• SUALİNİZ: Dünyanın siyasetine karşı niçin bu kadar lâkaytsın? Bu kadar safahât-ı âleme karşı tavrını hiç bozmuyorsun. Bu safahâtı hoş mu görüyorsun? Veyahut korkuyor musun ki sükût ediyorsun?


    Elcevap: Kur'ân-ı Hakîmin hizmeti, beni şiddetli bir surette siyaset âleminden men etti. Hattâ düşünmesini de bana unutturdu. Yoksa, bütün sergüzeşt-i hayatım şahittir ki, hak gördüğüm meslekte gitmeye karşı korku elimi tutup men edememiş ve edemiyor.
    Hem neden korkum olacak? Dünya ile, ecelimden başka bir alâkam yok. Çoluk çocuğumu düşüneceğim yok. Malımı düşüneceğim yok. Hanedanımın şerefini düşüneceğim yok. Riyâkâr bir şöhret-i kâzibeden ibaret olan şan ve şeref-i dünyeviyenin muhafazasına değil, kırılmasına yardım edene rahmet! Kaldı ecelim. O, Hâlık-ı Zülcelâlin elindedir. Kimin haddi var ki, vakti gelmeden ona ilişsin? Zaten izzetle mevti, zilletle hayata tercih edenlerdeniz. Eski Said gibi birisi [ 1 ] şöyle demiş: وَنَحْنُ اُنَاسٌ لاَ تَوَسُّطَ بَيْنَنَا * لَنَا الصَّدْرُ دُونَ الْعَالَمِينَ اَوِ الْقَبْرُ [ 2 ]
    Belki hizmet-i Kur'ân, beni hayat-ı içtimaiye-i siyasiye-i beşeriyeyi düşünmekten men ediyor. Şöyle ki:
    Hayat-ı beşeriye bir yolculuktur. Şu zamanda, Kur'ân'ın nuruyla gördüm ki, o yol bir bataklığa girdi. Mülevves ve ufûnetli bir çamur içinde, kàfile-i beşer düşe kalka gidiyor. Bir kısmı selâmetli bir yolda gider. Bir kısmı mümkün olduğu kadar çamurdan, bataklıktan kurtulmak için bazı vasıtaları bulmuş. Bir kısm-ı ekseri, o ufûnetli, pis, çamurlu bataklık içinde, karanlıkta gidiyor. Yüzde yirmisi, sarhoşluk sebebiyle, o pis çamuru misk ü amber zannederek yüzüne gözüne bulaştırıyor; düşerek, kalkarak gider, tâ boğulur. Yüzde sekseni ise, bataklığı anlar, ufûnetli, pis olduğunu hisseder; fakat mütehayyirdirler, selâmetli yolu göremiyorlar. İşte bunlara karşı iki çare var:
    Birisi, topuzla o sarhoş yirmisini ayıltmaktır.
    İkincisi, bir nur göstermekle mütehayyirlere selâmet yolunu irâe etmektir.
    Ben bakıyorum ki, yirmiye karşı seksen adam, elinde topuz tutuyor. Halbuki, o biçare ve mütehayyir olan seksene karşı hakkıyla nur gösterilmiyor. Gösterilse de, bir elinde hem sopa, hem nur olduğu için, emniyetsiz oluyor. Mütehayyir adam, "Acaba nurla beni celb edip topuzla dövmek mi istiyor?" diye telâş eder. Hem de bazan arızalarla topuz kırıldığı vakit, nur dahi uçar veya söner.
    İşte, o bataklık ise, gafletkârâne ve dalâlet-pîşe olan sefîhâne hayat-ı içtimaiye-i beşeriyedir. O sarhoşlar, dalâletle telezzüz eden mütemerridlerdir. O mütehayyir olanlar, dalâletten nefret edenlerdir, fakat çıkamıyorlar; kurtulmak istiyorlar, yol bulamıyorlar, mütehayyir insanlardır. O topuzlar ise siyaset cereyanlarıdır. O nurlar ise hakaik-i Kur'âniyedir. Nura karşı kavga edilmez, ona karşı adâvet edilmez. Sırf şeytan-ı racîmden başka ondan nefret eden olmaz.
    İşte, ben de, nur-u Kur'ân'ı elde tutmak için, اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَالسِّيَاسَةِ [ 1 ] deyip, siyaset topuzunu atarak, iki elimle nura sarıldım. Gördüm ki, siyaset cereyanlarında, hem muvafıkta, hem muhalifte o nurların âşıkları var. Bütün siyaset cereyanlarının ve tarafgirliklerin çok fevkinde ve onların garazkârâne telâkkiyatlarından müberrâ ve sâfi olan bir makamda verilen ders-i Kur'ân ve gösterilen envâr-ı Kur'âniyeden hiçbir taraf ve hiçbir kısım çekinmemek ve ittiham etmemek gerektir—meğer dinsizliği ve zındıkayı siyaset zannedip ona tarafgirlik eden insan suretinde şeytanlar ola veya beşer kıyafetinde hayvanlar ola!
    Elhamdü lillâh, siyasetten tecerrüd sebebiyle, Kur'ân'ın elmas gibi hakikatlerini propaganda-i siyaset ittihamı altında cam parçalarının kıymetine indirmedim. Belki, gittikçe o elmaslar kıymetlerini her taifenin nazarında parlak bir tarzda ziyadeleştiriyor.
    ‎وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِى هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْ لاَ اَنْ هَدٰينَا اللهُ لَقَدْ جَۤاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ * [ 2 ]
    ‎اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى [ 3 ]
  • A'râf Sûresi / 175.Ayet

