• Yedi
    Gitmekmi zor kalmak mı? - kalamayacağını için gitmek zorundaysanız, gitmek zordur. Gidemeyeceğiniz için kalmak zorundaysanız, kalmak zordur...
    Dokuz
    Ölmek türleri - pek çok örnek vardır! Yürümek gerekirken durmak, gitmek gerekirken kalmak, kalkmak gerekirken yatmak, görmek gerekirken gözlerini kapamak, konuşmak gerekirken susmak! Ah susmak zorunda kalmak! Hep bir tür ölmektir...
    On beş
    Evler ve eşyalar - mutlu evlerdeki eşyalar, mutsuz evlerdeki eşyalardan daha çabuk eskir...
    On sekiz
    İyilik bazen almaktır - iyilik her zaman vermek değildir. Bazen de almaktır! Yalnızlığı almak, hüznü almak, kederi almak, yorgunluğu almak...
    Otuz bir
    Mutsuzlar çabuk yorulur çünkü... - insanı yorgunluk mutsuz etmez, mutsuzluk yarar...
    Kırk iki
    Bir dert edenin! - Küçük şeyleri dert etmek istemiyorsanız, kendinize büyük dertler edinin!
    Kırk üç
    Neden okul kapılarına şunu yazmıyoruz? - yaşamak için öğren ve öğrenmek için yaşa!
    Kırk altı
    Her şeyin öyküsü - varlığı yokluğuna tercih edilmiş her şeyin, dinlemeye değer bir öyküsü vardır. Taşların bile...
    Elli bir
    Tercih - insan sevmek ve sevilmek arasında bir tercih yapmak zorunda kalsa, bütün kader ve hüznüne rağmen, hiç düşünmeden, karşılıksız da olsa, sevmeyi seçmeli. Çünkü siz sevilmiyor olsanız, sizden bir şey eksik olmaz. Fakat sev(e)miyorsanız, kalbinize bir bakmalısınız; acaba hala yerinde duruyor mu?
    Altmış dokuz
    Kimsenin hayatını işgal etme! - kendi hayatında yer açamayacağın birinin hayatında - sana bedeli ne olursa olsun- bir yer işgal etme!
    Seksen beş
    Nokta - Nokta bir son mudur? Evet ama aynı zamanda nokta bir başlangıçtır. Bütün güzel cümleler, büyük harflerden önce, küçücük bir nokta ile başlar... Ve her şeyin bir başlangıç noktası vardır. Bütün yolculukların, bütün hikayelerin ve bütün maceraların...
    Yüz
    Bülbül ile Japon Balığı - Bülbülün altın kafesini açık unuttular. O da, kaçtı. Neşeli çığlıklar atarak uçtu ve gökyüzündeki engin, mavi denizin pamuk gibi beyaz köpüklerine karışıp gitti.
    Bülbülün ardından bakakalan küçük kırmızı Japon balığı, hevesle yutkundu:
    " Benim neyim eksik?" diye kederlendi. Ve o da bir sabah, kendini cam kafesinden dışarıya atıverdi...
  • 136 syf.
    ·Beğendi·6/10
    Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor.                                           (s.25/ Alemdağ'da Var Bir Yılan)
    - Kafa dediğin eskir, ihtiyarlar, ölür bile insan ölmeden, dedi.
    Sonra kalbini gösterdi:
    - Eskimeyen, eksilmeyen şey buradadır. Sustu.   (s. 53/ İki Kişiye Bir Hikaye)
    Kenarları süsleyen zarların oyunu çabuklaşmaya, balık da gitgide saniyeden saniyeye, pek belli bir halde beyazlanmaya başladı. İçimde dülger balığının yüreğini dolduran korkuyu duydum. Bu hepimizin bildiği bir korkuydu: Ölüm korkusu.
    (s.86/ Dülger Balığının Ölümü)
    Ah bu yasaklar! Kendi kendimize, başkasının bize, bizim başkalarına, devletin tebaasına, tebaanın devletine, belediyenin hemşerisine, hemşerinin belediyeye koyduğu yasaklar!..
    Yasaklarla çevrili bir dünyada yaşamasak yasaksız yaşayamazdık. Halbuki hayvanlar, hele ehlileri, yasaksız ne de güzel yaşıyorlar. Hafif, cilve gib, o da boğaz derdinden doğan zırıltılardan başka, gel keyfim gel, yaşamıyorlar mı? Yasakları kabul ettik. İnsanoğlu için yasaklı hayvandır da diyebiliriz. Mikroplar bile birer yasak değil mi? Aşklar yasaktır. Gün olur, sular, yemişler bile yasaktır. İnsanlar birbirine yasaktır. (s.98/ Çarşıya İnemem)
    .
    .
    .
    Sait Faik'i anlayabilmek için yazarı derinlemesine bilmek lazım. Öykücülüğe yeni bir tarz getiren yazarın hayatı sorgulama biçimi dümdüz değil, bazen bir yılanın uykusunda, bazen bir martının yoldaşlığında, bazen çilingir sofrasında... Okumak bazen zor ama anlamlar derin.. Okunmalı mı? Evet
  • **Önsöz**

    O ömrü boyunca hep "acele etmiş"tir; bu yüzden de hep "geç kalmış"tır. sf11

    **1. Bölüm**

    Henüz durum bugünkü gibi açık ve seçik, bir bakıma da belirsiz değildi. sf25

    Hayat düşünceleri tutan bir hapishanedir. İnsan, can sıkıcı bir saç demetidir, ben de akılsız bir robotum. sf32

    İnsan ölünce çok daha hafif olur sanmıştım. sf33

    "Vakit geçirme oyunu oynuyoruz," dedi uzun boylusu. "Ve başarıyoruz da..." sf40

    (Selim) Düşünmekten korkan; korkudan, düşünmesini unutan inek. sf86

    Sen, benden, gerçekten çok gerisin Burhan. Bana bakarken bu kadar çeşitli ve çelişik duygularla kendini yiyebilir misin? Sen, sadece soğuk bir kayıtsızlık gösterebilirsin. Sonra da kendine, benim anlayamayacağım derin bir pay çıkarırsın bundan. sf88

    Ölümcül düşüncelerinin ağırlığını hafifletirdi bir insanın varlığı belki. sf89

    Hepimiz suçluyuz Selim, alçak sesle konuşmalıyız. sf90

    **Ne yapmalı?**

    Başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum. ... Kendini çözemeyen kişi, kendi dışında hiçbir sorunu çözemez. sf94
    **Ne yapmalı? sonu**

    Beni kötü yetiştirdiler dostum! Güzeli ifade gücünden yoksun bıraktılar beni. Tıpkı filmlerdeki gibi diyebiliyorum ancak. Ne acıklı değil mi? sf107

    Kelimeleri, daha önce, öyle kötü yerlerde kullanmış oluyoruz ki, kirletir diye korkuyoruz duygularımıza dokunursa. sf110

    "Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için on bin kitap okumuş olmayı isterdim," dedi: "Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: Seni tanıdığıma çok sevindim, kendi çapımda." sf113

    **Dün, Bugün, Yarın (600 mısralık Şarkı)**
    Söylemiştim Süleyman: ben başlamazsam ancak durdurulabilirim. sf118

    **Dün, Bugün, Yarın Açıklamaları (Süleyman Kargı)**

    Tutunamayan (disconnectus erectus): Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. sf149
    Tutunamayanları avlamak çok kolaydır. Anlayışlı bakışlarla süzerseniz, hemen yaklaşırlar size. sf150

