• .
    İnmiş perde,
    Kimseler bilmez...
    Akıl ermez,kelam yetmez;
    Gölgeler ki,
    Dirhem sır vermez...
    Sen anlamadın,ben anlatamadım;
    Sevdadır bu,
    Ebed'de bitmez;
    Dinle...
    .
    .
    .
    .
    Seni ,dedim...
    Hep uzaktan seyrettim,
    Hep ara'lıktan..!
    Palan'dan,
    Bu koca dağdan...
    De heyy !
    Vazgeçtim bu yazdan;
    Umudum, dedim
    Yalnızca kara kış'tan...

    Zirveni, dedim...
    Hep o baş eğmeyişini seyrettim,
    Dağ eteğinde
    O nazlı duruşunu...
    Bir elimde Güneş varken,
    Pîr elimi
    B/aşk'a alemlere tutsak ettim;
    Düşler mahallinde
    Halimi burkarken,
    Her siret'ime e'yer ettim...

    Ben, dedim...
    Hep mihnet'imi seyrettim;
    Sağımda,ah ki amansız felek !
    Barışı kuşanmadan;
    Sükût'u ikrar verip,
    Sözsüz sûret'ime bir yer ettim...
    Solumda,sancıyan iki yürek !
    O mekansız mabedi
    Terk-i diyâr ettim...

    Kul, dedim...
    Hep kaybettiğini arayan;
    Ölü vakitleri hani,
    Kendimden arda kalan
    O kul'u seyrettim...
    Ah ki ben;
    Sığ sularda bulduklarımı,
    Amansız deryada ziyan ettim...
    Batıp gidenlerde aradım da;
    Hicret'i,
    Kendime zarur-i farz ettim...

    Dua ,dedim...
    Hep sönen ışığa sığınan;
    Nazargâh'ımda el açan,
    O yakarışı seyrettim...
    Bir lahzâ bela arayıp,
    Hak'tan gelene secde ettim...
    Ben zamanın gerisinde,
    Gönlüm fukarâ
    Gözlerim âmâ;
    Hem ki,düş'te alem-î talan ettim...

    Aşk ,dedim...
    Hep çıkmaz sokakları bilmeyen;
    Düz yol sevdalarında
    Ayak sürüyen,
    Yürek şaklabanlarını seyrettim...
    Sessizliğin lehçesinde,
    Hem, Aşk ilminde;
    Sabr-ı mihenk taşı ettim...
    Dünyalık nefsine uydum da,
    Vahh ki yazık !
    Ben,diri'me veda ettim...

    Hak ,dedim...
    Hep aynı son'un telaşında;
    Hiç'likle mayaladım toprağımı...
    Şah'lık ki,
    Dün'den arda kalan Araf'a;
    Aşıklık hep benden tarafa !
    Hakkınca aradım da,
    Hep Hâk'a biât ettim...
    Ne umutlar ne ah'lar,
    Susuzdum ben;
    Gözlerinde Kevser'i seyrettim...

    Kan /sızı'm, dedim...
    Hep bir tas suya verdim de,
    Bulduklarımı;
    Hiç tereddüt etmedim...
    Bir kefen hatrına serdim de,
    Ruhumdan soyduklarımı;
    Can ipimde yalınayak zikr'ettim...
    Durdum ,dinledim;
    Bil ki,zinhar ürkütmedim...
    Ağu'sunu
    Od'unu
    Su'yunu
    Üç yudumda içen; O er kişiyi seyrettim...

    Sarhoştum, dedim...
    Hep bir muhâl'di sana ulaşmak,
    Muhâl'di sana kavuşmak...
    Makul'dü arz-u hâl,
    Hem Kul'dum; hüsnâ-yı ahvâl...
    Vuslat'a rıza ettim;
    Her şey yerli yerince,
    Ben yol aldım kendimce...
    Er(i)mek kolay değildi,
    Bîçare'ce er'olmayı seyrettim...

