Kâinatın, yegâne varlığını yavaşlayan insana usulca sunmaya başlamasıyla nesneler biçim değiştirir, renkler parlaklaşır; böylece özüne dönmeye başlayan birey, hüzün ve coşkuyla dolu ilkel varoluşu yeniden içine dolarken, duymanın, koklamanın ve mikroskobik bir gözle görmenin önemini ve zevkini hatırlar.
Bakan körler, işiten sağırlar, konuşan dilsizler, hissiz kalpler, akletmeyen beyinler ve herkesleşen insanlar arasında kendi dilini, içindeki cevheri, hayatın anlamını bulabilmektir görmek. Yol, yordam ve yoldaşını seçebilmektir.
Elimizde olan daima eksiktir. Gözümüz ve gönlümüz elimize gelmeyenin, elimizde olmayanın hasretindedir. Sahip olamadığımız şey için mutsuz oluruz ama ona sahip olmanın da mutluluğa yetmediğini anlarız. Hayat işte böyledir, olabildiğince karmaşık, aklın kavrayamadığı derecede kördüğüm.