    175. (Resûlüm!) Onlara (o yahudilere) şu kimsenin haberini oku ki biz ona âyetlerimizi vermiştik de o bunlardan sıyrılıp çıktı (küfre meyletti). Böylece şeytan onu peşine taktı, o da azgınlardan biri olup çıktı.
    Bu âyetteki adam, rivayete göre Bel’am b. Baûrâ olup İsrâiloğulları’ndan bilgin ve duası kabul olunan bir kimse idi. Bunun bulunduğu şehir halkı kâfir olduğu için Hz. Musa’nın getirdiği şeriate karşı çıkmışlar, Hz. Musa da onlarla savaşmıştı. Halktan ileri gelenler buna gelerek Hz. Musa ve kavmi aleyhinde bulunmasını ve beddua etmesini istediler. Önce razı olmamıştı. Fakat kendisine birtakım dünyalıklar verilince, biraz da pohpohlanınca mü’minlerin aleyhinde olmaya ve beddua etmeye başladı. Bunun üzerine yüce Allah tarafından ilmi kendisinden alınarak dili (aşağıdaki âyette misal verildiği gibi) göğsüne kadar uzayıp sarkmış ve böylece cezasının bir kısmı daha dünyada iken verilmişti. İşte böyle şan, şöhret ve mevki elde etme uğruna dinini satanlara “Bel’am” sözü darb-ı mesel olmuştur.

    A'râf Sûresi / 176.Ayet

    176. Eğer dileseydik onu, âyetler ile (iyiler derecesine) yükseltirdik. Fakat o, yere (aşağılık dünyaya) meyletti ve hevesinin peşine düştü. Artık onun durumu köpeğin hali gibidir ki üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, kendi haline bıraksan da yine dilini çıkarıp solur (aşağılık bir haldedir). İşte âyetlerimizi yalanlayanların durumu budur. (Onlara) bu hadiseyi anlat; olur ki iyice düşünür (öğüt alır)lar.

    A'râf Sûresi / 177.Ayet

    177. Âyetlerimizi yalanlayıp (bu suretle) sadece kendi kendilerine yazık eden toplumun durumu ne kötüdür!

