• Kuran'ı Kerim akıl sahipleri, inananlar, insanlar okusun anlasın diye indi. Birilerinin tekelinde olsun onlar birilerine anlatsın diye değil. Bu gerçekleri yine Kuran'ı Kerim ayetlerinden öğreniyoruz. Hadi kendimize bir güzellik yapalım. Eğer Kuran'ı Kerim'i bu zamana kadar "anlayarak" okumadıysak bunun için gayret gösterelim ve Türkçe tercümesinden anlamaya çalışalım. Fakat piyasada "hatasız" bir meal yok. Takıldığımız yerlerde arapça orjinal metninden araştırma yapabiliriz, orjinal metin sözlüğünü veren, kelimelerin manasını veren pek çok kaynak var. Pek çok farklı Kur'an meali okudum. Arapçasından da daima araştırıyorum. Fakat buraya okuduğum mealleri eklemek istemiyorum. Çünkü bana göre Kur'an buraya eklediğim kitaplar gibi bir kitap değil. Onu buraya diğer kitaplar gibi bir sayı gibi, bir listeye eklemek istemiyorum. Çok başka, çok özel, apayrı bir kitap o. Tabi buraya okuduğu Kur'an mealini paylaşanlar alınmasın. Ben onlara bir şey demiyorum. Buraya gelir ekler mutlu olur, listesinde görür mutlu olur, bir başarı görür paylaşır mutlu olur, insanlara bir örnek davranış sunmuş olur, insanlar paylaşımından bir fikir alır...Ben bunu yapmayı tercih etmiyorum, kendi içimde hislerim anlattığım gibi işlediğinden. Başkası da en özel Kitap görür, başka güzel niyetlerle ekler-eklemez o ayrı. Kur'an öyle bir kitap ki onu gerçekten okumak "onu yaşamak" bence. Bir de "okudum bitti" denebilecek bir kitap değil ki buraya ekleyeyim. "Okudum" denebilir ama okuması bitmez. Ömür boyu sürekli her gün anlayarak okunması gerekli bir kitaptır. Her zaman okunulabilir. Her gün anlayarak ve üzerinde düşünerek, gerektiğinde daha da kafa yorarak en az 2 sayfa Kur'an okumak bile insana çoook çoook şey katar. Tabi bunu da bir yarış, bir eğlenceye çevirir gibi sırf papağan gibi Kur'an'ı anlatma yarışına çevirmemek gerek. Papağan gibi, yani onu yaşamadan, içselleştirmeden anlatmaya kalkmak. Kur'an şu çağdaki kimsenin anlatmasına muhtaç bir kitap değildir ki! Orada duruyor. Adam var daha kendi içselleştirmeden duyar duymaz insanlara ayet okuma peşine düşüyor. Ya dur, sen bir kendine bak. Bir kendinle baş başa kal. Bir Rabbinle baş başa kal. Bir nefsinle, düşüncelerinle baş başa kal. Acele etme. Baş başa kalmak kendinle kötü bir şey değil. Selam olsun herkese.
  • 384 syf.
    ·5 günde
    Herkese selamlar.
    Gecikmiş incelemelerde yine ben. :))

    Şimdi kitabımız Wulf Dorn kitaplarından. Yazarı sitede tanıdım desem haksız sayılmam. Almayı uzun zamandır planlıyordum fakat yeni fırsatım oldu. Alır almaz da okumaya başladım.

    Aslında Oyunbaz'ı okumayı planlamamıştım, sonradan oldu. Hep yaptığım gibi bir kitabı bitirdikten sonra okumak istediğim kitapları yan yana koyup o an yanımda kim varsa sorarım ki bu genelde babam annem veya kız kardeşim olur. Bu sefer de öyle yaptım aklımda her ne kadar Yeşil Peri Gecesi olsa da alışkanlıklar kolay kolay bırakılmıyor:)) Babam ve annem Oyunbaz'ı seçince onları da kıramadım ve okumaya başladım.

    O kadar merak ettiğim gibi değilmiş aslında ya da ben önüme çıkan her gizem gerilim kitabını okuduğumdan böyledir. Kitap güzeldi, merakımı sonuna kadar götürdü. O gün ki işlerimi bir an önce bitirip okuma hevesi verdi anlayacağınız. Güllerle başlayan serüven hoşuma gitmedi değil. Bütün bunları yapan kişiyi de hiç tahmin etmemiştim. Bana da sürpriz oldu desem haksız sayılmam.

