• Seni sevmek sonsuzluğa inanmak... O varsa ben de varım
    O gülerse ben de gülerim o benim demek
    Seni kelimelerle anlatılamayacak kadar çok seviyorum bebeğim.
    HER ŞEYİMSİN......

    Hikmet Ertaş
  • Günümüzde seyyahların hep acelesi var; telaş içinde, her ne pahasına olursa olsun diyerek geliyorlar, ama gelmek bir yolun sonuna varmak demek değil. İnsan her menzilde bir yere varır, her adımda gezegenimizin gizli kalmış bir yüzünü keşfedebilir, bunun için bakmak, istemek, inanmak, sevmek yeterli.
  • Bir şeyi sevmek demek onu parçalara ayırmamayı önceden kabul etmek
    demektir. Ondalı-yüzdeli, seçmeli-ayırmalı sevmek var mıdır, olur mu ki!
    Bir şeyi sevmek demek, o şeyin bütün parçalarının yerini bilmek demektir,
    yerini anlamak demektir. Onların arasında seçmeler yapmamak demektir.
    Bir şeyi sevmek demek, o şeyin bütün hallerini, ve o hallerinin içindeki ve dışındaki onun parçaca ve bütünce durumlarını görmek, görebilmek demektir.
    Alışamamak, yani yetinememek demektir.
    Bir şeyi sevmek demek, o şeyin ölümünü kendi ölümüne bağlı görmek
    demektir. Öyle ki kendini öldürmekle onu, onu öldürmekle kendini
    öldüreceğine inanmak demektir.
  • Not:Önceden okuduğum kitabın bıraktığı hislerin tazelenmesi vesilesi ile yaptığım araştırmalara dayanarak Ramazan'in feyzinden de istifade ederek incelemesi
    guncellenmesi gereken,gecistirilmeyecek bir kitaptı.

    İffet-i Kalp...Hz.Meryem annemizle tanistigimi düşündüğüm aslında hiç de tanımadığım o guzide hayatına konuk olmak,kendisinin hayatından hayatımıza köprü kurmak,Hz.Meryem'i (ra) anlamak gerçekten hüzünlü bir o kadar da çileli yolculuktu.Bir o kadar da çektiği onca imtihanlara rağmen
    sarsılmaz,sadakatinden taviz vermez ,Iffetli bir duruş Hz.Meryem ...

    Geçenlerde Kur'anı Kerim'le ilgili yapmış olduğum hissiyatimda "ayetlerin bizim kalbimizde de ayetlesmesi ",elbette ki verilen mesajların hayatımıza ışık tutması,hayatımızda muhakkak yansimalarinin oluşu konusunun altını çizmiştim.Bu sene,geç de olsa Kur'an'ı anlamaya çalışırken bu ölçüyü dustur edinmeye çalıştım kendime.Ancak anlamaya çalışırken yine Rabbim'in belirlediği ölçüler dışına çıkmadan,eklemeden ,manayı eksiltmeden,farklı yorumlara çekmeden,fabrika ayarları misali fitrat ayarlarını değiştirmeden anlamamız şart !!! Yani peygamberin sözlerinin bile karismayacagi derecede korunmuş bir kitaba ;namaz,ahiret ,sünnet,kurban vs.gibi konuları şu an nefsimize ağır geliyor diye inkar etmek kafamizdaki inanmak istediğimiz formatin içine sigdirmakla, batılı hak ,hakkı da batıl gösteren aldaticilarla bir de hakkı ve batılı birbirinden ayird edemeyenlerle,kalbindeki kirle başka şeyler arayanlarla,muslumanlari köşeye sıkıştırmak için kendilerine göre hüküm cikaranlarla,hakikate muhatapliklari olmayanlarla elbette ki "Hakikat"in üstü ortulemez.Gözünü kapayana veya kapatmak isteyenedir gece.Hakikat sönmez ve sondurulemez mesalesiyle haykırıyor adeta kulaklarını tikamayanlara.O yüzden gerçekten Kur'an'in hidayete çağırması,hatırlatıp donusturmesi,sapkinliklari gidermesi için elimiz ve yuzumuzle beraber kalbimize ve beynimize abdest aldirmamiz öylece "Oku"mamiz şart !!!

