Artık var olmayan bir geçmişe yapışıp kalarak hiçbir şey elde edilemezdi. Ama yine de o geçmişe sıkı sıkı sarılıyordum çünkü o kayıp dünyada birisiydim ben, yaşamda rolu olan bir kişiydim. Bundan vazgeçecek olursam benliğimin son kırıntısını da kaybedeceğimi hissediyorum.
Gittiğim her yerden az evvel çıkmış gibiyim
Nereye bakarsam bakayım bulamıyorum kendimi
Olduğum hiçbir yerde değilmişim gibi geliyor
Olmadığım her yerde de varmışım gibi…
İnsanın evini kaybetmesi, birini kaybetmek gibi. Son kalan bir başkasını. Yalnız başınıza evinize döndüğünüzde, sizi kapıda karşılayan o hayaleti yitirmek gibi bir his.
"Sana bir sır vereyim mi?"
"Ne sırrı?"
"Doğumunla ilgili sırrı."
"Doğumumla ilgili hiçbir sır yok."
"Olmaz mı? Kimseye söylemeyeceğine yemin edersen söylerim ancak."
"Yemin ederim."
"Söylüyorum o zaman: Sen evlatlıksın. Bizim ailemizden değilsin. Seni bir tarlada, terk edilmiş halde çırılçıplak buldular."
Tila, "Hiç de bile," diyor.
"Annemle babam sana bunu ileride, büyüdüğünde söyleyecek. Bir bilsen nasıl da acımıştık sana, çırılçıplaktın, öylesine cılızdın ki."
Tila ağlamaya başlıyor. Onu kollarıma alıyorum.
"Ağlama. Öz kardeşim olsan ancak bu kadar sevebilirdim seni."