• Günümüzde seyyahların hep bir acelesi var; telaş içinde,her ne pahasına olursa olsun diyerek geliyorlar,ama gelmek bir yolun sonuna varmak demek değil.İnsan her menzilde bir yere varır,her adımda gezegenimizin gizli kalmış bir yüzünü keşfedebilir,bunun için bakmak,istemek,inanmak,sevmek yeterli.
    Amin Maalouf
    Sayfa 240 - Yapı Kredi Yayınları
  • Imanin Subeleri
    BiRiNCi KISIM:
    TASDiKLE iLGiLi iTiKADiYAT'TIR
    30 subedir
    1- Allah'a iman, Allah’in zatina, sifatlarina, birligine ve benzeri olmadığana inanmak da buraya girer.
    2- Allah 'dan baska herseyin hudusuna (sonradan yaratildigna) inanmak.
    3- Meleklere inanmak.
    4- Kitaplara inanmak.
    5- Peygamberlere inanmak.
    6- Kadere, hayir ve serrin Allah 'tan olduguna inanmak.
    7- Ahirete inanmak, kabir sualine, kabir azabina, tekrar dirilmeye,
    mahşerde toplanmaya, hesaba, mizana, sirat koprusune ... inanmak da
    buna dahildir.
    8-- Cennete ve oradaki ebedi hayata inanmak.
    9- Cehenneme, cehennem azabina, kafirlerin ebediyyen orada kalacağına inanmak.
    10-Allah'ui sevmek
    11- Allah icin sevmek, Allah icin bugzetmek. Muhacir ve Ensar
    sahabeyi, AI-i Resul (aleyhissalatu vesselam)'ti sevmek de buraya
    dahildir.
    12- Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)'i sevmek. Buna Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)'e salat ve selam okumak, sunnetine uymak da girer.
    13-ihlasli olmak ve riya ve nifakı terketmek de buraya girer.
    14- Tevbe ve nedamet etmek.
    15- Allah' tan korkmak.
    16- Allah’in rahmetinden umit etmek.
    17- Umidsizlik ve ye'si terketmek
    18- Sukretmek.
    19-Ahde vefa gostermek.
    20- Sabirli olmak.
    21- Tevazu, buyuklere saygi da buraya
    girer.
    22- Sefkatli ve merhametli olmak kucuklere sefkatde buraya girer.
    23-Allah'in kazasina razi olmak.
    24-Allah 'a tevekkul etmek.
    25- Amele guvenmemek, kendini övmeyi ve kusursuz gormeyi terketmek de buraya girer.
    26- Hasedi, cekememezligi terketmek.
    27- Kin ve intikami terketmek.
    28- Gadabi terketmek.
    29-Aldatmamak, su-i zan sahibi olmamak, hilekar olmamak da buraya dahildir.
    30-- Dunya sevgisini terketmek. Mal ve makam sevgisini terk de buraya girer.
    Kalbe muteallik guzel veya kotu amellerden herhangi biri aklina gelir de burada zikredilmemis bulursan, o esas itibariyle bu saydiklarimiz disinda kalmaz, bunlardan birine dahil oldugunu azicik bir tefekkurle gorulsun
    iKiNCi KISIM:
    DiLLE ALAKALI AMELLER
    Bunlar da yedi subeye aynhr:
    1- Kelime-i tevhidi diliyle soylemek,
    2- Kur'an't tilavet etmek,
    3- ilim ogrenmek,
    4-ilim ogretmek,
    5-Allah 'a dua etmek,
    6-Allah'i zikretmek. istigfar da buraya dahildir,
    7- Bos laflardan kacinmak
    Dorduncu KISIM:
    BEDENi AMELLER
    Bu da kirk subeye ayrilir. Bunlar da kendi aralannda uc cesittir
    1. Cesit: MUA YYEN SEYLERE AiT OLANLAR
    Bunlar on alti şubeye ayrilir:
    1) Temizlik. Buna beden, elbise ve mekan temizlikleri de girer. Bedeni hadesten temizlemek icin abdest almak, cenabetten, hayizdan, nifastan
    temizlemek icin yikanmak da girer.
    2) Namaz kilmak; buna farz, nafile ve kaza namazlan da girer.
    3) Zekat vermek; buna sadaka vermek, sadaka-i fitr odemek, comertlik, fukara ve misafirlere yedirip ikram etmek de girer.
    4- Farz ve nafile oruclar.
    5- Haccetmek, umre de buraya girer.
    6- i'tikafa girmek. Kadir gecesini aramak da buna dahildir.
    7- Dinin yasanabilecegi yere gitmek, sirk diyarindan hicret de buna
    girer.
    8- Nezirlerini odemek.
    9- Yeminleri yerine getirmek.
    10- Keffaretlerini odemek.
    11- Namaz icinde ve disinda setri 'avret (ayip yerlerini ortmek, tesetture riayet etmek).
    12- Kurbanlari kesmek, nezir kurbani varsa onu da kesmek.
    13- Cenaze islerine bakmak.
    14- Borcu odemek.
    15- Muamelelerde dogru olmak, ribadan kacinmak.
    16- Dogrulukla sahidlik etmek, hakki gizlememek.
    2. CESIT: KENDiSiNE TABi OLANLARLA iLGiLi SEYLER
    Bunlar alti subedir:
    1) Mesru nikahla evlenip iffeti korumak.
    2) Aileye karsi vazifelerini yerine getirmek. Hizmetcilere iyi muamele
    de buraya girer
    3) Anne-babaya iyi muamele etmek. Onlara karsi ukuk (haksizlik)tan kacinmak da buraya girer.
    4) cocuklarin terbiyesi.
    5) Sila-i rahm.
    6) Buyuklere itaat.
    3. CESIT: AMMEYE MUTEALLiK cEYLER
    Bunlar da onsekiz subedir:
    1) idareciligi adaletle yurutmek,
    2) Cemaat
    e uymak,
    3) Ulu'l-emre itaat etmek,
    4) insanlarz baristirmak. Haricilere ve asilere karsi mucadele de buraaya girer.
    5) iyilikte yardimlasma.
    6) Emr-i bi'l-ma'ruf nehy-i ani'l-munkerde bulunmak (yani insanlara
    iyiligi emretmek, kotulukten menetmek).
    7) Hududu (agir cezalari) tatbik etmek.
    8) Cihad etmek. Kislalarda asker bulundurmak buna dahildir.
    9) Emaneti eda etmek. Ganimetten beste biri (hums) odemek de buraya dahildir.
    10) Odemek sartiyla borc vermek.
    11) Komsuya iyi muamele etmek.
    12) Gecimli olmak. Helalinden mal toplamak da buraya dahildir.
    13) Mali yerinde harcamak. israftan karymmak da buraya girer.
    14) Selam'i almak.
    15) Hapsirana "yerhamukallah" demek.
    16) insanlara zarar vermekten kacinmak
    17) Eglenceden kacinmak.
    18) Yoldan rahatsizlik veren bir cismi kaldirmak.
    Butun bunlar, toplam 77 sube yapar
  • ASK seni sevmekmis seni sevmek bazen ağlamayıda göze almak
    sesini duyduğumda oh be demek elini tuttuğumda ferahlamak demek
    seni sevmek öpüp kokladığımda rahata ermek demek
    seni sevmek yağmurların altına pervasızca dalmak
    bağırırcasına sensiz olmuyor olmuyor derken ıslanmak seni sevmek sonsuzluğa inanmak o varsa bende varım
    o gülerse bende gülerim seni herseyden cok seviyorum...
  • "Yahu ne diyor bu kitap?!" demek için efsane bir öneri: Biri, hiçbiri, binlercesi. Küçük harflerle yazılıp özel isim olmaktan kurtarıldıklarında, olan ile görünen arasındaki incecik çizgide dolaşacak kadar cesur, gerçeği göreceli hale getirecek kadar cüretkâr ve sosyal bilimcilerin hâlâ üzerinde gezinip durdukları kimlik ve varoluş problemini kurcalayacak kadar ikilem meraklısı bir romana dönüşür. Birimiz, hiçbirimiz, ve nihayetinde binlercemiz. Aslında tamamıyla biz. Pirandello’nun az kalsın Nihilizmi idealize edecekken, insanın budalalığı ile merhametini tuhaf bir şekilde yoğurup turnusol kağıdına dönüştürdüğü romanı. Bitirdikten hemen sonra kitabın kapağına yazdığım gibi, “Tanımadan Tanımlamanın Kitabı.”