    Firkat, dedim...
    Hep gözlerimi yokluyorken hissiyat,
    Ve Aşk
    Bize bu kadar yakışıyorken;
    Neden bu âcz ?
    Neden böylesine bî'çareyim..?
    Sadr'ından koptu baht-ı yâr,
    Ah ki;ruha firkat'i ezberletmeyecektim..!
    Gelmedi elden heyhât;
    Ben'den
    Ve
    Sen'den
    Sessizce aralandım da,
    Kıyam'da bizi seyrettim...

    Cefâ ,dedim...
    Hep arşınlarken keşkeler sokağını ,
    Haddimi aştım ya;
    Ölmüyor Şeytan...
    Eman ver dedim,emân !
    Nedâmet ipini kopardım da cefâdan,
    Bir lokmalık elma'ilen
    Bin gün/ âh'a ;el ettim...
    Cennet'in bahçesinde
    Tek bir "sır" üfledi de içime,
    El'ân sustum;
    Ol'ki gururlu dilbaz'ı seyrettim...

    Vefâ ,dedim...
    Hep aynıydı cismin,
    Ve o an,sine'me düştü ismin...
    İkindi serinliğinin son beklentisi,
    Ey Sevgili'den de Sevgili !
    Duy beni...
    Şimdi yek duâ'm,
    Gecenin rahlesi'nde
    Süruruna râm olmak;
    Gel ki,
    Vaktin şahitliğini beşer'e sunmak;
    Gün ki,
    Göğermiş sadakatin dem'ine;
    Haydi, ver elini elime..!
    Yum gözlerini !
    Yum ki,
    Şâd olasın ey Yar !
    Bin lütuf bu;
    Bilesin, nasıl da ikram...
    Sunulan ki ;
    Göresin, kalb-i şükran...
    .
    .
    .
    .
    Aşk dedim, Aşk..!
    Hep gafil'iyim ömrümün;
    Söylesene Sevdiğim,
    Beni biliyor musun ?
    Aşk bana d / okundu...
    Ve söyletti ki;
    " Beni seviyor musun..? "
    Aşk-ı Dergâh'ta,
    Yalnız senin adın okundu...