    Ilahiyatçı veya bu konuda yetkin birisi değilim sadece inancımı yaşamaya çalışan,araştıran ,merak duyan birisiyim.Kamer Süresi 17.ayette "Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?" diye buyuran Allah,elbette ki Kur'an'in anlaşılmaz bir kitap olmadığına dikkatlerimizi cekiyor.Zikir burada arastirmalarima dayanarak hatırlayıp dönüşüm yaşayalım anlamındadır.Kur'an'in Arapça olarak indirilmesi 5 yerde geçiyor.Yusuf 2.ayet ,Rad 37.ayet,Taha 113.ayet,Nahl 103.ayet ve Zuhruf 3.ayette olmak üzere Kur'an'i anlayasiniz diye ,akıl edesiniz diye düşünüp gerekli dersleri alırsınız diye 5 yerde Arapça indirdik diyor Allah.Kur'an ifadelerinin kapsamlı olması için ,az sözle çok manalara gelen vecih bir belagata sahip Arapca'yi seçtiğini söylüyor Allah.Zaten düşünsenize Allah anlamadigimizi neden göndersin ki?Efendimiz (sav)'in her dilde ayrı ayrı alt yazı geçmesini mi bekliyorduk ?Yakınlık sagladikca hasr nesr olabiliriz ancak.Arabayı ilk defa kullanmaya başladığınız zamanları hatırlarsanız debriyaj nasıl da kabus olmuştu.Neyi ilk defa hemen öğrendik ki?Hoş,hala cesaretim yok ama yakınlık kurdukca,temas ettikçe,kullandıkça zor gibi gördüğünüz aşılmaz badireler gün gelecek asinalik kazandikca kendisini açacak, kolaylasacaktir.Evet elbette ki anlayamadigimiz yerler olacak.Ramazan'da anlamak için meal okuyunca yine bi daha anlamlandiramadigimda teknolojinin nimetlerinden istifade etmeye çalışarak anlayanlarin,bu konuda yetkin insanların kapısını çalmaya ,araştırmaya devam ettim.Elbette ki hala daha çok eksiklerim var.Biraz da benim istekli olmam gerekiyor.Meal de tek başına yeterli olmayabilir anlamak için.Inş ilk hedefim tefsir endeksli Kuran okumak olacak.Talebe budur zaten ilim talep eden.Yetersiz kaldığımız yerlerde başkasının kapısını calabilmeliyiz,anlayan birisini bulmakla mukellefiz zaten.Biraz emekle Ingilizce makale ,film nasıl anliyorsak,başkalarının düşüncelerini onemsiyorsak,arastiriyorsak bu kadar özel sadece bir tane kitabımız var.Biraz gayret şart!!!

    Hz.Meryem validemize gelince Kur'anı Kerim'de ismiyle zikredilen tek kadın.Kur'an'da 34 defa ismi geçiyor.Babası İmran'ı doğmadan kaybediyor.Annesi Hanne validemizin kabul olunmuş duası aynı zamanda Hz.Meryem .Hanne validemizin nefsin ve şeytanın caydırıcı etkisinden azade olarak,her türlü sosyal baskıdan azade olarak ,tüm kayitlardan azade olarak "hür iradesiyle"adadigi o dönemde adanmislarin en güzeli ,kabullerin en güzeli Hz.Meryem.O dönemler mabede sadece erkek çocukların adandigi için olsa gerek kız olarak doğuşunu şaşkınlıkla karşılayacak Hz.Meryem."Rabbim! Ben kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir."Hanne validemizin erkek çocuk beklentisine karşı Allah,ona istediğinden daha hayırlısını ve daha güzelini vereceğine işaret edecektir.