    Kelimelerin anlamını bilmeden önce tanıdığı yalnızlığı kelimelerin içine yerleştirdi. ... Bu kelimelerle birlik olup amansızca saldırdılar başka Kelimelere: aşağılayan, ezen, soluk aldırmayan Kelimelere. Yendi, yenildi; sonunda gene yenildi Kelimelere, Kelimelerle birlikte açtığı savaşta. Yalnızlık hep oradaydı.
    Büyük kelimelerden her zaman kaçındı ve büyük kelimeler kullandığını gördü. Küçük kelimeleri kendine yakıştıramadı; oysa küçük kelimelerle suçlandı ve kendini küçük kelimelerle savundu. Bütün insanlar, ellerini uzatarak işaret parmaklarıyla suçladılar onu, kelimeleri yüzünden. sf152

    Sonsuzluk yalnız Allah'ın dayanabileceği bir güçlüktür. sf155

    Güldükleri zaman sevinçli, ağladıkları zaman kederli oldukları sanılacaktır. ... Aslında, hayattan çıkarları olduğu ispat edilecektir; çıkarlarını korumak için canları çıktığı halde, bunu beceremedikleri için, çıkarıyokmuşdabirşeybeklemiyormuşçasınagillerden göründükleri yüzlerine vurulacaktır. sf202

    Bazen kazanıyorduk, bazen kaybediyorduk ve sonunda her zaman kaybediyorduk. sf225

    Tarih, geçmişten geleceğe uzanan ve bugün gördüğümüz bir rüyadır. Bütün rüyalar gibi tarih de yorumlanabilir, ama görülürken değil. sf231
    **Dün, Bugün, Yarın Açıklamaları (Süleyman Kargı) sonu**

    **2. Bölüm**

    Bir yerde söz biter: iki kişi karşılıklı kendilerini tekrarlamaya başlar. Yeni başlayan ilişkiler bile eskir böylece. Hemen kaçacaksın ki aklın orada kalsın. sf246

    Talihleri vardır bu gibilerin: her zaman bir acı bulurlar çekecek. sf247

    ...ne kadar haklıydın kimse kimseyi dinlemiyor dediğin zamanlar... sf251

    Değişmek, kendine yabancılaşmak demekti. sf319

    Demek konuşmadım, içimden geçirdim sadece. Özür dilerim: bugünlerde ikisini biraz karıştırıyorum da. sf355

    Birini sıkıntıda görünce çocuk gibi ortadan kaybolmak istiyorum. Korkaklıktan değil; kendimi onun yerini koymaktan. sf369

    'Eski Selim'e hiç acımıyor musun?' derdim. 'O kadar çok Selim öldü ki, hangi birisine acıyayım. Ayrıca ölülerden korkarım ben. Onlardan bana ölüm bulaşmasından korkarım.' sf392

    ...lisede iyi bir öğrenci olduğum için zor bir meslek seçmeliydim. Bu nedenle mühendis olmaya mecburum. sf399

    ...bu güne kadar gereğinden fazla vermişim. Almadıkları birsürü Turgut vermişim onlara. Bu kadarıyla da idare edilebilirmiş. ... Anlam kadar insanın hayatını zehir eden bir kavram yoktur. İnsan akıllı bir görünüşle, en saçma sözleri bırakabilir çevresindeki insanların yarattığı boşluğa. sf403

    Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok. sf425

    Aşk bir zayıflıktı ve insanın başka güzellikleri görmesine engel oluyordu. sf427

    **3. Bölüm**

    Sahte olmaktansa yaşamamak iyidir Turgut. sf447

    Yalnız kalmaktan da kalmamaktan da korkuyordu. sf448

    ...içim o kadar karışmış ki, sahtelikleri ayıklayıp temizleyemiyorum. ... Korkuyoruz. Düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. İnsan olmaktan korkuyoruz. ... Senin için sevmek, su içmek gibi rahat bir eylem. Ben, her an uyanık olmalıyım. sf453

    Neymiş efendim? Hiçbir işin sonunu getirememişim. Siz başlamayı bile göze almadınız. sf454

    Ben de hepinizden farklı bir solucandım, kim bilir? Şimdi yarısı ezilmiş, yerde yattığı için belli olmuyor. ...Anlayışı da o (ezilen) yarıda kaldı; bütün ümitleri, yaşama isteği de, mühendislik diploması da,... hep ezilen yarısında kaldı. Bu yarısında sadece ölüm acılığı kaldı. sf456

    **76 sayfalık cümleden**

    ...ben gidiyorum müsadenizle sizi sevmek için eve gidiyorum sf466

    ...siz kurduğum hayallerden de güzelsiniz sf467

    ...tabut çok ağırdı ölüler ağır olurmuş kendilerini tutacak güçleri kalmadığından olacak sf508

    ...ne yazık ki insan ölmek üzere olduğu anda bile hayal gücünün eksikliğinden olacak yeteri kadar kötülük edemiyor sf533

    Burhan'ı da görebilirsin akıllıdır bir kusurunu görmedim diyebilirim bu da yeter bir sebep sıkıcı olması için sf534

    **4. Bölüm**

    Düşünceli görünüyorsunuz Turgut. Ne korkunç bir iftira. Beni mi düşünceli görüyorsunuz? Hiç adetim değildir: düşünmem. sf555

    Her zaman kendimi kendime açıklamaktan korkmuşumdur... Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım. sf594

    Düşüncelerini çizgiyle ifade ediyorlarmış. Ben yazıyla bile anlatamıyorum. sf605

    İlgileniyor, demek ki ilgi bekliyor. sf614

    Benimle adam kıtlığı yüzünden görüşüyorlardı. Ben de onlar hesabına üzülüyordum. Yorulmuştum da. Adam olmadığı için, insanlığa vekalet ediyordum. sf666
  • “Hoşgörüyü, hoş görünmekte aradığımız için,
    Çok bildiğimizi sanıp haddimizi bilmediğimiz için,
    Ekmeği bölmek varken, insanlığımızı böldüğümüz için,
    Birlikte yaşamak varken, tek tek öldüğümüz için,
    Sevmek varken, sevmeyi tene sığdırdığımız için,

    ...Rabbim her şeyi güzel yaratmışken, kalbimizle görmediğimiz için eskidik sevdiğim..”
  • 206 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Bugün Abdurrahim Ali Ural'ı ve onun "Tek Kelimelik Sözlük"ve "Bisiklet Dersleri"kitabından daha çok beğenmiş olduğum,içe dokunan,buruk bir hüznü kucaklatan,yıkılmaya yüz tutmuş da mağrurca ayakta duran mektuplarından oluşan "Posta Kutusundaki Mızıka"kitabını analiz etmeye,tahlillendirmeye ve muhtevasına içkin,gözden kaçtığını düşündüğüm cümlelerine dair birkaç naçizane yorumda bulunacağım.Umarım incelemenin ardından,bu nâif ve kalender kitabı ve satırları merak edip okuma gayretinde bulunursunuz.