    // Yusef Masadow //
  • "Biricik sevgilim, bu benim vasiyetimdir. Başka maddi var-
    lıklar için yapılıyor da, neden kalbin hazineleri için de vasiyet
    hazırlanmasın? Aşkım benim bütün varlığım değil mi? Burada
    sadece aşkımla ilgitenrnek istiyorum: O senin Clemence'ının
    yegane hazinesi oldu, ölürken de sana bırakacağı tek şey. Jules,
    hala seviliyorum, mutlu ölüyonım. Doktorlar ölümümü ken-
    dilerine göre açıkladılar, gerçek sebebi bir tek ben biliyorum.
    Sana ne kadar acı verecek olsa da, bunu söyleyeceğim. Tama-
    men sana ait olan bir kalpte sana söylenmedik hiçbir bir sırn
    beraberimde götürmek istemiyordum, oysa zorunlu bir ketu-
    miyetin kurbanı olarak ölüyorum.
    Jules, ben senin de tanıdığın o sevimli kadın tarafından
    dünyadaki yalan dolan ve kötülüklerden uzakta, tam bir yal-
    nızlık içinde beslenip büyütüldüm. İnsanlar, onu bir kadında
    toplumun hoşuna giden genel geçer meziyetleriyle takdir etti-
    ler; ama ben gizli gizli yüce bir ruhun yaşattığı sevinci tattım
    ve çocukluğumu dikensiz gül bahçesine çeviren anneyi, neden
    sevdiğimi de bilerek çok sevdim. Bu iki kat sevmek değil miy-
    di? Evet, onu seviyor, ondan korkuyordum, ona saygı gösteri-
    yordum ve saygıymış, korkuymuş, hiçbiri yüreğime ağırlık
    vermiyordu. Ben onun her şeyiydim, o benim her şeyimdi.
    Mutlu, tasasız on dokuz yıl boyunca, çevremde kükreyen dün-
    yanın ortasında yapayalnız olan ruhum, annemin o tertemiz
    hayalinden başkasını düşünmedi ve kalbirn sadece onun için
    ve onun sayesinde çarptı. Son derece dindardım ve Tanrı'nın huzurunda tertemiz kalmak hoşuma gidiyordu. Annem bana
    gururu ve en soylu duyguları aşılıyordu. Ah! Bunu sana itiraf
    etmek hoşuma gidiyor, Jules, şimdi bir genç kız olduğumu ve
    sana kalbirn bakir olarak geldiğimi biliyorum. O derin yalnız-
    lıktan çıkışım, saçlarımı ilk kez düzleştirip badem çiçeklerin-
    den bir taçla süsleyişim, göreceğim ve görmek için meraklan-
    dığım insanları hayal ederek beyaz elbiseme heyecanla birkaç
    saten fiyonk ekleyişim; evet, bu masum ve alçakgönüllü ko-
    ketlik senin içinmiş, çünkü sosyeteye girdiğimde, ilk seni gör-
    düm. Yüzün dikkatimi çekti, herkesinkinden farklıydı; kişili-
    ğinden hoşlandım; sesin, hal ve tavrın içimi olumlu önseziler-
    le doldurdu; ve yanıma gelmen, yüzün kızararak benimle ko-
    nuşman, sesinin titremesi, işte o an bana, bugün yazarken da-
    hi kalbimin çarpmasına neden olan ve hayalini son kez kura-
    cağım hatıralar yaşattı. Aşkımız başta çok derin bir sempati
    şeklindeydi ama çok geçmeden karşılıklı olarak keşfedildi;
    sonra, tıpkı sayılmayacak kadar çok hazza birlikte varmamız
    gibi, derhal paylaşıldı. O andan itibaren, kalbirnde annemin
    yeri ikinci sıraya düştü. Bunu ona söylerdim, o da gülümserdi,
    ne mübarek kadın! Sonra senin oldum, tamamen senin. İşte
    benim hayatım, bütün hayatım sevgili kocacığım. Şimdi söyle-
    mem gereken şeyler var. Annem ölümünden birkaç gün önce
    bir akşam sıcak gözyaşiarına gark olarak bana hayatındaki sır-
    rı itiraf etti. Annerne son duasını okuyacak rahipten önce, top-
    lum ve Kilise tarafından mahkum edilen aşklar da olduğunu
    öğrenince, seni daha çok sevdim. Bu tutkular anneminki gibi
    sevgi dolu ruhların işlediği bir günah ise, elbette Tanrı o kadar
    merhametsiz olamaz; ama, bu melek nedamet getirmeye ya-
    naşmıyordu. Çok seviyordu, Jules, aşkla doluydu. Bu yüzden,
    onun için her gün dua ettim ve onu hiç yargılamadım. O za-
    man onun o yoğun anne sevgisinin nedenini öğrendim; o za-
    man Paris'te bütün hayatı, bütün aşkı ben olan bir adamın ya-
    şadığını öğrendim; senin servetinin onun eseri olduğunu ve
    seni sevdiğini; toplumdan uzak yaşadığını, lekeli bir ad taşıdı-
    ğını, bu yüzden kendisinden çok benim için, bizim için mutsuz olduğunu öğrendim. Bütün teseliisi annemdi, ama annem
    de ölüyordu, onun yerini alacağıma söz verdim. Duygularını
    hiçbir şeyin bozmadığı bir ruhun olanca coşkusu içinde, anne-
    min son dakikalarını kedere boğan acıyı yumuşatma mutlulu-
    ğunu yaşadım ve kendimi bu gizli hayır işini, bu gönül işini
    sürdürmeye adadım. Babamı ilk görüşüm, annemin son nefe-
