Barthes, yazılarında ikiz anlamlı sözcükleri kullanma alışkanlığını edinmiştir, bundan da büyük zevk alır. Onun da belirttiği gibi, genelde bir metnin bağlamı, bir sözcükteki iki anlamdan birini seçip öbürünü siler, unutturur. Ama Barthes bu ikiz anlamlı sözcüklere "her rastlayışında, tersine, sözcüğün iki anlamını birden korur, sanki aralarından biri öbürüne göz kırpar gibidir ve sözcüğün anlamı da bu göz kırpışta yer alıyor gibidir, dolayısıyla aynı sözcük, aynı tümce içinde aynı anda iki ayrı şey söyler ve anlamsal açıdan birinin zevki öbürünün yardımıyla çıkarılır. (...)
Çeviri kuramları (ne tür olursa olsun), eğer yaşlılık hastalıklarına yakalanmak istemiyorlarsa, gençlik hastalıklarını bir an önce gidermeye çalışmalı ve bilimsel tasarılarını doğrulamalar yoluyla sürekli geliştirerek hep genç kalmayı başarmalıdırlar.
Şeyler ile sözcükler arasındaki sarsılmaz bağ bir başka dilde nasıl korunacak? Ya da ne ölçüde korunacak: Metnin dili mi çevirilecek yoksa o dilin içinde yaratılmış olan söylem mi?
"Demek ki çevirinin kültürlerarası iletişim aracı olduğunu söylemek onu anlamak için yeterli değildir ya da hiç yeterli değildir. Yaşanan çevirilerin, yasandıkları andaki bilissel ve edimsel "çaba" serüvenine de bakmanın açıklayıcı, aydınlatıcı bir yanı vardır. Çeviri üstüne konuşmanın doyurucu tadını belki de bu türden yaklaşımlar ortaya koymaktadır, ortaya koyacaktır daha çok."