• Hangi amaçla yazılmış olursa olsun, her kitabın altında yazarın düşünceleriyle beslenmiş alt metinler olduğu fikriyatındayım. Peyami Safa veya kalemine giydirdiği Server Bedii elbisesi hangisi olursa olsun, Cingöz Recai basit bir eğlencelik olmaktan çok uzak.

    Evet çok eğlenceli ve sürükleyici bir sergüzeşt. Velâkin başka bir şey var üzerinde durmak istediğim. O da Cingöz Recai ile Sertaharri Mehmet Rıza'nın kimliklerinde saklı. Cingöz Recai çoğu Türk erkeğinin yerinde olmak isteyeceği; macera, kadınlar, oyuncaklar ve zenginlik gibi pek çok şeye mâlik olan ve bunlar için en azından manevi anlamda çaba sarf etmemiş bir karakter. Şeytan tüyü olan yakışıklı ve bıçkın bir serseri hırsız. Hatta giriş yazısında Erol Üyepazarcı'nın da üzerinde durduğu gibi Türk Arsene Lupin.

    Ancak okuduğum alt metinler bambaşka. Peyami Safa bilerek veya bilmeyerek, batıda öğrendiği usulleri tatbik ederek, haram yoldan kazanmış zenginlerden çalan bir hırsız kurgulamış. Fakat bir Robin Hood davranışı sergilemesine rağmen hiçbir hikayesinde çaldıklarını fakirlerle paylaşmamış olması ilginç. Suç teşkil eden eylemini aklama sebepleri, aslında İstanbul'un pek çok köşesinde konaklar sahibi olan bu serseri hırsızın pek de aklanacak bir tarafı olmadığını gösteriyor. Bir şekilde halkın ilgisine mazhar olmuş ki, Türk insanının ahlâkî normları değerlendirmekte kimi zaman sergilediği eksikliği düşünürseniz tam da toplumumuza uyan bir profil.

    Oysa, yazarın bile onun yakalanamayışından duyduğu rahatsızlık sonucu onu işini iyi bir şekilde yapmış zeki bir kanun adamına onu teslim edişi bize bir şeyler anlatıyor. Hukukun, adaletin genelde topallayarak ve ekseriyetle geç kaldığı bir toplumda haramzadeleri cezalandıran batının iyi olmayan taraflarını almış, kolay yoldan zengin olmayı, kadınları karizmasıyla büyülemeyi meslek edinmiş bir sözde ahlaklı ile amacı, işini layıkıyla yapmak olan ve bunun için sahip olduğu tüm silahları kanun dairesinde kullanan zeki bir polis.

    Belki de artık bize atfedilen, çoğunlukla geri tepen ve sıklıkla zekâ ile karıştırılan o kurnazlıkdan, Cingözlükten vazgeçip, birer Mehmet Rıza olmamız gerekiyordur. Bu sergüzeştleri bir de bu nazarla okuyun.

    Gerisi safi macera ve eğlence.
  • Arkadaşları Ali derler
    Hani oturur bizim kahvede
    Yakmış abayı bir dilbere
    Nefaset birşey fidan boylu.


    Bizim Ali pişpirik oynar
    MFÖ dinler maç seyreder
    Dedik ya abayı yakmış kıza
    Bundan haberi yok kızın ama
    Ali Desidero Ali Desidero

    Kız çok gizel latif şirin
    Hem kitap kurdu hem bir ahu
    Venus mü desem Afrodit mi
    Eli yüzü düzgün bir içim su

    Elbetteki feminist bir kız
    Metafiziğe de inanmakta

    Bir kusuru var yalnız kızın
    Biraz entel takılmakta
    Optimizt hem de pesimist biraz
    idealizme de savunmakta
    Ali Desidero Ali Desidero

    Teoride desen zehir gibi
    Pratik dersen sallanmakta
    Bazen ben hümanistim diyor
    Bazen rastyonalist oluyor
    Değişik bir psikoloji
    Bir felsefe idiotloji
    İdiot idiot idiotloji

    Bizim Ali kahveden aynen
    Kız oradan gelip geçerken
    Gözüne kestirip kafasına takıyor
    Bu benim diyor dokunanı yakarım

