulun ilk günleri, okuma düzeylerini değerlendirmek için iştahla dinliyorum. İnanın bana, üzüntüyle 5 satır yazının bitmesini bekledim. Maalesef, sürmesini değil. Bitsin istedim. Dürüst olmam gerekiyor, başta kendime. Çok büyük beklentilerle gelmiştim. 14 öğrencim olacağını öğreniyorum. Üstelik İstanbul’da. Bunca imkan içinde bu kadar az kişiyle... Okumayı dinledikçe bütün beklentilerim birer birer yok oldu. Dedim ki kendi kendime “Dilek, çok üzgünsün. Ancak canını dişine takarsan; işbirliği yaparsan olmayacak şey yok. Nitelikli okuyacak, sorgulayıcı düşünecekler.”

    Başlarda okudukları kitapları anlattırdım. Bir sınıf öğretmeninin 6 saat boyunca girdiği sınıfta kitap konusuna kimi gün 2 kimi gün 3 saat zaman ayırması çok çok geniş bir zaman dilimi. İnanılmaz şeyler değişti. Sonra şunu fark ettim. Geçen yıl okudukları kitapları tekrar okuduklarını – o zamanlar ben yoktum.- … Aynı kitabı tekrar okumalarının bir sebebi olmalıydı. Ben sordum, onlar söyledi: Unuttuğumuz için tekrar okuyoruz. Okuyoruz, bari aklımızda kalsın öğretmenim, dediler. Sonra işte şu bellek sorununu çözmek lazımdı. Gardner’ın çoklu zeka kuramından faydalanmaya çalıştım. Lisans sürecim içerisinde okuduğum hatrı sayılır makaleden öğrendiğim şuydu ki: Türk milletinin görsel zekası gelişkindi. Gördüğünü unutmuyor bu millet. Belki bu yüzden resimli kitapları daha çok seviyor. Belki bu sebeple, zekasına hitap etmediği için okumayı sevmiyor. Gerçi her zekadan kısıtlı yahut geniş ölçüde barındırıyoruz ancak baskın olan zeka-bellek çeşitlerimiz de bulunuyor.

    Çocukların resim yeteneği maalesef yoktu. – Ortaya çıkarırım sandım ama bu kadarmışız - Ancak biz biliyoruz ki; daimi yaptığımız şeylerde bir tekamül meydana geliyor. Okudukların artık anlatmak yerine çizmelerini önerdim. Önerimi ciddiye aldılar ve bunları asmak, neleri başarabildiklerini göstermek istedim. Kendi panolarını kendileri astı. Kendileri düzenledi, elbette benden yardım istediklerinde onların yapamayacağı şeyleri ben yaptım. Hazırladığımız ilk pano sınıfa asıldı. Sonra baktık, resim sayısı artıyor. E napalım, asmayalım mı? Asla… Koridorda bir pano bulduk. Durur muyuz, yapıştırdık.

    İlk olarak hazırladığımız pano:

    https://i.hizliresim.com/r58X53.jpg
    Boylarının yettiği yerlere kendileri astı  Zaten onlar ben üst tarafı donatırken sürekli direktif veriyorlardı 

    Sonra ara değerlendirme amacıyla dönüt alabilmek için çizdikleri resimleri anlattırdım, çizdikten epey sonra. Sanki daha dün okumuşlar gibi anlattılar. Diyaloglara varana dek. Dedim ki çocuklara “ Biz bu işi başardık. Devam edelim?” Sağ olsunlar, onayladılar. Ben de istiyorum ki “Küçük Prens” okuması yapalım, kritik edelim, konuşalım. Bir “Küçük Prens Köşesi” olsun yani. Ben meramımı anlattım, çocuklar da şenlendiler. Kitapların tedarik edilmesi gerek. Burada sık sık okuma yapanlar bilirler, basım farklı olduğunda farklı algılamalar ortaya çıkabiliyor. Aynı yayın, aynı basım olmalıydı. İşte tam bu noktada burada bir ileti paylaştım:
    #36826868

    Sonra sağ olsunlar insanlar katılım sağladı. Benim aklımda üç kitap kritiği vardı: 1. Küçük Prens, 2. Küçük Kara Balık, 3. Anıtı Dikilen Sinek. Bu üç kitabın paydaş noktası; farkındalık, yeni perspektifler sunmasıydı. Bu çocukların da en çok ihtiyaç duyduğu şey buydu, bilinçli bir kitap tercihiydi tüm bunlar. Küçük Prens kitabı gönüllü hayırseverler tarafından tedarik edilmeden daha bir gizli hayırsever bize Küçük Kara Balık’ı gönderdi. Kitapları kartonundan çocuklarla birlikte çıkardım. O kadar sevindiler ki bunu anlatamıyorum... Sonra hemen işe koyulduk. Köşemizi hazırlamalıydık.

