• Geçiyorsam gözlerinin içinden,sana olan sevdadandır bilesin...🕊
  • Tütün bastım ay yarama
    Vedalaşmadan gidersen
    Yürek anlar ayrılığı..
    Ayrılık da sevdadandır
    Ben bilirim ayrılığı..
    Yüreğimi yer yaşarım
    Ay karanlığa şaşarım
    Zühre olmazsan geceme
    Karanlığa karışırım..

    (Tunay Bozyiğit Seyduna - Ayrılıkta Sevdadandır)
    https://www.youtube.com/watch?v=zX9ZfsY0HOA
  • Bir köz düşürdün bağrıma
    Yaramı dağlayıp gittin
    Dostluğu koydun arama
    Dilimi bağlayıp gittin
    Dostluğu koydun arama
    Elimi bağlayıp gittin

    Su bakışlı duru gule
    Yağmurlardan arı gule
    Bir göz vurup dönüp gitme
    Koyma beni yarı gule

    Su esmeri duru gule
    Gül çiğinden arı gule
    Bir göz vurup dönüp gitme
    Koyma beni dara gule
    Bir göz vurup dönüp gittin
    Koydun beni yara gule

    Yolun açık olsun be gule
    Yürekleri gömelim küle
    Gözlerin gelse de dile
    Dost diyelim bile bile 
    https://youtu.be/wAe0sdHO9uU
  • Kendini peygamber ilan eden Hasan Sabbah (Seyduna)'ın yeryüzünde kurduğu ütopik cennetindeki güzel huriler,bu cennete girebilmek için korkusuzca savaşıp canını veren fedailer...
    Hasan Sabbah'ın muhteşem zekası ile kurduğu cennette güzel huriler vardır.Bu hurilere ulaşabilmek için canını veren fedaileri haşhaş ile büyüleyip istediğini yaptıran Seyduna'nın serüvenini konu edinir.
    Bugüne kadar okuduğum tek tarihi roman.Oldukça sürükleyici ve akıcı.
    Herkese tavsiye ederim..
  • Okuduğum bir kitapla ilgili okurken bir sürü şey geliyor aklıma. Şunu da yazsam bunu da yazsam diyorum hep. Fakat düşündüklerimin birçoğunu not almadığım için aklımdan uçup gidiyor. Bu kitabın bana hissettirdiği birçok duygu oldu. Aklımda kalanları yazıyorum. ( https://okunmuskutuphane.blogspot.com.tr )
    Kitabımız Vladimir Bartol'un Fedailerin Kalesi Alamut isimli kitabı. Yazarı Sloven bir şahsiyet. Kitap Halime isimli bir kölenin veya cariyenin tarihin tozlu sayfalarının meşhur bir ferdi olan Hasan Sabbah'ın eline düşmesini konu edinmekte. Ancak tam da aynı zamanlarda İsmaili olan İbni Tahir'de Hasan Sabbah'ın emrine girmiştir. Kitabın genel işleyişinde olaylara bir Halime'nin gözünden bir de İbni Tahir'in gözünden bakıyorsunuz. Aslında Hasan Sabbah'ı bilmeden bu kitabı okumuş olmak biraz eksik kalır.
    Hasan Sabbah 1034-1124 yıllarında Büyük Selçuklu Devleti döneminde yaşamış bir tarikat lideri. Tarikatı önceleri İsmaili olarak bilinirken sonrasında Hasan Sabbah ile haşhaşi olarak bilinmeye başlamış. Kendisinin en önemli özelliği müritlerine verdiği haşhaş ile onları uyutarak kurduğu sahte cennetlere götürmesi ve sahte cennetlerin her türlü nimetlerinden müritlerini faydalandırarak onların kendisine sıkı sıkıya bağlanması sağlamış olmasıdır. Bu sahte cennetlere giren müritler oradaki güzel kızlar, bahçelerin güzelliği ve yediklerinden içtiklerinden etkilenerek gerçekten de cennete geldiklerini sanıyorlar ve sonrasında liderleri olan Sabbah'ın yanına döndüklerinde ona inanılmaz bir bağlılık ile bağlanıyorlardı. İşte bu kitap o sahte cennetin yani Alamut'un hikayesini anlatır.
    Kitap genel olarak bu cennetten bir dönemi ve Hasan Sabbah'ın felsefesini anlamakta. Alamut'un bir köşesinde sahte cennetlere gönderilmek ve sıkı bir fedai olması hedeflenen İbni Tahir ve kendisini gibi fedai arkadaşları vardır. Diğer köşesinde gizli bir bahçede ise Hasan Sabbah'ın sahte cennetinin belki de en önemli unsuru olan güzel köle kızları vardır. Fedailer, Alamut'ta her yönden sıkı bir eğitimden geçirilirler. Alamut'un gizli köşesindeki bahçelerde ise Halime ve arkadaşları fedailere sunulmak üzere bir kadının erkeklerin nasıl hoşuna gidebileceği konusunda sıkı bir eğitim almaktadırlar. Hasan Sabbah, nam-ı diğer Seyduna yetiştirdiği fedailerden üçünü bu bahçelere, cennetine(!) adam gönderme yetkisini kullanarak gönderir ve fedailer bu sahte cennetin ve huri zannetikleri kızlara aşık olarak kalenin fedailer bölümüne tekrardan Seydunaya tam bir itaatle dönerler ve arkadaşlarına da cennetten geldiklerini anlatırlar. Sonuç... Hasan Sabbah'ın sahte cennet numarası tutmuş ve kendisine körü körüne bağlı fedailer yetişmiştir artık. Hasan Sabbah bu fedaileri belki de devri değiştirecek olaylar için kullanacaktır. Burada bir ipucu vermek istiyorum. Avrupa dillerindeki "assasinate" kelimesi suikast anlamına gelmekte ve bu yabancı kelime ise haşhaşi kelimesinden türemiş yazılanlara göre. Gerisi kitapta...
    Kitabın ana hatları böyle. Ancak ben bir de yazarın tarzına ve yukarıda anlattığım olayları nasıl somutlaştırdığına gelmeyi özellikler istiyorum.
    Bu kitabı okurken ben Hasan Sabbah'ın sahte cennetindeydim. Ara sırada fedailer köşesindeydim. Ama en çok cennet bölümünde olduğumu söyleyebilirim. Kitabın dili çok sade. Kelime oyunları ve sizi düşündürecek cümleler yok. Fakat olay bir cennet hayali olunca kitabı elimden bırakmak istemedim. Yazarın cümleleri ile kimi zaman Halime kimi zaman Meryem kimi zaman Sara'nın yanındaydım. Orada bir köşede, minderlerin üstünden o sahte cenneti gözlüyordum. Hatta olayların bizzat içindeydim. Ya da keşke içinde olabilseydim demek daha doğru olur. Kitap, sizi sahte cennetin hurilerinin narin elleriyle sarıyor ve bırakmak istemiyorsunuz. Kitap, belki de birçok kişi için felsefi bir kitap olabilir. Ama ben kitaba o kadar kaptırdım ki işin felsefi yönünü geçtim ve yaşamaya başladım. Bu yazarın anlatım başarısından mıdır yoksa her insanın cennet hayalinin somut olarak önüne sunulmasından mıdır bilemedim. Ama çok çok güzel, bir çırpıda bitebilecek bir kitap. Kesinlikle okunması gerekir ancak özellikle erkek okuyucuların kitaba fazla dalmasını tavsiye etmem :)
    Şiddetle tavsiye ettiğim bir kitap. İyi okumalar.

    https://okunmuskutuphane.blogspot.com.tr