    Olay, yirmi sekiz yaşında, ayna karşısında bütün olağan haliyle kendisine, aslında o yaşına değin gördüğü fakat dikkat etmediği kendisine bakarken karısının gayet sıradan, fakat yine yalnızca o ana değin sıradan olan uyarısıyla burnunun hafifçe sağa doğru eğik olduğunu söylemesiyle başlar. Bir şekilde bedenleri üzerinde oynamalar yapanlara alışkınızdır, ancak ansızın hatırlatılacak bu detay o andan itibaren hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını göstermişti. Burnundaki olağan eğikliği kaşlarının harflerin üzerine bıraktığımız ^ gibi çatıya benzer olması, yetmezmiş gibi bacaklarından birisinin de hafifçe paralel olmasını öğrenmesi için evlenip bir karısının olmasına elbette gerek yoktu ve zaten bu tarz bir söyleyiş yazarın kaderci mantığa olan mesafesini iyiden iyiye kapatmak demek olacaktı. Ancak işin garip, dahası, olağandışı olan tarafı kendisinde olduğunu zannettiği şeylerin aslında bir başkasının gözünde hiç de zannettiği gibi olmadığını, herkesin gözündeki kendisinin hem yorumlayan nezdinde hem de başkaları nezdindeki kendisinden de ayrıca farklı olduğunu keşfetmesi için yıllarca beklemesi, bir ayna ve bir de karısının olması gerektiriyormuş.