    Ne yapmalı ne etmeli
    Bir oyunbazlık bir şeytanlık
    Kıza dalavere mi çevirmeli

    Bu beraberlik nasıl olacak
    İkise ayrı telden çalıyor

    Centilmencemi yaklaşmalı
    Familyasıyla mı tanışmalı
    Bir bilene mi danışmalı
    Bu kız sanki bir buzdolabı
    Ali Desidero Ali Desidero

    Ali kahvede oturup duruyor
    Kızın geçmesini bekliyor
    Hatun kişi görününce köşeden
    MFÖ başlıyor aynen kasetten
    Ali Desidero Ali Desidero

    Matmazel MFÖ’yü duyar duymaz
    Biran kendinden geçiyor
    Ha bayıldı ha bayılacak derken
    Ali kızın elinden tutuyor
    Ali kıza bir klark çekiyor
    Kahvedekiler ınınının diyor
    Inının ın ının ın ını nın
    Kız pardon diyor başım döndü
    MFÖ yakar gönlümü
    Rica ederim diyor delikanlı
    Gelebilir her genç kızın başına
    Yardım edeyim size isterseniz
    Evinize götüreyim icabında

    Ay nasıl olur diyor kız içinden
    Ben sizi hiç tanımıyorum ama
    Hem konu komşu ne der sonra
    Merci giderim tek başıma

    Olur mu ne önemi var diyor oğlan
    Yürüyelim işte ne çıkar bundan
    Hem sizinle de tanışmış oluruz
    Hem konuşuruz şurdan burdan
    Ali Desidero Ali Desidero

    Ne kibar çocuk diyor kız içinden
    Hem samimi hem vefalı yani
    Bir imtihan çekeyim şuna diyor
    Serseri mi yoksa bir dahi mi

    Diyor felsefeyi severmisiniz
    Ali diyor biz hep dönerciyiz
    Luther diyor kız Machiavelli
    Şampiyon biziz diyor Ali
    Attığımız gollerden belli

    Kız anlıyor ki dünyalar ayrı
    Ali’ye kibarca bir bay bay
    Ali diyor hay hay
    Gözü parlıyor aniden kızın
    Şeytan tüyü var bu hınzırın
    Ali anlıyor ki doğru yolda
    Hazırım diyor buluşmaya
    Kız diyor ki bu işler narin
    Bugün olmaz Ali belki yarın

    MFÖ
  • Açtığımız her bahçede baharmış; doğru.

    Hangi dala el atsak yemiş varmış; doğru.

    Doğrudur en güzel dünyada olduğumuz; 

    Sanki şeytan tüyü var dağında taşında.