    Hz.Meryem validemizin elbetteki hayatına tek tek kronolojik olarak değinmeyeceğim.Sadece beni çok etkileyen,kalbime giren noktalara değinmek istiyorum.Kur'an'da detaylı olarak yer verilmiş zaten.Hz.Meryem validemizi anlamaya ,tanımaya çalıştıkça,gönlümde aradığım hakikat gelip bana ulastikca,kalp aynama yansıyan akisler vesilesiyle bir bulmusluk hissinin sukraniyla Meryemlesebilmenin kaynağına yonelmeye çalıştım.

    Zordu Meryemlesebilmek .İnsan tanımadığı kişinin haliyle de hallenemiyor ya.Önce tanımak gerekirdi.Tanıdıkça sevmek ,sevdikçe yakınlaşmak,hallesmek,hallestikce Meryemlesebilmek ...Hz.Meryem validemizin hayatı içine dünyalari sigdiran kelimeler misali anlamı ve muhtevasi derin bir insan.Rabbi Meryem'i güzel bir çiçek gibi yetiştirdi ;O'nu Zekeriya 'nin himayesine verdi (Ali İmran /37 ) ayetinde olduğu gibi bir tohum olarak mescidin bağrında sumbulleserek saflasma,
    billurlasma,kullukta derinlesme dönemlerinde toprağın altında demlenerek sabırla cileyle yogrulmustu Hz.Meryem.Çiçek gibi narin,çiçek gibi hassas,çiçek gibi özel bakim gerektiren,çiçek gibi soldurmamak için,bir çiçek gibi yetiştirilmesi için çok özel ve çok hassas bir bahçıvanin nezaretine verilecek, Hz.Zekeriya'nin(ra) nebevi ikliminde neşet edecektir Hz.Meryem.Daha sonra Hz.Zekeriya (ra) ,Meryem validemizi ziyarete gittiğinde meyveler görecektir .Ama öyle meyveler ki yazın kış meyveleri ,kışın da yaz meyveleri görecektir.Hayret edip Meryem validemize soracaktir, bu meyveler nereden geliyor ? Hz.Meryem de Kur'an'daki satırlarda geçen
    "Muhakkak ki Allah dilediği kimseye hesapsız rizik verir "(Ali İmran /37) cevabını karşısında hayranligini ve ümidini gizleyemeyecektir.Hz.Zekeriya henüz daha oradayken evlat isteme talebine karşısinda kabul olacaktı duası.Rabbim diyecekti saçlarım beyaz ,kemiklerim gevşemiş ,karım kısır olduğu halde mi? şaşkınlığını gizleyemeyecekti."Hesapsız Rizik" diyecekti Rabbim,O istesin yeter ki tüm sebeplerin katı kalıbını yıkacak ,sebeplerustu ihsanlarda bulunacakti.Niye bilmiyorum gözlerim yaşla doluyor.Yakınlık ,tanisiklik ağlatıyor demek ki.Hani yazar da diyor ya "Kader konuşunca dua beklermiş" diye tüm bekleyislerimize Rabbim istesin demek ki ne kapılar aralayacakti bizim için.


    Bir sıfatı da Betül olan yani tertemiz olan ,hayallerine bile günahın bulasmadigi Hz.Meryem validemiz türlü türlü cenderelerden öyle çileli bir dönem gecirecekti ki.Tüm iftiralara,hakaretlere aldırmadan "Suskunluk orucu" tutacakti ve besikteki bebek olan Hz.İsa'yi işaret edecekti.Dil susmalı ki kalp ;beden susmalı ki ruh dile gelmeliydi Hz.İsa'nin konuşmasıyla.Değil mi ki kalp kelamini duymak için dil kelamini terk etmek gerekiyordu.Yazarın deyimiyle kelama gelmeyen duyguların dildeki kelepcesiydi sükut.