    Burada hemen şunu açıklamak istiyorum. Ödev yapmak istemeyen çocuğa “Nasıl yapmazsın?” demiyorum. “Peki, bu senin kararın.” diyorum. Sonuçlarını zaman içerisinde görüyor, hak veriyor ve kendi isteğiyle yapmaya başlıyor. Yasak cezbedici oluyor bu yaştaki çocuklar için. Zorunluluklar iğrenç geliyor. Bu her yaşta böyle. Kaç yaşına gelirsek gelelim ne zorunluysa o iticidir. Ben çocukları bir birey olarak görüyorum. Kendi kararlarını alabilir, kendi kararlarının sonuçlarına katlanabilmeliler. Örneğin bir çocuk ödevini yapmadığında derste o ödevleri kontrol ettiğimizde “olaya Fransız kalmayı” göze almalıdır. Sınıfta kendi seçtiği başkanından şikayet olduğunda “Ama bu senin seçimindi, sonuçlarına sen katlanmalısın.” dediğimde bunu peşinen kabul etmelidir. Çok ciddi bir problem olursa, demokratik seçim tekrarlanır hatta referanduma gidilir. 

    Önce kitaplar geldi; -Çok çok teşekkür ederiz, hele çocuklar nasıl teşekkür edeceklerini bilemediler. -
    https://i.hizliresim.com/8a2WOk.jpg
    https://i.hizliresim.com/DY6Waz.jpg
    ( Getirmeyi unutanlar da oldu, o gün gelmeyen de. )

    İlk gün şöyleydi;
    https://i.hizliresim.com/XMq8p0.jpg
    Sonra;
    https://i.hizliresim.com/DY6Wby.jpg

    Biliyorum güzel çizmeleri önemli değil ama şu resmin güzelliğine bakar mısınız? Baktıkça içim açılıyor;
    https://i.hizliresim.com/YQW8Ga.jpg (Pelikan, Küçük Kara Balık ve arkadaşlarını kesesine alıyor!)

    Ardından başka resimler de çizdiler ama ben anın tadına daldığım için çekmedim.

    Sıra Küçük Prens Köşesine geldi.

    https://i.hizliresim.com/bVMZdY.jpg
    https://i.hizliresim.com/Em6W49.jpg
    https://i.hizliresim.com/dvZlVZ.jpg

    https://i.hizliresim.com/k9L75m.jpg
    https://i.hizliresim.com/dvZlmV.jpg
    https://i.hizliresim.com/alM8O5.jpg
    https://i.hizliresim.com/lqrPnX.jpg
    https://i.hizliresim.com/grVvm3.jpg
    https://i.hizliresim.com/DY6WQO.jpg
    https://i.hizliresim.com/16Da8A.jpg

    Küçük Prens içim çizim yapmak bizi kesmedi. Daha fazlasını hak ediyordu Küçük Prens. Küçük Prens’in gerçekten olduğuna inananlar oldu. Bunun sadece bir masal olduğunu düşünenler oldu. Ben “belki de Küçük Prens vardır.” dedim. Bunun üzerine mektup yazmaya karar verdiler. “Yazarsak Küçük Prens’e yollar mısınız?” dediler. “Ya siz yazarsınız da yollamaz mıyım?” dedim. Bunu buradaki Küçük Prenslere gönderiyorum şimdi… Sözümü kısmen tutuyor olabilirim. “Bize cevap yazar mı?” dediler. “Bilmem ki, Küçük Prens’le hiç bu konuyu konuşmadık, kitapta hiç bu anlatılmıyor.” dedim. Yollamaya değer buldular, yazmaya değer buldular mektupları. Ben buraya yollamayı uygun gördüm.