    "Posta Kutusundaki Mızıka"içinde altmış bir mektuptan oluşan;aşk,sevgi,saygı,hoşgörü,minnet,anlayış,diğerkam olma,cömertlik,vefa gibi günümüzde çok da rağbet görmeyen ve unutulmuş ahlaki metalara dönük düşüncelerinden oluşuyor."Sevgili Dost"diyerek hitap etmiş ama siz okurken nasihati en çok hak eden,buna layık olabilecek kadar değerli gördüklerinizi düşünerek okuyun derim.Bu düşünceleri dile getirirken de edebinden ve terbiyesinden taviz vermeden,sosyolojik eleştiriler yapmaktan da sakınmıyor.
    "-Sevgili dost,
    Bir şehrin en güvenilir yeri,demek sence kütüphanelerdir. Çünkü kitaplar seslerini yükseltmezler."diyor."Fe Eyne Tezhebün"diye haykırmak istediğimiz topluma,kimsenin kimseyi duymadığı,dinlemediği,anlayış göstermediği,samimi olmadığı ve güvenmediği,herkesin birbirine yan gözle baktığı bir toplumda,topluma dönük eleştiri de ancak bu kadar nâif ve düzeyli olabilirdi değil mi?O kadar çok bağırıyoruz ki,sözü dahi incittik,kulaklar dahi sağır oldu artık.Yıkıcı enerjiye sahip bir topluma ne kadar yapıcı bir enerjiyle yanıt vermiş değil mi? Düşünce aksiyonu sürekli değişken ve akışkan olan topluma yani düşünce aksiyonu oportünist(menfaatçi) çizgide evrilen bir topluma karşı ne denli net bir kırmızı çizgiyle karşı çıkmış sevgili Ali Ural!

    -Sevgili Dost,
    Bildiği şehirlerden bilmediği şehirlere, bildiği yüzlerden bilmediği yüzlere sığınmayı aklından geçirmemiş kaç insan vardır?''
    Sığınmak zorundayız artık.Tüketim çağı bizi çok yordu.Z kuşağının haline üzülüyorum diyebilirim.Böylesine çılgınca elimizden kayıp giden materyalizme,aidiyet duymak istediğimiz bir bakış,söz,koku,kelimeyle makyaj yapmaya kalkışmamız çokça acziyet fakat zaruriyet şu dönemde.Sevmek,sevilmek,güven duymak,aidiyet hissedebilmek ilkel ve feodal kabul ediliyor artık.Oysaki bunlar bizim temel insani ihtiyaçlarımız ve güdülenmeyle ortaya çıkan mecburiyetlerimiz değil de nedir?Bazen maneviyatın gücüne sığınmak,insanın kalesidir!

    -Bir kilimi üzerinde sevgiliniz gezinecekmiş, bir kaşkolu çocuğunuz boynuna dolayacakmış gibi dokur, bir binayı içinde anneniz oturacakmış gibi yaparsanız, ne o kilim eskir, ne o kaşkol solar, ne o bina yıkılır.."
    Binanız yıkılmasın istiyorsanız,o binada anneniz otursun dostlar,
    kaşkolunuz solmasın istiyorsanız,çocukların boynunda dursun,en çok onlara yakışır çünkü,
    emektar bir kilimin üstünde,sevgilinizin güzel ayakları dolansın,emektar kilim bunun hatrına eskimez,emin olun!

    -Kim kazandı?
    Hepsinden hızlı koşan mı?
    Çıtayı düşürmeden sıçrayan mı? Kelebek gibi kaçıp arı gibi sokan mı?
    Kim kazandı?
    Sabahlara kadar sınavlara çalışan mı Yürüyenin elinden çantayı kapıp kaçan mı?
    Güzellik yarışmasında "Kraliçe" olan mı?
    Kim kazandı?
    Yüzlerce kiloyu kaldıran mı?
    Yüzlerce kişiyi güldüren mi?
    İlk defa yüzerek Manş'ı geçen mi?
    Kim kazandı?
    Atom bombasını Hiroşima'ya atan mı? Everest'in tepesine ilk kez varan mı? Doksanıncı dakikada maçı alan mı?
    Kim kazandı?
    Kitapları milyonlarca satan mı? Kafasıyla mermerleri kıran mı?
    Sesiyle dünyayı ayağa kaldıran mı?
    Kim kazandı?
    İhaleyi "aslanın ağzından" kapan mı? Kepçeyi elinden bırakmayan mı?
    Atlı mı kazandı, yoksa yayan mı?
    Kim kazandı?
    İspanyollar mı, Kızılderililer mi?
    Hitler mi, Yahudiler mi?
    Beyazlar mı, zenciler mi?
    Kim kazandı?
    Kosovalılar mı, Sırplar mı, Maviler mi, Yeşiller mi, Kuzular mı, kurtlar mı?
    Kim kazandı?
    Odunlar mı, küller mi,terziler mi, kumaşlar mı?
    Avcılar mı, kuşlar mı?
    Kim kazandı?
    Gülleler mi, surlar mı?
    Salonlar mı, kırlar mı?
    Değnekler mi, körler mi?
    Kim kazandı?
    Diriler mi, ölüler mi?
    Çobanlar mı, sürüler mi?
    Efendiler mi, köleler mi?
    Kim kazandı?
    Sevgili Dost,
    Herkes kaybetti. Ölüm kazandı. Mezar taşlarına "Huve'l Bâki" kazındı!"
    Bunun üzerine yorum yapmayacağım!Hayatınız boyunca bu soruyu kendinize sormanızı tavsiye edeceğim yalnızca.Sahiden kim kazandı?

    -Ah, okullarda “Beden eğitimi” var da neden “Ruh eğitimi” yok?
    Sağlam kafa, sağlam vücutta doğru.
    Sağlam ruh nerede bulunur acaba?
    Geçen bir felsefe profesörünün eğitime dair söyledikleri çok dikkatimi çekmişti.Aynen nakledeyim:"Öğrencilerimde ruh yok,ahlak yok,samimiyet yok.Yalnızca kağıt üzerinde başarı var!"her zaman söyledim.Okullarda kesinlikle tinsel dersler verilmeli.Ruha ve içe dönük felsefe ve dinler tarihi ders olarak okutulmalı.Öğrenci kardeşlerim "Siddhartha"gibi keşfe çıkmak zorunda kalmamalı.Ruhunu ve özünü bulma gayretinde onlara yol gösterilmeli.Sosyal ve fen bilimlerine dair derslerin okutulmaması gerektiğini söylemiyorum,nihayetinde bilim ve ilim,lakin bilim ve ilim,irfanla buluşmuyorsa yalnızca kafasını teorik bilgi yığınlarıyla doldurmuş,ruhsuz bir kuşak çıkıyor ortaya!