    sini verdiği yatağın başında oldu; yaşlı gözlerini kaldırdığın-
    da, tükenen bütün umutlarını bende yeniden buldu. Yemin et-
    tim, yalan söyleyeceğime değil, sessizliğimi koruyacağıma da-
    ir yemin ettim, hem bu sessizliği hangi kadın bozabiiirdi ki?
    Hatarn burada, Jules, ölümüme mal olan bir hata. Senden şüp-
    he ettim. Ama bir kadının, özellikle de neler kaybedebileceği-
    ni bilen kadının korkması o kadar doğal ki. Aşkım için kork-
    tum ben. Babamın sırrı bana mutluluğumun sonu gibi geldi ve
    ne kadar seversem, o kadar çok korkuyordum. Babama bu his-
    simi itiraf etmeye cesaret edemiyordum; bu onu kırabilirdi ve
    onun durumunda, her yara derindir. Ama, bana söylemese de,
    o da aynı korkuları paylaşıyormuş. Bu baba yüreği benim
    mutluluğum için benim kadar korkuyor ve sessiz kalmaını
    emreden aynı hassasiyete boyun eğerek konuşmaya cesaret
    edemiyormuş. Evet, Jules, günün birinde Gratien'in kızını,
    Clemence'ı sevdiğin kadar sevemeyeceğini sandım. Bu derin
    korku olmasa, senden, her şeyinle kalbimin gizli köşelerinde
    olan senden bir şey saklar mıydım? O ahlaksız, o sefil subayın
    seninle konuştuğu gün, yalan söylemek zorunda kaldım. O
    gün hayatımda ikinci kez acıyı tattım ve bu acı seninle son kez
    konuştuğum şu ana kadar her geçen gün biraz daha büyüdü.
    Şimdi babamın durumunun ne önemi var? Her şeyi biliyor-
    sun. Aşkıının yardımıyla hastalığıını yenebilir, her çileye gö-
    ğüs gerebilirdİm ama kuşkunun sesini susturamazdım. Köke-
    nim aşkının saflığını bozmaz, onu zayıflatmaz, küçültmez
    miydi? Bu korkuyu içimdeki hiçbir şey yok edemez. İşte ölü-
    mümün sebebi Jules. Bir sözünden, bir bakışından korkuya
    kapılarak yaşayamazdım; belki asla ağzından çıkmayacak bir
    sözden, hiçbir zaman bana doğrultmayacağın bir bakıştan;ama ne yapayım? Korkuyorum. Sevilerek ölüyorum, tek tesel-
    lim bu. Babamla arkadaşlarının toplumu kandırmak için dört
    yıldır dünyanın altını üstüne getirdiklerini öğrendim. Bana
    yüksek çevrelerde iyi bir konum sağlayabilmek için bir ölüyü,
    bir itibarı, bir serveti satın aldılar ve bütün bunları, yaşayan bi-
    rini yeniden hayata döndürmek için, senin için, bizim için yap-
    tılar. Biz bunu hiçbir şekilde öğrenmeyecektİk Peki ya şimdi,
    ölmemle babam kuşkusuz bu yalandan kurtulmuş olacak ama
    ölümüm onu öldürecek. Neyse, elveda artık Jules, yüreğimde
    ne varsa hepsi burada. Sana olan aşkımı, duyduğu dehşetin
    masumiyetiyle ifade etmek, ruhumu tamamen sana bırakmak
    demek değil mi? Seninle konuşacak takati bulamazdım, yaz-
    ma gücünü buldum. Hayatımda yaptığım bütün hataları Tan-
    rı'ya itiraf ettim ve artık göklerdeki efendimizden başka hiçbir
    şeyle ilgilenmeyeceğime söz verdim; ama benim için yeryü-
    zündeki her şey demek olan insana da içimi dökme zevkine
    karşı duramadım. Heyhat! Geçmiş hayatla gelecek hayat ara-
    sındaki bu son inleyişi kim bağışlamaz? O halde elveda, sevgi-
    li Jules; Tanrı'ya gidiyorum, onun yanında aşk daima bulut-
    suzdur ve bir gün sen de oraya geleceksin. Orada, onun tahtı
    altında sonsuza kadar birleşerek birbirimizi yüzyıllarca seve-
    bileceğiz. Tek tesellim bu umut. Senden önce orada olmaya la-
    yık olduysam da, hayatını oradan takip edeceğim, ruhum sa-
    na eşlik edecek, seni sarmala yacak, çünkü sen hala burada ola-
    caksın. Kesin olarak yanıma gelebilmek için bir aziz gibi yaşa.
    Şu yeryüzünde o kadar çok iyilik yapabilirsin ki! Acı çeken bir
    insanın etrafına mutluluk dağıtması, kendisinin sahip olmadı-
    ğı bir şeyi başkalarına vermesi meleklere layık bir misyon de-
    ğil mi? Seni bahtsız insanlara bırakıyorum. Kıskanmayacağım
    tek şey, onların gülümseyişleri ve gözyaşları olacak. Sevgiyle
    yapılacak bu iyiliklerde büyük bir güzellik bulacağız. Bu hayır
    işlerine Clemence'ın ismini de katmak istersen, hala birlikte
    yaşıyor olmaz mıyız?
  • Seni görmeyi, Seni dinlemeyi,
    Seninle konuşmayı,
    Seninle zaman geçirmeyi seviyor-dum.
  • İnmiş perde, kimseler bilmez,
    Gölgeler ki; dirhem sır vermez,
    Akıl ermez, kelam yetmez.
    Sen anlamadın, ben anlatamadım.
    Sevdadır bu, ebed de bitmez...