    A'râf Sûresi / 178.Ayet

    178. Allah kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulmuştur. Kim de sapıklık yaparsa işte onlar asıl zarara uğrayanların ta kendileridir.
  • 264 syf.
    ·11 günde·Puan vermedi
    Cennet İle Cinnet Arasında Metafizik Müzayedeler
    Anıl Öztürk
    Siyon protokolünde “Biz ortaya koyduğumuz doktrinlerle, karşıt vatandaşların kafalarının mutlaka karışmasını sağlayacağız”
    Erkeğin bir derece üstünlüğü fiziksel üstünlüktür.
    Toprak vericidir. Ürün hasıl eder ama bunu tek başına yapamaz. Hiçbir dişil kendi kendine doğuramaz.
    Türk mitolojisinde Sibel ismini alan Kibele, su (sebil) ve bereket tanrıçası olarak da değerlendirilmiştir.
    Adem ile Havva uzun bir ayrılıktan sonra birbirlerini bulduklarında Adem heyecanlanmış fakat Havva sırtını dönerek başka bir şeyle ilgilenmeye yönelmiştir.
    Çağımızın en büyük problemi, para adını verdiğimiz maddiyatı, rızık denilen maneviyat ile eşit tutmamızdır.
    Dört unsur değil aslında beş unsur vardır. Beşincisi “esir”
    Futbol, 19.yy’da Yahudiler tarafından Hristiyan erkeklerin Pazar günleri kiliseye gitmemesi için çıkarıldı.
    Barcelona asbaşkanı Carrio, aynı zamanda şarabın tüm dünyada kontrolünü sağlayan Rothschildlerin Espana Yatırım Bankası yardımcısı. Bu demek oluyor ki bazen bir futbolcunun diğer bir kulübe transferi bile bir devletin diğerinden aldığı siyasal haraç gibi tanımlanabilmektedir.
    Yüzüklerin efendisinde Saruman, Süleyman Peygamber, Orklar ise Yecüc-Mecüc gibi.
    Adolf Hitlerin finans destekçisi Rothschild ailesi.
    Bu dönemin putları, para, hırs, ihtiras, şöhret, gösteriş, mülke bağlılık.
    “Her ümmetin bir bozgun sebebi vardır; benim ümmetimin bozgun sebebi ise mal fitnesidir” Hz.Muhammed (sav).
    İnsanlığın gelişimi son dönemde özellikle teknolojinin gelişimine bağlı ve odaklı hale getirilmiştir. Halbuki insanlığın manevi yönü de geliştilmelidir.
    Yedi uyurların uyuduğu söylenenen şehir sayısı 33. Bunların dördü Türkiye’de.
    Z.Bauman “Sosyal medya insanlığın ilerleyişi önündeki en büyüz tuzak”
    Allah adına atfedilen ritüellerin rahatlamak, deşarj olmak, tavrıyla yapılması rahatsız edici bir durum.
    Hz. Ali “sabır zehirden beterdir”. demiştir. Çünkü sabır dağın arka tarafını göre bilenler için vardır.
    Barnabas incili Hz.İsa’nın öz dili olan Aramice’dir. Bu incil çarmıha gerilenin İsa olduğunu kabul etmez. O’na ihanet eden Yahuda’nın çarmıha gerildiğini söyler. İsa’nın Tanrının oğlu olduğunu da kabul etmez. İncilin bir çok bölümünde Hz.Muhammed’den bahseder. İncil’de ;
    71. bab “Ben günah affedemem, günahları ancak Tanrı affeder”.
    72. bab “içlerinden biri dedi ki; ‘muallim bize bazı işaretler söyle ki onu bilelim’ İsa cevap verdi: “sizin zamanınızda gelmeyecek, fakat sizden bir kaç yıl sonra, kitabımın hükümsüz kılınacağı, o kadar ki, ancak 30 kadar inananın kalacağı bir zamanda gelecektir.” gibi vasıflarla 72. Bab ilerlemektedir. O elçinin gelişi ile Hz.İsa’nın daha iyi tanınacağı bildirilmektedir.
    96. bab “ O resul güneyden gelecektir”
    97. bab “O resulün adı Ahmed’dir”.
    Barnabas incili, Vatikan tarafından varlığı kabul edilmiş ancak içeriği kabul edilmemiş bir kitaptır.
    “mana” masonların içeceğidir aklı güzelleştirir.
    Aliya İzzetbegoviç “Genelde düşünüldüğü gibi inanca olan ana tehlike, dinsizlerden gelmemektedir. Hakiki tehlike zayıf, layık olmayan inananlardan gelmektedir”.
    Maun suresinde “... işte o namaz kılanlara yazıklar olsun...” ve “onlar namazlarında yanılırlar” ayetleri dine asıl zarar verecek kişilerin tasvirini yapmışlardır.