    -Sevgili Dost,
    Şu günlerde, “İyi misin?” sorusunu herkes aynı şekilde yanıtlıyor. “Bu ortamda ne kadar iyi olunabilirse o kadar iyiyim.” İç karartıcı haberler birbiri üstüne bir felaket kolajı gibi yapışıyor. Yapışıyor da çantasını çaldırmamak için trenle peron arasına sıkışıp parçalanan kadın, akşam yemeğimizi iştahla yememize mani olamıyor. Ormanlara atılan mazlum cesetler, izleyeceğimiz bir futbol maçının keyfine gölge düşürmüyor. Sevdiğimiz insanlara karşı yapılan büyük haksızlıklar karşısında bile, dudaklarımızdan ancak birkaç zayıf cümle dökülebiliyor. Üzüntü kalbe inemiyor, kalp buğzedemiyor.
    Toplumsal deformasyonun bu denli arttığı,insanın insana tutunamadığı ve her birimizin kaotik bir zemine ve sisteme sürüklendiği bu çağda,sevgili Ali Irak'ın bahsettiği hususları reddedecek olan var mıdır?
  • Bu Gün Seni Yüreğimde Öldürdüm...!
    Ne Zaman Islatsa Yağmur Bu Kaldırımları Buğulu Bir Hal Alır Gözlerim Sonra Süzülür Gözyaşı Tanecikleri...
    Ne Zaman Ağlayıp Sızlasa Bir Yorgun Bulut Kıramaz Gönlüm Esaret Zincirlerini...
    Yüreğim Saçlarımdan Dağınık Gözlerimde Ümitsiz Bir Bekleyiş, Kederler İçinde Yalnızlığımı Öğütüyorum...
    Sevgimi Ayağının Altına Paspas Etmiş Birine Aşk'ı Fısıldıyorum...
    Yüreğimi Izdırap Nameleri Yurt Edinmiş...
    Ne Yana Dönsem Kaderin Acı Sillesi, Kime Açsam Elimi Kadersizliğin Ta Kendisi Umutsuzluğun Resmi, Çaresizliğin Gölgesi...
    Artık Söyleyemiyorum Umut Şarkılarını...
    Aramızda Koca Bir Okyanus, Önümde Fırtınalar, Ben Salıp Gitmişim Hayatımı...
    Hangi Yana Savurursa Savursun Artık Önemli Değil Nerde Ne Halde Olduğum...
    Çaresizim, Umutsuzum, Sancılıyım, Yorgunum, Kederliyim, Her Şey Sağır İçimde...
    Dünyadan Bezginliğim Dünyalar Kadar Eski..
    Bedenim Onda Sürgün Yüreğim Bende Tutsak...
    Hazan Rüzgarlarının Estiği Belirsiz İklimlerde Üşüyorum...
    Rüyalarım Kadar Durgunum....
    Saçlarım Anılarım Kadar Dağınık Çehrem Bir Dal Gibi Kırık...
    İki Yokluk Arasında Varlığım...
    İçten İçe Bitiriyorum Hayat Denilen Bu Filmi...
    Git Gide Değişiyor Bir Şeyler...
    Bir Şeyler Gidiyor Dönmemecesine, Ne Çocukluğumuz Kalıyor Yanımızda Ne Eski Umutlar...
    Her Şey Yenileniyor, Acılar Bile...
    Çekip Gidiyor Gülüşlerimiz Gidiyor Vefalı Sandıklarımız...
    Yapamadıklarımız Kalıyor Yalnızlığımız Omzumuzda ve Ellerimizde Hüzün Kalıyor...
    Hiç Düşündünüz mü, Mutluluk Ne Kadar Mutludur?
    Ya Hüzün?
    Ne Kadar Hüzünlüdür?
    Uzaktan Mutlu Görünenler Mutlu mudur Hep?
    Her Mutluluğun İçinde Hüzün Yok mudur?
    Ya Kanayan Bir Yara?
    Diyeceksiniz Belki Bana "Neden Bu Kadar Hüzünle Berabersin Hep, İçimizi Kararttın" Diye...
    Haklısınız Belki de, İnsan Hep Mutlu Olmak İster Hak Ettiği Gibi Yaşamak İster Ama Bilir misiniz Peki Işıklar Altında Sönük Kalmayı?
    Ben Mutsuzum Desem Kaç Kişi Anlar Beni?
    Mutluluğu ve Aşk'ı Yaşamak Zordur...
    Yaşadığım Şey Aşktır Dersin Yanılırsın Mutluyum Dersin Ama Kendini Kandırırsın...
    Gerçek O Kadar Uzaktır ki Aldanırsın, Aldatılırsın...
    Meçhuldeyim Dersin Artık Belki Ama Bilmezsin Kendi İçinde Meçhulsün...
    Yalnızsın Yürekten, Yüreğinde Seni Terk Etmiş Kendi İçinde...
    O da Restini Çekmiş Kadere, Yalnızlığa, Hüzne, Aşk'a...
    Alışıyorum Gittikçe Her Gün Bir Parça Daha Alışıyorum Yalnızlığıma...
    Nicedir Unutmuşum Saymayı Bile Günleri Dağılıp Gitmişler Her Biri Bir Yana...
    Ne Gideceğim Bir Yer Ne de Özlediğim Bir Şey Var...
    Bir Sigara Yakıyorum, Bir Kağıda Bir İki Dize Yazıyorum Yerini İyi Bilen Onurlu Bir İki Sözcük...
    Kımıldamıyor Hiç Ne Akrep Ne Yelkovan, Yani Tam Böyle Bir Şeye Benziyor Zaman...

    Bugün Dünü Geride Bırakan Bugün, Tüm Acılara Acımalara Acımasızlara İnat Yine Bugün İşte...!
    Duman Altı Olmuş Her Ayrıntı...
    Her Sigara da Kendime Dönüyor Yine Düşüncelerim...
    Garip Bir Akşam Saati...
    Ardı Sıra İçtiğim Sigaranın Dumanında Hissediyorum Çektiğim Buhranların Acısını...
    Yoğunlaşan Duygularımı Boşluğa Haykırarak Dağıtmak İstiyorum...
    Her Şey Bir Hiçliğe Teslim Olmuş Yaşanmışlığımda...
    İç Dünyamın Dışa Dönük Yüzünde Soluyor Tüm Tebessümlerim...
    Geçmişle Gelecek Arasında Bir Yerde Takıldım Kaldım...
    Seninle Sensizlik Arası Bu, Ağlayan Zaman Diliminde Yüreğim Tutuluşu...
    İçimdeki Karanlık İçler Acısı...
    Gökkuşağının Kalbimdeki Renkleri Solmuş, Renklerin Hepsi Matemde...
    Birazdan Asla Geriye Dönülmeyecek Bir Yolculuk Başlayacak İçimde...
    Kaybettiklerimi, Kaybedeceklerimi Kale Almadan Vazgeçeceğim Her Şeyden...
    Öylesine Hızlı Hareket Edeceğim ki Tüm Geçmiş Akıp Gidecek Parmak Uçlarımdan...
    Yokluğunun Yarattığı Aşk Karşısında Boynum Bükük...
    Çoktu Yokluğun, Hakkım Çoktu Ama Yine de Yoktum Sende...
    Her Gün Ayrı Bir Acıyla Dolduruyorken Bavulumu Sayıyorum Son Yolculuğuma Çıkacağım Günleri...

    Ne Garip Bir Duygudur Aslında Yaşamak...
    Günün Ağarmasına İnat, Hala Karanlıktır Gördüklerin, Işık Yoktur, Ufuk Yoktur...
    Yaşadığın Haksızlıklar, Aşk'ta ki Hayal Kırıklıkların Sarar Tüm Benliğini...
    Ezilirsin Altında Hayatın...
    Gözlerin Hala Islak Islak, En Hüzünlü Şarkıların Ağır Dizeleridir Dilindeki...
    Kırılgandır Bazen Yaşamak...
    Kah Güldürür Hayal Ettiklerin Kah Yaslara Boğulursun...
    İçinde Fırtınalar Kopar ve Yürek Mücadeleden Yorgun Düşer...
    Evet! Yürekte Yorgun Düşebiliyor Bazen...
    Bazen Hissedemeyebilirsin Ağrılarını Veya Sevinçleri Duyamazsın Rafa Kaldırırsın Kimi Zaman Duygularını...
    Sonra Kara Bulutlar Kaplar Çürüyen Bedenini Yüzün Eskir, Unuttuğun Yanların Düşer Sayfalara...