    Ufak bir şey diyecek olursam kitabın sonunda Carla ve Jan buluşmasının aktarılmasını isterdim. Adam meraktan öldü öldü dirildi yani..

    Neyse çok uzatıp sizi de sıkmak istemiyorum. Söyleyeceklerim bu kadardı. Bir sonraki incelemeye kadar görüşmek üzere, hoşça kalın :))

    Huzur, mutluluk ve en önemlisi sağlıkla kalın. Kitaplı günleriniz olması dileğimle. :)
    Kitaptaki psikopatımızın ismini vermek istemiyorum fakat aklıma onun düşüncelerine benzer bir şarkı geldi. Ekliyorum.
    https://youtu.be/hVcVsoyqwnQ
  • Dünya pek fazla şey vermedi bana - hoş, ben de ona pek bir şey vermedim ya...
  • 344 syf.
    ·Beğendi·10/10 puan
    Nazan Bekiroğlu
    2015
    1957 doğumludur. Türk Dili ve Edebiyatı mezunu. Türk yazar ve akademisyendir. 1997 yılından beri hikâye, deneme, roman ve incelemelerini yayımlamaktadır.
    1920-1970 yılları arasında geçen nostaljik ve çağdaş edebiyata damgasını vuran bir hikaye.
    Türkiyenin çalkantılı olduğu yıllara denk geliyor ve baş kahramanımız Mücellâ’ nın sade, temiz ve çarpıcı hayatını gözler önüne seriyor.
    Mücellâ, babasını hiç görmemiş. Şeker hastalığından kaybetmişler. Annesi kızına, Mücellâ’da annesine o kadar düşkün ki; bir dediğini iki etmiyor. Ortaokulu bile okuyamadan başlıyor evde çeyizler hazırlamaya. Dantel yumaklarının içinde, kumaşlarla, iğne oyaları, kanaviçe işli peçeteler, uçları fistolanmış havlular ile zaman akıyor.
    En sevdikleri Türk kahvesi yerine gaz lambasının altında nohut kahvesi ağızlarında ayrı bir burukluk bıraksa da yaşam zaman dinlemiyor. Kaybettikleri, değerleri fark etmeden geçiyor hem de.
    Son virajda kaldığı hayata dönebilecek mi?
    Hanımeli, yasemin ve leylak kokulu yaz ikindileri gibi uzun kış gecelerinde de, ya çardağın altında ya hep o soldaki pencerenin içinde...
    Zaman onu bırakmamıştı oysa. Yüzüne, sırtına, omuzlarına her gün yeni bir şey eklenirken, hatıralarında da her gün bir şey eksildi Mücellâ’nın.
    Yıllar sonra kilitli bir sandığı açıp içindekileri hissetmek kadar keyifli geldi kitap bana. Merak, o dönemi anlamaya çalışmak, yeri gelince kızmak, yeri geldiğinde karakterle konuşmak. En çok da Mücellâ ile iç sohbetler yaptım.
    Hisli kimi zaman buruk, kimi zaman heyecanlı eseri okumadıysanız tavsiye ederim.
  • "Havva Teyze bir hadis söylemişti..." dedim elimi şaklatıp hatırlama ya çalışarak, "Eşler el ele tutuştuğunda günahları ellerinin arasından dökülür, gibi bir şey olması lazımdı."

    "Ciddi misin?" Hamza'nın gözleri alaylı bir şaşkınlıkla irileşti ve diğer elime uzandı, "Çiçeğim, bu çok kârlı bir iş. Çok temiz hayatlar da sürmediğimiz düşünüldüğünde bundan sonra el ele tutuşmadığımız bir anın olması mümkün değil!"
  • HUSREV- Hayat bir şeyi yapınca o şey tamamdır. Olur musu, olmaz mısı yoktur. Hayat yapar, izah etmez ve kabul ettirir. Bütün sanatı burada. Bizse hayattan soramadığımız hesapları bir tasavvurdan isteriz.

    NEVZAT - Mantıktan da büsbütün vaz geçemeyiz ya.

    HUSREV- Kim diyor vaz geçin diye? Amma onunla her şeyi halletmeye bakmayın! Hâdiselerin sırrı en az mantığındadır. Nasıl ki tablonun kıymeti en az çerçevesindedir. Çerçeveyle ne uğraşırsın? Tabloya bak! Korkarsın!