    G. Orwell 1984 romanında “bazıları güneş ışınlarını uzayda binlerce km uzaklıkta asılı duran merceklerde odaklandırmak yada yerüzünün merkezindeki ısıyı çekip sızdırarak yapay depermler ve deprem dalgaları oluşturmak gibi daha da uzak olasılıkları mümkün kılmaya çalışmaktadır”
    Yalçın Küçük, Orwell’ın 1984 derken 1948’i yani İsrail’in kuruluşunu anlattığını söylüyor.
    Suriye’de bulunan Kasiyun Dağı, rivayetlere göre Kabil’in Habil’i öldürdüğü noktadır.
    Planlı yaşamak biraz da doğaya karşı işlenmiş bir suç gibidir.
    Kahramanca ölmeyi istemek çelişkidir. Kuytu köşede yitip gitmek daha samimidir.
    Böcekler yakın gelecekte tıbbi olarak hastalıklarla mücadelede panzehir olacaklar.
    İlk emri oku olan bir kitabın dininde şart olarak biçilmiş kaideler arasında “okumak” “kuran okumak” olmaması, tam bir fiyaskodur. İşte burada dinin kendisi ile öğretilen din arasında bulunan duvar, çoğu bireyi farkında olmadan yönlendirmektedir. Namaz kılma eylemi Ankebut/45 de “Allah’ın zikri/Kuran-ı namazdan daha büyüktür” ayeti ile derecelendirilmiştir.
    Burada şeytanın insanlara, okumayı devre dışında bıraktırdığı ve okuyanlar için de Nisa suresinde belirtildiği gibi “onlara (insanlara) anlamını bilmeden okuyuşlar öğreteceğim” diyerek okumanın dinde ne kadar önemli bir noktada olduğunu bu konuda da teyit etmektedir.
    Beyazid Bestami “Şeytan hem tekkede hem Mekke’de”
    Neyzen Tevfik “Kabe’den maksat varmaktır yara, kör gibi tapınma kara duvara”.
    Yunus Emre “Ak sakallı bir hoca, bilemez hali nice, emek vermesin hacca, bir gönül yıkar ise”
    Yunus Emre “Ey hoca, ister var sen bin hacca, hepsinden iyice bir gönüle girmektir”
    Cüneyd-i Bağdadi “Hacca gitmiyorsunuz, bu paraları fakir ve fukaralara dağıtacağız. Sevaplarınız, hepsi kabul olacak, o konuda şüphe etmeyin. Oraya (Beytullah) Allah’ın evi diyorlar, Allah oraya inşaa edildiğinden beri bir kere bile girmedi. Benim kalbimden ise ilk günden beri çıkmadı. Hepiniz benim etrafımda tavaf edin hadi”.
    Steve Jobs, telefonun ufak olmasından yanaydı. O öldükten sonra büyüdü onun telefonu.
    Eisenhower “Yapılan her silah, denize indirilen her savaş gemisi, ateşlenen her roket, aç olup doyurulmayan, üşüyüp giydirilmeyenlerden yapılan hırsızlığı ifade ediyor”
    Kuranda Hz.Yakup’un 11 oğlu için “vallahi biz oyuna daldık...”
    Devrimlerden sonra eşit statüko sağlanmış ancak kadının fiziksel unsurları kullanılarak teşhircilik yapılmış, kadının özgürlüğünün bir statüko özgürlüğü değil, şekilsel/fiziksel bir özgürlük olduğu ifade edilmiştir. Bir tarafta kadını özgürleştirme adı altında yapılan ahlaksızlaştırma propagandası, diğer tarafta ise kadına saygı adı altında yapılan aşağılama düsturu, bir türlü dengeyi sağlayamamış orantısız polariteyi ortaya çıkarmıştır.
  • 256 syf.
    ·56 günde·Beğendi·8/10
    İnsan hiç değişmiyor geçmişte de gelecekte de...
    İnsan yine aynı insan.. teknoloji gelişse de yoksulluk çekse de.. Sabahattin Ali'nin bu eseri beni en çok irade konusunda etkiledi. Evet aciz insan gücü zenginlikte, şöhrette, sahte sevgi ve saygılarda gizli sanıyor.. sanıyoruz belki de.. yıllarca bize bu yaşantı şekli empoze edilmeye çalışıldı. Daha kim olduğunu bilmediğimiz insanlara çok güzel çamur atıyoruz. Çünkü şöhret sahibi değil kendisi ya da cebinde yüklü miktarlar olmadığı için... Velhasıl Sabahattin Ali'nin de dediği gibi içimizdeki şeytan yani nefsimiz tembellik istiyor, rahatlık istiyor irademizi eline geçiriyor her canını istediğini yaptırmak istiyor bize. Yaşantının da bize öğrettiği gibi oysa insan bu hayatta çalışarak, çabalayarak insan oluyor, başarıya, mutluluğa, huzura ulaşıyor..
    Eser inanılmaz güzel tasvirlerle o buhranı bizzat içimizde yaşatmış.. Herkesin bu buhranı yaşaması belki yeniden hayatımıza yön vermekte önemli rol oynar diye düşünüyorum. Herkese okumayı tavsiye ediyorum..