    Hz.Mevlana'nin ifadesiyle "Nefis susmalı ki ,Ruh İsa'si konuşabilsin".Nasıl derin ,incelikli bir mana değil mi?En sıkıntılı,en zor zamanlarımızda bile susabilmek.Bazen susmak ve hakikate sözü verebilmek.Sebeplerin susup bakışların Allah'tan nida beklemesi.Insanlara karşı yeri geldiğinde susmak ama Allah'a karşı konuşmak.Kalbinizi; oturması gerekmeyen tüm batillardan arindirarak adeta oruç tutarak "sakindirma ameliyesi" ile kalbin iffetini sağlayarak,hakikati icinizin tüm iskemlelerine oturtarak hakikate sözü verebilmek ...Kucağındaki Isa'yi suskunluk orucu tutup buyutmesini söylüyordu Allah.Sen bırak iyiliklerin konuşsun diyordu adeta Allah.Sen büyüt iyiliği diyordu adeta yemene ,içmene bak; Allah gün gelecek kucağında tuttuğun imtihanini hakliligini ve doğruluğunu ispat eden "ses"e donusturecek,göz aydınlığın olacaktır diyordu Allah.

    Efendimiz'in (sav) mukaddes beyaniyla; Rablerine en yakın olanlar hep en ağır sınananlardı.Sebeplerustu bir doğuma hamilelikle mujdelenince; "Keşke bu iş başıma gelmeseydi de ben olseydım ;adi sanı unutulup gitmiş biri olsaydım " ifadesi ile tüm sebepler sımsıkı sıkıstırdıgında, o boğucu atmosferden "La Tahzen/ Tasalanma"ayetiyle sükunet bulacaktı duyguları Hz.Meryem'in...

    Hakikatli cümleler kurmaya çalıştıkça ,uyarıcı ve hatırlatıcı olmaya çalıştıkça bitmeyecekti Hz.Meryem'in çileli dönemi.Hz.İsa'ya peygamberlik verilmesi ile hayatının en zorlu dönemini geçirecekti.Iftiralar atılacak,camurlar sicratilacak ,hircinlik ,öfke kusacak ,can yakacak ,kan kusturacaklardi.
    Hz.Yahya'nin ölümüne şahit olacak.Kavmi onu himaye ve terbiye eden Hz.Zekeriya'nin testereyle bicip kan dokecekti.Bundandır yazar unutulmasın diye yüreğimize ızdırap tohumunu ekecek ve diyecekti ki "Her kim ki zikrinde Zekeriya peygamberin testere sesini duymazsa o zikir kisirdir" ayni sanciyi paylasmamizi isteyecekti belki de.Hz.Meryem'in tüm cektiklerine binaen en büyük çilesi insanların imansizliklari ve hakikat karşısında diz kirmiyor oluslariydi .

    Yazarın ifadesiyle "Hz.İsa dünyaya tutunmadigi için dünya onu tutamadı,bedeni de dünyada kalmadı ...O ,göklere süzüldü..." kıyamete kadar sırrın tasiyiciligini yapacaktı Hz.Meryem.Midenin menfaatin insanları ve fertleri yuttugu bir zamanda kötülüklerden uzaklaşarak ,kapiciya fazladan bahşiş verip simartmayarak,
    Allah'a yakinlasarak ,günahın agirliklarini atarak yukselebilir ,ruhumuzu ozgurlestirebiliriz bizler de .