    Hep uzaktan seyrettim,
    Hep ara'lıktan.!
    Palandan,
    Bu koca dağdan...
    De heyy! Vazgeçtim bu yazdan,
    Ümidim, sadece kara kış'tan...

    Dağ eteğinde nazlı duruşunu,
    Başını eğmeyen zirveni seyrettim.
    Bir elimde Güneş,
    Pir elimi, başka alemlere tutsak ettim.
    Halimi burkan düşler,
    Mahallinde, siretime e'yer ettim.

    Sükûtu ikrar verip, leb-i deryaya,
    Barışı kuşanmayan, mihnetimi seyrettim.
    Sağımda, ah amansız felek,
    Sözsüz  sûretime bir yer ettim.
    Solumda sancıyan iki yürek,
    Mekansız mabedi, terk-i diyar ettim.

    Özünde heybetini, yürekte servetini,
    Gözünde sekmeyen cilvesini seyrettim..
    Ağ/yar'ında bilinmeyen,
    Kadim bir aşkı, tac ettim.
    Kabrinde bekleyen kadını,
    Cismim içre Cân ettim...

    Kendimden kalan ölü vakitleri,
    Kaybettiğini arayan, bir kul seyrettim.
    Sığ sularda bulduklarımı,
    Amansız deryada ziyan ettim.
    Batıp gidenlerde aradım,
    Hicreti kendime zarur- i farz ettim...

    Sönen ışığa sığındım.
    Nazargâhımda el açan, duayı seyrettim.
    Bir lahzâ bela aradım,
    Haktan gelene, secde ettim.
    Gönlüm fukara, gözlerim âmâ,
    Zamanın gerisinde, düş'te alem ettim.

    Çıkmaz sokakları bilmeyen,
    Aşk ilminde, moloz şebekler seyrettim.
    Sessizliğin lehçesinde,
    Edeb' i; mihenk taşı ettim.
    Dünyalık nefsine uyup,
    Yazık ki; dirime veda ettim...


    Şahlık, dün'den arta kalan ârafa..
    Aşıklık benden tarafa..
    Hakkıyla aradım!
    Hep aynı son'un telaşında,
    Hiçlikle mayaladım toprağımı
    Ne umutlar, ne ahlar,
    Susuzdum, gözlerinde Kevseri seyrettim.

    Bir tas suya verdim bulduklarımı,
    Tereddüt etmedim.
    Bir kefen hatrına serdim kan/sızım,
    Can ipinde bir miktar dinledim.
    Ürkütmedim,
    Ağu'sunu
    Od'unu
    Su'yunu,
    Üç yudumda içen, er kişi seyrettim...