    https://i.hizliresim.com/P16285.jpg
    https://i.hizliresim.com/mM7gO0.jpg
    https://i.hizliresim.com/9aqW65.jpg
    https://i.hizliresim.com/qd8p1d.jpg

    Ve daha birçok mektup…

    Sonra biz bir fikir bulduk. Okuma köşesi yapmaya karar verdik. Paletlerden okuma köşesi yapacaktık!
    Ve diğer öğretmen arkadaşlarımın da büyüüük yardımlarıyla şu köşeyi yaptık.
    https://i.hizliresim.com/QLYNXy.jpg
    https://i.hizliresim.com/4jqQmA.jpg

    Bütün bu okumaları yaparken öncelikle kitapları kapağından itibaren incelemeye başladık.

    Kitap kapak tasarımını kim yaptı?
    Kaçıncı basım?
    Basım ne demek?
    Hangi yayınevi?
    Editör nedir?
    Bu kitabın editörü kim?
    Yabancı dilden bir kitap nasıl Türkçe hale getirilir?
    Çevirmen nedir?
    Varsa bu kitabın çevirmeni kim?
    Yazarı kim?
    Kitabın içerisinde resim varsa bunları kim çizdi?
    En son en zaman basıldı?
    Kitabın türü nedir?
    Türünün özellikleri nelerdir?
    Kitabın arkasında kısa yazı nedir?
    Arka kapakta yer alan barkod nedir?
    Gri barkod ne anlam içerir?
    Sahte kitap alırsak ne olur?
    Orijinal kitap alırsak ne olur?
    Yazara katkısı ne?
    Vicdanımıza katkısı ne?
    Bu kitapta hoşumuza giden gitmeyen şeyleri basan yerle paylaşmak istersek nasıl paylaşırız?
    Basımevi iletişim adresi neden kitapta belirtilir?
    Ve inanın daha birçok soruyu daha kitaba geçmeden yanıtladık…
    Sonra kitaba geçince şu sözleri duydum “Ne çok kişi uğraşmış öğretmenim!” Evet, işte beklediğim buydu. Bir kitap kolay yazılmıyor. Yazar kolay olunmuyor. Kitaplar ne değerli… “Kitaplar, emekle ortaya çıkar. Sadece yazarın değil birçok kişinin de katkısıyla ortaya çıkıyor.” dedim.
    Kitaba başladığımızda bir süre ben okudum, ardından hikayenin en heyecanlı yerinde durdurup “ Sizce nasıl devam etmiştir? Siz olsaydınız nasıl tamamlardınız? Ne hissettiniz? Böyle diyen birine siz nasıl yanıt verirdiniz?” gibi birçok şey…

    Bu iletiyi paylaşma amacım ise kendime referans olarak kullanmak istememdir. Bir gün bir hayırsever şüphe duyacak olursa diye elimdeki halihazırdaki çalışmamı bilsin isterim. Hepinize teşekkür ederim. Bir kitap ne çok şeyi değiştiriyor!
  • 159 syf.
    Kitabın adını ilk gördüğümde, bir kadının kocasını öldürmesinin hikayesi sandım. Ancak okudukça kocasına delicesine aşık olan bir kadının hikayesi olduğunu anladım. Hikayedeki kadın inanılmayacak kadar kocasını çok seviyor. Hatta kocasını kendi çocuğundan bile kıskanıyor. Kitap çok akıcı bir dille anlatılmış. Tavsiye ederim.
  • Yalan yok, bir ara seviyor sandım.
    Öyle güzel bakıyordu gözleri..
  • Bir gün okulda oturuyorum.Köydeki kadınlar bazen benden sigara istemeye gelirlerdi.Bir kadın geldi.Üzerinde uzun gıcır gıcır,göz kamaştıran bir kadife elbise vardı.Kadına dedimki Hayırdır çok şıksın.Gülümseyerek Düğünümüz var,dedi.Bende abisinin düğünü var sandım.Kimin ,abininmi diye sordum.Yok abimin değil ,benim kocamın düğünü.deyince şaşırdım.Hani ben eğitimciyim ya.Böyle bir şeyi nasıl kabul ediyorsun?dedim?Kadın gözlerime şaşkın bir ifadeyle bakıp,niye öyle diyorsun hocam,bak kocam bana bu yeni elbiseyi aldı.Beni çok seviyor .dedi