    Umutların Tükendiği Saygının Bittiği Yerde Artık Her Şey Anlamsızdır Her Şey Boştur...
    Öylesine Yaşarsın, Yaşadığın İçin Yaşamaya Devam Edersin...
    Şimdi Öyle Bir Noktasındayım ki Hayatımın, Bir Adım Atsam Düşecek Gibiyim...
    Sokağını Kaybetmiş Küçük Bir Kız Duruyor Islak Gözbebeklerinde...
    Tüm Suçları Kabul Etmişcesine Suskun Tüm Hüzünleri Hak Etmiş Kadar Durgun...
    Yitik Zamanlarda Zamansızlığımı Yaşıyorum...
    Penceremden Görünen Bahar Olsa da Gönlümde Kışı Yaşıyorum...
    Etraf Çiçeklenmiş Olsa da Sensizliğin Ürperten Soğuğundayım...
    Ellerimi Isıtmaya Çalışsam da Titriyor Bedenim...
    Kırık Bir Kalp Aşk'a ve Sana Yenik Bir Ben Bir Küçük Oda Sevgim İçinde, Kilit Vurmuşum Kapısına...
    Bütün Hatıralarını Kaldırıyorm Bir Köşeye, Üstüne Kilitler Vuruyorum Açılmamacasına...
    İsminin Üstüne Bir Çizgi Çekiyorum Yavaşca...
    Kimi Zaman Ağlayabiliyor İşte İnsan Kimseler Yokmuşçasına...
    Kaçmak Zorunda Kalıp En Sevdiğinden Gidebiliyor İşte Uzağa...
    Dakikalar Özleyişte Saatler Tükenişte Durmuş...
    Çaresizliği İçiriyor Yudum Yudum...
    Benden Sana Giden Tüm Sözler Mahkumiyete Girdi, Artık Hiç Özgürlüğe Kavuşamayacak Cümlelerim...
    İstesem de Özgür Bırakmayacağım Hece'lerimi...
    Hiç Bir Sorunun Cevabı Yok Bundan Böyle...
    Bildiğin Soruları Cevaplamaktan Çıkışı Olmayan Labirentinde Kaybolmaktan Yoruldum...!
    Eğer İle Başlayan Cümlelerin Ortasında, Keşkelerden Yorulmuş, Acabalara Boğulmuş Bir Vazgeçişteyim...
    Hiç Yaşamadıklarımla, Hep Yapmayı İsteyipte Yapamadıklarımla, Daima Ertelediğin Her Şeyle Birlikte Gidiyorum.
    Seni Değil Kendimi Son Kez Uğurluyorum...
    Bazen Soruyorum Kendime; Neden Bu Sevgi, Nereden? Cevap Yok İçimde...
    Kendim Yaşamak İstedim Bu Serüveni, Belki Bu Kez Olur Dedim, Belki Şaşırtırdın Beni, Belki Hiç Uyanmazdık Rüyadan Ama Sadece Uzaktan Sevmekle Ruh Doymuyor...
    Kıskandım Seni, Tek Kabullenemediğim Paylaşmaktı, Çünkü Paylaşmak Bana Yasaktı...
    Ben Fazla Geldim, Aşkım Fazla Geldi, Sevgim Boğdu Seni Kendi Nefesiyle.
    Korktun, Böyle Bir Duygu Yabancıydı Sana, Korktun Ölesiye...
    Hazır Değildin, Zamanı Değildi Şimdi Sevmenin...
    Ben İstemez miydim Bitmesin, Ben İstemez miydim Zaman Dursun; Geçmesin, Ben İstemez miydim Devam Edelim, Bahar Doğsun Bize Ama Olmuyor...
    Bitmeli Diyor Bir Ses, Bitmeli...!
    Peki Ya Yürek, Hiç mi Önemli Değil?
    Ben Yine Yanlış Bir Yola mı Girdim?
    Yine Yalan Bir Aşk'a mı Bulandım?
    Ben Yine mi Hata Yaptım...!
    Bitmek, Tükenmek, Hele de Ayrılmak Bana Göre Değildi Ama Yine de Bitiyorsa, Bitmeli İse Ne Yapılabilir ki...!
    Belki de Hiç Yoktun Sen, Yüreğimin Bahara Dönmesi Sözlerinden Değildi...
    Sakladığım Fotoğraflardaki de Sen Değilsin Belki de...
    Oysa Ne Güzel Düşlerim Vardı Senin de İçinde Olduğun...
    Bir Akşam Çayı İçmekti Mesela, Güneş Batarken Bir Çay Bahçesinde Sessiz ve Tebessümle...
    Ne Güzeldi Sana Dair Olan Hayallerim, Ne Büyüktü O Hayallerin Verdiği Mutluluk Yüreğime...
    Öyle İşte...
    Olmadı...