    Sarhoştum, muhaldi sana ulaşmak,
    Muhaldi kavuşmak,
    Makuldü arz-u hal,
    Kul'dum, hüsnâ-yı ahvâl...
    Her şey yerli yerinde,
    Yol aldım kendimce,
    Er(i)mek kolay değil, er 'olmayı seyrettim.

    Aşk bize, bu kadar yakışıyorken,
    Hissiyatım gözlerimi yokluyorken,
    Neden bu kadar bî'çareyim..?
    Ezberletmeyecektik ruha firkati,
    Sadrından koptu baht-ı yâr..
    Ben'den
    Ve
    Sen'den
    Sessizce aralandım, kıyam'da bizi seyrettim...

    Keşkeler sokağını hüsranla arşınladım!
    Haddimi aştım, ölmüyor şeytan...
    Eman ver, emân!
    Nedâmet ipini kopardım cefadan,
    İçime bir sır üfledi,
    Sustum, gururlu dibazı seyrettim....

    O an sineme düştü ismin;
    İkindi serinliğinin Son beklentisi,
    Ey Sevgili'den Sevgili,
    Duy beni...
    Yek duâm,
    Edebin rahlesinde süruruna ram olmak,
    Gel ki; vaktin şahitliğini beşer'e sumak.
    Gün ki; göyermiş sadakatin demine,
    Haydi, ver elini elime
    Yum gözlerini, yum ki;
    Şâd olasın.
    Bin lutuf;
    Bil, nasıl da ikram...

    Ben beni bilmez iken,
    Aşk bana d'okundu.
    Aşk beni söyletti;
    " Beni seviyor musun..? "

    // Yusef Masadow //
  • Hem (bu deneyimi ne kadar çok seviyor-dum ayrıca) bana karşı hiçbir zaman tam "sağır" olmazdı.
  • İnmiş perde,
    Kimseler bilmez...
    Akıl ermez,kelam yetmez;
    Gölgeler ki,
    Dirhem sır vermez...
    Sen anlamadın,ben anlatamadım;
    Sevdadır bu,
    Ebed'de bitmez;
    Dinle...


    Seni ,dedim...
    Hep uzaktan seyrettim,
    Hep ara'lıktan..!
    Palan'dan,
    Bu koca dağdan...
    De heyy !
    Vazgeçtim bu yazdan;
    Umudum, dedim
    Yalnızca kara kış'tan...

    Zirveni, dedim...
    Hep o baş eğmeyişini seyrettim,
    Dağ eteğinde
    O nazlı duruşunu...
    Bir elimde Güneş varken,
    Pîr elimi
    B/aşk'a alemlere tutsak ettim;
    Düşler mahallinde
    Halimi burkarken,
    Her siret'ime e'yer ettim...

    Ben, dedim...
    Hep mihnet'imi seyrettim;
    Sağımda,ah ki amansız felek !
    Barışı kuşanmadan;
    Sükût'u ikrar verip,
    Sözsüz sûret'ime bir yer ettim...
    Solumda,sancıyan iki yürek !
    O mekansız mabedi
    Terk-i diyâr ettim...

    Kul, dedim...
    Hep kaybettiğini arayan;
    Ölü vakitleri hani,
    Kendimden arda kalan
    O kul'u seyrettim...
    Ah ki ben;
    Sığ sularda bulduklarımı,
    Amansız deryada ziyan ettim...
    Batıp gidenlerde aradım da;
    Hicret'i,
    Kendime zarur-i farz ettim...

    Dua ,dedim...
    Hep sönen ışığa sığınan;
    Nazargâh'ımda el açan,
    O yakarışı seyrettim...
    Bir lahzâ bela arayıp,
    Hak'tan gelene secde ettim...
    Ben zamanın gerisinde,
    Gönlüm fukarâ
    Gözlerim âmâ;
    Hem ki,düş'te alem-î talan ettim...