    Aslında kitabın vurgusunun bütünüyle Goffman’ın yaptığı “benlik” ve benliğin gündelik hayattaki sunumu olduğunu söylemek zor değil, fakat bu sadece kolaycılık olur. Kaldı ki Goffman, kişinin -aktörün ya da Pirandello’nun gözüyle “birimizin”- idealize edilmiş rollerimiz amaçlarımız ile örtüşmediği zamanlarda gerçeği ve amaçları saklayabilme lüksümüzün olduğunu, olayları olduğundan daha da önemsiz gösterme girişimine haiz olduğumuzu iade eder. Roman boyunca ise bu mümkün değildir. Goffman’ın bireyin çevreyi, zamanı ve ilişkileri değerlendirip idealize ettiği noktaları Pirandello daha çok çevrenin, zamanın ve ilişkilerin insanı idealize edip tekrar iade ettiği şeklinde tasarlar: öyle ki karısı Dida için Gengé olan Vitangelo, hakikatte sadece baba yadigarı olan Quantorzo için Vitangelo’ydu. Okurken pek tabi roman başında alelade bir insan olan Vitangelo, roman ortalarına doğru açıkça bir “deli”, roman bittiğinde ise kendisine hiçbir isimle hitap edemediğim herhangi birisi oluverdi. Yani kaşla göz arasında biri iken hiçbiri, hiçbiri iken binlercesi olup çıkıvermişti.

    Tam da bu andan itibaren Nihilist izler taşıyan roman, akışını kelimeleri birer şey’e dönüştürerek sürdürmekten geri durmaz. Kelimelerin birinci ağızdan çıktıktan sonra ulaştığı her bir kimse için yeniden tercüme edilip algılandığı gerçeği, onlara anlatıcının içindeki gerçekliğin görülemeyeceği müddetçe bilinmezliklerini koruyacağı, dolayısıyla birbirini anladığını zanneden kimselerin ancak hayal gördüklerine varan acımasız fakat keskin bir yargıyla sonlanır. Fakat Pirandello’nun idealize ettiği kelimelerin biri için, binlercesi için taşıyacağı anlamlar farklı farklı ve her birisinin yine anlatıcının kendisinden menkul olacakları, böylece mutlak doğrunun olmayacağı iddiası doğruysa, o halde savaş suçu işleyen iki yıkıcı güçten hangisinin “yanlış yaptığını” söyleyebiliriz? Kitap boyunca bu soru kendi kulağımızı durmadan tırmalar ancak bu duruma sevinmek gerekir çünkü daha feci bir soru henüz akla gelmemiştir: “o halde terör suçu işlediğini ilan ettiğimiz anda, iddia ettiğimiz gerçekliğe ne kadar güvenip sığınabiliriz?” Tabi bu soru da artık çırılçıplak ortadadır.

    Yalnız sözlerimizin değil, doğrudan bizlerin de her an değişen, doğru veya geçerliliği tartışmaya açık olan ve muhtemelen durmadan değişken kalacağımıza olan inancı da kitabı esrarengiz kılan yönlerindendir. Karşılaştığımız, konuştuğumuz, tanıştığımız, bir şekilde muhatap olduğumuz, hatta aynada, suda, bir dükkan camında gördüğümüz kendi suretimiz bile bizim bizden ve zamandan farklı olarak beliren diğer benliklerimizdir. Biz, aslında çok kişiyiz. Cebirsel bir ifadeyle izah edecek olursak, kitap, belli bir zamandaki öznenin o zamandan bir an sonraki yeni zamanda yepyeni bir özne olduğunu vazeder. Muhtemelen bu metni yazmadan önceki ben, şu cümleyi yazan ben ve metnin sonundaki ben arasında da mutlaka farklılıklar olduğu kabul edilir. Dolayısıyla şu ana kadarki toplam ben olan biz, bir süre sonraki ben olmayacağım. Bu girift saptamanın daha ferah bir ifade biçimi elbette olmalı. Aynı derede ikinci kere yıkanmayacağı temel argümanına sığınan kitap için birisini -o birisi bizim kendimiz dahi olsak- bilmemiz, bilme edimini sağlamanın o özneyi anlamak gerektiğine işaret eder ki farklı zamanlarda farklı özneler olan bir bedenin kendisini anlaması da imkân dışındadır. Kitabın felsefi tartışmalarını yeniden meydana çıkarmam lüzumsuz olacak, ancak her şeyin zamanın bir yerinde mutlak olacağına dayanan iradeden henüz kuşku duyulmayan bir anda, bugünkü bizim de ileride bir yerde yine aynı biz kalacağına inanmak gülüp geçilecek bir şey değildir. Gülünç olan şey, kendi gerçekliğimizin farkına varmadığımız zamanlarda, bize ait olmayan gerçekleri başkalarının kurgulayacak, bizi yeniden tasarlayıp tekrar geri iade edeceğidir. Pirandello, tüm olay akışı içerisinde bu durumu kovalar. Aynaları sevmek gerekir.