    İnsan Ne Kadar Yetenekli Oluyormuş Acıyla Yoğrulunca...!
    Baştan Sona Yalanmışsın, Hiç Olmamış HiçYaşanmamalıymışsın...
    Belki Aldandım, Yanıldım, Yaralandım, Çok Kırıldım Ama Öğrendim, Sen Beni Kalbine Kalbinin Tenha Sokaklarına Hiç Yakıştıramamışsın...!
    Sana Dair Çok Fazla Olmayan Anılarımı Duvarlarıma Astığım Bu Gün Karar Verdim Senden Gitmeye...
    Sana Hoşçakal Demek Hiç Kolay Değil Ama Sen İstedin Diye İlk ve Son Kez Sığdırıyorum Dudaklarımın Sınırlarının İçine...
    Çok Kanattın, Çok Yara Açtın, Gözlerimin Mavisini Bulandırdın...
    Çok Çaldın Gülüşümden, Çok Eksilttin Çocuk Yanlarımı...
    Bak Şimdi Şu Halime, Yüreğim Kor Olmuş...
    Üflesen Sevgini Yeniden Alevlenir mi?
    Alevlense Bile Eskisi Gibi Isıtır mı?
    Artık Çok Geç...!
    Bak, Hayat Veren Nefesin Yüreğimdeki Koru Biraz Olsun Alevlendirse de Hemen Sönüp Küle Dönüyor...
    İçindeki Canı Sarıp Isıtsa da Yüreğimdeki Kor Ağır Ağır Sönüyor...
    Söndükçe Yüreğimdeki Kor Bu Can Bu Ruh Soğuyor Adeta Buz Kesiyor...
    Hoyrattır Artık Sana Suskun Yüreğim...
    Sözüm Geçmez Geç Kalmış Baharın Açmayan Çiçeklerine...
    Gücüm Yetmez Seni Gittiğin Yollardan Döndürmeye...
    Senden Kopacağım Artık...
    Sensizliğin Rıhtımında Dalgalarıyla Boğuşacağım Yalnızlığımın...
    Bir Daha Hayal Edilemeyecek Aşkının Umuduyla Kavrulacağım...
    Senden Beni Alacağım Benden Seni Söküp Aldığın Gibi Yerime Yaşanmamış Mutluluklar Bırakacağım...
    Hatırlamayacaksın Bile Gözlerimi...
    Ne Şiirlerimle Islanacak Ne de Gözlerimle Isınacaksın...
    Söz Veriyorum Hayatından Çıkacağım, Ağlatmayacağım Artık Seni..
    Sürgüne Gitmeyeceğim Gözlerinin Derinliğinde...
    Şiirlerimin Ortasına Yangınlarım Düşmeyecek Bir Daha...
    Çıkardım Seni Sakladığım Yerden, Çıkardım Kendimi Kendimden ve Çıkardım İşte Sonunda Seni Yüreğimden...
    Artık Benim İçin Öldün...
    Bu Gün Seni Yüreğimde Öldürdüm...
    Hiç Bitmeyecek Olan Seni Nasılda Küçültün...
    Resmini İndirip Gözlerimden Gitmek İstiyorum, Zamanın Olmadığı, Duygu Denen Şeyin Varolmadığı, Kimsesizliğimin Hayat Bulacağı, Tek Solukluk Nefesin Bile Uğramadığı, Işıksız, Sabahsız, Güneşsiz, Yıldızsız, Canımın Canımdan Usanmayacağı, Mekansızlığın Olduğu Bir Yere Gitmek İstiyorum...!
    Eskiden Sensiz Geçen Dakikalarımı Sayardım Ama Çok Birikti Sensiz Geçen Zamanım Aradan Yüzyıllar Geçince Sayamadım...
    Sayacak Bir Şeyim Olmayınca Sayılmayan Bir Şeyler Arıyorum Şimdilerde...
    Aslında Boşuna Bir Çırpınış Benimkisi Ya da Bazı Şeyleri Bitiremediğimin Ta Kendisi...
    Bazen Mutlu Olmanı Dileyeceğim Geliyor Ama Bu Teslimiyet, Bu Sensizliğe Kendimi Salıveriş, Bu Seni Boşverivermişlik Yakışmıyor Bana...
    Bak, Adın Acıtmıyor Artık İçimi..
    Yok, Kandırmıyorum Ben Yine Kendimi, İnan Bana Bunlar Bir Toparlanışın Sessiz Sedasız Bir Dirilişin Dizeleri...
    Bugün Seni Affedilmemelerin Pişmanlığına Bıraktım..
    Yok Saydığım Üzüntülerime Ekledim...
    Son Perdesini Çekiyorum Artık Bu Aşk'ın...
    Usulca Örtüyorum Gecenin Yorgunluğunu...
    Akşamın Ayaz Soğuğunda Yatağıma Yorgan Yaptığım Resmini Kaldırıyorum...
    Ellerimi Hayalinden Çekip Sevda Sözlerimi Kaldırıyorum Dudaklarımdan...
    Kapımı Kapatıyorum Olmayan Suretine...
    Nefesimi Ayırıp Nefesinden Sana Ait Olan Gözyaşlarıımı Kurutuyorum Gözlerimden...
    Unuttum Adını...!
    Unuttum Yarasını...!
    Unuttum Alıp Götürdüklerini...!
    Ağladım Son Defa Kıymet Bilmeyişine, Beni Her Anlamadığında Anlar Bir Gün Diye Bekleyişlerime...
    Işığını Senden Alan Gözlerim Bundan Sonra Senin İçin Hiç Bakmayacak...
    Günden Güne Hasretinle Tutuşan Bu Ateş Artık Yüreğimi Hiç Yakmayacak...
    Seninle Doldurduğum Sevda Pınarlarım Asla Senin Yönüne Doğru Akmayacak...
    Dinecek Fırtınalar, Zincirlerim Kırılacak...
    Sana Dair Ne Varsa Silip Atıyorum Kalbimden...
    Önce Yüzünü, Sonra Dokundukça Titreyen Ellerini Çıkarıp Atıyorum...
    Göz Göre Göre, İçimdeki Düşleri Öldüresiye, Yapamayacağımı, Hep Eksik Kalacağımı Bile Bile Senden Vazgeçiyorum...!
    Nasıl Hesapsız Bağlandıysam Sana, Nasıl Sevdamı Tuz Yapıp Bastıysam Yarama, İçimi Ağlaya Ağlaya Nasıl Kuruttuysam Elbet Vazgeçmenin Yolunuda Bulurum Meçhul Bir Zamanda...
    Ne Acı Değil mi?
    Artık Yanımda Yürütmeyeceğim Seni...
    Adımlarımı Yalnız Atacağım Karanlığa, Yarınlara...
    Sen Diye Bakmayacağım Her Gördüğüme...
    Sevmiştim Değil mi Ben Seni, Yavaş Yavaş Sevmiştim, Şimdi İse Yavaş Yavaş Unutacağım...
    Yüreğim Son Çırpınışlarını Yapsa da Sen Diye Yüreğimi Hasretinle Öldüreceğim...
    Yok Oluşların Hayırlı Olsun Bana...
    Simdi Unutma Zamanı...
    Seninle Büyüttüğüm, Yazdığım, Var Ettiğim Şiirlerimi ve Masalımı Unutma Zamanı...
    Titrek Ellerimle Yazdığım Şiirleri Yırttım Bugün, Ateşe Verdim Birikmiş Yazıları...
    Daha Ne Kadar Yaşarsın Bu Yürekte, Ne Kadar Acı Verirsin, Ne Kadar Yüklenirsin Ruhuma, Daha Ne Kadar Ağlarım Bilmiyorum...
    Sonu Geldi Artık, Yüreğimi Susturuyorum...
    Neyin Bedelini Ödüyorum Bilmiyorum Ama Artık Yıldızlar Olmayacak Hayatımda, Kapkara Bir Çığlık Gibi Geçecek Zaman Buralarda...
    Kaldırımlara Yağmur Çiseleyecek Benim İçime Acı...
    Bir Sancının Faili Olacak Acılarım...
    Yarını Olmayan Bir Meçhulü Oynuyorum Beklentisine Küsmüş Bir Çocuk Gibi..
    Sen Beni Öldürürken Ben Hep Tetikte Duran Bir Yürekle Seni Yaşattım...
    Sevginle Çoğaltırken Beni, Sevgisizliğinle Sefil Edendin..
    Ben Seni Gecikmiş Bir Baharda Koklayıp İçime Basmış Olsamda Sen, Bahar Tadını Çoktan Kışın Dönüşümüne Çeviren Oldun...
    Sanma ki Utancımdan Başımı Yerden Kaldıramayışım...
    Sadece Seni Sevdiğim İçin Boynumdaki Pişmanlığım Çok Ağır...!
    Ben Uğruna Döktüğüm Gözyaşlarıma Çektirdiğin Acıları Değil, Gururumu Onurumu Ayaklarının Altında Ezdirişime Çiğnetişime Ağlıyorum...!
    Gözlerim ve Bedenim Beni Affeder Biliyorum Ama Ya Gururum Ya Onurum?
    Onlar Beni Hiç Ama Hiç Affetmeyecekler Biliyorum...!
    Şimdi Yokluğunu Siyah Bir Elbise Gibi Giyinip Kuşanma Zamanı...
    Bu Gün Yüreğimde ki Hüznün Hasat Zamanı...
    Yine Yeniden Seni Sevdiğim İçin Sevdamdan, Aşkımdan, Hasretlerimden, Özemlerimden, Hayallerimden, Düşlerimden, Gururumdan, Onurumdan Özür Dilerim...!
    Bu Aşk Gönlüm Son Günahı Gözyaşlarımı Damla Damla Son Kaybedişim, Gururumu Onurumu Ayaklarının Altına Son Serişim Olsun...!
    Bundan Sonra Savaşım Kendimle, Savaşım Sevgimle, Savaşım Bilinmeyenimle...
    Bir İnsan En Fazla Kaç Kez Ölebilir ki?
    Ben Zaten Yaşarken Ölmüşüm...
    Kendimi Akışına Bıraktım Hayatın...
    Nereye Götürürse Orada İneceğim ve Son Durakta Bir Bekleyenim Olmayacak...
    Çok Yorgunum Yaşadığım Aşk Arbedesinden Sonra...
    Bazen Diyorum Keşke Sevmeseydim Bu Kadar...
    Bazen Komik Geliyor Gönlünün Kapısında Sabahladığım Geceler...
    Yalnızlığı Benimsemişken Yüreğim, Gözlerim Alışmışken Ağlamaya, Sevmeye Tevbe Etmişken Nerden Çıkmıştın ki Sen?
    Neden Gelmiştin?
    Gözlerime Bir Kere Bakıp Gitmek İçin mi?
    Yüreğimdeki Yalnızlığı Bir Hafta Bir Ay Yok Edip Sonrasında Sensizliğe Mahkum Etmek İçin mi?
    Sırf Ben Tevbebi Bozup Seni Sevmem İçin mi Gelmiştin?
    Yoksa Yüreğimin Kapılarını Açmam Senin İçin Ağlamam İçin mi?
    Sen İzin Vermiştin Oysa Gözlerimde Gözlerini Yaşatmama...
    Gülüşlerinin Gülüşlerim Olmasına...
    Senin İçin Şiirler Yazmama...
    Senli Gelecekleri Hayal Etmeme...
    Şimdi Sana Ağlıyorum...
    Gecelerin Koynumda Sabahlıyorum...
    Yürümüyorum, Koşmuyorum, Ağlarken Hıçkırmıyorum, Sessizce Kan Kusuyorum ve Usul Usul Kanıyorum İçimden...
    Bak İşte Ağladım Bitti, Ben Bittim ve Ben Tükendim...
    Biten Yalnız Ben Değildim Şu Ömre Sığdıramadığım Sevgin, O da Bitti, O da Tükendi...
    Şimdi Çok Düşündüm ve Koydum Son Noktayı...
    Kilitledim Aşk Kapısını...
    Şimdi Hayatımda İki Şey Var...
    Sigaram, Birde Gönül Yaram...
    Kabulümdür Issız Geceler, Sessiz Heceler, Yaralı Düşler, Matem Dolu Mevsimler...
    Düşmeme İzin Verdiğin Bu Çukurda Artık Bir Harfim Yok Sana Dair...
    Ruhumda Açtığın Yaraların Nasıl Olduğunu Sormak İçin Bile Çok Geç Kaldın...
    Oysa Kısa Bir Cümlen Yeterdi Yılların Acısını Silmeye...
    Artık Çalınmaya Müsait Bir Ruhun Var Bedenimden ve Sana Verdiklerimden Çok Uzakta Duran...
    Her Şeye Rağmen Seni Sevmek Güzeldi...
    Sevgimi Yazdığım Şiirler, Yüzüme Düşen Bir Yağmur Damlasıyla Beraber Yıldızsız Gecelerde Ürkerek Uyanmak Güzeldi...
    Soğuk Sabahlarda Gökyüzüne Baktığımda
    Sana Benzettiğim Güneş, Her Gün Batımında Seni Daha Çok Sevdiğimi Anlamam ve Seni Sevdiren Her Gün Batımı Güzeldi...
    Seni Düşünmek Yanmak Gibi Bir Şeydi Cehennem Ateşinde...
    Yorulmadan Koşmaktı Boşa Geçen Yılların Peşinden...
    Ay Işığını İzleyip Ağlamak, "Neden Ağlıyorsun?" Diye Sorulduğunda "Ağlamıyorum!" Deyip Kaçmak, Karanlıklarla Kucaklaşmak, En Sıcak Akşamlarda Bile Donarcasına Titremek, Adını Mırıldanarak Şiirlerde Ölmek ve Çektiğim Tüm Acılara Rağmen Sevilmemek Güzeldi...
    Unutmadan; Bir Gece Yarısı Uğrunda Ölmek, Seni Sevmek Kadar Olmasa da Çok Güzeldi...
    Varsın Giderken Dökülen Bir Avuç Gözyaşı Olsun Gözlerimden, Varsın Yıllarımın Sana Ait Olan Kısmı Heba Olsun...
    Sensizliğin Duvarına Son Kez Yaslanırken Bir Haykırışın Sesini Duy...
    Çünkü Sende Biliyorsun ki, Benim Gibi Kimseler Sevemez Seni...

