• Ben sende tutuklu kaldım
    Kendi hayatımdan çaldım
    Yedi cihan dolandım
    Bana mısın demiyor
  • Küçük kavgalardan bahsetmiyorum; onlarınki Sezen Aksu'nun elindeki kuru sıkı tabancayla Onno Tunç'u sokak sokak kovalaması, defalarca gece yarıları evden kovması, bir organizasyonda birçok insanın ortasında başka kadınlara bakamazsın diyerek Onno Tunç'un gözlüğünü ayakları altında parçaladığı dozda bir ilişkidir.
  • Sezen Aksu yıllar sonra bir konserinde bu konuyu itiraf eder: "Git, gel, geri dön, dur, gitme... Ben bu trafik polisi emirlerinin olduğu şarkıları ben hep Onno'ya yazdım."
  • Yaşamaksa, yaşadım lakin
    Canımın çoğu kaldı sende
  • "İşte biz o gün tükeneceğiz..." Seksenler için aşkı farklı bir bakış açısı ile sorgulayan bir şarkı. Mükemmel bir gitar intro melodi ile açılışı yapan şarkı, o güne kadar kimsenin duymadığı kalitede bir Türkçe pop şarkı dinletisi sunuyordu. Buna özellikle vurgu yapmam gerekir, o dönemlere kadar genelde bu tarz kaliteli düzenleme ve besteleri aranjmanlarda dinlemeye alışmıştı Türk pop müziği dinleyicisi. Melih Kibar'ı bir kenara koyarsa Onno Tunç'un bu girişimi Türk popunun günümüz deyimiyle en önemli milli ve yerli adımı olmuştu. Çünkü tüm besteler Türk besteciler tarafından yapılmış, plakta bir tane bile yabancı aranjman yer almamıştı.
    Kolektif
    Sayfa 4 - Kolektif -Michael Kuyucu - Temmuz 2018
  • Plağın ikinci büyük hiti "Geri Dön" Sezen Aksu'nun sözleri ve Onno Tunç'un müziği ile Türk popunun en büyük şarkılarından biri olmayı başardı. Daha sonra bu şarkının bir Anadolu Ermeni bestesi olduğu iddia edilse de bu iddia ne kanıtlanmış ne de Onno Tunç'un kariyerini etkilemişti.
    Kolektif
    Sayfa 4 - Kolektif -Michael Kuyucu - Temmuz 2018
  • Erdal ..

    Mamak Askeri Cezaevi'nde idam hükümlüsü bir gencin, Erdal Eren'in son fotoğraflarını çekmiştim yıllar önce.
    Yarım saat kadar yanında kalıp, koşullar elverdiğince konuşup, yaklaşık 2 'makara' fotoğraflayıp ayrılmıştım oradan.
    Deklanşöre son defa basıp, parmaklıklar arasından 'sessiz sitemsiz' bakışını dondurduğum o günün gece yarısında gidip aldılar onu hücresinden. Teamül gereği sivile, Ulucanlar Cezaevi'ne nakledip, sabaha karşı da hükmünü infaz ettiler, astılar Erdal Eren'i.

    TEK SÖZCÜK YAZAMADIM
    16 saat önce karşımda duran, konuşan, sıkıntısını paylaşan, işlediği söylenen suçla ilgili bilgiler vermeye çalışan kanlı canlı o 'çocuk' mahkumu, devlet eliyle ipin ucunda sallanan bir ölüye döndürdüler yani.
    12 Eylül ortamında Mamak Cezaevi'nde inceleme haber yapabilme 'mucize' iznini alan, Ankara büromuzdan Emin Çölaşan'dı. O gün için tek görevim foto muhabirliğiydi. Gazetede, ne Erdal'ın ölümü ne de diğer gözlemlerimle ilgili tek satır yazabilme şansım yoktu, sadece fotoğraflarım basılmıştı gazeteye.

    SON SATIRLAR
    İdamının üzerinden 2 gün geçmişti. 15 Aralık olmuştu yani. Yıl sonu geldiğinde 8-10 boş sayfası kalmış ECE ajandamın birkaç yaprağına duygularımı yazmıştım çalakalem.
    Az öteye bazı bölümleri yazıyorum. 27 yıl sonraki bu yıldönümünde ilk kez sizinle paylaşmak istiyorum o satırları.