    Biri, Hiçbiri, Binlercesi’nin nereden itibaren roman nereden itibaren bir monolog denemesi olduğunu anlamak zor fakat yine de kendimizi hiçbir zaman göremeyeceğimiz anda bile gerçeğe en yakın göreceğimiz yerlerin doğal anlarımız olduğunu anlamak uzun sürmez. Kitabın hükmü, Adem-Havva mitindeki çıplaklık-gerçeklik ilişkisi gibi teolojik bir imza olmasa bile, kendimizdeki yüzlerce ben’i tüm çıplaklığıyla keşfetmenin yolunun deli olmaktan geçtiği ve sırf deli olarak anılmamak için kendimizle olan ünsiyetimizi kaybettiğimiz yerde kendimizi keşfetme şansını yitirdiğimize dayanır. Ve nihayetinde biri, hiçbiri, binlercesi olma hakkımızı da...
  • Sevmek, inanmak demek, katlanmak demek, beklemek demek. Sonra, anlıyorum, kalbin beyinden kopuşu gibi acı, ayrılık. Anlıyorum. Ben tekim.
    Cemil Meriç
    Sayfa 103 - İLETİŞİM YAYINLARI
  • OTLARIN UĞULTUSU ALTINDA

    Tam şuramda. Bir kan pıhtısı. Ayrılınca oluyor. Kavuşunca oluyor.

    Hevesle gidiyorum. İkinci cümlede bir boğuntu. Utanarak kalkıyorum. Ruhumda soğumuş bir zaman. Etimde bir pişmanlık. Şimdisiz öncesiz sonrasız. Yaşamak desem değil. Ölmek desem değil. Bir Araf. Tam şuramda...

    Herkes herkesi biliyor. Herkes dünyayı biliyor. Ben anlamıyorum. Sevinçlerini bilmiyorum. Kederlerini bilmiyorum. Sınırları yok. Akşam, diyorum, herkesi eşitler. Ben de konuşurum. Olmuyor. Acı daha ağırlaşıyor. Bir kan pıhtısı. Tam şuramda...

    *

    Bir insana inanmak ne demek biliyor musun? Kapının önündeki ağaçlarla birden çiçeğe duruyorsun. Sokaktaki kedi bacaklarından önce boynuna dolanıyor. Gidip ilk gençliğin uykularına boyanıyorsun. Yağmur öyle gamzeler açıyor ki baktığın yerlere. İlan-ı aşk makamından bir ürperti dudaklarının neminde. Unuttuğun mavilik gövdeni bahar dalına çeviriyor.

    Ne demek biliyor musun bir insanı sevmek. Birden dünyada kötü insan kalmıyor. Puhu kuşları saka kuşlarının şarkısını söylüyor geceye. Bütün erkekler kadınlarda inceliğe dönüşüyor. Tanrı, çocukların sevgisiyle iyileştiriyor dünyamızı. Sular yıldızlar çimenler bahçeler güneş salkımları. Hepsi günde bin kez sonsuzluğundan doğuruyor bizi.

    Yalnızlık öyle bir arzuyla bakıyor ki hayata

    Bütün ölü zamanlar bizimle konuşmaya başlıyor.

    *

    İnsanın acısına inandım. Kimse diz çökmesin, dedim. Yazdım. Sözlerim insandan acıydı. Dünyanın bütün harflerini okudum. Önce anladım. Sonra anlamadım. İnsan sonsuzdu. Zaman sonsuzdu. Ölüm sonsuzdu. Üç sonsuzluk içinde sevdim. Acı inceldi, güzelleşti. Dünyaya inandım. Sözler içimde büyüdü, büyüdü. Yalnızlık oldu. Yazdım. Ölümden önce bir iş gelmedi elimden.

    *

    Sen okumazsan ben yaşamamış olacağım.

    Şükrü Erbaş / 2018