    Neden Hep Sonbahar Bana Kalan?
    Suçum Neydi Yada Neydi Bende ki Farklılık?
    Seni Sevmem En Büyük Aykırılıktı...
    Senin Aşkın Bana Haramdı...
    Günahtı Gözlerin Ama Ben Hep Sevap İşledim...
    Sen Beni Sevmeyi Beceremesen de Ben Bu Küçücük Yürekte Seni Besledim...
    İstedim ki Günah Olma, İstedim ki Sevabıma Ortak Ol...
    Seni Sevmek, Uzun Sonbahar Gecelerinde Uzun Bir Yolda Sarı Yaprakları Alıp Ayağının Altına...
    Umuda Koşabilmekti...
    Bir Uçurumdan Taş Bırakmaktı Boşluğa...
    Kafanı Öne Eğerek Bir Düşüşü İzlemekti Bir Bakıma...
    Zor da Olsa Bulmaktı İşte Karanlıkta Son Bir Umut...
    Dilim Varmıyor Artık Söylemeye, Ağarmış Saçlarım ve Titreyen Ellerimle "Unutamadım Seni, Nerdesin?"Diye...
    Gidiyorum Sonu Belirli Olmaya Bekleyişlere Ama Unutma ki Kelebekler Bilirken Ateşin Sonu Olacağını Yine de Sarılırlar Ona Bir Sevgili Edasıyla...
    Bu Son Şiir Yazdığım, Belki de Veda, Attığım Son İmza Yüreğine...
    Ve Son Damla Şimdi Düştü Düşecek Gözlerimden...
    Koca Bir Hayat Bırakıyorum Sana...
    En Çok İstediğin Yokluğumsa Eğer Yok Olacağım Gün Batımında...
    Bu Son Şiir, Dün Kopardım Henüz Dolduramadığım Sayfaları...
    Bitti Sözlerim, Umutları Yaktım, Dünleri Aldım, Yarınları Dilediğince Sana Bıraktım...
    Sev Diye Yalvarmıyorum, Bu Sefer Sana Gel Demiyorum İşte...!
    Uçurumun Kıyısında Ölümü Beklerken "Umut" Diye Seslenmiyorum Sana, Yada Hapsolduğum Gecelerde Çıkıp Gelmeni Beklemiyorum...
    Sandığım Bir Ömürdü Belki Ama Sana Saatler Bile Uzun Geldi...
    Bana Verdiğin Bir Kaç Dakika Diğer Aşklarını Geciktirdi...
    Sevgin Kurumuş Bir Çiçek Şimdi, Kağıtlarda Kalan Şiirler...
    Boynumu Büktüren Sözlerine, Avuçlarımda Eriyen Yaşamadığım Yıllarıma, Seni Düşündükçe Çoğalan Sevgime, Özlemlerime Elveda...!
    Çektiğim Acıları Sana Bırakıyorum, Bir Ömür Onlarla Sarmaş Dolaş Kal...
    Hayatın Boyunca Benim Gibi Terk Edilişlerle Vedalarla Kal...!!!