    İffet-i Kalp...Ismin güzelliği elbette ki tasiyicisindan geliyordu.Kalbin iffetini tüm nezahetiyle,anneligiyle,
    kulluguyla,sabriyla taclandiran
    Hz.Meryem.Mükemmel bir üslubu var ,damaklarimizda hiç bitmesin dercesine tarifi imkansız hoş bir tat bırakıyor.Nuriye Celegen gönlümün yazarı olarak daha önce okuduğum Aşk-ı Sükun kitabında olduğu gibi yine yanıltmadı beni.Kimi zaman huzunlendiren,kimi zaman kendi yasayisinizi sorgulattiran,kimi zaman Meryem ahlaklı bir anne olamayisimizin verdiği inkisar ,onun gibi ahlak eksenli evlatlar yetistirememenin verdiği hüzünle farklı lezzetler barındıran her bir sayfasının altı çizilmesi gereken bir kitap...
    https://m.youtube.com/watch?v=4a5yyudODn4

    Keyifli okumalar .. .
  • Bir insanı sevmek demek ona bir an dahi şüphe etmeden inanmak demektir.
  • Tanrı'yı sevmek demek Tanrı'ya, O'nun varlığına, adaletine ve sevgisine inanmak demektir.
    Erich Fromm
    Sayfa 78 - payel
  • Cemal Süreya özelinden yapılan şöyle bir tespit var: İnsan aşkı- belki de gerçek aşkı- hayatında bir kere yaşar. Diğerleri aşk değildir olamaz. Bunlar için yazılan şiirler de olsa olsa yalandır, sahtekarlıktır. Tabi tespitler buraya kadar uzamıyor, ben abarttım.

    İlk önce çok özür dileyerek, eskiden yazdığım bir yazıyı eklemek istiyorum bu metne- yazım hatası vb. uğraşmadan- aşk sevgi vb. ile ilgili düşüncelerimi tekrar yazmak istemiyorum çünkü buraya:

    "Ne zaman ciddi konuşmaya başlamam lazım , ne zaman sulu olmam bilmiyorum. Benim karakterimde yok böyle şeyler. Benim karakterim de yok herhalde, "living a lie"ım sadece. Ben olamadım hiç , kendimin de dediği gibi, bir iki şiirde. Bazı şeyler konuşulmadan olmaz dediler, kaçtım ben hep. Kaçınca kurtulabilirim sandım kafamın içinde olmayan şeylerden. Kafamın içindeki şeyler beni yakaladı ama sonunda, onları yaşıyordum uzun zamandır. Benim hoşuma gidiyordu kendi yarattığım şeylerle yaşamak. O şeyler de beni yaratmıştı sonunda. Birisini görürsünüz, ya da görmezsiniz . Sadece tanırsınız. Ya da tanımazsınız bile. Sadece bir şey hissedersiniz. Yukarıdakilerin hepsi oldu sanırsınız. Hatta seviyormuş sanırsınız kendinizi. Aradaki farkı ayırt etme yeteneği size verilmemiştir çünkü. İlk oluşumuzda sevilme katsayımızın minimumda tutulması gibi. Onun da aynı şeyi hissettiğini sanırsınız . Bu da sevgi döngüsünü sonsuza sokar. Sonuçta sevgi paylaştıkça büyür değil mi. Değil. Hiç bir şey büyümez azaldıkça. Biz sevmek için yaratılan türler değiliz ki. Sadece bazı şeyler oluyor belki, biz de o yaşa kadar, filmlerde, kitaplarda öyle gördüğümüz, şarkılardan ya da başkalarından öyle duyduğumuz için alan şeyi sevmek, aşık olmak sanıyoruz. Uyum , işte gerçek kelime, çok güzel. Peki birbirine uyan her iki insan böyle hissedebilir mi? Bilmiyorum ki. Ben hayatımda kaç defa birisine uydum onu bile bilmiyorum. Sevgi , bakacağım sözlüğe evet, normalde yapmam ukalayım çünkü. Copy-paste bile yapmıyorum şu an, o kadar değiştim son iki saniyede. " İnsanı bir şeye ya da bir kimseye yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu." O zaman geri alıyorum. Ben TDK'ya göre seviyorum. Ama belki bir çok şeyi seviyorum, ya da bir çok kişiyi. TDK her zaman yaptığı gibi yuvarlak konuşmuş . Kapsayıcı olmuş ayrımcı olacağı yerde. O zaman aşk'a da bakalım. Bakalım tahmin ettiğim gibi bulunamadı çıkacak mı. Çıkmaz gerçi. Mikro işlemci dersinde olsam çıkardı. Matematik hep daha güzel türkçeden. Şimdi bir şey becermeye çalışan gerçek bir sözlük yazarının döktürdüğü şeylere bakacağım. "Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi, sevda, amor" Bu da pratik bir cevap. Sevginin aşırısına aşk deniyormuş. Demek sevgi de lüfer gibi sınıflandırılabiliyor boyutlarına göre, büyüğü aşk küçüğü çinakop. Her şeyin aşırısı da zararlı zaten. Aşk da zararlı herkes biliyor. Ben aşık mıyım peki birilerine ya da bir şeylere. Nasıl anlayacağım bunu? Var mı ikeadaki gibi bir ölçüm standardı. Eskiden yaşasaydım, karşındaki insanın göz bebeğini ölçmek yeterli derdim. Ama onlar da değişti zamanla, herkes anime karakterleri gibi geziyor, ya da şişiriyor gözlerini ağlamaktan, ya da uzaklara bakmayı yeğliyor renk vermemek için ya da yok aslında öyle bir şey. Yukarıda bahsettiğim uydurmalarımdan biri sadece. Bu renk vermemeler dünyasında aşırı tepki verenler çoğunlukla kabul görmez aslında. Sahte sanılır, belki de öyleyimdir ben, sahte biri. Bilmiyorum lafını o kadar çok kullandım ki son dönemde, benim alamet-i farikam oldu galiba. Oksimorondan başka kelimeler bildiğimi de kanıtlamaya ihtiyacım vardı bir de. Yine bir şey içermeyen- kimseye bir şey ifade etmeyen boş bir yazı yazmanın sevinciyle bitirmek isterdim bu yazıyı da. Olmuyor, olmayınca olmuyor. Ben değilim ki kimse gibi, inandırmak istemiyorum hiç kimseyi hiçbir şeye. Sadece yaşamak istiyorum üzmeden insanları. Beceremiyorum ama, üzmemeyi belki biraz ama yaşamayı beceremiyorum. Oksijeni bol bölgelerde yaşayan moronlar gibi kalsam tek başıma belki daha büyük bir sevilme katsayım olabilirdi. Ama sadece aptal birisiyim embesilden hallice, yazı yazmaya ve insanları etkilemeye çalışan. Ve herkese her şey verilmiyor bu dünyada."