    Aşk ,dedim...
    Hep çıkmaz sokakları bilmeyen;
    Düz yol sevdalarında
    Ayak sürüyen,
    Yürek şaklabanlarını seyrettim...
    Sessizliğin lehçesinde,
    Hem, Aşk ilminde;
    Sabr-ı mihenk taşı ettim...
    Dünyalık nefsine uydum da,
    Vahh ki yazık !
    Ben,diri'me veda ettim...

    Hak ,dedim...
    Hep aynı son'un telaşında;
    Hiç'likle mayaladım toprağımı...
    Şah'lık ki,
    Dün'den arda kalan Araf'a;
    Aşıklık hep benden tarafa !
    Hakkınca aradım da,
    Hep Hâk'a biât ettim...
    Ne umutlar ne ah'lar,
    Susuzdum ben;
    Gözlerinde Kevser'i seyrettim...

    Kan /sızı'm, dedim...
    Hep bir tas suya verdim de,
    Bulduklarımı;
    Hiç tereddüt etmedim...
    Bir kefen hatrına serdim de,
    Ruhumdan soyduklarımı;
    Can ipimde yalınayak zikr'ettim...
    Durdum ,dinledim;
    Bil ki,zinhar ürkütmedim...
    Ağu'sunu
    Od'unu
    Su'yunu
    Üç yudumda içen; O er kişiyi seyrettim...

    Sarhoştum, dedim...
    Hep bir muhâl'di sana ulaşmak,
    Muhâl'di sana kavuşmak...
    Makul'dü arz-u hâl,
    Hem Kul'dum; hüsnâ-yı ahvâl...
    Vuslat'a rıza ettim;
    Her şey yerli yerince,
    Ben yol aldım kendimce...
    Er(i)mek kolay değildi,
    Bîçare'ce er'olmayı seyrettim...

    Firkat, dedim...
    Hep gözlerimi yokluyorken hissiyat,
    Ve Aşk
    Bize bu kadar yakışıyorken;
    Neden bu âcz ?
    Neden böylesine bî'çareyim..?
    Sadr'ından koptu baht-ı yâr,
    Ah ki;ruha firkat'i ezberletmeyecektim..!
    Gelmedi elden heyhât;
    Ben'den
    Ve
    Sen'den
    Sessizce aralandım da,
    Kıyam'da bizi seyrettim...

    Cefâ ,dedim...
    Hep arşınlarken keşkeler sokağını ,
    Haddimi aştım ya;
    Ölmüyor Şeytan...
    Eman ver dedim,emân !
    Nedâmet ipini kopardım da cefâdan,
    Bir lokmalık elma'ilen
    Bin gün/ âh'a ;el ettim...
    Cennet'in bahçesinde
    Tek bir "sır" üfledi de içime,
    El'ân sustum;
    Ol'ki gururlu dilbaz'ı seyrettim...

    Vefâ ,dedim...
    Hep aynıydı cismin,
    Ve o an,sine'me düştü ismin...
    İkindi serinliğinin son beklentisi,
    Ey Sevgili'den de Sevgili !
    Duy beni...
    Şimdi yek duâ'm,
    Gecenin rahlesi'nde
    Süruruna râm olmak;
    Gel ki,
    Vaktin şahitliğini beşer'e sunmak;
    Gün ki,
    Göğermiş sadakatin dem'ine;
    Haydi, ver elini elime..!
    Yum gözlerini !
    Yum ki,
    Şâd olasın ey Yar !
    Bin lütuf bu;
    Bilesin, nasıl da ikram...
    Sunulan ki ;
    Göresin, kalb-i şükran...



    Aşk dedim, Aşk..!
    Hep gafil'iyim ömrümün;
    Söylesene Sevdiğim,
    Beni biliyor musun ?
    Aşk bana d / okundu...
    Ve söyletti ki;
    " Beni seviyor musun..? "
    Aşk-ı Dergâh'ta,
    Yalnız senin adın okundu...

    // Yusef Masadow //