    Hüznün Ardına Sığınmakla Kapanmıyor Açılan Yaralar...
    Kirpiklerimin Diplerinde Biriken Yaşların Sorgusuz Sualsiz Hesapsızca Akmasına Engel Değil...
    Fazla Bunca Şey Bana Taşıyamayacağım Kadar Fazla...!
    Anlatamadım Daha Doğrusu Uğraşmadın Beni Anlamaya...
    O Bilindik Sözlerle Geçiştirdin Her Zaman...
    Her Zaman Bencildin Her Zaman Acımasız...
    Kıydın İşte Sonunda Bana Acımadan...
    Sonunda Işığım Söndü, Karardım...
    Koyu Karanlıklardayım...

    Bu Yazı Bitsin Artık...!
    Yalanlarla Bitsin...
    Baştan Sona Yalandı Nasılsa...
    Parçalanmışlıkların Alınmak İstenmeyen Öcüyle, Kelimelerin Güçsüz Yüklenişleriyle Bitsin, Nedensiz Bitsin...!
    Ben Bilmiyorum Hala, Bu Sensizlik Yakıştı mı Bana?
    Üstüme Giydirdiğin Bu Kapkara Sensizlik Yakıştı mı Gerçekten Bana...?!
    Aklıma Takılan Her Bir Soru Delip Geçerken Ruhumu, Soruyorum Beni Neden Katlettiğini...!
    Biliyor musun Sensizde Geçer Hayat, Hüzünle Izdırapla Biter Elbet Yanında Beni de Götürerek...
    Düşünüyorum Bazen Hakettim mi Bunları, İnan Cevabını Bulamıyorum...
    Ama Şunu Bil ki; Ben Artık Yana Yana Köz Olmuş Bir Sevda Kalıntısından Başka Bir Şey Değilim...
    Ve Sen Bundan Böyle Ne Günahsın Bana Nede Sevapsın Sevdama...!!
  • 21 Haziran.
    Bazı tarihler vardır; üstüne kaç tane takvim eskitsen de aklının en ücra köşelerine kazınır. Yıllar geçer, saçına aklar düşer ama o tarih tekerrür ettiği gün yine aynı hızda çarpar kalbin. Hele ki âşıksan.
    Nitekim ki, her Âdemoğlu en az bir kere o kalp çarpıntısını yaşamıştır. Gerek mutluluktan, gerekse acıdan.

    https://youtu.be/kuCN8sDslXo

    "Yavuz."
    Başkahraman; sadık, vefalı âşık. Güzel adam. Gönlü güzel, sevdası güzel adam.

    İtiraf edeyim ki, bu kitabı uzun zamandır içinde bulunduğum halet-i ruhiyyem sebebiyle okudum. "İyi mi oldu?" diye sorarsanız, kurguda olsa, kendime benzer karakterlerin varlığını bilmek mutlu etti beni. Ne güzel seviyorsun adam, hep böyle sev.

    "Ölüm."
    Dünyaya teşrifime eşlik etmiştir, varlığı bende çok büyük yokluklara sebep olmuştur. Dünyaya yapayalnız gelmiş olmanın ne demek olduğunu, inanın bilemezsiniz. Eksikliğim, tam olarak dünyaya iştirak ettiğim gün ile başladı. Bu kavramın da kategorileri var; ana, baba, yâr.

    'kişi sevdiğiyle beraber olacakmış annem. seni elbet yine göreceğim, bir daha ayrılmamacasına hem de.' diyerek iki cihanın varlığıyla teselli etmeye çalışmış kendini. Ama bazı yokluklara düzinelerce mersiye dizseniz de o hâlâ taş gibi oturur göğüs kafesinizin üstüne. Yıllar geçse de o ağırlık geçmez. Başka dallara tutunursunuz ama fâni dünya, ölüm her an kapınızı çalabilir.

    17.08.99/ Kıyamet
    Yıllardır ikamet ettiğim bu şehirde, bu tarihten "Kıyamet" diye bahsediyor insanları. Gözlerindeki o korkuyu ve acıyı sanki siz yaşamışçasına hissediyorsunuz. 2013 yılına kadar depremin adını duymamış ben, bu şehirde nefes almaya başladıktan sonra bu kelimeyle yaşamayı öğrenmek mecburiyetinde kaldım. Bu seneler içerisinde çok deprem gördüm. Yerlilerinin o anları tekrar yaşadıklarını gözlerinden okudum, yüzlerine yapışan o görüntü hâlâ aklımdadır. Daha bir iki ay öncesi tekrar yaşadım aynı durumu.
    "İşte küçük İstanbul denirdi önceden buraya, kıyamet gününde tersi düzüne döndü şehrin. O kıyamet kızıllığını bilirim insanın içini kaldıran o korkuyu. Hâlâ daha çok korkuyoruz aynı şeyleri tekrar yaşayacağız diye. İyiydi buralar be, güzel memleketti kıyametten önce." demişti bir büyüğüm 99 Depremi'nden bahsederken.

    Yavuz; kalbi yarım, acısı taze. Kimsesiz Yavuz. Sevdiğiyle yaşayan Yavuz. Bana ne kadar da benziyorsun!

    https://youtu.be/O1IAn0nYiIU
    "O sizin kavuşmalarınız, mahşere kaldı Yavuz."
    Kalp, beytullahtır. Oraya sahibinden başkasını sokarsan, Sahibi alır senden. Bizzat yaşayarak tecrübe ettim. Kararınca sevmek her zaman yeğdir.


    Samsun'da başlayıp, Samsun'da bitmeyen bir gönül yarası. Üniversite yıllarında gönlü biri için yanar bu gencin, yıllarca gizli sever. İçten içe. Aşkı bazen içine sığmaz, kağıtlar şahitlik eder. Yıllar eskir, o mektuplar eskimez. Ucu yanık türkülere bir de mektuplar eşlik eder;
    "yüreğimin atışını bir zarfa koyuyorum ve senin ellerine bırakıyorum. ister sustur o yüreği, istersen kulak kesil..."
    Bu yılların bitimine ramak kala da ilan eder aşkını sevdiğine. Sadece "BİR GÜN" geçirirler bu aşkın özgürlüğünde. Sanırım eserin ismi de 21 Haziran tarihinden kaynaklanıyor. Geçici sandıkları ayrılıkları bir anda, bu dünya yaşamında ebediyete dönüşür. Nasip ya alın yazısına boyun eğer insan, ölümü bile kabullenmek zorunda kalır.

    Mehmet Y. hocam, bu kitabı okumaya daha yeni başladığım gün "mendilini unutma, çok ağlayacaksın" demişti. Ne mendilimi, ne sigaramı, ne çayımı eksik ettim. Kaç paket yaktım bir sayfada sayamadım. Ağlamaksa biri bin. Teşekkür ediyorum bana beni anlattığı için, ağlattığı için değil ama :) Yüreğinize gam düşmesin.

    https://youtu.be/49EoujSzJVE
    "yâr yanında olmayınca, değil Samsun'a bakkala bile gidilmiyor."

    Bu dünya, her şeyi yarım seviyor sanırım ki her şeyi yarım bıraktırıyor. Mahşer-i mizanda tamamlanmak duası ile. Sağlıcakla kalın.