    Aptalca bir yazı evet, eski de. Ama aşk, sevgi, şıpsevdilik, beğenme, bunlar ayrımı oldukça zor olan şeyler. Bence çoğu yok bile, ama dünya üzerinde bir çok insan inanıyorken bunlara, fazla bir şey söylemeye de hacet yok. Konu böyleyken, bir insana- Cemal Süreya'ya değil herhangi bir insana- sen aşkı hayatında bir kere tadacaksın, bir daha böyle bir şansın yok demek, bence kesinlikle saçma- normalden bakarsak da zalimce.

    Şöyle düşünün efendim, gerçekten hayatınızın aşkı olduğunu düşündüğünüz birisini 18 yaşındayken bir trafik kazasına kurban verdiniz. Sizin mantığınıza göre- ki o gerçekten hayatınızın aşkıydı diye düşünüyorum ben de- ölene kadar başka birine aşık olamayacaksınız. Soylu bir davranış olmaz bu, sahtekarlık olur ya da.

    Bırakın efendim, insanlar yaşasın hayatlarını özgürce, neye inanmak istiyorlarsa ona inansınlar ve onun için şiir yazsınlar. Böyle şeyler için var zaten edebiyat, güzel şeyler için. Ahlak farklı bir alemin konusu, istediğiniz kadar oralarda yaşayın- ama bir şeyi mantığınıza ters düşüyor diye idama mahkum etmeyin lütfen. O konulara girersek, en baştan beri kimse masum değil çünkü.