    A benim canım kürkünü giy

    İçimde bir kurtçuk mu, tarifsiz, adsız bir yaratık mı ya da gizli sahibim mi olduğu belirsiz bir şey var.
    En olmadık zamanlarda, en olmadık şekilde çıkıveriyor karşıma.
    Erdal adlı o genç çocuğu gördüğümde de böyle oldu.
    Cezaevi Komutanı Raci Tetik Albay bizi onun hücresine götürürken bir teğmen fısıldadı kulağıma. "1 hafta10 gün içinde asılması kesinleşti bunun."

    YAKASI KÜRKLÜ PALTO

    Hücre, dışarıdan gelen seyyar bir kabloya bağlı ampulle aydınlatılıyordu. İntihar etmesin diye almışlar bu önlemi. Üstleri geldiğinde mahkumların arkalarını dönüp yukarıya bakma kuralı varmış. O da yukarı bakıyordu. Albay, "Bize bakabilirsin Erdal" deyince döndü ve göz göze geldik.
    Üzerindeki koyu gri renkli paltonun yakasında taklit bir kürk parçası vardı...

    İNAT GİBİ!
    İşte tam o sırada ortaya çıktı içimdeki tanımsız yaratık. Durumun böylesi hazin, yakıcı oluşuna inat yapar gibi, başımın içinde dönüp duran ne varsa hepsini çalıp, dudaklarıma sessiz bir tekerleme oturttu.
    Küçücükken sokak oyunlarında ezberlediğimiz bir tekerlemeydi bu:
    Kürkünü giy, kürkünü giy. A benim canım kürkünü giy.

    'YAŞIM 17...'

    Emin Çölaşan çok duygulandı, kilitlendi adeta. Tek kelime edemiyor, yutkunuyordu. Kendimi tutamadım ve ben sordum birkaç soruyu.
    Bir süredir kendisine gazete getirilmediğini, avukatıyla görüştürülmediğini, 18 yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, yaşının 18'den küçük olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini... Vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın atışla öldüğünün kanıtlandığını. Kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını söyledi.

    'ÖNCE İNSANIZ'
    Bir süre sonra ayrıldık o hücreden. Saati geldiği için yemekhaneye doğru yürüdük.
    Çölaşan sitemliydi:
    - Adam idam edilecek sen soru soruyorsun be Savaş.
    - Abi çok zorlandım ben de sorarken. Baktım sen iyice kilitlendin...
    (YN: Daha sonra ünlü kitabına vereceği ismi ilk o zaman cümle içinde kullandı Emin Abi.)
    O da bana tatlı sert çıkıştı:
    - Oğlum unutma. Biz önce insanız, sonra gazeteciyiz.

    KORKMUYORDU NETEKİM
    Tokat gibi indi yüzüme bu laf. Ama hemen affettim kendimi. Erdal'ın son sözlerini, onu en son gören siviller olarak bizden başka kim nakledecekti ki? Birileri daha sonradan "Korktu, titriyordu, af diliyordu" dese, kim aksini söyleyebilecekti ki.

    O fotoğraf Sezen şarkısı oldu

    Erdal Eren'i son anlarında çektiğim o fotoğrafları, milyonlarca kişi gibi Sezen Aksu da görmüş ve çok etkilenmiş.
    Anlatırken, "Öylesine masum, öylesine ölümden uzak, öylesine genç ki... Hikayesini de okudum. Ama beni esas vuran o 'son bakış' fotoğrafıydı Savaş.

    'AĞIT GİBİ...'
    Aysel Gürel'e gösterdim o fotoğrafı. Birlikte bir şeyler yazdık. Onno'ya verdik besteledi (Tunç). Şarkıdan çok ağıta benzedi. Yürekten kopup gelen, saf, duru, sahici..." dedi. Ve işte o ağıtın sözleri.
    "Bir an duruşu gibi
    Ömrün gidişi gibi
    Veda ederken
    Aşk ateşi gibi söner iç çekişler
    Amman amman yandım aman
    Acı yüzler"