    Fakat nedendir Yarab bu susuzluğumuz, 

    Suyu gürül gürül akan çeşme başında.
  • Bazı şeyler vardır, ta en başından düzensizliğini fark edersiniz. İçinde sizi rahatsız eden bir şeyler vardır. Bu ne dersiniz, ben buna mı kaldım - gitmeliyim buradan. Bakmamalı- dinlememeli- sevmemeliyim bunu. Kaçmak istersiniz ondan, bu bazen bir film olur - tinto brass filmleri gibi belki. Bazen bir şarkı olur, bazen bir kitap, bazen de bir kişi. Ama olmaz, kaçamazsınız. Hayır şeytan tüyü filan değil. O sizi rahatsız eden şey aynı zamanda bağlayandır çünkü. Bağımlı olmuşsunuzdur ona. Size içini açması, en kötü yanlarını göstermesi fikri, içine çekmektedir sizi. Nasıl bir anemon önünden geçen masum bir balığı içine çekerse, sizi rahatsız eden o şey de sürekli üzerinize gelir. Size içindeki en naif tınıları gösterene kadar tekrar ve tekrar hapseder. Şu aralar benim için bir şarkı bu - ya da ben öyle sanıyorum. Baştaki kaosvari giriş, sonra kızın sesi arkasındaki uyumsuz bateri ve kulak tırmalayan gitar.sonra da yaylılar diye addedilen öte dünya sesleri. Tekrar ve tekrar dinlemekten vazgeçemiyorum hiç. Belki de benim olmak istediğim şey bu - bu şarkı. Uyumsuz şeylerin dayanılmaz birlikteliği. İnsan bir şarkı olabilir mi ki hiç. Tam kurtuldum diye rahatlarken güzelliğini ve onu bırakamayacak olmamı tekrar beynime sokan bir şarkı hem de. Biliyor zaten kadın --özelde moloko- şarkının başında ben duyman gereken sesim diyor zaten. Yakındaki nefesini soluyorum zaten orada ve kulağıma gürültünün girmesine izin veriyorum. Sonra bazen ben oluyorum o şarkı, bazen sevdiğim insan, bazen de sevmediklerim. Bazen geceden sakınıyorum molokoyu- götürebilir diye kimseye söylemeden gizlice, bazen - yine tekrar tekrar- ben alt ediyorum geceyi ve o kaostan yara almadan çıkan keman oluyorum. Şu an düşünüyorum şarkıdaki gibi, acaba ben gerçekte yok muyum - sadece senin hayalin ya da dinlediğin bir şarkıda- bu şarkıda- bir aksak bateri sesi miyim? Sen de olmayabilirsin oysa. Şu an onu düşünmüyorum ama. Biliyorum böyle şarkılar oldukça bağımlı olacağım, sen de olacaksın her zaman içten içe beni rahatsız eden ama kölesi olduğum. Bu şarkıyı hiç dinlemedin belki, yo dinlemişsindir bende açık çünkü. Bende en fazla açık olan şey sensin. Bilmeniz gerekir birbirinizi. Bu ayrılık şarkısı garip bir şekilde ayrılık değil benim için. Bütünleşme , seninle - kendimle- hayatımın başından sonuna kadar gördüğüm kim varsa bir de. İşte bir de onların hepsiyle bütünleşme şarkısı. Sonra hepsinin beni tek tek terk etmesi. Benim kendimi terk etmem. Benim şarkının çıkışına dönüşmem ama bir türlü çıkamamam. Hep giriş kısmında kalmam çıkış olarak. İnsanlar neden dinler şarkıları ki, keyiflenmek - üzülmek- ne bileyim daha bir sürü sebepten elbette. Rahatsız olmak için dinlenebilir mi? Nasıl rahatsız olmak için aşık olunursa o da yapılır. Şarkıdaki gibi terk edilen ya da beklenen hangimiziz bilmiyorum hiç. Ama bitti demesine rağmen hiç bitmiyor şarkı , benim gibi, senin gibi, bizim gibi. Her şeyi söyledim sanırım şarkıyla ilgili. Bir şey ifade etmeyen her şeyi. Herhalde uzunca bir zaman dinleyeceğim bu şarkıyı birimiz diğerinin içinde yok olana değin. Over and Over

    https://www.youtube.com/watch?v=CtkvvWOZyWg
  • Din ve Edebiyat iki kapılı ev gibidir. Hangi kapıdan girersen gir, orada evi değil kendini görürsün. Fakat bu dediğim ev Ortadoğu'dadır.
    Ecnebilerin iki kapılı evinde Din evin ardiye bölümündedir. Eve girince evin kendini görüyor, kendini evden görüyorsun.

    Belki de din kalın kalın kitap külliyatı, bitmek bilmeyen vaazlar, topraktan biter gibi çoğalan cemaatler değildir. Sahi Din neydi? İnsanı zapt-u rapt altına alan ilahi mesajlar mı? Yoksa insanın insan üzerindeki hegomanyasını bileyleyen yönetim biçimi mi? Allah ile kul arasında mı? Yoksa Allah ile imtiyazlı kullarının ruhbanlık sınıfı mı? Söyler misinin Hacı Bey, Allah denilince kalbiniz mi titrer yoksa biriktirdiğiniz çil çil altınlar mı aklınıza gelir? Ya siz Hocaefendi hazretleri; etrafınızla aynı ilaha mı iman ediyorsunuz? Kuş tüyü ipeksi koltuklarınız... Ah o firdevs cennetini temsil eden halılarınız... Sımsıcak bir cennet yaşayan ayacıklarınız. Hocaefendi! Allah'ın ismini duvara asıp kalbinizin tahtını Şeytan'a açmışsınız...