Harper Lee’nin Tespih Ağacı’nın Gölgesinde adlı romanı, Bülbülü Öldürmek’ten sonra yayımlansa da aslında ondan önce yazılmış.
Kitabın başkahramanı Scout – bu kitapta artık gerçek adıyla, Jean Louise
Bu kitabı tamamen rastgele seçmiştim ama bu kadar seveceğimi tahmin etmiyordum. “Bülbül’ü Öldürmek”, adalet, empati ve çocuk gözünden büyüme hikâyesiyle bir romandan çok daha fazlası. Scout’un gözünden anlatılan dünya, hem masum hem de oldukça sarsıcıydı.
En çok etkilendiğim karakter kuşkusuz Atticus oldu. Hem güçlü hem de çok insani bir figür. Onun adalet uğruna verdiği mücadeleyi izlerken etkilendim. Aslına baktığımızda bir hukukçunun gündelik işidir bu ama orada çevre tarafından kalıplaşmış yargıya karşı Robinson davasını alması ve bu sefer kalıplaşmış olanı bozacağına inanması beni çok etkiledi. Neticeye bakıldığında tam olarak bozmuş olmasa da o kalıplaşmış yargıları düşündürmediğini, sallandırmadığını göz ardı edemeyiz. Robinson’un başına gelenler…. Günümüzde de hâlâ devam eden büyük bir sorunun ta kendisi. Yalnızca ten rengi yüzünden kurban gitti. Burda “bülbülü öldürmek” sözünü iyice anlıyoruz.
Arthur Radley’nin de kitabın “bülbüllerinden” biri olduğunu fark etmek beni şaşırttı. Başta herkesin korktuğu biri gibi gösteriliyor ama sonunda aslında en zararsız, en sessiz insanlardan biri olduğunu anlıyoruz. Onu da yıllarca haksız yere yanlış tanımışlar. O da bir şekilde “öldürülmüş” gibi, sessizce.
Kitabın sonu çok ortada kalmış gibi hissettirdi ama yine de güzeldi. Hikâyenin bir çocuğun gözünden anlatılması da çok güzeldi. Bu yazarın başka kitaplarına da göz atılmalı kesinlikle.